Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Tutturuuuu ~

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Anastazie Prochazka
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 642
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Tutturuuuu ~   Ptsi Ocak 20, 2014 3:08 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bianca Liebrecht
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Ptsi Ocak 20, 2014 6:33 pm

Arend ile son konuşmasının nasıl gittiğini pek kestirememişti Bianca. Ne demek istediğini... anlamış mıydı? Ciddi olduğunu? Belki de basitçe önemsememişti. Her hâlükârda, böylesine kolayca sıvışabileceğini düşünmemişti kız.

~

Öfke dolu bir tıslama ile sinirli bakışlarını Arend'e çevirdi.
"O zaman ben de Anastazie ile gidiyorum."
"Evet!"
"Kızlar gezisi?"
"Ha-ha. Ha. Komik olma."

~

Anastazie, etrafa parlak sarı ışıklarını yayan lambaları yakmaya karar verene kadar, batan güneşin karşılarındaki dağların üzerinde kalmış olan bir tutam ışığı etrafı aydınlatan tek şeydi. Ateş böcekleri yavaş yavaş etrafta görünmeye başladığı an ışıklar yakılıyordu, bunu öğrenmişti Bianca. Evin yanına kondurulmuş salıncaklarda oturuyordu, Anastazie'nin eski evi, bir ay kadar önce vardıklarından beri üzerinde garip bir etki oluşturmuştu. Orada öylece sallanarak düşüncelere dalmak, kot şortu içinde ikisine buzlu çay getiren Anastazie'nin görüntüsü, Arend'in sayesinde içini rahat bırakmayan merak, endişe, ancak hafif bir rahatlık duygusu... Anastazie'nin hayatında tanıştığı, konuşulabilecek en rahat insan olduğunu fark etmişti Bianca bu geziyle beraber. İçine kapattığı her bir düşüncesini, bir saniye sonra ona söylerken yakalıyordu kendisini bir şekilde, bir çözüm yolu bulamamış, bir süre sonra ise kızın cümlelerinin endişelerini giderdiğine kanaat getirmişti mutlulukla.  

"Geldiğimizden beri; ve evet, bugün otuz ikinci gün, hâlâ iç kavganı çözemedin. Bunların hepsi çok fazla düşündüğün için!"
Gülümsedi, parmak uçlarını donduran buzlu çaydan birkaç yudum daha aldı. Esen tatlı rüzgâr, giydiği elbisenin eteğini uçuşturuyor, saçlarını alnına yapıştırıyordu ancak Bianca daha az umursayamazdı.
"Konu Arend Liebrecht olunca... eh, alanında tektir."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anastazie Prochazka
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 642
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Ptsi Ocak 20, 2014 6:56 pm

"Aslına bakarsan, seni buraya getirirken kafanda onunla baş edebileceğin o güzel Ütopya'nın karşılığı olduğunu düşünüyordum!"

Neşeyle kıkırdarken bir bacağını kalçasının altına kıvırıp kendini kızın yanına bıraktı. Sakarlığından ötürü kapaklı bir bardağa koyduğu soğuk çay üstlerine vuran rüzgarla beraber parmaklarının daha da buz kesmesine sebep olmuştu, fakat yastıkların arasına biraz daha kıvrılıp çaydan büyük bir yudum alırken kendisine üşüdüğünü unutturacak yeni bir şey buldu. Anastazie'nin buraya yapacağı gezi çok önceden planlanmıştı ve işin aslı, Darius'la ettikleri o büyük kavganın ardından bir anda ağzından çıkan alelade yalanı gerçekleştirecek olmanın böylesi sonuçlara yol açacağını hiç tahmin edememişti. Bianca, onunla birlikte gelmek istediğini söylediğinde durumun ciddiyetinden habersizdi, büyük ihtimalle odadaki diğer iki kişi gibi. Bunun birkaç gün içerisinde unutulacağını, unutulmasa bile Arend'in asla müsaade etmeyeceğini düşünmüşlerdi, ta ki büyük patron her zamanki gibi ortadan kaybolduğu saatlerde Bianca hazırlanmış bavuluyla birlikte kendisine katılıncaya dek. "En iyisini yaptın, bundan eminim. Nedense aradan geçen koca bir ayın ona senin kalbini ne kadar kırmış olduğunu anlatabileceğinden şüpheliyim. Söz konusu o olunca-" Kendi lafını kesti, az kalsın Bianca'ya Arend'i anlatmak üzere olduğunu fark edince de gülmeden edemedi. Çayından bir yudum daha alırken gözlerini kocaman açıp Darius'un tam bir sosyopat gibi onlarca kez yolladığı, tamamen Bianca'nın nasıl olduğunu sormaya yönelik mektuplardan habersizmiş gibi devam etti. "Kılavuzum Darius olduğu için ihtimal hesabı yaparak söyleyebilirim ki bu konuda biraz idrak problemleri var." Gözlerini kısarak muazzam bir tespit yapmış gibi kıza doğru döndü. Onu bu vaziyette görmek acınası hâlinden yakındığı ruh sağlığına yargısız infazda bulunduğunu hissetmesine sebep oluyordu. "Umarım döndüğünde onu istediğin gibi bulursun. Ha bu arada, ne zaman dönmek istersen, biliyorsun." Üzerinde baskı hissetmemesi için gözlerini salıncağın etrafını aydınlatan lambalardan ışığı seyirmekte olana doğru çevirdi. Manzarada huzur vardı, bir yandan da huzuru eksikti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bianca Liebrecht
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Ptsi Ocak 20, 2014 8:26 pm

Darius... Kıkırdadı, bir kere daha Darius ve Arend'in, aynı kanı taşıyan iki bedenin daha ne kadar farklı olabileceğini düşünmeden edemedi. Darius yanında olması kolay biriydi, ancak her şeye rağmen Bianca onu ilk defa gördüğünde hissettirdiği tanıdıklık hissini üzerinden atamamıştı. Anas ve Bianca, iki bebekle uğraşan ve anneliği yeni tadan genç kadınlar rollerini üzerlerine takınmış, birbirlerine hayatlarını adamış olabilecekleri iki adamdan bahsediyorlar, içlerini dolduran yoğun duyguları hileli bir biçimde görmezden gelerek sadece şikayetlerini etrafa saçıyor gibillerdi, ancak kız, her hâlükârda Anas'ın ondan bahsederken gözlerine dolan parıltıyı görebiliyordu. Yargılamıyordu, hiçbir hakkı da yoktu, zira içinde kapan bulunan bir kafese gözleri kapalı girmeyi seçen bir ceylan ne kadar mantıklı ise, Bianca da Arend hakkında o kadar mantıklı davranıyordu sonuçta.

"Gölge Ruh ve son bir senede olan biten her şeyden sonra buranın hissettirdiği huzuru anlatamam bile. Ancak, ne tepki vereceğini biliyorum, yine de..."

Karşısındaki kız gözlerini açtı ve dinliyor olduğunu belli etti, devamını bekliyordu. Yanaklarına dağılan çiller sarı ışıkların altında o kadar da belli değildi, ancak oradalardı.

"...bir ay. Şu ana kadar benden hiç haber almış olmaması gerekiyor, değil mi? Yani... ben endişelenirdim..."

Gözlerini uzaklara çevirdi, ancak Anas'ın ne demek istediğini anlayıp iç geçirdiğini duyabilmişti. Elimden başka bir şey gelmiyor. Gelmesi için çok geç.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anastazie Prochazka
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 642
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Ptsi Ocak 20, 2014 8:43 pm

Bianca'nın ondan söz ediş biçimi dahi Anas'ın yüzüne kocaman bir gülümseme yerleştirmeye yeterliyken içinde bulundukları keşmekeşin akabinde tebessüm edecek isteği bile kendisinde göremedi. Anastazie, ne söyleyeceğini bilememenin çaresizliğiyle öylece beklerken onun ellerini ve kollarını nasıl bağlı gördüğünü tahmin edebiliyordu. Kızın en son söylediği cümleyse mevzuyu hiç beklemediği bir yere taşımıştı, lâkin hâlâ ona söylememesi gerektiğine inanıyordu.

"Endişelenirsin, o da endişeleniyordur. Sadece..." Vermek üzere olduğu örneğin ne denli uygun görüldüğü de tartışılırdı, fakat Bianca'nın yanındayken ağzından çıkan sözcükleri pek tarttığı söylenemezdi. "Aslında Darius'a böyle. Onu sinirlendirecek bir şey yaptığımda, ki bunu çok sık yaparım, aniden ortadan kaybolur. Ben arardım, tam bulmak üzereyken o bir kez daha kaybolurdu. Bir yerden sonra aramayı bıraktım, çünkü sadece beni cezalandırabilmek için yaptığı şeyler- Yani, fazla katı bir cezalandırma sistemiydi, bilmiyorum." Bunu itiraf edebildiği ilk kişinin karşısındaki kız olmasından gücenmiyordu, nedense iki kelimeyi bir araya getirememenin utancıyla alnını ovuşturdu, sonra çenesini eline yasladı. "Anlıyor musun?" Belli belirsiz gülümsedikten sonra uzanıp kızın boştaki elini kavradı. "Belki de seninle karşılaştığında olacakları ertelemek istiyordur." Darius'un yazdığına göre abisinin Bianca'nın adını dahi andığı yoktu, ne hâlde olduklarını merak eden yalnızca kendisiydi ve onu daha fazla çileden çıkarmadan dönmeleri gerektiği kat'i bir gerçekti. Bunların hiçbirinden kıza söz etmek istemedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bianca Liebrecht
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Perş. Ocak 23, 2014 11:58 am

Kızın şüphe götürmez samimiyetini hayatı boyunca kimden gördüğünü ya da aslında hiç görüp görmediğini bilemedi. Bir şekilde bu gerçek, konuşmayı daha değerli, kızın söylediklerini daha saf kılıyordu. O an, haline acımayı bırakıp bir kereliğine olsun durumun içinden çıkılmazlığına gülüp geçebileceğini hissetti, Arend'in varlığını sadece bir mutluluk kaynağı olarak görebildiği o günlere dönebileceğini düşündü içten içe, daha fazlasını istemediği, elindekiyle yetinebildiği günlere. Ancak Anastazie konuşmaya devam ettikçe, tekrar gerçekler yüzüne vurdu. O günler Bianca'nın daha az bencil olduğu günlerdi, sadece mutluluklarıyla yaşamayı kabul edebileceği günlerdi. Bianca'nın Arend'i herkesten ve her şeyden soyutlayıp sadece kendine istediği günler değildi. Şimdi aklı böylesine uğursuzluklarla doluyken, hayatı boyunca bir yere bağlanma düşüncesine gözleri kapalı gülmüş Arend'ten böylesine çok şeyi nasıl isteyebilirdi? Ani bir suçluluk ile doldu, ancak bu suçluluğu ona hissettiren Liebrecht'e de aynı derecede öfkeliydi. Öfkesi, sadece birden patlamasına neden olmuştu.

"Ertelemek mi? Ertelemek mi? Sanki ettiğimiz kavgalar onu besliyor, ona yaşam sağlıyor. Hayır, ertelemek istediği son şey olurdu. Basitçe önemsemiyor. Ne olursa olsun yanında olacağımı biliyor, bir bakıma benim zararıma..."

Bakışlarını Anastazie'ye döndürdüğünde bir an için gözlerindeki kızmış bakışları anlamlandıramadı, ancak bu konuda haksız çıkarılmak istemiyordu. Konuyu değiştirebilmek için ani bir girişimde bulundu.

"Ama Arend'in önemsediği şeyleri de asla bırakmayacağını biliyorum. Darius konusunda bunu gördüm."

Gülümsedi ve Darius'la iletişime geçtiği zamanlarda nasıl aklının her zaman başka bir yerde olduğunu ve okulunun bitmesini beklediğini düşündü. O uzun hafta, Arend'in hiç görmediği bir yanına tanık olduğu bir zamandı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arend Liebrecht
Gölge Ruh Sahibi
Gölge Ruh Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Salı Ocak 28, 2014 1:11 am

Ağır ahşap kapıyı sol dirseğinin üzerine abanarak itelediğinde yükselen gıcırtı uğuldayan kulaklarını tırmaladı, ki bu da içeri adımını atar atmaz günlerdir tek kelime dahi etmediği kıza olan öfkesini üstünü kapatarak kusabileceği yeni bir azarlama konusu hâline gelivermişti tam da o an. Kafası yerinde değildi, karmakarışık düşünceleri her saniye birbiri içine geçiyor ve garip bir olay örgüsü oluşturuyordu sanki. Ters çevrilmiş sandalyelerin tepelerine konuşlandığı, hayal meyal seçebildiği masaların arasından geçerek dosdoğru bara yürüyüp bir tabureye oturdu.

“Uyudu mu?”
“Bianca?”
“Önemli değil, buraya gelmesini söyle.”
“Söyleyemem. Yani, imkanım olsaydı da yapar mıydım bilmiyorum ama, söyleyemem.”

Günün tüm kirini gözeneklerinde taşıyan avuçlarını yüzüne kapatıp bir nebze olsun ayılmasına yardımcı olabilmesi umuduyla şakaklarını, alnını, yüzünün tüm belirgin kemiklerini kuvvetle ovaladı. İki elini birden ağzının üstüne kapatıp erkek kardeşine baktı.

“Gitti, sabah senden sonra.”
“Anlamadım?”

Yıllardır en ücra noktasına dek ezberinde bulunan dükkanda masalar ve sandalyeler iç içe geçiyor, odasına çıkarken adımladığı merdivenler lodos vakti denizleri gibi dalgalanıyordu. Kulaklarındaki uğultu ve yorgun bedeni onu dibe doğru çekmek için didinirken, vücudunu hızla yatağın üzerine attığında zihnindeki berraklık, hayatı boyunca eşi benzerini duymadığı koyu renk bir öfkeye aitti.
*

Düşünmeye devam ettikçe süresi uzuyormuş gibi gelen yolculuğun her dakikasında hissettiği o keskin sancı göğüs kafesine daha da yerleşiyordu. Oraya varışının gece vaktini bulmasını istemişti, her ne olursa olsun kimsenin huzurunu kaçırmak gibi bir niyeti yoktu ve varlığının bile bir rahatsızlık sebebi hâline geldiğini kabullenmişti artık. Kasabanın boş sokaklarına bıraktığı gürültüyü umursamadan hızlı adımlar atıyordu en başta, fakat asfalt yerini ev arazisinin sık çimenlerine bıraktığında istemsizce yavaşlamıştı. Sesini işittiğinde duraksadı, yüzündeki katı ifadenin görünmez bir duvara çarpıvermiş gibi dağılmasına; uzunca bir süredir sıktığı kaslarının rahata erişmesine aldırış etmemiş gibi yalnızca dinledi. Kuvvetle yutkunup adımlarını hızlandırırken tereddütte kaldığı için öfkeleniyordu kendine, bu şekilde itham edilmek için elinden geleni yapan kendisi değil miydi? Üç merdiveni hızlı bir adımla atladığında verandadaki kızın, yüzüne dönen bakışlarındaki şaşkınlığı adı gibi bilmesine rağmen Anastazie'ye baktı özür dilercesine. Ne diyeceğini hiç düşünmemişti, öylece kaskatı bekliyordu.

“Haber vermediğim için üzgünüm.”

Üzgün değildi, büyük ihtimalle kız da bunun farkındaydı. Fazla uzatmaya lüzum görmeden ileri yürüdü, cebindeki sol elini çıkarıp Bianca'yı bileğinden kavradı ve ayağa kalkmaya zorladı.

“Küçük bavuluyla çıktığını biliyorum. Gelirken getirmen sorun olur mu?”

Kızıl cadı şaşkınlıkla, kabul eder gibi omuz silktiğinde başını eğerek küçük bir teşekkür etti. Bianca'nın bileğini daha sıkı kavrayıp asıldığında onun kıpırdamamak adına sabitlenmiş adımlarıyla duraksadı. Durumu idrak edememiş gibi yavaşça geriye, kıza döndüğünde gördüğü  ifade öfkeyle aralanan dudaklarından kesik bir soluk süzülmesine sebep oldu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bianca Liebrecht
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Paz Şub. 09, 2014 2:50 am

Anastazie'nin kendini dinlemeyip valize sokuşturmaya çalıştığı kıyafetlere birkaç saniye emin olmayarak baktı ve başını salladı, aynı anda da kıyafetleri geri çıkardı.
"O kadar uzun kalamayacağıma eminim. Yani... erken dönmem lazı-"
"Neden?"
"Ne neden?"
Kafasının basmadığını belli eden* bakışlarını kıza döndürdü, Anastazie'nin bir an derin bir nefes alarak kıyafetleri geri koyuşunu izledi. Neden? Neden kalamayacağını mı soruyordu? Cevabın bariz olduğunu düşünmüştü.
"Arend... dükkânı çok fazla başıboş bırakmama öfkelenebilir."
"Ee?"
Beynini didikleyerek verdiği uzun ve gayretli cevapları kısacık sorularla savuşturuyordu kız ve bir an için sinirlendiğini hissetti. Öfkesi, anladığı içindi. Cevap veremediği için. Ardına bakmadan koşarak geri dönmek istemesinin sebebi Arend'in öfkelenmesi miydi? Arend... farkına bile varacak mıydı? Nadiren kurumaya fırsat bulan buğday kirpikleri, bir kere daha nemle kararmaya başlamıştı. Ancak Anastazie, süregelen alışkanlığını bozup cümleleri arka arkaya sıralamaya başladığında dikkati dağılmış küçük bir çocuk gibi gözyaşlarını unuttu ve ona odaklandı.
"Dükkânın başında durması gereken tek kişi sen değilsin Bianca. Darius yanında olacak. Arend... her gün ne yapıyor? Yani sabah çıkıp akşam girişlerinden bahsediyorum."
Bir an için sessizliğin boğazını sıkmaya başladığını hissetti. Bağdaş kurduğu yerde gözlerini sadece zemine odaklamış, eline geçmiş elbiselerinden birinin fiyonku ile oynuyordu.
"O... işlerle ilgileniyor."
Sesi öylesine parçalanmış çıkmıştı ki, Anastazie'nin başını kaldırıp ona bakmaya çalıştığını hissetti ancak bakışlarını geri döndürmedi.
"Ben... işim olmayan meselelere burnumu sokmamalıyım. Beni affet, olur mu?"

~

Neden?

Neden esintinin en tatlı tonu boynunu okşarken, neden boğazı serin sıvının tadını çıkarırken, neden hayatın onu bir an olsun rahat bırakmış olduğunu düşünmeye başlamışken o an, onu parçalara ayırmaya yetecek belirli kare zihnine dolmak zorundaydı? Unutmuştu. Yine. Lanet olasıca zihni bunu da tutamamıştı süzgecinde. Paniğini belli etmeden parmaklarını kaldırdı ve saymaya başladı. Günler otuzu geçmeye başladığında saymayı bıraktı ve elleri kucağına düştü. Bu sefer endişe vücudunda, damarlarında geziniyor, panik boğazında acı bir tat bırakıyordu. Bu gün gelecekti, değil mi? Biliyordu, her zaman beklemişti. Sıkılacaktı, nasıl katlanabilirdi? Kendisi gibi sulu gözlü ve histerik ve can sıkan biri... Zamanı gelmişti... Sıkıldı ve geriye kalan tek aşama beni yavaşça unutması. Hakkımdaki her şeyi unutması...

Geçirdiği nöbetten birkaç saniyeliğine dikkati dağıldı ve önünde beliren devasa bedene baktı, gözleri dondu ve orada kaldı. Anastazie'ye karşı takındığı pislik tutumunu gözünü kırpmadan izledi, zihninde bağıran sese karşın hiçbir şey yapmadan orada fark edilmeyi bekledi. Anastazie onları yalnız bıraktığında, inatla adımlarını sabitledi ve kolunu öyle sertçe çekti ki Arend'in inatla sıkışı daha fazla canını yaktı, ancak kurtulmasına etki bile etmedi. Ne geleceğini anlamış gibi sıkıntılı bir yüz ifadesi ile arkasını kıza dönmüş Arend'i sadece tokatlamak istedi, içten içe kurduğu tüm paranoyalarını yüzüne bile bakmadan yıkmasına izin vermeyecekti. Ancak arkası dönük halde beklemeye devam ettikçe, dizlerinin biraz daha güçten düştüğünü hissetti Bianca.

Bana bak.

Bağırıyordu, ciğerlerini yırtarak haykırıyordu. Ancak çocuk dönmedi.

Lütfen. Bana bak. BANA BAK.

"Bana-"
"Sen. Bianca Liebrecht."

Aynı anda tek bir hareketle topuğunun üzerinde dönüp kendisiyle yüzleşen Arend'e bakakaldı, gözlerindeki öfke, yıllar öncesinde dair bir iz taşıyordu. Henüz çocukken kaldırabildiği, sırtına yaslayabildiği öfkesiydi bu, küçük bir kızken Bianca'nın ilk defa tecrübe ettiğinde bacaklarını titreten hâliydi. Bu aşırı duyguya anlam veremedi, ancak yoğunluğu, sonunda Bianca'nın yüzüne bakmakta oluyor olduğu gerçeği ile birleşince daha fazla kendini zincirlemek zorunda olmadığına karar verdi kız. Tek bir hareketle tüm ağırlığını çocuğa yükledi, kollarını gücünün son kırıntısına kadar boğazına sardı ve hala alışamadığı büyüleyici kokusunun kaynağı olan boynuna gömdü yüzünü. Düşüncelerin ne kadar olduğunu fark etmesine izin vermediği bir süre kadar sonra, aniden geri çekildi ve kollarını göğsüne bastırarak olabildiğince itti adamı.

"Geç kaldın. Çok geç kaldın! Tahmin edemeyeceğin kadar geç kaldın, moron! Eğer beni sabahın köründen geceye kadar yalnız bıraktığın o dükkana döneceğimi sanıyorsan, çok beklersin. Seninle daha ne kadar uğraşacağımı sanıyorsun? Bir sınırım vardı ve beni o sınıra zorladın, Liebrecht."

İkisi de kızın blöfünün havada bıraktığı sessizlikle beraber birbirlerine baktı, Bianca nefes nefese kalmış halde parlayan gözlerini ayırmamak için elinden geleni yapıyordu. Karşısındaki kadın bunları ciddi mi söylemişti? Hayır.
Arend söylediği her şeyi ses çıkarmadan kabul edip onu burada bırakmaya karar verdiğinde arkasından koşarak özür dilememe ihtimali var mıydı? Hayır.
İkisi de bunu biliyor muydu? Muhtemelen evet.
Sadece bir an olsun onu hiç tahmin edemeyeceği kadar incitmek istedi Bianca, sözlerin acısını teninde hissetmesini istedi. Eğer akli dengesi yerinde olsaydı ona gerçekten ne diyor olabileceğini görmesini, kalbinin sızlamasını istemişti. Minik, değersiz bir istekti bu oysa ki. Zira ömrünü onun ruhuna aşık geçirmişti kadın.


a.k.a. retarded lkdfgkdfg
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arend Liebrecht
Gölge Ruh Sahibi
Gölge Ruh Sahibi
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   Salı Şub. 11, 2014 4:08 pm

“Ne yapıyorsun?!”

Bir diğer çekmeceyi de hızla iteleyip gürültüyle çarpmasına sebep olduğunda kapının eşiğinde iç çamaşırıyla, dağınık saçları ve bölünmüş uykusunun suratına kondurduğu tahammülsüzlükle öylece bekleyen kardeşine döndü. Sakin görünmeye çalıştığı belliydi, fakat Arend saat sabahın beşiyken kıyamet koparır gibi evi yıkan birine gösterilebilecek en büyük toleransı tanıdığını içten içe biliyordu.

“Kravatımı arıyorum?”
“Dalga mı geçiyorsun? Saatten haberin var mı? Normal insanlar bu saatte uyur Arend, uyku, bir çeşit bedensel gereksinim?”

Aklını kaçırmış birinin manasız davranışlarını seyrediyormuş gibi kollarını iki yana açıp bir yanıt bekleyen Darius'u, zihninin mümkün olduğunca öte bir noktasına iteledi. Az önce kapattığı gardıroba koşup kapaklarını açtı, eğilip yerinde bıraktığı birkaç parça eşyayı da etrafa saçtığında bomboş kalan tahta zemine bastırdı yumruklarını. Kendini büyücü kadar yorgun hissettiği aşikar güneş, doğmak için yersiz bir uğraş sarf ediyordu sanki, yeni yeni odasını doldurmaya başlayan ışıklar yalpalıyordu, lâkin aksak karanlık bile erkek kardeşinin bakışlarındaki değişikliği fark etmesine mani olamadı.

“Pekala, bugünlük benimkilerden birini al.”
“Ona ihtiyacım var Darius, senin kravatını istemiyorum.”

Bedeninin yumruklarına yüklediği ağırlık hafiflerken aniden aklına gelen fikirle hızla doğruldu, uzun adımlarla kıyafet yığınını aşıp büyücüyü es geçerek uzun koridorun sonundaki kapıya yürüdü. Eskiden tüm kavgalarının başlangıç sebebi olan mevzu, kendini bildi bileli tüm eşyalarının temizliğini üstlenen Bianca'nın bir şeyler kaybedip durmasıydı. Arend, birkaç dakika sonra sahnelenecek tartışmanın aynını onlarca kez yaşamış olduğunu bilmesine rağmen kapıyı hızla açıp kontrolsüz sesiyle bağırdı.

“Lanet olsun Bianca, bunu kaçıncı yapışın!”

Afallamış zihninin şaşkınlığı öfkeyle açılmış gözlerine yansıdığında Bianca'nın buraya ilk gelişlerinde günlerce dil dökerek elde ettiği, iki cephesi pencerelerle kaplı odanın karanlığı ve uzun bir zamandır içeriye hapsolduğu belli olan ağır koku Arend'in yüzüne vurup cildinde soyut bir yara açtı. Darmadağın olmuş çarşafın arasından onun ürkütücü sesini işitir işitmez zıplayıp sabahın ilk ışığına açılan berrak, fakat garip bir şekilde daima hüzünlü bir parıltı barındıran gözleri irice açılmış kızı göremiyordu. Yatağı topluydu, dün geceki giysilerini fırlatmayı alışkanlık haline getirdiği koltuk bomboştu, sımsıkı kapalı görmeyi kanıksadığı perdeler ardına kadar açıktı. Eşikte kalmış adımlarını ilerletip kapıyı yavaşça kapattığında sırtını soğuk tahtaya yasladı, yutkunurken yıllardır ilk kez ayağını bu eşiğin öte yanına atmış olduğunun farkındalığıyla garip bir suçluluk duyuverdi. Arend kapıyı açar, bağırır; dilediği reaksiyonu alır almaz kapıyı kapatır ve belli etmemek için alt dudağındaki ince bir titreyişle zevk içinde gülümseyerek merdivenlerden aşağı inerdi. Bianca'nın gidişi, büyücüyü alışkanlıklarını terk etmeye zorlayan bariz ve cesur bir hareketti, lâkin keskinliği öyle tutarsızdı ki Arend'e boğuşmaya alışkın olduğu o karanlığın içinden yükselip en hazırlıksız zamanında yediği kuvvetli bir yumruğu çağrıştırıyordu. Kızın odasının merkezine doğru ilerlerken kendisine duyduğu öfkeyle bedeninin sıcaklığı yükselmeye başlamıştı bile. Her aradığında onu yanında görmek o denli tanıdık bir histi ki, uzun bir süredir ortalıkta olmayışı bile unutulabiliyordu. İronik haline gülmek istese de kızın boy aynasında kendi yansımasını gördüğünde yüzüne fazlasıyla yakışan bir tiksinti ifadesi oturuverdi. Yakasından başlayıp gömleğinin düğmelerini tek tek açtı, kumaşı bedeninden kaydırıp yere bıraktığında refleks gibi icra ettiği bu hamlelerin kendisini yaralayacak olduğunun bilincindeydi. Çıplak göğsündeki şekilleri bir süre gözledikten sonra arkasını dönüp beyaz sırtını siyah boyasıyla kirletmiş, sol kürek kemiğinin altından başlayan dövmeye bakmaya başladı. Hayatı boyunca hem taşıdığı için en çok pişmanlık duyduğu, hem de alçakgönüllü bir memnuniyet duyduğu dövmenin hatıraları zihnine yağıyordu. Sağ elini diğer kolunun altından uzatıp belirgin kürek kemiğinin tam bitiminde yer alan ilk minik noktaya, akabinde altına ufak Romen rakamlarıyla yazılmış tarihe dokundu parmağı. Bianca'yı o evden çıkardığı tarihti bu, gövdesinde taşıdığı atlasın yıllar öncesinde tanıştığı küçük, sarışın kızın doğduğu ülkeye, İngiltere'ye denk gelecek koordinatlarının üzerine kondurulmuş bu noktayı daima gülümseyerek anımsayacağını düşünmüştü. Aksi bir kez daha gerçekleşmedi. İşaret parmağının bir sonraki durağı oranın sağ üst çaprazına denk gelen nokta ve altına kazınmış bir diğer tarih oldu. Sığındıkları ilk kulübe, Arend'in küçük kızı da peşine katıp kendi doğduğu topraklara tekrar gelişi, keskinliği hâlâ aklından çıkmayan soğuk Ekim gecesi ile Rusya. Yutkundu, fakat duraksamaksızın devam eden parmakları ilk noktanın oldukça yakına erişti ve Hogwarts'ı buldu; tarihini anımsamak için rakamları okumasına lüzum yoktu. Ardından mezuniyetleri; bir kez daha Rusya, sonra kendilerini arayış çabaları; İrlanda ve Mısır. Bianca'yı bir kez daha ailesinden kaçırmak ve yalnızca kendisine saklamak isteyişi; Japonya. Tarihler, noktalar ve bu noktalar arasına çizilmiş incecik, siyah çizgilerle ortaya çıkan, Arend ve Bianca'nın hayat hikâyesi. Omuzları düştü ansızın, kolları bedeninin iki yanından sarkarken odayı terk edip gitmeyi istediyse de her zaman olduğu gibi aklının boyunduruğu altına giren vücudu devam etti. Sol elinin baş parmağını kot pantolonuna takıp, beline işlenmiş 'şimdilik' son noktanın tarihini ağır bir fısıltıyla okudu.

“20 Kasım 2065, İngiltere.”

Kızın buraya gelip bu odaya sahip olduğu tarihi dillendirmek aynadaki yansımasına daha fazla tahammül edememesine sebep oldu. Gömleğini yerden alıp sırtına geçirirken tenine yeni bir durak işlemeye karar vermişti bile. Bianca'nın şimdi nefes aldığı ülke, sırtındaki atlasta yerini alacak ve omurgasının üzerine denk gelecek o tarih ömrü boyunca ağır bir sızıyla Arend'e tam da bugünü anımsatacaktı.
*

Şimdi karşısına geçmiş bağırıyor, üstünü süslediği cümlelerin sözcük sözcük ardına gizlediği esas manayla büyücüyü anlamaya zorluyordu. Onun dillendirmekten korktuğu her detay, acı çektirdiğini söylediği her anı ve Arend'in yardım edilemeyen, kötü karakteriyle sıkışan minik ve her nasılsa temiz kalmayı başarabilmiş kalbi oluşturuyordu büyücünün karakterini. Tüm bunlar onun bedenine kazınmıştı, Bianca'nın bağırmaktan solukları kesilirken onun ruhundan bir parça kızı kaç kez bu duruma soktuğu anımsatıp kendisinden kopuyor ve onu bu keşmekeşin içine düşürmekten adeta zevk alıyordu. Ne içindi tüm bunlar? Bianca'nın ona yaptığı bu işkence ne içindi? Her ikisi de biliyordu oysa, kız kendi gözünde Arend'e maruz kalmayı en büyük felaketi olarak görmüştü; adam içinse bu kaos, birbirlerinden uzak kaldıklarında başlıyordu. Kızın cümleleri kulaklarında yankılanmaya devam ederken tembelce gülüp lafa karıştı.

“Yapma, o kadar inandırıcı olmuyor. Şu-” İşaret parmağıyla kendi dudaklarının etrafında, havada bir daire çizerek kızı daha da öfkelendirmek için kahkahasını bastırır gibi öksürdü. “Bu son sözümdür, ağzı. Pek olmadı.” Kendini onaylar gibi başını sallayıp topuğunun üstünde tekrar geriye döndü. Anlayamıyordu, gerçekten nasıl olup da kızın böylesine sığ düşüncelere saplandığını ve onlara ne yaptığını göremeyecek kadar, bencilliğinden körlüğe saplanmış biri hâline dönüştüğünü anlayamıyordu. Bir an için ağzına dişleri arasından taşacak küfürlerin dolduğunu hissetti, tekrar kıza döndüğündeyse maskesi düşüp esas suratı ortaya çıkmış, öfkeden aklını yitirmiş bir adamın görüntüsü vardı.

“Ne yapmaya çalışıyorsun? Söyle, ne yapmaya çalıştığını söyle ki, ben de elimden ne geliyorsa yapayım.”

Onun yüzüne bakmamaya çalıştı, her bağırışında gözyaşlarıyla berrak bir parıltı kazanan o gözleri görmek ve görünmez bir duvara toslamış gibi hissetmek istemiyordu. Yüzüne doğru eğildiği, açtığı ve kastığı parmaklarıyla bir şeyler anlatmaya gayret ettiği kız çocuğu, az önce özlemle ona sarılan, titreyen dudaklarından dökülen nefesin tenine vurduğu noktayı hâlâ hissettiği kadın değil miydi?

“Canımı yakmaya çalışıyorsun, anlıyorum. Sana ne yaşattıysam bana iki katını ödetmek istiyorsun, buraya kadar da tamam. Ama lanet olsun Bianca, ne zaman sana gidip bir daha asla geri gelmeyeceğim korkusunu yaşattım?” Yüzüne baktı, onu korkuttuğunu biliyordu fakat işin aslı, bunu düzeltecek hiçbir şey yapmak istemiyordu. Ellerini aşağı indirip bedenine çarptığında kızın hep itham ettiğinin aksine, karanlıkta takılı kalıp karşısındakine tesirinin ne denli büyük olduğunu göremeyecek kadar aciz düşen kişinin Bianca olduğunu ona açıklayabilmeyi diledi.

“Biz tartışırız evet, çünkü sen- sen baya gürültücüsün. Deli olsansa benim. Lütfen bana söyler misin, bu sana defolup gitme hakkını veriyor mu peki?”

Sözcükleri böylesine yormanın dahi faydasız olduğunu biliyordu, kendini açıklayamazdı. Dilerse ona kulaklarının duyabileceği en güzel tınıdan, en berrak sözcükleri sarf etsin, Bianca ona uzun bir süredir sağırdı.


I'll use my voice, I'll be so fucking rude
Words they always win, but I know I'll lose

tadında. Good luck, have fun.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bianca Liebrecht
Gölge Ruh Sahibesi
Gölge Ruh Sahibesi
avatar

Mesaj Sayısı : 33
Kayıt tarihi : 09/11/13

MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   C.tesi Mart 01, 2014 3:54 pm

"Bilemiyorum, Vicky. Arend uzaktan pek..." Kız bir an zihninde doğru kelimeleri bulabilmek için durakladı, işine yarayacak bir şeyler bulduğunda derin bir nefes ve garip bir ses tonu ile devam etti. "...yanına birilerini yaklaştırmayı seven birine benzemiyor. Yani, hiç o seni-bakışlarımla-boğabilirim-ancak-dua-et-ki-buna-değmezsin ifadesini takınmadığı bir zaman görmedim. Gören var mı?"

Manasızca ince çıkan sesi ile Bianca'yı kıyısında dolaştığı halsiz uykusundan çekip alan kız, söylediklerinin aksini savunan birilerinin varlığını görmek isteyerek bir süre sessiz kaldı, ancak ona karşı kimse tek kelime etmedi. Konuştukları arasında dikkatini o tarafa çeken tek bir isime tutunurken, uzanmış olduğu geniş koltuğun alnını yasladığı kısmının mavi-gümüş deseni üzerinde gezdirdi gözlerini bir süre. Sırtını vermiş olduğu grup, yatakhanenin geniş salonunun ortasında bulunan masayı tamamen işlevi dışında kullanırken, etraflarına bakmaya bile tenezzül etmemiş olmalıydılar, zira zahmette bulunsalardı, hakkında ağız dalaşı yaptıkları çocukla aynı soyadı taşıyan kızı kolaylıkla görebilirlerdi. Kızları seslerinden kolaylıkla tanımıştı Bianca, kendinin iki sınıf üstü, Arend'le aynı senedeydiler. Tembelce kıpırdandı, boğazına gelen esnemeyi bastırmadan elinin teki ile gözünü kaşıdı. Bir an için oradan kalkıp odasına çıkan merdivenlerle karşı karşıya gelmek olduğundan daha büyük ve efor gerektiren bir iş gibi gözüktü, orada kıpırdamadan zihninin birkaç dakika önceki huzurlu uyku haline batmasına izin veriyordu ki, başka bir ses siniri bozulmuş bir biçimde gözlerinin açılmasına neden oldu. Ses kendinden emin çıkıyordu, kız anında sahibini gözlerinin önünde canlandırdı.

"Yapma, ne kadar ulaşılmaz görünmeye çalışsalar da erkeklerin vazgeçme noktası her zaman aynıdır. Hem, biraz direniş her şeyi daha tatlı kılabilir."

Sesteki yırtıcı tonu duyduğunda çoktan kalkmış, orayı terk etmeyi görev edinmişti. Bir eli önüne düşen saçları beceriksizce arkaya doğru itti ve bedenini esnetti. Ancak grup küçük hareketi seçmiş olacak ki, gözleri üzerinde hissetti. "Kulak misafirliğinin kötü bir şey olduğunu sana öğretmediler mi, Liebrecht?" Boğazının saçma çabalarıyla soyadını yanlış ve çirkin bir şekilde telaffuz edişini dinledi ve ağrımaya başlayan alnını ovarak o tarafa döndü. "Buraya benden sonra gelen sizsiniz. Ve işe yarayacağını pek sanmıyorum."

Kız sinirlenmeye başladığını kolayca belli ederken kaşlarını kaldırdı ve cevap bekledi, Bianca ise artık uyku mahmurluğunu atlatmış, nereden geldiği belli olmayan bir sıcaklık ile uğraşıyor, pervasız davranmasına neden olan küçük yumru ile savaşmaya çalışıyordu. "Arend'in ilgisini öylesine basit ve kabiliyetsiz hareketlerle çekmeye çalışmandan bahsediyorum. İşe yaracayağını pek sanmıyorum," diye tekrarladı tekrar, omuzlarını silkip yeterince umursamaz görünmeye çabalayarak. Artık göğsündeki sıcaklık daha fazlaydı, gözünün önüne gelen görüntüleri itmeye, ifadesiz gözlerin yanında değilken bile üzerinde etki bırakmasına engel olmaya çalıştı. Kızın yüzündeki öfke artık daha derindi ve her bir kelimesini tükürüyordu.

"Ah, abiciğini çok seviyorsun, değil mi? Ancak kardeş kompleksi hiç de hoş bir davranış değil, küçüğüm."

Bir anda gelişini fark etmediği darbe ile zincirlemeye çalıştığı her şeyin bir an için içinde taştığını hissetti ve sıktığı dişleri arasından tek bir gerçeği belli ederek yatağına giden merdivenlere yöneldi.

"Arend benim kardeşim değil."

~

On beşinci yaşının aklına kazınmış tüm ayrıntıları tenini birazcık olsun rahatlatan esinti ile beraber gözlerinin önünde canlanıyordu; ne olduklarını anlamlandıramadığı duygularının oluşturduğu keşmekeş, daha bir sene öncesine kadar en iyi arkadaşı olan çocuğun artık kızın yanında oluşuna bile tahammül edemeyen yüz ifadesi, aklına bile gelemeyecek tür insanlarla kurduğu saydam arkadaşlığı ve gözleri, kıza bakan, aynı anda cilt cilt hikâyeler anlatıp diğer bir yandan sadece aralarına ucu bucağı olmayan bir duvar diken soğuk gri gözleri. Başını kaldırıp baktığı anda ona kilitlenen, ancak yılların birikmiş yorgunluğuna ek öfkesini barındıran mercanlar misali.

Çocuğun cümleleri kulaklarına vurduğu an boğazına ilerleyen histerik kahkahaya engel oldu ve sadece omuzlarının titremesi ile yetindi, karnına vuran keskin ağrı için hiçbir geçerli nedeni yoktu, vücudu sadece kendini ifade edememenin acısı ile kendisine işkence ediyordu. Asla geri gelmeyeceğinin korkusu? Her sabah uyandığım an tamamen hazır halini bana gösterip kapıdan çıkman ve kim bilir ne zaman dönmelerinden mi bahsediyorsun? BANA GERİ GELMEYECEĞİNİN KORKUSUNU YAŞATMADIĞINI MI SÖYLÜYORSUN? Ben o lanet olası duyguyu, yaşadığım her bir lanet olası gün tadıyorum ve hakkında yapabileceğim tek bir şey yok, seni durdurabilmemin tek bir yolu yok ve artık umursayıp umursamadığından bile emin değilim ve yakıyor, tenimi en uç noktasına kadar yakıyor ve yardımın için yatağına, bedenine büzüştüğüm her an başka bir reddedilişi yüzüme vuruyor. Vücudu biraz daha kasıldı, rahatlama bulmak, üzerindeki stresi dökebilmek için. Ancak işe yaramadı, Bianca'nın dudaklarına inen mühür uzun zamanın birikmiş her şeyini barındırıyordu.

İçinde fırtınanın en kuvvetli olduğu noktayı an be an hissedebilse de bu sefer yüzü kuruydu kızın, garip bir biçimde tek bir damla gözyaşı, histerik benliğinin parçaları yüzeye ulaşamadı. Keskin bir yorgunluk üzerine tırmanıp omuzlarına asıldığında Anastazie'nin sessizce getirip bırakmış olduğu ince ceketine uzandı, tek bir kelime edemeden, gözlerini bariz bir biçimde bir reaksiyon bekleyen bedene kilitleyemeden verandanın üç basamağını yavaşça indi. Arkasından kendisini izleyen adımların sesi kulaklarına ulaştı ve limana inen yol boyunca iki sessiz beden, birbirlerini fark etmeden ilerledi.


And I wanna kiss you, make you feel alright
I'm just so tired to share my nights

tadında. GG afk, end it.


~ RP SONU
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Tutturuuuu ~   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tutturuuuu ~
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Karanlık Bölge :: Kuzey Ülkeleri-
Buraya geçin: