Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Trezene Kralının Kızı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Seiren Rouvas
Ses Sanatçısı
Ses Sanatçısı
avatar

Mesaj Sayısı : 193
Kayıt tarihi : 29/01/13
Lakap : Theagan, Shadowlass.

MesajKonu: Trezene Kralının Kızı   Ptsi Tem. 15, 2013 9:13 am



TANRI DAHİ MUTLU ANLARI KISKANIR.
Seiren & Syrinx
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seiren Rouvas
Ses Sanatçısı
Ses Sanatçısı
avatar

Mesaj Sayısı : 193
Kayıt tarihi : 29/01/13
Lakap : Theagan, Shadowlass.

MesajKonu: Geri: Trezene Kralının Kızı   Salı Tem. 16, 2013 11:14 am

[iInvidia. [/i]
Bir hançerin derinizi yarmadan önceki yakışındadır dünya üzerinde sahip olduğunuz ve olabileceğiniz değerler bütünüydü ancak insanoğlu kendisine biçilen değerin üzerindeki yargılara erişmek yolunda yolu arşınlarken göz ardı ettiği kavramlarla beraber bu değerin de bir kısmını elinden kaçırdı. Acı, mutlak hassasiyetin olduğu yerde bir nebze dindirilmiş sanılsa da kilise duvarlarının hemen ötesinde bir parça gözyaşı için dilenen köleleştirilmiş ruhlar cihetiyle yadsınamaz değer yargılarının tepesinde hükmünü meşru kılmaktayken gözlerimden akan tek yaşın oğul İsa yolunda olmasını umut ederdim. Öyle değildi. Silvanesti denilen ve adını henüz anımsayamadığım bu yerde akıttığım gözyaşlarının hepsi benim Tanrı’m yolunda olmadığı gibi, Oğul İsa’nın direktifleri doğrultusunda da görünmüyor. Ciğerlerime çektiğim nefesle kendimi yakarken sebebi uğruna vakit harcamak, benim için ziyandan fazlası olarak görülmediği gibi artık bir rahibe nitelikleri taşıdığıma da emin değildim. Dualarımı ediyor dahi olsam da henüz tanıştığım adının ve dillendirdiklerinin ne derece doğru olduğundan emin olamadığım bir yabancıya sonsuz karanlığımda bir figüran rolü oluşturmak ibadetim için harcadığım vakti katlamaya muktedir. Tanrım, yanlış konuşuyorsam dilime, yanlışa atıyorsa yüreğime, doğrudan sapıyorsa zihnime kilit vur. Kim olduğumu bilmediğim anda dahi sana ait olduğumu biliyordum.
Sağ elini dudak kıvrımları üzerinde bir kelebeğin kanat çırpışlarıymışçasına dolaştırırken zihnini kurcalayan her hatayı sonmuşçasına itiraf eden Theagan, bir yanlışın daha ruhunu karalamasına izin vermeyeceğini düşünerek fevri bir karar almanın eşiğine geldiği sırada göz kapaklarının ağırlaştığını hissetti. Akabinde olacaklar hakkında bir nebze fikre sahipti. Çıplak ayaklarının bileklerini okşayan ılık su aşina olduğu raddeye dek yükselince bedeni üzerindeki hükmünü yitirerek seri adımlarla ilerlemeye başladığı vakit nereye gittiğine dair herhangi bir fikri yoktu. Koşuyor, sanki gözleri görüyormuşçasına ardına bakıyor ve yine adımlarını sekteye uğratmaksızın koşuyordu. Çıplak ayaklarını yırtan taşlara aldırmadığı gibi bedenine yüklenen acıdan zevk almaya başlayan cadı, bir mükâfata doğru ilerliyormuşçasına tuhaf bir sevgi kırıntısıyla doldurmuştu yüreğini. Bir an durdu, ellerini öne doğru uzatırken parmaklarına değen parmakların serinliğini hissetti.
“Sana geliyordum.”
“Sana geldim.”
~
Kömür karası kirpikleri titreyerek açıldığında duyduğu ses için yüreğinde büyüttüğü özlemin henüz bir tarife erişmiş sayılmazdı Seiren Rouvas için. Gülkurusu dudakları hafifçe naif bir tebessümün izleriyle kıvrılırken üzerindeki yorgunluğu ve görünün getirdiği uyuşukluğu atmak için hareket etmesi, belki de ayaklanması gerekiyordu. Lakin bacakları onun külfetini üstlenecek raddeye erişmemişti henüz. Bacaklarını büyük bir gayretle karnında toplarken kollarını da onlar için kemer olabilmesi adına etrafına sararak bir süre mağaranın girişindeki küçük ışık huzmesine odaklandı. Syrinx Aethra Rouvas. Onun kendisini nasıl bulacağına dair en ufak bir fikri olmasa dahi geleceğine dair beslediği umut bugüne kadar kendisine verdiği sevginin bir ürünüydü. Syrinx için ölü denildiğinde dahi bir hafta geçmeksizin kendisini bulan kardeşi, bugün de bir şekilde Tanrı’nın izni ile yola çıkarak kendisini bulacağına, Nikolai denilen büyücünün sözlerini hakikat dışı göstereceğine emindi. Son bir gayret ile bacaklarının üzerinde doğrulduğunda alelacele üzerini düzeltmeye başladı. En zoru saçlarını düzeltmekti, ormandaki yaşlı meşenin altına sakladığı eşyalara doğru gideceği uzun bir yolu işaret ediyordu zira. El yordamıyla etrafını yoklayarak kendisine rehberlik etmesi için yaptığı, kendisinden çok etrafındaki hayvanların emeğinden peyda olmuş asasını buldu ve sakin adımlarla mağaranın çıkışına doğru ilerlemeye başladı. Mağara ormanın sık ağaçlarının hemen dibindeki tümseğin üzerindeydi ancak Seiren bakışlarını olmadığı için daha iyi korunan bir yer bulabilecek niteliklere sahip değildi. Rüzgâr derin uykusu yüzünden birbirine girmiş olan kömür karası saçlarına sert bir şekilde inerken beyaz elbisenin gizleyemediği omuzları üzerine düşen damla biraz sonra kendisini sırılsıklam edecek olan yağmurun elçisi görevine sahipti. Adımlarını hızlandırdıysa da ayaklarına değen ağaç kökleri, sesleri net ayırmasını engelleyen aşırı rüzgâr yüzünden bir insanın normal adım hızına dahi yetişemiyordu Theagan. Bu cihettendir ki biraz yüzü düştüyse de omuzuna konarak yumuşak tüyleri ile başını okşayan kuşun şen sesi ile biraz sonra sarılabileceği kardeşinin hayaline tutunarak elinden gelenin en hızlısıyla düşe kalka ilerlemeye başladı. Büyük bir ağaç köküne daha takıldığında somurtmak yerine kıkırdadı çocukça, Tanrı için ilahiler söylerken her geçtiği ağaçta kendisine eşlik eden kuşlar buluyor yaşlı meşeye biraz daha yaklaştığını kanıksıyordu artık. İsa kendisine yapılan onca zulüm karşısında bir kez dahi yüzünü düşürmemişken Tanrı’nın hizmetkârı olarak yemin etmiş kendisinin basit engellerle isyana kalkışması Tanrı’nın gözyaşı dökmesine sebep olurdu. Onu üzmek istemezdi, kendisine Syrinx’i armağan ederek yaşamı çekilir kılan bir Tanrı üzülemeyecek kadar değerliydi. Ayak bileklerine kadar yükselen su, beyaz elbisesinde kahverengi lekeler bırakmaya sebep olan çamur bugünün şartlarının son derece kötü olduğunu işaret ediyordu. Ancak artık yaşlı meşenin uzun yaprakları altında bir nebze güvendeydi. Ellerini göle sokarak yıkadıktan sonra meşenin oyulmuş kabuğundaki çantasına uzandı. Asasını, bıçağını ve tarağını aldı. Bu ormanda kendisi için hazine sayılacak üç şeyi buydu. Claudius hiçbir şeyini almamış olsa da kendisini kaçıran bedeviler aynı nezaketi göstermemişti. Claudius’un adını anımsamasıyla yanmaya başlayan yüzünün sol tarafına dokundu. Göz renginin hafifçe sığ okyanus maviliği aldığının farkındalığını taşıyordu artık. Çantasına bıraktığı göz bandını özenle taradığı saçlarının altından geçirerek sol gözünü gizledi. Syrinx’in başından geçenlerden haberdar olup hüznünü yaşamasını istemiyordu. Ayak sesleri işitti, tıpkı görüsünün kendisine bıraktığı ses ile mırıldandı.
“Sana geliyordum.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Trezene Kralının Kızı   Perş. Tem. 18, 2013 8:08 pm


Nemli toprağa bağdaş kurarak oturmuş olan cadı göz kapaklarını olanca sakinlikle kapamış, uzuvlarını sessizliğe açmıştı. Lakin fırtınanın uğultusu kulaklarından gitmeyi reddediyordu. Yüzünü yalayan ince ince esen rüzgara sırf bu yüzden sövebilirdi. Elleri birbirine kenetlenmiş vaziyette parmaklarını durmadan ovuşturuyor, kulağına ritimsiz çığlıklar şekilde çalınan tınıyı defetmeye çalışıyordu. Rüzgarın yerine içindeki seslere odaklandığında geçmişin gölgesinde ağır adımlarla yürümeye başladı. Ailesinden yanında kalan tek kişi kuzeni Euterpe’ydi ve uzaklarda olduğunu bildiği Baptiste Cesear Rouvas vardı veya Aethra öyle sanıyordu. Büyücünün varlığını bilmekten ve Euterpe ile Silvanesti’de olmaktan memnundu. Peki ya kardeşi Briareus, fırtınadan sağ çıkabilmiş miydi? Diğerleri hakkında yorum bile yapmaya gönlü el vermiyordu. Lacroix’in ve diğer kuzenlerinin Hogwarts’a geri dönmüş olduğuna inanmak istiyordu. Peki Hogwarts hala ayakta mıydı? Hiçbir şeyi, yeni düzeni öğrenmek istemiyordu. Öğreneceklerinden korkmaya başlamıştı. Tek avuntusu, yanında bulunan insanların ona verdiği güçtü. Yeni Dünya dedikleri bu düzende Aethra elinde kalanlara her zaman olduğu gibi sahip çıkmaya çalışacağına emindi.

Gözleri önüne gelen çehreler cadının yüzünde tebessümlere neden olarak izlerini göz kapakları altına taşıyordu. Yüzündeki çizgiler her birinden bir iz taşırken güçlü bir nefesi ciğerine çekti. Ormanın taze kokusu Aethra’yı yenilirken ilk geldiğinden bu yana değişen ormanın havası, örgüsü cadıya güç veren başka bir etkendi. Burada toprakla kendini bulduğuna çoktan inanmıştı. Asasız gücün ilk kıvılcımlarına tanık olmuştu. Yeteneğini geliştirmek yerine gök yüzüne odaklanmayı, tek tük beliren yıldızları incelemeyi kendine meşgale edinmişti. Diğerlerine nazaran silik biri gibi dolaşan Aethra yetimhane duvarlarından uzaklaştığı an kendini en yakın ormana atarken bulmuştu. Ormanın gariplikleri ilgisini çekerken, tanık olduğu yeni bitki türleri fırtına ile değişen pek çok şeyin varlığı olduğunu Aethra’ya göstermişti. Şimdi tüm bunları tek tek analiz ederken notlar alıyor, kendini eski zamanlardan fırlamış bir gezginden farksız hissetmiyordu. Aethra, araştırmayı sevdiğini yeni yeni keşfetmiyordu oysa. Bunu yıllar önce kardeşi Seiren ile ilk kez paylaşmıştı.

Seiren, babası ile arasındaki tek sırrıydı. O bir Rouvas olmakla kalmayıp, kendi kanındandı. Belki doğumunu Aura Rouvas üstlenmemişti ama Seiren’in Rouvas olduğu gerçeği değiştirilemezdi. Onunla Hogwarts’a başladığı yıl tanışmıştı. Seiren, eski dünya düzeninde başka bir okula gönderilmiş ve diğer Rouvaslar ile iletişimi kopuk yaşamıştı. Onunla tanıştığı gün büyük cesaret sergileyeceğine dair babasına söz vermişti. Belki de Andreas Achilleus Rouvas kızı Aethra’nın, Seiren’i kabullenmekte zorlanacağını düşünmüştü. Büyücü, ilk gün bu düşüncesinden arınmış olmalıydı. Aralarında yaklaşık yedi ay fark olan cadıların ilk dakikadan sonra kurulmuş bağın arasına hiçbir gücün giremeyeceğini kendi gözleri ile tanık olmuştu. Bunca yıl boyunca birbirlerinden destek alan cadılar aralarındaki görünmez bağın gücüne sırtını dayamışlardı.

Parmaklarını ovuşturmaktan vazgeçti ve ellerini güçlü bir şekilde kenetledi. Gözlerinin karanlık yüzeyine serilen çehrelerden farklı bir halde Seiren’in görüntüsü ete kemiğe bürünerek geldi. Seiren’in etrafındaki ayrıntılar netleşti. Önce sık ormanın arasında kalan su birikintisini seçebildi. Ardından su birikintisinden daha fazlası olduğunu gösteren göl aşinalığa yaklaştı. Seiren elleri ile suyun yönünü değiştiriyordu. Aethra’nın dudaklarına acılı bir tebessüm yerleşirken cadı kendini tutamadı. “ Seiren!” Fısıltıyla çıkan sesi beyninde yankılandı. Onu Silvanesti’de bulacağını hiç düşünmemişti.

Gözlerini hızla araladığında idrak ettiği görüntü gerçekçilikle beyninde yankılandı. Gölü ve etrafındakileri benliğine mıhlamış gibi hissetti. Kardeşinin varlığı Aethra’ya bir kez daha yol göstermişti. Toprağın üzerine oturduğu andan beri kısık kısık aldığı solukların şimdi hızına yetişemeyen Aethra ellerini nemli toprağa dayayarak atik bir şekilde ayağa kalktı. Seiren’in görüntüsü beyninde canlı kalmaya devam ediyordu. Üzerinde eski dünyadan kalma eşyalarını taşıdığı eski püskü cübbesinin eteklerindeki yaprakları silkeledi. Cübbesinin etek uçlarını çok öncesinden dizlerine kadar kesmişti. Kestiği kumaşları şimdilerde ayaklarına sargı bezi olarak kullanıyordu. Ayakkabı namına bir şeyi kalmamıştı ve Aethra yenisini beklemenin aptallık olduğunu çok iyi  biliyordu. Parmak uçlarındaki açıklıktan yararlanarak tırnaklarını toprağa vurdu. Topraktaki nemi kontrol ediyormuş gibi davransa da bunun gizli bir nedeni vardı. Derin bir nefes alıp gökyüzüne baktı ve dudaklarını aralayıp eski bir ahitten bir kesit mırıldanırken sessiz kalmayı tercih etti. Saniyenin ardından tılsım topraktaki yerini aldığında ormanın derinliklerine doğru ilk adımını attı. Her adım Aethra’ya yeni kapılar açıyor gibi heyecan bahşediyordu. Seiren’e kavuşmak, içinde büyüttüğü özlemi de gün yüzüne çıkarmıştı. Cadıya hiçbir şey olmadığını umut ediyordu. Buraya nasıl geldiğine dair aklında sorular ruhunu yıpratırken, bedenen güçlü kalmaya gayret ediyordu. Ayaklarına dolanan sarmaşıkları, batan dikenleri umursamadan yoluna devam etti. Rivendell’den çok uzaklaşmayacağına dair Serpent’e söz vermişti. O yokken orasının pek çekilir tarafı olduğu söylenemezdi. Bu yüzden sözünü çiğnemeyi reddetmesine rağmen aldığı önlemlerle uzaklaşmayı uygun kılıyordu. Böylece güvende olduğunu düşünen Aethra istediği uzaklığa erişebilecekmiş gibi davranıyordu. Tüm bu izlediği yolların sonunda etrafındaki ağaç topluluğu ile gözkamaştıran gölün varlığını keşfettiğinde sözün varlığını çoktan unutmuştu. Oraya ezbere gider gibi havası olan Aethra çok kez gölün yanında soluklanmıştı. İlk kez orada bir elfin varlığına kanaat getirmişti ve şimdi de göl kardeşi Seiren’i ona verecekti.

Bildiği yoldan ilerlerken biraz sonra karşısına çıkacak olan güçlü meşelerin yaprak kokuları genzine kadar ulaştı. Görüsündeki netlik bir ağaç sonrasında benzerine kavuştu ve Aethra gözlerine yine de inanamadı. Gölün kenarındaki Seiren, hareketlerine yön verirken cadı birkaç dakika boyunca yerinde mıhlandı. Cadının sol gözüne sardığı bez parçasına anlam veremedi. Seiren, Aethra’dan ne saklayabilirdi ki? Solukları Seiren’i gördüğü anda sakinleşmişti. Aethra hiç çekinmeden cadıya doğru ilerledi. Kendi siyah kıyafetlerine tezatlık yaratan beyaz elbisesi içindeki Seiren her zamanki gibi masum görünüyordu. Cadı varlığını hissettiği an ona dönen yüzü karşısında Aethra gülümsedi. Cadının dudaklarından çıkan kelimelere karşılık Aethra elini uzattı ve cadının narin parmaklarını kavradı.
“ Sana geldim. ”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Trezene Kralının Kızı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» sünger bob İzle Tanı (TANIMIYANMI VAR :)

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: