Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Keşfedilmemiş Günahlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Keşfedilmemiş Günahlar   Ptsi Haz. 17, 2013 9:21 pm



F R E J A F E O D O R A & G A R L Y N E D M U N D L L O Y D

Her yere kiraz ağaçlarından pembe karlar yağdırıp "affet" diye yalvarıyoruz.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Keşfedilmemiş Günahlar   Salı Haz. 18, 2013 5:55 pm


Beni, seni sevdiğim kadar sevebildin mi hiç?

Meydan okuyan tınısına rağmen ürkekçe sorduğu sorunun cevabını adı gibi biliyordu lakin dillendirmesindeki amacı anlamamıştı hiç. Sonunun hüsranla sarıp sarmalanacağından bir hayli emindi. Çünkü ona olan aşkının büyüklüğü altında ezilirdi çoğu zaman. Nefes alamayacak kadar bitap düşerdi bedeni, dudakları söylemesi gereken kelimeleri gizlerdi, kalbi sevgiyle sarhoş olurdu. Şimdi ise bunların hiçbirini barındıramıyordu. Fakat içinde bir yerlerde oynaşan isimsiz hislerin farkındaydı. Onların neyden ibaret olduğunu yahut hangi hisle harmanlandığına dair hiçbir fikri olmasa da onları ruhunun en ücra köşesine kadar hissedebiliyordu. Emin olduğu tek şey ise aşkın onun için bir daha asla içinde barınmayacağıydı. Aşina olduğu çikolata kahvesi gözler ise tüm düşüncelerine ters düşerek tam karşısında hayali bir bulut etrafında can bulduğunda hafifçe kıvrıldı dudakları. Lakin tam birkaç saniye sonra ağır ağır söndü yüzündeki ışık. Zira Scott Curtis Lloyd ve Freja Feodora'nın dillere destan aşkı, anılarıyla birlikte bir cam şişeye hapsolmuşken geri dönüş olabilir miydi? Asla.

Düşüncelerinin denizinde alabora olan zihni daha fazla dayanamayacağını vurgulamak istercesine kendine gelmesini fısıldıyordu cadıya. Zira uzun zamandır bu düşüncelerle haşır neşirdi ve ilerlediği suların tekin olmadığı barizdi. Karşı koyamıyordu, dahil olduğu bu oyunun peşinde sürgün ederken bedenini, ne kadar çaresiz olduğunu görebiliyordu. Onunla yüzleşmekten başka hiçbir çaresi yoktu. Canının ne kadar acıyacağını bilmesine rağmen, onu görmeli ve bu sonsuz kovalamacaya bir son vermeliydi. Vermişti de, başarmıştı. Fakat bunun doğuracağı sonuçları göz ardı ederek gerçekleştirmek hiçte akıl karı değildi. Belki nişanlısının güvenini sarsacaktı yahut daha da kötüsü; büyücünün kalbinde eşi benzeri olmayan bir yaranın sahibesi olacaktı. Bu düşünce bir zehir misali tüm zihnine yayıldığında nefesinin kesildiğini hisseden Feodora, tüm vücudunu esir alan gerginliği de hissetti peşinde. Tam birkaç hafta öncesinde olduğu gibi keskindi. Yine aynı yerdeydi, onu ilk gördüğü yerde. Yine yüzleşmesi gereken şeyler vardı ve kaçması mümkün olmayacak derecede kuvvetliydi. Ve buradaydı, onu bekliyordu. Dakikalar sonra tam karşısında belirecek kalıplı beden bu sefer nişanlısına ait olacaktı. Yüzleşmesi gereken kişi bu sefer oydu, yüzleşeceği gerçekler ise ona aitti. Saklamaya çalıştığı hiçbir şeyin gizli kalmayacağını hala öğrenememiş küçük bir kız çocuğu gibiydi. Savunmasız, ürkek ve yalnız.

Zihnine hakim olan ağır düşüncelere karışan suyun sesiyle sakinleşmeye çalıştı. Tüm güzelliğiyle beraber akmayı sürdüren berrak nehre takılı kalan boş bakışlarından kurtulmayı denedi. Avuç içine batan tırnakları bir an önce aklını başına almasını vurgularcasına sertleşirken derin bir nefesle tazelemeye çalıştı bedenini. Hemen ardından soluduğu havaya karışan kokuyu fark ettiğinde ise hafifçe gülümsedi. Dudaklarında yer edinen tebessüm içtendi. Fakat gözleri onunkilerle buluştuğunda solacağını biliyordu. Nitekim öyle olmuştu da. Güzel yüzünü aşık olduğu adama doğru çevirdiğinde bakışlarındaki öfkeyi ve ona karışıp duran acıyı net bir şekilde seçtiğinde yüreğinde bir şeylerin parçalandığını hissetti Feodora kızı. Ne diyeceğini bilmiyordu, şayet bu durumu açıklayacak hiçbir kelimenin olduğuna da inanmıyordu bir yanı. Yutkundu, boğazında düğümlenen her ne varsa yok etmeye çalışarak güçlükçe yutkundu. Yavaşça sağ elini büyücünün yanağına yerleştirdiğinde uzayan sakallarını okşadı. Ona olan özleminin dinmeyeceğinden öylesine emindi ki… Uyandığı her yeni sabahta yanı başında nefes alan kişinin o olmasını istiyordu, bir başkasının değil. Lakin ona bunu nasıl kanıtlayabilirdi ki? Güven, bir cam misali kırılgandı. Bir kez kırıldığında onarma ihtimalinin ne kadar olduğunu bilemezdin. O karşındakine bağlıydı, karşındakinin sana olan sevgisine. Karşındakinin, senin gözlerinde gördüğü sevgiye... Durmadı, devam etti. Ufak ve fazlasıyla masumiyetle taçlandırılmış dokunuşlarını büyücüye armağan ederken dudaklarının önüne gelen kelimeleri zihninde tartmayı sürdürdü. Bir yandan da özlediği erkeğin güzelliğini bir şarap misali içti bakışlarıyla. Bir taşla iki kuş, diye düşündü Feodora kızı. Bu her ne kadar dudaklarında buruk bir tebessümün nedeni olsa da aldırış etmemeye çalıştı. Durumun ehemmiyetinin farkındaydı ve elinden geleni değil, daha da fazlasını yapmasının gerek olduğunun bilincindeydi. Onu her zaman kurtaran adamın kırılan güvenini onarmak için varını yoğunu ortaya koymalıydı. Tıpkı bir zamanlar onun da Sonechka ile yaşadıklarının ardından kendisine dönüp yeniden güvenini kazanmak istediğini söylediği gibi.

Geçmiş, derin uykusunu bırakmışa benziyor, sevgilim. Şayet ne zaman mutlu olsak karşımıza çıkıp, aşması güç engeller koymayı ihtimal etmiyor. Sonu olmayan entrikalar, onun askerleri haline gelen hayaletler ve daha nicesi... Biz, bize sunulan aşkla her şeyinden üstesinden gelmişken bunun mu üstesinden gelemeyeceğiz? Yapma, bana bak. Gözlerimin içine bak, Edmund. Gördüğünü biliyorum; orada senden başka hiç kimsenin olmadığını, olamayacağını gördüğünü biliyorum. Sadece bak, bak ve gördüğünü inkar etme. Her sabah uyandığında benim yüzümü görmek istediğini söylemiştin ya, bunu bizim ellerimizden alma.

Yavaşça elini indirdi, onunkileri kendi göğsüne yerleştirdi. Aheste aheste atmayı sürdüren kalbinin onun yanında ne kadar hızlı bir tempoya büründüğünü kanıtlamak istiyordu belki de. Aldırış etmedi, bilhassa kalbini emanet ettiği avuçlara olan güveni tamdı. Derin bir nefesle doldurdu ciğerlerini, onun kokusuyla dolu havayla hem de. Ardından dudaklarını aralama cesaretine eriştiğinde ise sesinin titrememesi adına içindeki güce tutundu.

“Üzgünüm.”

Sarf ettiği tek kelime tüm olayı özetleyecek cinsten değildi. Hatta ve hatta söylemesi gereken son kelimeydi. Damarlarında süzülen keskin öfke kendisine aitti. Hala ne yapacağını kestirememek ise canını yakan bir diğer husustu. Buz mavisi gözlerini onunkilere değdirdiğinde ona olan aşkının boyunduruğuna girmişti bir kez daha. “Saklamamalıydım. Senden hiçbir şey saklamamalıydım.” Peşi sıra sıralanan her bir kelimenin ardında gizlenen korkuya olan yabancılığına şaşırdı. Zira onu kaybetmekle ilk defa sınanıyordu.

“Beni affetmekten yoruldun, öyle değil mi?”

Kalbi cehennem alevleriyle yanıyordu. Önünde siper olması gereken buzdan surlar ise eriyip gitmişti çoktan. Çaresizdi. Onun güçlü kollarının altında olmaya ihtiyacı vardı; içindeki tüm yangınların bir an önce buzlarıyla dinmesi için. Onun sevgisine muhtaçtı; çünkü küçük kalbinin yok olması an meselesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Garlyn Edmund Lloyd
Kurtadam
Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 2539
Kayıt tarihi : 25/01/11

MesajKonu: Geri: Keşfedilmemiş Günahlar   Ptsi Tem. 29, 2013 10:06 pm


Bir kurdun ata binmesi dönüşüm anlarında komik senaryolar ortaya çıkarabiliyordu ancak altındaki havyan azmanı, itaatkâr beygir birliğindeki herkesten daha çok yakındı savaşçıya. Çünkü o özel birinden gelmişti ve zamanla onun kadar özelleşmeye başlamıştı. Kuzeydeki evini terk edeli bir aya yakın olmuştu, askerlerle birlikte orman içindeki sürülerin bağlılıklarını sınıyor; kırmızı, sarı ve mavi renklerden oluşan yamalı haritasında her toprağa bir isim veriyordu. Bu isimler Kral’ın masasında yer aldığında renkleri ona kime daha çok güvenip kimi dostundan daha yakın tutması gerekeceğini ihtiyatlıca açık edecekti. Tehlikeli vampir dalgalarının yakın dizginlere geçtiğini hissettiğinde kuzeyin en güney uçlarına varmış olduğunu anlayabiliyordu. Kadim elf diyarına tek gün dönümü mesafede olmalıydılar ancak ziyaret edilecek yaşlı bir sürü ve onurlu son bir lider kalmıştı işte ondan sonra…

İzin diye bir kavramın varlığından bile haberdar değildi, ormanda teşkilatlanmayı başlattığı iki yıl öncesinden bu yana bir kez olsun özel isteklerini göz önünde tutmamıştı lakin bu kez onu görmeye hiç olmadığı kadar ihtiyacı vardı. Jake’e tanrı korusunda bir buluşma ayarlamasını söylediğinde can sıkıcı bir sürüde yarattığı kusursuz ve duygusuz profilin sekteye uğramaması için bunu güney sınırının fazla ötelerinde ayarlamayı tercih etmişti. Bu en doğru olanıydı, cadının kutsal ormana girişi saygınlığını gerçek anlamda adım adım zedeleyebilirdi, iki yılda yarattığı savaşçıyı bir an uğruna hiç ederdi. Kalbinin dışında tuttuğu o savaşçı artık hayatı olmaya başlamıştı öyle ki nişanlısıyla alakalı duyduğu dedikodulara dahi asabiyet göstermekten kaçınıyordu çünkü artık sadece görev ve onur vardı, aşk ise her ikisini bir kuyuda boğmak anlamına gelirdi. Ama gecelerdir uyku yüzü görmemesinin sebebi ipi sapı kaçmış bu dedikoduların SFL hatlarını atlayıp örgütün üstündeki kadim orduya ulaşmasıydı. Jake konsey gecesi rahatsızlığını fark edip toplantı sonunda ona bir açıklama getirebileceğini söylediğinde tepkisi basit bir gülümseme olmuştu, bir gerçek vardı ve o hakikat sadece birinde gizliydi. Karanlık çökmek üzereyken Freja’nın buluşma noktasına çok önceden yol aldığını hissedebiliyordu ve kendiside bu keskin hakikat ile yüzleşmeye o kadar meraklıydı ki, geçmişinden gelen izlenimler sergilemekteydi, Lewy’i yanına çağırdı.

“Son sürüyü teftiş görevi bu birlik altında sizin komutanıza girmiştir. Görevinizi tamamladıktan sonra benimle Kuzey’i bölen nehrin kalçalarında buluşun.”


“Emredersiniz.”


Kara beygir doğmakta olan aya doğru şahlandı ve ardında toz ve topraktan oluşan bulutlar bırakarak bırakarak muammanın kalbine doğru hızlandı. Her saniye nişanlısının kokusu burnuna daha fazla dolmaktaydı ondan her ne kadar kilometrelerce uzak olsa dahi saçlarının esen serin yelde dalgalanışı, hüzünlü ve cam kırığı gözbebeklerini görebiliyordu. Odaklandığı tek şey oydu, öyle ki sınırın ilersindeki vampir salvolarını dahi umursamadan dur durak bilmeyen bir şekilde sadece ilerliyordu. Peşi sıra birbirini kovalayan birkaç saatin sonundaysa efsanelere ev sahipliği yapan elf yurdunun muazzam nehri metrelerce ötesinden akmaktaydı.

Garlyn düzenli yaşama adapte olmakta ağır sorunlar yaşamıştı ancak şuan ki durumuna bakan biri bebekliğinden beri bu duruma gelmesi için ağır bir düstur eğitimi aldığına yemin edebilirdi. Artık yediği yemek, koştuğu mesafe, akıttığı kan, kullandığı cümleler ve hatta kimi zaman hissettikleri bile bir görevin ya da eğitiminin parçası haline gelmişti. Buna Freja da dahildi, kendi içinde bir perhiz uygulamaya başlamıştı, sahip olduğu tek zayıf noktasının o olduğunu düşünüyordu ve bunun üstüne giderek yenemese bile önemli durumlarda dengeleyebileceğini zannediyordu, oysa hesaba katmadığı bir şey vardı, aşkın hırçın dizginlerini bazen Tanrı bile şaşırır. Böylesine büyük bir aşkı her hangi bir kalpte barındırmak güçsüzlük yaratacak en büyük unsurlardanken bir tanesiyken dünyada vazgeçemeyeceği tek şeyinde o olduğunu kabulleneli çok olmuştu. Ama kabullenmesi gereken bir şey daha vardı, Scott… Emri çiğnemişti ve görevi alt rütbeye teslim ederek şahsi ihtirası için komuta zincirini kırmıştı.

Atı kayanın üstünde şahlandığında beygirinde kızın kokusunu tanıdığını anlamak güç değildi, o an ne görev ne de komutanın bir önemi kalmıştı, kurt ormanı bir yana içindeki her katı zerre birer ateş huzmesine dönmeye başlamıştı. Kendi kendine defalarca sakin olması gerektiğini fısıldadıktan sonra ona yakın davranmamaya özen göstermeyi kendisine tembihledi ve ilerledi.  Ellerine dolan saçları ardında onu kendine o kadar çok bastırmıştı ki sarılmak kifayetsiz kalmıştı, sonra istemeden bir anda geriledi ve gözlerine bakarken söylediği kelimeleri hazmetmeye çalıştı. Gözlerinde pişmanlığın verdiği derin acıyı görebiliyordu. Cübbesini çıkarıp kayanın üstüne astıktan sonra çift kılıcının çapraz bağlarını açtı ve büyük bir saygıyla kayanın yanına yerleştirdi bunu değişik apolet, arma, hançer, jilet gibi minimum kesici eşyalar ve günlük ihtiyaçları kısa vade de gören çirkin görünümlü kaba aparatlar takip etti. Onu gördüğünde söyleyeceği cümleyi gecelerdir aklının kuytu köşelerinde arıyordu, her seferinde ayrı bir taslak çıkıyor ve kafasında tasarladığı her buluşma değişik sonlarla kesiliyordu. Bir şey söylememesinin dahi cadıyı ne kadar derinden etkilediğini hissedebiliyordu, bu acıyı tanımaktaydı, bağırmasını, söylenmesini ve zarar vermesini bekliyordu çünkü hatasının farkındaydı ve bunun dönüşü yoktu.

Tüm belleğini sildikten sonra kayanın arka tarafına geçip doruğa ulaşmakta olan ayı izlemek için temiz toprağa oturdu ve eliyle dizine vurarak nişanlısından gelmesini istedi. Kızın sahip olduğu kıvrımlar onu tanrıça haline getirmekteydi, bakışları ve sahip olduğu dolgun dudaklar, iri göz bebekleri… Böyle birine sahip olmak neredeyse her erkeğin rüyalarını süslemeye yeterdi ve o kıvrımları bir kez daha üstünde hissettiğindeyse aralarına örmeye çalıştığı duvarda bir gedik daha açılmıştı. Birden duvar örme, mesafe koyma ve intikam gibi duyguları hayatı boyunca yaptığı gibi nişanlısının soğuk ellerine itti ve güçlü parmakları narin bir tarak misali kırılgan ay ışığının vurduğu kusursuz saçları usulca okşamaya başladı. Sesi samimiyet ve içtenlikle birlikte rüzgarla maziye doğru akarken ikiliyi aşığı olduğu bir başkasına doğru sürüklüyordu, Hogwarts...

“Yanındayken gözlerimin kapanmamakta ısrarcı olduğunu hiç fark ettin mi? Ya da nefeslerimin ne kadar hızlı birbirini takip ettiğini? Bunları aşka yormak elbette kolay, seni ilk gördüğüm anın üstünden yedi yıl geçti Freja, koca yedi yıl. Ve ben o ilk andan beri gözlerimi seni görme fırsatına sahipken kapamayı başaramadım, yedi yıl boyunca tek bir an seni görmezden gelemedim.”

Onu ne kadar sevdiğini kendisine bile hiçbir zaman anlatmamıştı daha doğrusu aşkını hiçbir zaman tartmamıştı, bir iki cümle söylemeye başladığında dahi büyüklüğünü ölçemeyeceğinin farkına varmıştı ve durup sadece alnını öptü. Sağ gözünde hafif bir kırılma olduğunu hissedebiliyordu ama sadece hırçın rüzgar gözbebeğini gafil avlamıştı.

“Göl kenarı, koridor, derslik her zaman gözüm senin üstündeydi. Böyle birini fark etmemenin nedenini hiç kendine sordun mu? Senin gözlerinde tıpkı benimkiler gibiydi…”


Kuzenini görmeyeli ne kadar zaman geçtiğini hatırlayamıyordu ancak isminin içinde hoş şeyler uyandırmadığı su götürmez bir gerçekti, huzuru yeniden bozulmuştu ve ayyuka çıkan dedikoduları bir kez daha hatırladığında sesindeki sükûnetten eser kalmamıştı, sitemkâr bir savaş verir gibiydi, kendisi geçmişi ve aşkıyla.

“Hayatımın yarısını hiçbir şey yapmadan bana gelmeni bekleyerek geçirdim. Geri kalan diğer yarısını da yanımda unutmanı bekleyerek.”


Nazikçe cadıyı yanına bıraktığında sıkıntıdan tozların koloni kurduğu çizme bağcıklarıyla uğraştı bir süre, ardından ayağa kalkarak tiryakisi olduğu sigarayı yaktı ve akan nehrin bir nebzede içine dinginlik katması için yalvardı. Onu kırmak, incitmek ya da üzmek en çok kendisine yara verirdi, bir süre kafasını toplamak içi sadece akan nehri izledi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Keşfedilmemiş Günahlar   Perş. Ağus. 15, 2013 2:04 am


Kulaklarında çağlayan nehrin sesini dinlerken içindeki huzursuzluğu dindirmeyi deniyordu fakat bir türlü beceremiyordu. Nedeni bariz bir gerçek misali gözlerinin önünde beliriyordu, dindiremezdi. Ona ihanet etmeyi seçerken ne düşündüğüne bile akıl sır erdiremezken avuç içlerine boş boş bakmaktan başka hiçbir çaresi yoktu. Geçmişini ardında bırakmayı seçmişti, öyleyse neden dizginleri elinden bırakmıştı? Anıları kırılgan bir şişeye hapsedilmesine rağmen neden içinde durduramadığı bir hisse ev sahipliği ediyordu? İşin içinden bir türlü çıkamıyordu. Zihni debelendikçe debeleniyor, ne yapması gerektiğini büyük bir özenle tartıyordu fakat sonuç hüsranın ta kendisiydi. Bana bunu yapmaya hakkın yok, diye düşündü cadı. Beni böyle delicesine şeylerle sınamaya hakkın yok. Parmak uçlarından yayılan anlık öfke tüm bedenini kasıp kavurduğunda derin bir nefes soludu. Hayatımı yerle bir etmeye hakkın yok. Gittikçe hiddetlenen öfkesini dindirmekte bir hayli zorlanırken nefes alışverişini hızlandırdı. Cehennemin dibini boylamanın ardından yıllar geçmesine rağmen yeniden hayata dönüp beni içten içe öldürmeye hakkın yok. Derin bir nefes daha. Aldığı her nefeste kendini yatıştırmayı hedefleyen Feodora kızı, bununla nasıl baş edeceğini hala kestirememenin gafletine düştüğünde çabalarının boşa gittiğini idrak etti. Seni ardımda bırakalı fazlasıyla uzun zaman oldu, Curtis. Dudaklarında belli belirsiz buruk bir tebessüm can bulduğunda bakışlarını tüm güzelliğiyle akmayı sürdüren nehre doğru çevirdi. Kollarıyla vücudunu sardığında ise Garlyn’in varlığını bir süreliğine reddetmeyi yeğledi. Bunu yapmamı sen istedin. Yeniden sevebileceğimi sen söyledin. Gülümsemeye devam ederken onunla karşılaştığı ilk günü net bir şekilde kazıyan hafızasının tuzağına düştü. En ince detayına kadar gözlerinin önüne resmedilen her bir dakikaya yenik düşen aciz ruhuna engel olamadı. Buz mavisi bakışlarıyla buluşan çikolata kahvesini seçtiğinde ise irkilerek kendine gelen Freja, seyre daldığı hayali bulutunda yok olmasıyla temiz bir nefes aldı. Hemen ardından düşüncelerinin derin deryasından kurtulmayı başarıp bulunduğu ana döndüğünde bakışlarını nehirden ayırarak onun üzerine hapsetti. Büyücünün dudaklarından tek bir kelimenin dahi dökülmemesi kendi nazarında iyi değildi zira Feodora kızını çileden çıkaran özelliği buydu. Canından çok sevdiği kadın bir uçurumun eşiğindeydi lakin onun dudakları mühürlüydü.

Lanet olsun, Edmund, bir şey söyle.

Kollarıyla kendini biraz daha sıkı sarmalarken içinde kopan fırtınaları yatıştırmak için bir hayli çaba gösteriyordu. Lakin çabasının boşa çıkacağına inandığı esnada zihnine düşen bir ışık huzmesine takılı kaldı; umuduna. Elleri yavaşça karnına doğru indiğinde gözlerini yumdu. İçindeki varlığın ona verdiği büyük huzurun tadını çıkardı, damarlarını işgal eden öfkeyi silip süpürmesine müsaade etti. Başparmaklarından teki hafifçe karnını okşarken zihnine, vücuduna hatta ve hatta ruhuna yayılan tüm zehirden arındığını hissetti Feodora kızı. Teşekkür ederim. Sessizce mırıldandığı kelimelerin akabinde araladığı gözleri yeniden aşık olduğu erkekle buluştuğunda emrine ayak uydurmayı seçti. Birkaç adım atarak yanı başında beliren cadı, büyücünün dizine oturarak narin bedenini onun güçlü bedenine emanet etti her zaman olduğu gibi. Saçlarını tarayan parmakların yarattığı hoş hissi tamah ederken biraz daha sokuldu ona. Göğsünden sızan kokuyu kana kana ciğerlerine çekerken elini bir an olsun karnından ayırmamıştı. Seni çok özledik. Hafifçe tebessüm ederken kulaklarına dolan sesin bahşettiği kelimeleri dinledi. Her bir kelime özenle kalbine dokunurken dudaklarını kıpırdatmayı reddetti. Sadece onu dinledi, zira elinden gelen tek şey buydu.

Haklıydı, ne zaman bir araya gelseler Garlyn gözlerini bir an olsun üzerinden ayırmazdı. Onun çelik grisi bakışlarını her daim omuzlarının üstünde hissederdi ve bundan bir an olsun şikayet etmezdi. Hogwarts seralarında tanıştıkları günden beri bu böyleydi. Alnında hissettiği sıcaklıkla birlikte kısa bir süre gözlerini yummuş ve derince iç çekmişti.

Dizginleyemediğim bir özlem var sana karşı içimde. Bir türlü yenemediğim yahut yenmekten kaçındığım. Ne olursa olsun seni özlemekten bir türlü usanmıyorum. Ve şimdi bunu kendi ellerimle paramparça etmem an meselesi. Söylesene, çıkış kapısı bu sefer nerede? Her zaman bulmama yardımcı olurdun. Işığım olmadan yolunu bulamayan bir acizim ben. Işığım olur musun yeniden? Son bir şansı daha bırakamaz mısın avuçlarımın içine? Biliyorum, çok kirliler. Ama hep seninle arınmadılar mı zaten? Söylesene, bu labirentin bir sonu yok mu? Gece çöktükçe ürkmeye, korkmaya hatta üşümeye başlıyorum. Anlasana benim ışığım da savaşçım da ateşim de sensin. Elini uzatmayacak mısın?

Dudaklarındaki tebessüm ve içindeki küçük canlıdan aldığı güç tükenirken işittiği kelamlar son direncini de yakıp kül etmişti. Onsuz bir hiçken ihaneti önüne sunmak nasıl bir ironiydi? Zihninde bu durumu açıklamak için sıralanan kelimeleri bir türlü dışarıya vuramıyordu. Zira düğümlenen boğazı kendisini engellemesine sebebiyet veriyordu. Düşüncelerinin üzerine bedenini onunkinden ayıran büyücü birden bire tüm dünyasının alt üst olmasını sağladığında ise gözlerinin dolması an meselesiydi.

Hayatımın yarısını hiçbir şey yapmadan bana gelmeni bekleyerek geçirdim. Geri kalan diğer yarısını da yanımda unutmanı bekleyerek.

Her zaman haklı olmak zorunda mısın, Lloyd?


Derin bir nefesle ciğerlerini ödüllendirirken daha fazla kendini tutmanın faydalı olmayacağını idrak etti. Dudaklarından dökülecek kelimeleri bir an bile tartmadan, peşi sıra sıraladı.

“Ben... Ben sanırım kendimi sınamak istedim,” dediğinde bakışlarını ondan kaçırarak en ufak göz temasını reddetmeyi seçmişti. “Birden bire hayatıma adım attığında ne hissedeceğimi öğrenmek istedim.” Bana yardım et, diye yalvardı içindeki ufaklığa çaresizce. Hiç şüphesiz şu an acılarını dindirecek ve kendisini şefkate boğabilecek tek varlık ondan başkası değildi. “Biliyorum, bu aşılması zor bir duvar. Ama kalbimde senin aşkın varken, parmağımda senin yüzüğün dururken ve en önemlisi içimde senden bir parçayı taşırken bunun da üstesinden gelemez miyiz?” Yavaşça büyücünün eline uzanıp kendininkilerle karnında birleştirdiğinde gülümsemek için çabaladı. “Beni bırakmayacağına dair söz verdiğin gibi ona da vermen gerekiyor. Söyle, bizi asla bırakmayacağını söyle, Edmund.” Ufak kristallerle dolan buz mavisi bakışlarını onunkilerle birleştirdiğinde boğazındaki yumruyu bertaraf etmek için güçlükle yutkundu.

Beni sevdiğin gibi onu da seveceğine dair söz ver.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Keşfedilmemiş Günahlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Than-Thalas Nehri-
Buraya geçin: