Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Sonsuz İmtihan

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Sonsuz İmtihan    Çarş. Mart 06, 2013 11:36 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Sonsuz İmtihan    Perş. Mart 07, 2013 9:41 pm

Dolunay tüm ihtişamıyla kuzguni geceyi aydınlatırken yanı başının boş olmasına şaşırması gerekirdi. Kendisine zarar vermemek uğruna kimi zaman tüm gece, kimi zamansa birkaç gün boyunca kampın ücra köşelerinde kayıplara karışan nişanlısından tek bir iz dahi bulamamak elbette can sıkıcıydı. Hiddetinin geçmesini beklerken Freja’yı ne kadar üzdüğünden bihaber olan erkeğe aldırış etmemeyi deniyordu. Lanetin vebalini üstlenen bir diğer tarafta kendisiydi oysa. Onunla birlikte üzülüyor, onunla beraber çekiyordu aynı acıyı. Artık bu olayı kabullenmesi gerekirken düşünmemeyi seçmek bir hayli saçmaydı lakin önüne sunulan başka bir çıkış kapısı ise yoktu hiç şüphesiz. Elinden geldiği kadar ona yardımcı olmak adına hazırladığı iksirleri düşündü. Kendini, daha doğrusu varlığına bile inanmadığı vicdanını rahatlatmak içindi belki de bunlar. Daha ne kadar böyle devam edebilirdi peki? Kısır döngünün içinde aynı olaylar tekerrür ederken elinden ne gelirdi ki durup seyretmekten başka? Seyretmenin verdiği acı hiçbir zaman gidememişti yüreğinden. Bu yüzden gecenin bir vakti yabancı olduğu ve hiçbir zamanda alışamayacağını düşündüğü gizemli ormana adımını atmıştı. Yürüdükçe yürümüş, adımları güçsüz düşüne dek devam etmiş ve en sonunda da kendini görkemli nehrin karşısında bulmuştu. Ayakları oturduğu tepede küçük bir kız çocuğu gibi sallanırken hafifçe kafasını kaldırdı. Kapkaranlık gökyüzünü süsleyen yıldızlarla kesişen yorgun bakışları sayesinde tebessüm etmeyi denese de ne kadar başarılı olduğunu bilemiyordu. Kulaklarında yankılanan suyun sesini dinlemeye koyulurken gözlerini yumdu. Uzun zamandır düşünceleriyle baş başa kalmadığı göz önünde bulundurulursa eğer, buna ihtiyacı vardı. Zihnine düşen ismin ağırlığı omuzlarında belirginleştiğinde temiz havayla ciğerlerini doldurdu. Hâlâ onunla karşılaşmamış olmak her geçen gün gittikçe büyük bir sorun halini alıyordu. Sonu olmayan bir labirentte saklambaç oynuyor gibilerdi adeta ve ikisi de bundan şikayetçi değildi. Hayatını belirli bir raya oturtmuşken onu görmekten ölesiye korkmasının mantıklı bir açıklaması yoktu. Garlyn'e en ufak bir ihanette bulunacak kadar düşmemişti yahut eski hislerinin uyanması gibi bir lükste yoktu. Bulanık hatıralarının çoğu bir cam şişesine hapsolmuşken nasıl bir zarar addedebilirdi ki?

“Kimleri görüyorum.”

Bir anda kulaklarına kazınan soğuk ve bir o kadar da küstah tanıdık tınıyı işittiğinde göğüs kafesinde atmayı sürdüren kalbinin sıkıştığını hissedebiliyordu Feodora kızı. Scott Curtis Lloyd, zihnindeki düşüncelere tercüman olmuşçasına tam arkasında belirdiğinde ne yapacağını kestirememenin verdiği o kalleş duyguya takılı kalmıştı.

“Sahi, beni hatırlıyor musun, Feodora?”

Meydan okuyan yepyeni kelimeler ördüğü kaleyi yerle bir ettiğinde yutkunan genç cadı, içine gömüldüğü sükunete itaat etmekte kararlıydı. Lakin buz mavisi gözlerini dolduran kristallere yenilmemek için dudaklarını dişlemeye başladığında hâlâ yüzünü ona dönme cesaretinde bulunamıyordu.

“Ah, doğru. Kuzenimle yatarken senden beni hatırlamanı bekliyorum. Aptallığımı mazur gör.”

Son ve bir o kadar da kışkırtıcı darbeyi indirmeyi başaran büyücü emeline ulaşmıştı. Freja Feodora, birden bire kendini belli eden öfkesiyle şaha kalkan cesaretinin eşliğinde bakışlarını onun çikolata kahvesi gözlerine odaklamayı başardığında derin bir nefes verdi ve dudaklarını aralama tenezzülünde bulundu.

“Beni ne kadar sevdin?”

Dolgun dudaklarından sıyrılan kelimelerin akabinde birkaç küçük adım atarak bir zamanlar aşık olduğu, uğruna ölebileceği hatta tüm duvarlarını yıkıp geçmesine izin verdiği o adamın karşısında boy gösterdi. “Beni, seni sevdiğim kadar sevebildin mi hiç?” Verdiği savaşa yenik düşen bir damla yanağından süzüldüğünde yutkunarak boğazındaki düğümü bertaraf etmeye çalıştı. Bir peri masalını andıran aşklarının aslında ne kadar çetrefilli olduğunu bilmeyen öyle çok insan vardı ki… Hatta bunu inkar eden bir çift oldukları da söylenebilirdi. Freja'nın bulanık anılarına rağmen hatırladığı ve yok etmek istemediği en büyük acısıydı bu; Hiçbir zaman Scott'ın onu ne kadar sevdiğini öğrenememişti. Yaşarken soramadığı, sormaktan kaçındığı soruyu şimdi azat etmek ne kadar mantıklıydı emin değildi. Fakat uyandırdığı yara öylesine zehirliydi ki, ne kadar ileri giderse o kadar dibe batabilirdi.

Biz kanatları olmayan, uçmak için çırpınan iki zavallı kuştuk, özgürüz şimdi.
Aynı rüyayı göremeyen, birbirini bulamayan, iki zavallı kuştuk, özgürüz şimdi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sonsuz İmtihan
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Than-Thalas Nehri-
Buraya geçin: