Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Yolda Devam Edebildiğin Kadar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Vesta Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 85
Kayıt tarihi : 09/02/11

MesajKonu: Yolda Devam Edebildiğin Kadar   Perş. Tem. 25, 2013 6:30 pm


Scott Rafael Favio & Vesta Rouvas

Yeni Deniz’in Kıyısında Bomboş Atina Şehri’nden başlayan ve Misrule Çölü’nde Biten Bir Yolculuk!

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vesta Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 85
Kayıt tarihi : 09/02/11

MesajKonu: Geri: Yolda Devam Edebildiğin Kadar   Perş. Tem. 25, 2013 7:03 pm


6 Ay Önce
Taş blokların arasından gökyüzüne uzanan kocaman boşluğa doğru gözlerini aralamıştı. Güneşin ağır ağır batışı ile aydınlanan bir odada olduğunu tahmin etti. Gözlerini zorlukla kırpıştırırken ellerini oynatmaya çalıştı. Tüm parmak uçları uyuşmuştu. Gözlerini bir an yumdu ve vücudunu dinlemeye koyuldu. Sırtında büyük bir sızı hakimdi ve baldırlarına kadar ulaşan ağrı diz kapaklarını geçmiyordu. Kollarının hakimiyetini kazanmak istedi. İlk önce parmaklarını oynatmaya çalıştı. Parmaklarını gerip, yumuşatırken günlerdir hareketsiz yattığını anlamıştı. Peki ona ne olmuştu? Gözlerini tekrar açtığında gökyüzünü bir kez daha inceledi. Bulutlar olanca yavaşlıkla üzerinden geçiyordu. Kaşlarını çattı. Tavan niye açıktı? Gözleri tavandan aşağıya doğru indi. Duvarlardaki tablolar hırpani görünüyordu. Üstelik hiçbiri yerinde değildi. Birkaçı yere düşmek üzereydi. Odanın garip görüntüsü karşısında hızla endişeye kapıldı. Bulunduğu yerin tek bir ayrıntısını bile hatırlamıyordu. Başını  hafifçe sağa çevirdi. Yerde yatıyordu. Basit bir şiltenin üzerine yatmıştı. Tüm bunlar bedeninin neden sızılar içinde kıvrandığını anlatıyordu. Oda da tek tük eşya vardı ve hepsi duvar dibine yığılmıştı. Yerde onun yattığı gibi birkaç şilte daha serilmişti. Yalnız olmadığını düşündü. Onunla birlikte başkaları daha vardı. Peki onlar kimdi?

Derin bir iç çekti. Ellerini havaya kaldırıp gözleri hizasına getirdi. Tırnakları bir hayli uzundu ve parmaklarının kemikleri derisinin altından gözüküyordu. Fazlasıyla zayıftı; eski halini hatırlamaya çalıştı. Kendini zorlasa da beyninde büyük bir boşluk vardı. Hem de simsiyah tek bir kare hatırlamadığı kadar büyük bir boşluk. Ellerini saçlarına götürdü ve uzun saçlarına hayret etti. Birbirine öylesine dolaşmıştı ki, artık arınmaları pek mümkün gözükmüyordu. Hırsla saçlarını bırakırken kendinden tiksindi. Kötü de kokuyor olmalıydı. Dudaklarını ısırırken bir an önce bilinmezlikten kurtulmak istedi. Nerede olduğunu kavramak için ellerini şiltenin kenarına götürdü. Sımsıkı tuttuğu şilteden destek alarak kalkmaya çalıştı. O anda üzerine abanan bir insan bedeni ile duraksadı. Ağzında sola yatmış bir sigara ile üzerine eğilen adam şaşkın gözlerle cadıya bakıyordu. Dudakları arasında soluğunu alırken az hareketlerle oynayan sigaraya doğru şöyle bir baktı. Sigara kokusu onu etkilemedi. Üzerimden çekil der gibi adama bakarken adam birkaç santim geri çekildi.

“Vesta?” Üzerine uzanan adamın gözlerine kısık gözlerle baktı. Vesta mı? Sigaranın dumanı yüzünü yalarken cadı dudaklarını buruşturdu. Yattığı yerden omuz silkti. “ Kim?” Sesi gayretine rağmen kısık çıkmıştı. Tekrarladı. “ Kim?” Adam anlamsız bir bakış sergileyerek geri çekildi yanına çöktü. “ Sen?” Başını havaya kaldırırken kaşlarını da hafifçe havaya kaldırmıştı. “ Hatırlamıyor musun?” Cadı başını iki yana salladı. Hatırlamıyordu.


Scott Rafael Favio, kendini öyle tek düze bir sesle tanıtmıştı. Onu hatırlamadığını söylerken ince bir alaycılıkla gülümsemişti. Bu nasıl olur der gibi bir ifadesi vardı. Yine de tüm bunlara rağmen cadı Scott’ı hatırlamamıştı.


An
Vesta’nın gelip giden hafızası karşısında, tek hatırlayabildiği eskiden kalma birkaç anıydı. Bu süre zarfında isimler konusunda hiç iyi olmadı. Hatırladığı anılarda bahsi geçen kişilerin kim olduğunu bilmiyordu. Onları gördüğünde tanıyacağından bile emin değildi. Scott’a körü körüne inanıyordu. O ne derse yapmaya başlamıştı. Onunla eskiden beri arkadaş olduğunu söylemişti ve Vesta inanmıştı. İsmine, ailesine dair her şeyi Scott’tan öğrenmişti. Yunanlıydı ve bir Rouvas’tı. Şimdilerde Yunanistan diye bir yer olmadığını söylüyordu. Bomboş şehrin ücra yerinde kalan birkaç gruptan biriydiler ve Scott onu istediği yere götüreceğine söz vermişti. Onu bıraktığında Scott kendi yoluna geri dönecekti; Wigtown’a…

İç çekti. Uyandığı zamanki odanın yıkılmış tek duvarının kenarında ayaklarını aşağıya doğru sarkıtmıştı. Aşağıya doğru uzanan evlerin çoğu harabeydi. Ayakta kalmalarının tek sebebi taştan, sağlam duvarlarıydı. Scott, buranın eskiden Atina olduğunu söylemişti. Şimdiler de bir çok adı vardı. Kimse buraya uzun süre kalmaya gelmiyordu. Scott’ta çok yakında buradan gitmeleri gerektiğini söylemişti. Vesta, onun kendinden bir an önce kurtulmak istediğini düşünüyordu. Gözlerini kısarak ileriye doğru baktı. Scott, birkaç günlük onu yalnız bırakmıştı. Eskiden kalan tek tük İngiltere şehirlerine gidip geliyordu. Büyücü ağır ağır tepeyi tırmanırken Vesta onu izledi. Haklıydı, ona fazlasıyla yük olmuştu. Kim sakat birine bakıcılık etmek isterdi ki? Kendini çaresiz hissediyordu. Ulaşım, iletişim artık eskisi gibi kolay değildi. Ne olacağını tam olarak kestiremeyen Vesta, Scott’u daha fazla rahatsız edemezdi. Ellerini dizlerine koyarak biraz daha yaklaşan Scott’ın el sallamasına karşılık vermedi. Sadece yüzüne kendi haline üzülmüş acılı bir gülümseme oturtmuştu. Dizlerini ovuşturdu. Artık sağ bacağını kullanamıyordu. Fırtınada üzerine büyük bir kütle düşmüştü. İyileşmesi için bir şifacıya gerek vardı. Buraya gelen hiçbir büyücü veya cadı Vesta’ya yardım edememişti. Bunun için belki de buradan ayrılmaları gerekiyordu. Çektiği soluğu ağır ağır bıraktı. Evin önüne gelen Scott’a doğru neşeli bir şekilde seslendi. “ Artık buradan gidelim mi?” Scott duraksadı, şimdi mi der gibi Vesta’ya bakıyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Scott Rafael Favio
Wigtown Wanderer
Wigtown Wanderer
avatar

Mesaj Sayısı : 1925
Kayıt tarihi : 28/01/12
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: Yolda Devam Edebildiğin Kadar   Cuma Tem. 26, 2013 6:10 pm


6 Ay Önce.

Nemli duvarların arasında uyandığında kendini hafif bir sarsıntının içinde bulmuştu. Gözlerini açıp yanı başında duran askılıktan cübbesini sırtına geçirdi, beyaz gömleğinin üzerine ince, siyah yeleğini giydikten sonra kapıdan çıkarak toplantı odasına doğru yol aldı. Karşısına çıkan Lestrange ruhsuzca kölelerine emirler yağdırırdığında işin basit bir saldırı veya toprak hareketi olmadığını kavradı. Masanın etrafında toplanmış herkese selamını verdikten sonra Lestrange Kalesi’nin dört bir tarafa bakan pencerelerinden etrafı inceledi. Bütün kasaba dümdüz olmuş küçük küçük köyler ise yıkık harabelerden eşyalarını toplamaya çalışan köylüler ile doluydu. Peki bu kadar yıkıcı olan neydi? Lestrange bunun bir kıyamet, fırtına ve bir daha tekrarlanmayacak insafsız yıl olarak anlattığında ne yapacağını şaşırmış bakışlar ona çevrildi. Doğudan Neraka, kuzeybatıdan Seth Learn güneybatıdan Misrule, güneyden Silitherya adaları, ve batı yakasında Balanar adalarıyla beraber gelen Eski İngiltere ulakları, haber getirmeklere görevli olan müritler inceledikleri ve yeni şekil alan toprak parçalarını anlattı. Eski fakat eski olduğu kadar büyük sararmış bir kağıdı masanın ortasına koyan Scott, muggle yapımı belli olan bir kalemi eline alarak anlatılanlara uygun yeni toprak parçalarını çizmeye başladı. Lestrange Kalesi’nin bütün görkemiyle ayakta durması kimsenin zarar görmemesine yol açmıştı belki de  bu fırtınadan en az zarar gören onlardı, kim bilir? Avrupa ve Doğu Avrupa  hakkında yorumlar gelmeye başladığında Scott’un dikkatı dağılarak konuşmayı böldü. ‘‘Atina ve çoğu Avrupa Ülkesi'nin perişan olduğunu mu söylüyorsunuz?’’ Yakından tanıdığı ve bazı zor dönemlerde gerekli bilgileri almak için ziyaret ettiği Atina çoğu köklü aileye ev sahipliği yapıyordu, başta Rouvaslar. Bütün anlatılanları kaleminden geçirdikten sonra önünde ayakta kalabilmiş limanlar, yıkılmış başkentler ve değişen kıta yapıları duruyordu. O yeni bir ziyareti kafasına yerleştirmişti, bu sefer bilgi almak için değil yanında olan eski bir dosta borcunu geri ödemek için. Olağanüstü toplantı tamamlanıp Wandererlar dört bir yana dağıldığında Scott, Lestrange’in odasında hiddetli bir tartışmanın içindeydi.

‘‘Rouvas ailesi hakkında şüphelerim var, kimin yaşayıp yaşamadığını bile bilmiyoruz.’’
‘‘Burda ikimizin üzerine yüklenmiş tonla iş var ve sen bir ailenin varlığını bu kadar önemseyecek duruma gelmişsin.’’
‘‘Örgüt yandaşı kişiler Leydim. Çıkarlarınızı düşünün. ’’

Cümlesine takındığı ciddiyet alışık olunan cinsten değildi, bir sağ kol olarak samimiyetle yürüttükleri işler genellikle başarılı olurdu fakat Scott’un cümlesinden sonra odanın içini sessizlik kapladı, rutubetli duvarlar yaşlı büyücünün cümlelerini tekrar tekrar yansıtırken Scott kapıyı yavaşça çekerek oradan ayrıldı. Kaleden çıkarak Araf Geçidi yolu üzerinden köyleri teker teker inceleyerek yıkılan suç örgütü binalarını fark etti. Lestrange’e güvenmelerini ve müritlerin yanlarında olduğu belirten bir iki cümle kurduktan sonra gemilerin konuşlandırıldığı limanlara geldi. Orta boy, bakımı yapılmış ve mürettebatı tam bir ticaret gemisinin içine atlayarak rotayı Atina olarak gösterdi.

‘‘Scott Rafael Favio.’’ Hatırlamadığına inanamayan gözlerle onu incelerken elini başına götürerek birbirine geçmiş ve uçları kırılmış cadının saçlarını yavaşça sağa doğru çekti ve büyük şişliği fark etti, şimdi her şey daha mantıklıydı. Ağzında sola yatırmış sigarasını hızlıca alarak yıkık taşların birinin üzerinde söndürdü ve boğazını iki derin öksürükle temizledi.

An.

Atina’nın mucize eseri hayatta kalan limanına tekrardan dönüp mürettabıtıyla kısa bir konuşma yapmak için Vesta’yı yalnız bırakmıştı Scott, belki de bu bahanesiydi. Onun yalnız kalıp bazı düşünceleri, anıları, yaşama tutunmasını sağlayan şeyleri hatırlamasını umuyordu. Boş, umutsuz bir yüz ifadesiyle. Gerekli eksiklerin temin edilmesi için geminin kaptanıyla konuşmuş ve bugünün akşamında uzun bir yolculuğa hazır olunacağının teminatını almıştı. Doğru filo ile yola çıkmanın verdiği haz ile ağır adımlarla tekrardan Vesta’nın yanına doğru yol aldı, Atina’nın sokaklarında adım atmak bile işkencenin başka bir anlamı olmuştu artık. Vesta’nın yanına geldiğinde yavaşça ona destek olarak kaldırdı ve gemiden getirdiği bir sandalyeye oturmasını sağladı. Yattığı şilteyi biraz toparlayıp en azından kafasını rahatça koyabileceği bir yastıkla değiştirdikten sonra eğilerek bacaklarına kontrol etti. Şifacılık veya bakıcık adını kim koymak istiyorsa koysun, Scott’un en berbat olduğu konuydu, tek anlayabildiği küçük dokunuşlarda bile Vesta’nın yüzünü ekşitecek bir problem olduğuydu. Derin bir iç çekti. ‘‘Yunanlısın, bir Yunan güzeli. Etrafında gördüğün yer Atina toprağı, senin aşina olduğun ve haftalarının geçtiği yer, ailen ile birlikte. Tahminimce dünyanın diğer kısımlarına dağıldılar, endişelenecek bir şey olduğunu sanmıyorum.’’ Anlamsızca kendisine dikilmiş gözlere alaycı bir gülümseme ile karşılık verdi, hiçbir şey hatırlamıyor olması imkansızdı ve Rouvaslar aile bağlarına çok önem verirdi. Mutlaka bir yerden aklının en derin odasında saklı kalan bir şeyi açığa çıkaracak ve diğer kilitli odalar onunla beraber onun hafızasında tekrardan yer edinecekti. ‘‘Yeni Deniz’in kıyısına kadar düştü Yunanistan, buralara son kez baksan iyi olur fazla kalmayacağız ve bu arada Baste, Wigtown Adası’nda güvende.’’ Tekrardan araya serpiştirdiği bir anı, umudunu kaybetmediğinin göstergesiydi.

Tekrardan Vesta’nın yalnız kalması gerektiğine inanan Scott tek tük İngiltere şehirlerinden daha büyük bir gemi ve daha geniş bir mürettebat ile Atina’ya döndü ve yorulan diğer gemisini Wigtown’a geri yolladı, kısa limanlama işlemlerinin ardından tepeyi yavaş yavaş tırmandı ve Vesta’yı görünce sahte gülümsemesini yüzüne kondurdu,  kolay kolay gülmeyen büyücü ortada gülmek için tek bir neden bile göremiyordu. Vesta’nın dizlerini çağresiz bir şekilde ovuşturduğunu fark etti, artık bu işe nokta koymanın vakti gelmişti. Onun yanına geldi ve sorusuna cevap vermeden burun kıvırdı, fakat kısa bir düşüncenin ardından mantıklı olduğuna karar verdi. Tecrübeli elleri cübbesinin sol cebinden kendi el yazısıyla notlar düştüğü, her limanı incelediğini açıkça belirten işaretler ve küçük bir rota ile gözüyle geniş gördüğü bir taşın üzerine açtı. Vesta meraklı gözlerle bakıyordu. Parmağını bulundukları yere koydu.
‘‘Eski Yunanistan burası, bulunduğumuz yer.’’ Parmağını yavaşça aşağı doğru indirirken eline kalemini aldı ve diğer hedefini yuvarlak içine aldı. ‘‘Seth Learn’ın batı tarafından devam ederek aşağı doğru ineceğiz, Büyük Okyanus üzerinden. Balanar ile Misrule arasındaki dar boğazdan içeri geçip Misrule Çölü’nün altına demir atacağız.’’ Boğazını temizledikten sonra kan çanağına dönmüş gözlerini ona çevirdi. Ne cevap vereceğini kestiremiyordu veya artık düşünme yetisini kaybetmeye başlamıştı. Bu yaşlı büyücü tekrardan konuşacaktı, yardımını hiç esirgemiyordu. ‘‘Misrule Çölü fırtınadan sağ çıkmayı başarmış bir limana sahip, çadır şehri diyebiliriz. İletişim kurduğum şifacılar oldu, burda beş para etmeyen kişilerden daha iyi olduğuna eminim.’’ Onun minnettar bakışları arasına gülümsemeseni yerleştirdi ve canını yakmamak adına gösterdiği özel bir özen ile vücüduna dokundu. ‘‘Merak etme, bu işin sonu istediğin gibi sonuçlanacak. ’’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vesta Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 85
Kayıt tarihi : 09/02/11

MesajKonu: Geri: Yolda Devam Edebildiğin Kadar   Salı Ağus. 20, 2013 12:11 am




Anıları, gri bulutlar arasına gömülmüştü ve onları oradan çıkaracak gücü kendinde bulamıyordu. Belki de yaşadığı belirsizlikti onu güçsüz kılan. Neye tutunacağını tam olarak kestiremiyordu. Elini uzattığı boşluktan başka bir şey değildi. Scott’un verdiği ipuçları kullanmaya çalışsa da, tanıdık hiçbir emare yoktu. Yunanlı olması, tanıdığı topraklarda şuan da bulunması veya kardeşi olarak anlatılan Baste’nin hayatta olması cadı için uzak kavramlardı. Tüm bunları çözmekte zorlanıyor, üzerinde durmuyordu. Tek düşündüğü, aciz bedeninin eski haline gelmesiydi. Aile denilen olgundan uzakta, sadece kendi varlığını önemseyen bir cadı olup çıkmıştı. Böylesine bencillikle kaplandığının kendi de farkında değildi.

Büyücüye yönelttiği soru üzerine adamı izlerken bile kendini düşünüyordu. Onun dediğini kabullenip kabullenmeyeceğinden pek emin değildi. Yine de gitme fikri bir anda aklına gelmediği gibi ona verilecek farklı cevapların biçimini de düşünmüştü. Vesta’nın her cevaba inat, bir savunması vardı. Büyücünün hareketlerini sessizce takip ederken, kendini Scott’ın söyleyeceklerine hazırlıyordu. Vesta’nın başka bir şey söylemesine gerek yoktu. Scott, sol cebinden başta göremediği kağıt parçalarını çıkardığında derin bir nefesi ciğerlerine hapsetti. Gitme düşüncesi her yerini sarmıştı. Heyecanına yenik düşerek bedenini öne doğru eğdi. Adamın elindeki kağıtlar taşa serilirken gözleri Scott’un ellerinden uzaklaşıp kağıtlara çevrildi. Daha önce görmediğine emin olduğu bir harita karşısında duruyordu. Hatırladığı dünyadan kat be kat farklı bir çehreye bürünmüş yepyeni bir dünya.

Harita ve içinde kaybolan halk... Onunla birlikte nelerin değiştiğini gösteren kanıt değil miydi, harita? Büyücünün parmak uçları ile gösterdiği çizgiyi takip ederken Vesta haritanın bütününü özümsemeye çalışıyordu. Hafızasına kazımak ister gibi parmakların devamında büyük bir çemberin içine baktı. Adalar, kıtalar, denizler, okyanuslar ve çöl. Bilinmedik uçlar ve kimbilir ne kadar çok cevapsız sorular… Yeni dünya Vesta’nın izinden gidiyor gibi görünüyordu. İnsanlar eski bildiklerini artık unutmalıydı. Scott’ın dediklerini kontrol ederek biraz önce inen parmakların izinden tekrardan haritayı kontrol etti. Mesafe oldukça uzak gelmişti. Bu yolculuğa çıkmak akıllıca olabilir miydi? Tartışılırdı. Scott’a elbette güveniyordu. Güvenmediği kendisiydi. İstek ile merak duyguları çatışıyordu. Buradan gitmek istemiyordu ama iyi olmak ve sorularının cevapları uğruna buradan ayrılıp ayrılamayacağını merak ediyordu. Merak ile gitme isteği perçinleşince zıtlıklar yok oluyor ve tek bir şeye yoğunlaşmasına neden oluyordu. Vesta, hayatı ve anıları için bu yolculuğu göze almalıydı.

Scott, haritadaki yolu gösterip ona baktığında Vesta büyücünün yorgun gözleri ile karşılaştı. Ona bunu yüklemek haksızlık mıydı? Bunu zorunlu olduğundan yapmadığını umut ediyordu. Gerçi Vesta, Scott’ı neye zorlayabilirdi ki? Aciz olan kendisiydi. Her şeyi kabullenmeye razı olan taraf olduğu gibi. Yine de bunun üzerinde durmadan büyücünün dediklerine yoğunlaştı. Büyücünün dediğine göre Misrule denilen yerde aksak haline çare bulacak şifacılar vardı. Nedense bu harabe yerde onu sırf bu yüzden ziyarete gelen büyücü ve cadılardan istenilen sonuç alınamamıştı. Kimi zaman kötüye gitmiş, kimi zaman bir parça iyileşmişti. Bu sefer her şey farklı olur, tam anlamıyla iyileşirdi belki de! İçinde garip bir umut kırıntısı belirirken çehresinde onunla eş değer bir gülümseme de aydınlandı. Bu yolculuğa katlanmaya hazırdı.

Yüzündeki etkiyi yakalayan büyücü onu onaylayan bir tavırla karşılık verdiğinde Vesta rahatladığını hissetti. Çok şey düşünmesine gerek yoktu. Hayatı kendi akışına göre zaten gidiyordu ve Vesta yönünü değiştirecek gücü Scott’tan alıyordu. Oturduğu yerden dizlerine ve daha da aşağısına değen ellere izin verirken bacağının üst tarafına doğru kendi de uzandı. Ellerini ovuşturmak için kullanırken büyücünün gözlerinin içine bakmayı ihmal etmedi. “ Misrule, bir çöl?” İç çekti. Oraya varmak kolay olmayacaktı. Peki Seth Learn denilen o yer? Orası nasıl bir yerdi? Duraksadı; yerleri anımsamadığı gibi isimleri de zihninde hiç çağrışım yapmıyordu. “Seth Learn? Bunlar artık yeni ülkeler mi?” Beynindeki boşluğu doldurmak için yeni bilgilere açtı. Seth Learn, Balanar ve Misrule hakkında daha fazla şey öğrenmeliydi. Elini bacaklarından çekip Scott’ın omuzlarına koydu ve hareket etmeyen sağ bacağını umursamadan sol ile ayağa kalkmaya çalıştı. Onunda pek sağlam tarafı olmasa da en azından dizlerindeki eklemler çalışıyordu. Tek ayağının üzerinde durup dengesini sağlarken, Scott’u da ayağa kalkması için yönlendirdi. “ Bu halimle tüm o yolu katetmek sorun olacak!” Bir anda değişen konu karşısında Scott’ın şaşırdığına emindi. Ülkeleri merak etmesine rağmen ayağa kalkma isteği ona kendi ile ilgili acı gerçeği hatırlatmıştı. Vesta, doğru düzgün yürüyemiyordu bile… Scott’un omuzlarından ellerini çekti ve duvardan destek alarak eşyalarına doğru yöneldi. “ Belki de bu halime alışmalıyım ve burada kalmalıyım!” Derin derin soluklandı. Tek bacaktan güç almak yeterince zordu ve zıplamak onu yoruyordu. Yenilgiyi şimdiden kabullenmeye razı değildi ama Scott’a yük olmayı tekrardan düşünmeliydi. Uzun bir yoldu ve bilinmeyen topraklara adım atmanın ne demek olduğunu az çok biliyordu. Eşyalarının olduğu yere zorlukla çöktü. Burada kalmak istemiyordu, hem de hiç. Oysa burası Vesta’nın toprakları değil miydi? Şimdi her şey yabancı olsa da, alışırdı. Gözlerini yumdu. Hiçbir şeyden emin olamıyordu. İyileşmeyi gözardı edemezdi. Ya iyileşecek ya da kaderine buyun eğmeyi seçecekti.  

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Yolda Devam Edebildiğin Kadar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» ÇEKİRDEK AİLE TİPİ ve BÜYÜK ÖLÇEKLİ BÜYÜKBAŞ HAYVAN ÜRETİMİ İŞLETME KAPASİTESİ HESAPLAMASI

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Karanlık Bölge :: Harabeler :: Atina-
Buraya geçin: