Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Toprak Arena

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Nidalee R.
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Toprak Arena   Salı Haz. 25, 2013 7:49 pm

Kapalı gözlerinin ardından hissettiği esinti, saçlarını yalayıp geçerken göz kapaklarında hissettiği dudaklar bir süre yüzünde oyalandı. Dokunuşun gebe olduğu bastırılmış duyguların varlığına olan minneti, dudaklarının kenarını kıvırdığında, gözlerinin kenarlarında çıkan çizgileri hayal edebiliyordu.

Rüzgâr, Büyük Okyanus'un tuzlu esintisini bastıran çam ağacı kokularını burunlarına getiriyordu.


Aynı yer, aynı çam kokulu esinti, hatta ısı vermekten çok uzak olan güneşin tepedeki yeri bile aynıydı. Kızın gözleri yine kapalıydı, ancak bu sefer yüzüne vuran sıcaklığın sebebi, ormana tezatlık içindeki beyaz tüylere sahip şımarık tilkiydi. "Sen de hatırladın, değil mi Silveran?" Eski sahibinin en sevdiği ve zamanının çoğunu geçirdiği bu kırık vadiye her geldiklerinde üzerini saran husumetli duygu, tilkiyi vuran üzüntünün aynısıydı. Eli ile başını bir kere okşadı ve boğazına takılan yumruyu geçiştirmeye çalışırken bir çırpıda ayağa kalktı. Birkaç kere denedikten sonra, her alıştırmadan önce buraya, sessizliği hüküm sürdüğü bu tenhaya gelmeyi alışkanlık haline getirmişti Nidalee. Ancak iyiye gitmediğini görebiliyordu. Daha iyiye gidecek diye fısıldaşıyorlardı, ama gitmiyordu. Gideceği de yoktu. "Ursula'yı bekletemeyiz." Yaprakların arasında hareket eden ayakları ezberine kazınan açık alana yöneldiğinde etraftaki her bir insana tek tek göz attı. Kimi kalın kütükleri parçalara ayırıyor, kimi ise ölü kölelere emirler yağdırıyordu. Arkasından sekerek gelen tilki ise yavaş yavaş üzerindeki mahmurluğu atmış, tekrar yüksek derecede ilgi arayan norma haline dönmüştü. Her hafta aynı gün, nefret ettiği arenanın pis toprağına ayaklarını buluyor, düşüncelerini bir kenara savunarak Silveran ile beraber kendini soğuğun içine atıyordu. En dayanılmazı ise bunu yaparken Ursula'nın gözlerindeki hevesli istek, Alecto'nun ise gücüne duyduğu hayranlığını görmekti. Her gün, ölüm ile kaplı geçirdiği her bir gün, geçmişi tekrar tekrar yaşamak kaderine kazınmıştı. Alecto'nun onu andıran suratı, Ursula'nın yüzündeki parıltı ile, baştan, ayaklandırdığı her bir ölü ceset ile beraber onu hatırlamak zorunda, ölü yüzünde parıldamakta olan terini anımsamak zorundaydı.

"Zamanın geçtiğini anlamamışım."

Özürden çok bir bahaneydi, gerçi Ursula artık sorduğundan değildi, küçük alışkanlığının farkında olmalıydı. Kaşınan gözlerini yumruğu ile yoğurduktan sonra eğilip Silveran'ın boynundaki kırmızı eşarpı çıkardı ve kenara koydu. Toprak kokusu midesine kadar giriyor gibiydi, kız hazırlanırken, ya da hazırlanıp gibi görünüp çalabildiği her saniyeyi çalarken Ursula sadece bekledi. Kızın renkli gözlerinin yüzünde gezindiğini fark ettiğinde bir an için durakladı ve o an aklına geldi. Lanet olsun. Kırarmış gözlerini düşünemeden direkt arenaya gelmişti bu sefer, ağlamak rahatlatıcıydı ancak işin bu kısmında hata yapmak vadiye tekrar geri dönmeye zorluyordu kızı. Ursula'nın ağzını açtığını fark ettiği an elini salladı ve saçlarını başının üzerinde bir kuyruk yaparken meşgul görünmeye çalıştı. "Yorum yapmaya yeltenme." Ne demek üzere olduğunu bilmiyordu, ancak onu yoracak bir şeyse önceden uyarması daha iyi olacaktı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ursula R.
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Geri: Toprak Arena   Çarş. Haz. 26, 2013 10:19 am

Melaninli hayvanın kara kürkünü parmakları arasından geçirirken kış mevsiminin henüz terk ettiği bulutlu, kapalı ve koyu renk gökyüzüne kaldırdı başını. Gördükleri en iyi yaz günlerinden birindelerdi ve Krobelus’un sıcak havası arenanın kendine has o çürük ve rutubet kokulu toprağına vuruyor, havayı ağırlaştırıyordu. Aniden elinin altından sıyrılan Leraje’yle beraber doğruldu ve hızla kuzeydeki kayalıkları tırmanıp tepeye kurulan, arenanın içe bükümlü taş surlarının ötesini seyretmeye başlayan güzel hayvanı seyretti. Arenadaki iki ölüm büyücüsünün bulunması gereken güç merkezinden doldurulmuş ilk halkanın, Ursula’nın içinde durduğu çemberin üzerinden göğe doğru yükselen renkli buğuyu gözlüyordu Leraje; sahibinin yaydığı aurayı tartıyordu. Ursula, hastalıklı bir yaratığa kıyasla ne denli güzel göründüğünü düşündü. Leraje, atik ve çevik bir hayvandı. En önemlisi, gururluydu.

Arenaya giren esmer cadıyı ve onu sekerek takip eden beyaz tilkiyi gördüğünde bu alışkanlığını terk etmesi için Nidalee’yle yaptığı her konuşmanın aynı neticeyle, hiçlikle sonuçlanışını tartıyordu. Henüz ne kadar istisnai bir yetiyle ödüllendirildiklerinin ve bunu nereye taşıyabileceklerinin farkında olmayan birine çalışmayı öğütlemek, avuçlarındaki kürekleri görmeyen birine sandalı çekmesini söylemeye benziyordu. Topuzundan kurtulan tutamları geriye iteleyip gecikmeyi önemsemediğini belirtir gibi omuz silkip homurdanacaktı ki o an fark etti. Gözleri uzun bir zaman sonra tekrar kıpkırmızıydı. Öyle öfkeliydi ki işittiği uyarı da konuşmaya başladığında karşılaşacağı müdahale de onu yıldıramazdı. Yetileri uzun zaman sonra ilk kez hassasiyetin doruklarına ulaşmıştı ve Krobelus halkı fırtınanın ardından buluştuğu en refah dolu günleri yaşıyordu. Konsey ellerindeydi, konsey üçünün avuçları arasındaydı ve yüzlerce insan erişebilecekleri doruğa şahit olmak için onları gözlüyordu. “Yaptığının dağın zirvesine metreler kala kendi ipini kesmekten farkı yok. Seni yukarı çekmekten yorulmadım Nidalee, eğer zemine çakılmaya kararlıysan yapacak hiçbir şeyim kalmaz.” Kendi mavilerinden kızın gözlerinde alevlenen parıltılara doğru akan öfkenin arenadaki gücü tetiklediğini biliyordu. Gözünün önündeki üç ince tutamı tekrar geri ittirdi, adımlarını düello çemberinin merkezine sabitledi. “Elini çabuk tut, başlıyoruz.” Nidalee, kendi çemberinin merkezine geçtiğinde göğe doğru yükselen buğu sütununu seyretti. İki ölüm büyücüsünün aurası metrelerce yüksekte birleşip gürültüyle çarpıştı, hastalıklı bir yeşile çalan huzmeler gökyüzünü doldurarak arenanın tepesinde devasa bir kubbe oluşturdu. Ursula, avuç içini toprağa paralel açarken ilk savunma hamlesi için hazırlandı.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nidalee R.
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Geri: Toprak Arena   Çarş. Haz. 26, 2013 1:24 pm

Ayaklarının dibinden bir çırpıda sekerek Ursula'nın Leraje'sinin yanına zıplayan Silveran'a çevirdi dikkatini, kız cümleleri ardı ardına sıralarken onu umursamıyormuş gibi görünmek için her şeyini veriyordu Nidalee. Ancak ikisi de umursadığını biliyordu, Ursula kelimelerinin Nidalee'ye ulaştığını ve gereğinden fazla öfke tohumu ektiğini biliyor, Nidalee ise ince boynundan yüzüne doğru ilerleyen sıcaklıkla beraber bastırmakta daha da güçlük çekiyordu. Üç ay boyunca kızın tek yaptığı içinde büyüyen her bir şeyi ısrarla bastırmak olmuş, kendi nefeslerini almaya çekinir olana kadar sessiz akıtmıştı gözyaşlarını. Amacı kimseyi suçlamak değildi, aslında suçlamamak için can çekişiyordu, ancak içine düştüğü çukura yanında birilerini götürmeyeceği bir gerçekti. Ursula nutuğunu bitirmişe benziyordu, ancak cümleleri kızı etkisi altına almayı başarmıştı bile, şimdi etrafında olan bitenden habersiz, olduğu yerde kalakaldı. Kulaklarına esen rüzgârın sesi uğruyor, toprağın çürük kokusu burnunu rahatsız ediyor, avuç içleri terliyordu. Sızlayan gözleri ise, nerede olduğu gerçeğine tutunmasına yardım eden tek etkendi. Üç ay boyunca gizli geçirdiği her bir dakikayı, her şeyi tek başına göğüslediği her lanet günü hatırladı Krobelus'ta. Hayır, suçlamamıştı. Lakin geçen her günün ardından onları daha az umursuyor gördükten sonra Nidalee, hayatında ilk defa bir öfke krizine girip, ölüm üzerinde kurduğu istemsiz otoritesini manevi ailesinden biri üzerinde kasıtlı olarak kullanmaya yeltenmişti.

Ve her şey sona erdiğinde, Nidalee suçluluk karışımı şaşkınlığı ile toprak bulanmış ellerine bakarken kulaklarına ulaşan kıkırtı, tüyler ürpertici olmuştu. Ursula tam karşısında, Nidalee'nin öfkesine yenik düşüp ayaklandırdığı ölü ordusunun tam ortasında dikiliyordu. Yüze yakın bedenin yarısı Nidalee'nin Ursula'ya saldırmaları için canlandırdığı, diğer yarısı ise Ursula'nın kendisini savunmak için kullandıklarıydı. Nidalee gözleri sonuna kadar açılmış bir biçimde etrafına bakıp o ana kadar yaşadığı en güçlü haline şahit olurken, Ursula gülüyordu.

"Sus... İğrenç, bunların hepsi... Kes sesini!"
"Kaç kişiler dersin? Biliyor musun, her zaman bizden geri kaldığını düşünerek endişeleniyordum, Nidalee. Ancak sen oldukça iyi ayak uyduruyorsun, değil mi? Bir tilki kadar sinsi, hah?"

Arenaya her ayak bastığında, o gece ellerinde biriken gergin enerjiyi hatırlıyordu Nidalee, dakikalar sonra aynısını hissedeceğini bilerek, ancak aynı sahneyi yaşamaktan korkarak. Kendi çemberine geçtiğinde vücudunun alışık olduğu moda yavaşça girmesini bekledi. Dakikalar sonra iki aura çarpıştığında, güneşe çıplak gözle bakar gibi kıstı gözlerini, avuç içlerini açarak derin bir nefes aldı. Ursula'nın da savunma haline geçtiğini görebiliyordu, artık alıştırma dedikleri şey, Nidalee'nin canlandırdığı her bir ölüyü Ursula'nın savuşturmasına dönüştürmüştü, kız, o gece Nidalee'de gördüğü kırıntıyı tekrar canlandırabilmek adına her şeyi yapıyor gibiydi. Aksine, Nidalee ise her zaman isteksiz bir biçimde başlıyor, dikkatini dağıtabildiği kadar dağıtıyor ve kendisini garantiye alıyordu. Nefesini düzenledi ve sırtını dikleştirdi, gergin ellerine doluşan enerjiyi yoğunlaştırarak parmak uçlarına aktarmaya çalıştı. "Sana istediğini vermemek için elimden geleni yapacağım, Ursula. Bu hırs yeterli değil mi?" Toprağı parçalayarak yükselen beden geniş alana kokusunu yaydı, yaratığa acınası gözlerle baktı Nidalee. Zihnini yöneten küçük bir parçasını tembel hareketlerle ileri ittirdi, ölü beden yapabildiğinden daha yavaş, neredeyse acı veren bir hızla Ursula'ya doğru yürümeye başladı. "O ip kopalı çok oluyor." Kasıtlı olarak oyaladığı beden kıza yaklaşırken iki hayvan da kendine has sesleri ile uluyordu. Hüzünlü, acı dolu bir gülümseme Nidalee'nin suratına yerleşti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Ursula R.
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 4
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Geri: Toprak Arena   Çarş. Haz. 26, 2013 6:23 pm

Aralarında metrelerce mesafe olmasına rağmen baktığı açıdan o denli net seçiyordu ki Nidalee’nin gözlerindeki bitkinliği, çabalamaktan ve uğraştan bu kadar yoksun birinin geldiği noktayla gurur duymadan edemedi. Yorgun olduğunu biliyordu, her biri yorgundu. Fırtına’nın ardından yaklaştığı söylenen kaosa kendini hazırlayan Ölüm Peygamberi’nin topraklarına bıraktığı bu emanete sahip çıkmayı hiçbiri istememişti. Zenginlik ve refah dolu günleri arkada bırakıp zorlamalarla yokluklarına alışmaya mecbur edilmişlerdi. Toprakları her geçen gün fakirleşmiş, Ecel Vadisi’ne sığınan peygamberden kaçabildikleri kadar uzaklaşmış, kara kışı ormanlarda geçirmişlerdi. Krobelus halkının kendileri dışında sığınacak kimseleri yoktu ve işin kötü yanı, Ursula dışında hiç kimse bunu görmek istemiyordu.

Nidalee’nin sıradan bir hamleyle dirilttiği, aciz ve aksak beden kendisine doğru adımlarken alay eder gibi güldü. Onun bu hâline tanık oldukça sebebiyeti olan geceye gidiyor, her şeyin başladığı o günü düşünüyordu. Gücü ellerinde tutan dört kişilerdi, neler yapabileceklerini iyi biliyorlardı ve bu armağanı öyle büyük görüyorlardı ki tüm dünyayı esir alacak kuvveti parmakları arasından dökecek kadar cömertlerdi. Alecto’nun daimi ukalalığı yeteneğini hor görmeyi gerektiriyordu, bunun yanında hükmedebilişine hayran bir Nidalee vardı. Alistar… O ve Ursula daima tatmin edilemeyenler, daha fazlasını, daha çok gücü isteyenler olmuşlardı. Ursula, şimdi bedenini aurasına açtığı o ilk zamanları, sabahlarını ve gecelerini çalışarak, büyülerini ve ölümü kontrol etmeyi deneyerek geçirmelerini pek iyi hatırlayamıyordu. Bedenini ölüme erken emanet etmiş, çok yıpranmıştı. Zamanında yardıma muhtaç olan oydu, fakat bu süreci seri bir şekilde atlatması onu diğerlerinden kuvvetli kılmıştı. Bir tek Alistar ile yarışamıyordu, onunla kimse yarışamazdı. Ruhu çekilmiş mavi gözlerini kendisine yürüyen ölü bedene sabitlerken bu arenada, tam merkezde yatan ve birkaç dakika içerisinde lav sıcaklığında bir balçık hâlini alıp toprağa karışan adamın gençliğini anımsamayı denedi. Öyle güçlü, öyle istisna bir yetiye sahip ve öyle özeldi ki… Cehennemden çıkan özgür bir ruhu bedenine hapsetmemesi gerektiğini bile bile bunu denemiş, her birini dönüştüğü kişiye inanmaya zorlamıştı. Güce açtı Alistar, arzulamaya açtı.

“Hiçbir zaman yeterli değil.” Yaşadıklarının Nidalee’yi güçlendirmesi gerekirdi, fakat o her geçen gün zayıflamayı ve gücünü yok saymayı tercih ediyordu. Toprağın çürük kokusunu soluyup avuçlarını iki yana açan Ursula, havada üç soyut dalga yaratıp açtığı başparmaklarını üst üste getirerek buluşturdu. Ellerinin oluşturduğu üçgenden toprağa akan siyah sis, ayakları altındaki zemini gürültüyle parçaladı ve iki yanından, iki beden dirilerek ayaklandı. Bedenlerinin yarısı saçaklı etlere bulanmış birer iskelet gibilerdi, birinin kaburgalarının sağ tarafından leğen kemiğine dek çürümüş etler örtmüştü kemiklerini. Ötekinin göğüs kafesi doluydu, gırtlağındaki birkaç cılız kas seçiliyordu. Aksak ayaklarla Nidalee’nin iskeletine doğru hızla ilerleyen askerlerine bakan Ursula, kayalıkların tepesinden gürültüyle bağırmaya başlayan hayvanların tehlikeyi kokladıklarını fark etti. “Şu yaratığı aşağı indirmeleri birkaç saniye. Kemikleri yere düşmeden senin üzerine atlarlar. Hadi Nidalee, bana uğraşacak bir şeyler ver.” Sağ ayağını çemberin çizgisine yerleştirdi, sağ avucunu hafifçe kırdığı dizinin hizasına koymuştu. Ölü bedenler arenanın merkezindeki iskeletin etrafına üşüşürlerken Nidalee’yi kışkırtmak için, sol avucunu yukarı açıp tepelerindeki kubbeye doğru hızla kaldırdı. Sisten bir balyoz fırladı, tavana çarptığında kızın çemberinin tam önüne çürümüş etler ve kemikler yağdı, birkaç metrelik bir sur çekti. Balyozun tekrar avuç içine akıp kirli kanın aktığı yeşil damarlarını siyaha boyayarak kanına karışmasını izleyen Ursula, sırayla burnuna, yanağına ve çenesine değen üç tutamı geri itti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nidalee R.
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 19
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Geri: Toprak Arena   Perş. Tem. 04, 2013 3:03 pm

Üç ay kadar önce, Krobelus.

"Saçmalık."

Sayfaları, tek bir üflemelik nefesin gücüne bakan deri kaplı kalın kitap, yıllardan nasibini almış olmanın verdiği yaşlılığı umursanmadan, belki de kendisi kadar yaşlı çınar ağacının gövdesine umursamazca fırlatıldı. Alistar, suratındaki inanamaz ifadeyi daha da genişletip anlayamaz gözlerle karşısındaki üçlüyü süzerken Ursula'nın tek kelime etmediğine dikkat etti Nidalee. Kız çocuğun hareketi ile beraber aynı inanamaz ifade ile yüzüne bakakalmış, atılıp kitabı olduğu yerden dikkatlice toplamaya çalışmıştı. Çocuk, Nidalee'nin omzuna koyduğu geniş kolunu çekti ve ayağa kalktı, şimdi hepsine tepeden bakıyor, onlara azarlandıklarına dair bir his aşılıyordu.

"Bu kitaba bu kadar bağlı kalmamızın gereksiz olduğunu bir tek ben mi görebiliyorum? Elbette, yıllar öncesinin şartlarına göre doğru bir yol gösterici olabilir, ama büyünün bugüne kadar geldiği raddeyi göz önüne alıp hâlâ şu milyon yıllık yazılara harfiyen uymamız... saçmalık."

"Başka bir seçeneğin varmış gibi konuşuyorsun Alistar. Yerdeniz varolduğundan beri nekromansi ilk defa ölümlü bedenlere emanet ediliyor. Biz ilkiz, hiçbir yol göstericimiz yok, olmayacak. Ve sen elindeki tek ışık kaynağını hor görüyorsun, kahrolası."

Nidalee bu konu hakkında tartışmaya başladıkları her an sıkılıp hemen geçmesini beklerdi, Alecto ise onları can kulağı ile dinleyip katıldığı görüşlere karşı bir şeyler mırıldanıp başını sallardı, ancak hiçbir zaman tam bir taraf seçtiği görülmemişti. Grupta en iyi anlaşan Ursula ve Alistar, yine gruptaki en şiddetli kavgaları başlatan ikiliydi. Derin bir nefes alarak bu seferkinin de çabucak bitmesini bekledi kız.

"Konuştukların bile kitabın cümlelerinden başka bir şey değilken hâlâ haklılığını savunamazsın, Ursula."

"Lanet olsun, Nidalee, bir şeyler söyle! Şu aptala birazcık olsun mantık aşıla."

Şimdi, Nidalee, o an gerçekten de bir şeyler söylemiş olmak için her şeyini verebilirdi.

Şimdi.

Gözlerinin önünde parçalanmaya mahkum olacak yaratığını izlerken, parmağının küçük bir hareketi ile onu Ursla'ya ilerlemekte iken kendine doğru çevirdi ve yanına çağırdı. Onu uzaklaştırabildiği kadar uzaklaştırıp kendine zaman yaratması gerekirken yaptığı bu hareket, belki de çoktan ölmüş beyninin göstergesiydi. Yine de Ursula'nın ölüleri onu takip etmeye başladıklarında onu biraz daha hızlandırdı, aralarındaki mesafe yarılanmışken gözlerini kapadı ve bu işi ölüsü yanına gelene kadar bitirmesi gerektiğine kanaat getirdi. Kollarını iki yana açtı ve ölü hücrelerin ağırlığı ile zihnini dolduran kelimelere odaklandı. "Denediniz." Gereksiz bir nefes alıp kendini zorladı, ayaklarının altındaki toprak titremeye başladığında şimdi yavaşça çatlakların oluşması gerektiğini biliyordu. "Ben hiçbir şey yapmazken, onu durdurmaya çalıştınız." Arkasında, sırtına dönük bir biçimde bekleyen bir, iki, üç, dört ve beş beden ayaklanırken gözlerini açtı ve kendisini izleyen kıza baktı. Bu sefer yorulmuş dizlerini boş bırakarak toprağa çöktü ve gücünü, toprağa daldırdığı avuç içlerine verdi. İki kızın arasında derin bir çukur açıldı. Beş beden arkasından ilerledi ve çukurun başına geçti, bir şeyler bekleyen aç gözleri kurumuştu. "Ve buna rağmen size karşı takındığım her bir tavrı görmezden geldiniz. Sizi suçladığım her seferde..." Hüzünlü gülümseme dudaklarına uğradığında çukur artık boş değildi. "Acınasıyım." Karanlık çukurun derinliklerinden yükselen yılan tıslamasına benzer ses gittikçe yükselerek gözler önüne kendilerine yüksekten bakan bir yaratığı serdi. Elinde tuttuğu paslanmış çelikten çekiç, hastalıklı bir renge sahipti. Kuyruğunu, yerde yapışkan bir sıvı bırakarak ilerletti ve çukurdan tamamıyla çıktı. Hedefinin kim olduğunu biliyordu.


Çukurdan çıkan: bkz bir Slardar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alecto R.
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 17
Kayıt tarihi : 13/06/13

MesajKonu: Geri: Toprak Arena   Salı Tem. 16, 2013 3:41 pm

Ölümlere tanrının hep rest çektiğine inanırdım, gücün yanında olanlara, ölüm peygamberlerinin yanında savaşmaya ant içmişlere ve gecesini gündüzünü ölümün sırrını çözmeye adamış olanlara bir hediyesi var diye düşünürdum.  Şimdi göz kapaklarımı her aşağı indirişimde yüzümün aldığı şekli ben bile anlayamıyorum, gözümün önüne gelen silüetini silemiyorum.

Fırtınaların dinmek binmediği Krobelus’un sıcak gününde okyanusun ötesinde ormana doğru hafifçe ilerliyordu. Gün ne kadar sıcak olursa olsun ormanlarda eksik olmayan soğuk, vücudunun istediği tek şeydi. Eğilerek kaplanının boynunu okşamaya başladı, yıllar önce  yıkık dökük bir harabenin içinden gücünün belli bir kısmını kullanarak canlandırdığı Valoran, ona kardeşini hatırlatan tek şeydi. Soğuk seni güçlendiriyor. ‘‘Hatırladın değil mi?’’ Söylediklerini onaylarcasına gelen hırıltı yüzüne ince bir gülümse koymasına yetti, elinde bulundurduğu gücü ona sadece Valoran’ı kazandırmıştı, gerisi büyük bir kayıp, üzüntü ve yitip gidenlerdi. Fırtınadan sonra etrafta kalan tek tük yerleşim yeri her zaman olduğundan daha vasat ve fakirdi. Taşıdığı odunların altında ezilen ve birkaç balık tutmak için tırnaklarını bile kaybetmeye razı olanlar gün geçtikçe artıyordu. O lanet olası gücün kudreti bu kadar etkili olsaydı, bu insanların fakirlikten kurtulacağı fikri aklından çıkmıyordu veya aralarında güce en hakim olan kişi, Alistar olsaydı…

‘‘Gün geçtikçe bu işin üstadı oluyorum Alecto, şu önümdeki kağıtlara bak, hepsi gereksiz. Ben gücün asıl noktasını buldum, zihnimin derinlikleri bana yol gösteriyor ve ben birkaç ay içerisinde istediğim yere ulaşacağım’’

‘‘Gücü geliştirmek için ben de elimden geleni yapıyorum ama, senin bu ısrarın…’’

Bu sefer haklı olan bendim, keşke beni dinleseydin.

Ormandan çıkıp merkeze doğru seri adımlarla ilerlediğinde sıcaklığın artışı hafif rahatsızlık vermeye başlamıştı bile. Toplanan halk arenaya gözlerini dikmişti, Valoran Alecto’yu uyarmak istercesine hırçınlaşmış, yol göstermek için koşuyordu. Topraklı ellerini hafifçe birbirine vurarak temizledi, havanın üzerinde bıraktığı ağırlığı üzerinden atar atmaz Valoran’ın peşinden gitmeye başladı. Onun gözünde hala dört kişilerdi, Alistar’ın ruhu gün gelince, Alecto güce hakim olunca tekrar onun yanlarına dönecekti, onun bu acınası kuvvetten umduğu tek şey buydu. Arena’nın derin merdivenlerine geldiğinde iki büyücünün birbirlerine atıp tutmalarına şahit oldu, aylarca yapmaktan sıkılmadıkları şey. ‘‘Hala laf yetiştirmekten yorulmadınız mı? Artık üç kişiyiz, inandığınız veya inanmadığınız gücü, adını siz koyun, farklı şekilde kullanmak varken gardınızın düşük olduğu yerlerden lafı dolandırıp iki üç böcek mi çıkaralım? Sustuğunda sinirden neredeyse köpürecek ağzının çıkardığı korkunç ses Toprak Arena’nın içinde yankılandı, önce Nidalee daha sonra Ursula’ya baktı ve sırtını dönerek sakinleşmiş sesiyle konuştu. ‘‘Geçmişin gölgelerinden kurtulalım artık.’’ Valoran bölgenin ortasında açılmış yarığın hemen arkasında durmuş vücudunu dikleştirmiş ve ayaklarını sabitlemişti, kılıç kalkan çekmiş savunmaya hazır bir asker gibi. Bazen Alistar’ın yokluğunun tek sebebini Nidalee için beslediği aşkına bağlardı, belki ona olan sevgisini yüceltmek için bu denli güce vermişti kendini. Bazen tek sebebi aklında Ursula olarak gösterirdi, beraber yaptığı alıştırmaların ikisini de körüklediğini, destek yerine köstek olduklarını düşünürdü, artık bunların bir önemi yoktu. Elinde kalan tek şey cansız bedendi, bu günden itibaren ikisini de kaybedemezdi. Her sabah doğan güneşin sahiplendiği gökyüzünün geceye duyduğu saygı gibi, sürekli yerleri değişecek istemsizce oluşan sinirin sağladığı cümleler ağızlardan çıkacak ama asla ayrılmayacaklardı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Toprak Arena
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» I. Toprak Bükme Kursları

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Karanlık Bölge :: Kuzey Ülkeleri :: Toprak Arena-
Buraya geçin: