Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 İki Kıta Bir Deniz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: İki Kıta Bir Deniz   Çarş. Şub. 26, 2014 8:03 pm



E R I T H E I A F A E H Y X E S T ............&............ J A S O N T Y L E R L L O Y D


İhtiza


_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jason Tyler Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2261
Kayıt tarihi : 04/02/11

MesajKonu: Geri: İki Kıta Bir Deniz   Cuma Şub. 28, 2014 6:39 pm

Ben size tatlı bir meltem olmayı çok farklı şekillerde anlatabilirim.

Curcunanın içinden yavaş yavaş sıyrılmak için en küçük boşluğu değerlendirmeye hazırdım, bu yüzden teminkli ve biraz da ürkütücü adımlarla ilerliyordum. Silvanesti’nin ılık havası ve benzersiz rüzgarı suratımı okşarcasına vurup geçerken usulca devam eden adımlarımı hızlandırdım, Serpent’la acı-tatlı bir tartışmaya girdiğimizde sağ elini işaret ettiği limana çevirdim gözlerimi, onaylarcasına başımı sallayarak geri döndüm. Düşünmekten hiç yorulmayacakmış gibi çalışan zihnimi nasıl dinlendireceğimi merak ediyordum, zira bu iş böyle devam ettiği sürece yorgunluk üzerine yorgunluk bozgun üzerine bozgun gelecekti ve ben haberim olmadan dönüp dolan sözcüklerden, söylenmekten kaçınılan cümlelerden ve yapılmaktan korkulan her şeyden nefret eder oldum. Bu bir çeşit çaresizlik, bir çeşit içimde verdiğim savaştan kaynaklanıyordu. Dişlerimi birbirine sıkıca geçirerek az önce yanından ayrıldığım Eritheia’nın bileğinden tutarak nazikçe önüme doğru gelmesini sağladım, yanında olan cadı ve büyücülere sahte bir gülümsemeyle karşılık verdikten sonra yürümeye devam ettim. ‘‘Sen beni ilk kez, kendimden başka birine inanmaya zorladın. Bunun yerini ‘başka yalanlar’ almamalıydı.’’ Yuvarlak çimenlerin üzerine adımımızı her basışımızda sessizlik bizi boğuyor gibiydi. Ne garip; birbiriyle konuşmadan zamanın ne kadar tatsız olduğuna şahit olmuş iki kişi bunun müptelası olmuş gibi tekrar tekrar başa sarıyordu. Her gün doğan güneş ve her gün ölen kelebeğin bile isyan edebileceği durumların içine girip çıkmak kolay olmasa gerekti, fakat bunların çözümünün küllerinden doğan kuru bir öpücük ve başka bir kalbin atışını kendi göğsünde hissetmek olduğunu da tecrübe etmiştim.

Bütün limanı rahatlıkla görebilen tepeye geldiğimizde lodos şiddetini biraz daha arttırdı. Tek tük ortaya çıkan dalgalar girip çıkan gemileri sağa sola yavaşça yalpalatırken, hafif bir öksürme dikkatimi dağıttı. Fae’ye döndüğümde  iki kolunu göğsünün ortasında birleştirmiş, kaşı hafifçe yukarıya dikilmişti. Göz temasına girmekten kaçınıyordu, hep yaptığı gibi konuyu şekillendirmemi bekliyordu, beni anlamasının tek yolu buydu belki, zor olmazdı düşüncelerimi öğrenmesi. Belli belirsiz yüzüme yerleşen gülümsemeyi saklamaya çalıştım. O konuşurken yine kendine güvendiğini belli ederecek koca cümleyi oluşturan kelimelerin üzerine basa basa konuşacak, parmaklarımın gezinmeye doyamadığı çenesini hafifçe kaldırıp dikine dikine gidecekti. Ben, ben yine afallayacaktım. Büyük ihtimalle az önce düşündüğüm bütün şeyler kafamdan silinip gidecek, yerli yersiz bir öfkeyle aslında hissetiğim bütün gerçek olan şeyler hiç olmamış gibi davracaktım. O yaklaştıkça ben kokusuna kendimi kaptıracaktım. Keşke kara kara sayfalardan yaptığımız oyuncak gemiler her su aldığında batmasaydı, hoyrat kış bize sökmeseydi...

Uğultular kulağımı rahatsız etmeye devam ediyordu, duymak istediğim tek bir ses vardı bana sorarsan ama o kadar kolay olmadığını defalarca dile getirmiştik.  Jason, sağ elinin parmaklarıyla Fae’nin çenesini tuttu ve inatla baktı. Bir dakika kadar kendisini sürekli düşüncelerin tam ortasına atan yüzünü inceledi. Bu, bir maskeye benzemeyen onun saf, gerçek hâliydi. Açık tenli,  büyülü gözleri ve dolgun dudakları. Gözleri biraz koyu maviydi ve ağır, mat bir ifadeye sahipti. Ama bu gözlerde ona yakışmayan rahatsız edici bir şey vardı. Bunun adını ben korku koydum, ucu çok açık bir korku. Kırmaktan, işi yokuşa sürüklemekten korkmak veya sonunu göremeyeceğinden korkmak, buna asla tam emin olamam ama emin olduğum tek şey bencilce kendini düşünmediğiydi. Bunu asla ona söylemedim, asla gözlerinin içine baka baka dile getirmedim. Saflığı gözlerinin parıltısına eşdeğerdi.

Elimi çenesinden çekip yavaşça yanaklarına getirdim, fazla uzun sürmeden iki elimi toprağa doğru bırakarak birleştirdim
‘‘Seni dinliyorum.’’ Anlatacak çok şey olduğu belliydi, elimden geldiğince sabır gösterip ortak bir nokta bulmak için savaşacaktım fakat patlama noktam her zaman alt seviyelerde olduğundan yine zor, dinmesi kolay olmayacak bir fırtına kapıdaydı. Her nasılsa yaşananlar tersine dönmeyi kolaylıkla beceriyordu, gülümseyen yüzlerimiz birkaç kelimeye yerini ifadesiz şekillere sokuyordu. Bu kadar üzerine düştüğüm, her çizginin yolundan sapmaması için yoğun çaba sarfettiğim şey ben ne kadar uğraşırsam uğraşayım elimden uçup gitmesini inanılmaz bir mükemmelikte becerebiliyordu. Sanırım bu benim ard arda yenilgi aldığım tek cepheydi, ve kendine itiraf etmesi hiç kolay olmuyordu.

‘‘Oysa bizim seyrimizin safiri, ve daima belirli bir rotada devam etmesi için birbirimize verdiğimiz sözler vardı.’’
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: İki Kıta Bir Deniz   C.tesi Mart 01, 2014 6:45 pm

Alçak gönüllü bir sevginin mizacında sözcükleri yormak yoktur. Bedeninin her uzvunda hissedebileceğin sahici acıların, yerli yersiz zihnine teşrif eden neredeyse somut sancıların da bahsi geçmez. Narin, kırılgan bir sevgide terk edenin gidişi kati ve daimidir. Ayrılığı sahip olduğu sıfattan utandıracak kadar keskin bir son veriştir bu, geri dönüşü yoktur ve zamanında yerine yenisinin yerleşemeyeceği söylenen, eşsiz atfedilen her hatıra hem geride kalanın; hem de terk edenin zihninden birer birer yok olur. Keşke böylesine kırılgan bir aşk besleseydim ben de, o vakit gitmek kolaylaşırdı. Akıllara geldikçe dudaklara acı bir gülümseme dökecek anılar bırakmazdım geride, o olmadan ilerlediğim güzergahta önümü görmenin bir yolunu bulur; belki yeniden mutlu olurdum. Bizimkisi öyle değildi. İki sağırın birbiriyle anlaşabilmek için avazı çıktığı kadar bağırmasına benziyordu, her şey olabildiğince yüksek; her şey olabildiğince fazlaydı. Biz ikimiz, birbirimize aşkın en fazlasını verebilmek için öfkenin en koyusuna muhtaç olmuştuk. Hâlâ hatırda olduğumuzu görebilmek için zarar verir, incitir ve saflığıyla ruhumuzu şenlendiren bir aşkı yıpratır olmuştuk. Hırpalıyordu o beni, fakat ben de onun mizacında tam olarak bunu seviyordum.

Karşımda gördüğüm adamın en çaresiz zamanlarında bile bunu başarıyla gizleyebilecek kadar güçlü olduğundan emindim, işin aslı, onun yol açtığı en büyük yanılsama buydu. Jason'dan nefret ediyordum, çünkü onun yanında daima yardıma muhtaç hissetmek beni çileden çıkarıyordu. Jason'dan nefret ediyordum, çünkü onun kuvvetli yaradılışı benim sahip olduğum cılız ışığı daha da zayıflatıyordu. Bana seslenişinin ardından ona güzel birkaç sözcük söylemek geldiyse de içimden, o an konuşacak olsam her şeyi darmadağın edecekmişim gibi hissetmekten alamadım kendimi. Gözlerimi kaçırıp bir müddet o an için güzel bir mizansen sunmaktan öteye gidemeyen suyun günün bu vakitlerinde aldığı bulanık hâline baktım. Onun bende uyandırdığı hisler de tam olarak böyleydi, öyle değişkendi ki yüreğim yetişmeye çalışırken yorgun düşmüştü. Onu karşıma alıp her şeyi açıklamanın hayalini onlarca kez kurmuştum, bambaşka bir hikâyede, bambaşka isimlerle yeniden başlayabilme arzuma dairdi hepsi. Bir gün kalabalık ve gürültülü bir caddenin orta yerinde karşılaşırdık belki, gözleri bana temas dahi etmeden adımları hızlanır ve uzaklaşırdı. Bir daha asla karşılaşmazdık, lâkin birkaç saniyelik varlığıyla severdim onu. Bir gün alelade bir yerde denk gelirdik, ismini bahşederdi bana ve ben, sabah göğsünde saç telleriyle uyandığı bir kadının elini tutmuş vaziyette karşımda duran, hayatıma teşrif eden yabancıyla tanışmamızın hikâyesini yıllarca anlatırdım. Bize ait her şeyi paylaştığ kadındı parmaklarını kavradığı, onun esas kadını oydu, güzel tebessümlerinin mimarı; bize dair her melodiyi kulağına döktüğü kişi belki de oydu. Nefret ediyordum o kadından, bana ait olanın hayalimdeki kusursuz kadınıyla olan ilişkisinden ve benim buna gıpta edişimden nefret ediyordum. Fakat bu düşüncelerin sonunda çoğu zaman tebessüm ederken yakalıyordum kendimi. Çünkü biliyorum, seni ne vakit görürsem göreyim, gözlerim her zaman çok sevecek seni.

Derin bir nefes eşliğinde tekrar ona baktığımda olayın tamamından haberi olduğu aşikâr, bir nebze kızgın, yine de benden işitmeyi bekleyecek kadar sabırlı çehresiyle karşılaştım. Bu uzun yolculuğa çıkmak için onunla konuşmayı ertelemek benim hatamdı, lâkin beni buna sürükleyiş senaryosunu dillendirmek istemediğimden haklı çıkan taraf olmasına müsaade edecektim. “Anlatacak bir şey yok, yalnızca ufak bir yolculuk.” Göğsümde kavuşturduğum kollarımı biraz daha sıkılaştırırken bana yabancı gözlerle baktığını hissettiğim adamın ilk dinlediği, ilk ihtiyaç duyduğu kişi olmayı asla başaramamış olmanın yol açtığı ağır bir bozguna uğramıştım. “Gereklilikten. Zaten her detayı bildiğini varsayıyorum, o yüzden...” Devam ettirmedim, esasen, söylemek istediklerim gözümü korkutunca susmayı yeğlemiştim. Ben geçiştirmeyi sürdürdükçe yüzündeki öfke bir nebze daha perçinlenen adama baktım. Keşke bu kadar iyi tanımasaydım onu, keşke her hatanın üzerini kapatmaya bu denli meyilli olmasaydım. Belki o zaman, ona verdiği her sözü tutmak için didinen biri olarak, şahit olduğum her şeyin beni hayal kırıklığına uğratışına şaşırmazdım.

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jason Tyler Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2261
Kayıt tarihi : 04/02/11

MesajKonu: Geri: İki Kıta Bir Deniz   Perş. Mart 06, 2014 8:00 pm

Doğru dürüst iki ucundan tutamadığın bir şeyi nasıl devam ettirmek için çaba sarfedebilirsin bilmiyorum ama bunun kitabını yazdığıma adım gibi eminim. Bu şekilde yaşanan bir olayda gurura yer yoktur; düşündüğünü, hissettiğini, aklından asla atamadığın ve çoğu zaman kaçamadığın soruları onun yüzüne vurmaktan kaçtığın zaman ve sadece küçük bir hareketi karşıdan gördüğün an harekete geçiceğine kendini inandığın zaman o bahsetmekten korktuğumuz veya itiraf etmekten çekindiğimiz dipsiz çukurun içine kendimi atıyoruz, bu hep böyle devam etti. Olayların birbirini izlediği sonsuz bir ortam olarak düşünülen geniş soyutlukta sadece aklında sınırlı tutabildiğin olayları belli belirsiz gerçekleştirebilmenin acısını tekrar tatmanın duygusunu nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama dayanamadığım şeyin küçük bir ses çatallaşması veya buruk bir gülümseme olduğuna eminim. O yere göğe sığdıramadığımız sevgi küçük tuhaflıklarla dolu ve katlanılabilir olmasını bu tuhaflıklara borçluyuz, bunun çoğu zaman geri dönüşü olmaz ve sen elinden kaçıp gider, kitaplar yazmaya çekinmeyeceğin sevgin, birkaç cümle yazmaktan korktuğun için avucundan kayıp gider. Anlamlar bazen kayabilir, karışabilir, kaybolabilir ve iki bireyi şaşırtabilir. Fakat zihninide silip atabilmesi için o zihnin varsayımlar denizinde büyük fırtınalar kopması gerekliydi, ben gözlerimle bunun böyle kolay silip atılamadığını gördüğümde gülümsememe engel olamadım. Keşkelerle dahalarla sürüp gitmesini asla istemeyeceğim dönemler oldu ama, keşke o narin parmaklarını kendini yormayacak kadar uzatsaydın, ben gerisini hallederdim.

Gurur, mutluluk ve özsaygının düellosu, yalnızı yalnızlaştıran o illeti nasıl ortalıktan kaldıracağımızı kafamda mükemmel bir sistemle birbirine halatlamıştım. Yalnızı yalnızlaştıran olguyu başka kelimelerle karıştırıp karıştırmadığımızı da kendime sordum. Onun yüzüne baktığımda kendimi kaptırıyordum çünkü söylemek istediği ama söyleyemediği geç kalınmışlıkları birer birer okuyabiliyordum. Gözlerini sanki gözlerimle temas ettirmemeye yemin etmiş gibi farklı yerlere bakması ve konuşurken sesinin istemsizce yükselmesi de suratıma gülümsemeyi yerleştirmeye yetiyordu, bu yüzden sorularını yanıtsız bırakıp sadece dudaklarımı kıvırmakla yetiniyordum, hep yetinirim.Bazı bazı ego, çoğunlukla zayıflık ve kendini kaybettiğin zaman da öfke getiren o gururdan nefret ettim ve işin en sonunda zayıflık getirmesine de verebildiğim tek tepki parmaklarımı avuçlarımın içine çekerek olabildiğince sıkmak oldu. Ne olursa olsun hiç bitmeyecekmiş gibi söylediğim cümlelerimin en sonunda istemsizce kendime çekerdim onu, dudaklarımı saçlarımın arasında gezdirirdim, burnumun izin verdiği kadar içime çekerdim kokusunu. Belki boynuna dolardım sertçe kolumu ve söylediklerimin ne kadar ağır olduğunun farkına varırdım. Belki dudaklarını öpmemek için kendimi zor tutardım, aslında kulağa ne kadar tanıdık. Biz kafamızda çok farklı düşünmüştük her şeyi, bu şehirde her şeyin kulağa hafif bir ezgi gibi gelmesini uykulu gözlerle takip etmiştik. İşin en zorunu ustalıkla ortadan kaldırıp en kolayında paylaştığımız yükleri bırakmak da ne demek? O paylaşılan şeylere yakışmadığını dudakların her bükülüşünde haykırırken, nasıl? Perçinlenen özlemin neyin göstergesi olduğunun farkında mısın?


‘‘ Gerekli olduğunu gördüğün şeyleden bahsetmemeyi tercih ederim. ’’ Gözlerimi baktığım denizden ayırmadan dudağımdan çıkan cümlenin onun yüzünde nasıl bir etki yarattığını anlamam için suratına bakmama gerek yoktu. Ezberlediğim mimikleri zaten zihnimin içinde sürekli gidip geliyordu ve ben onun en küçük kaygısndan en büyük korkusuna kadar her şeyi adım gibi aklımda tutmuştum. Sadece belirli bir zaman vermem gerektiğini biliyordum, bu zamanın bana nasıl düşman olabileceğini veya onun nasıl konuşmama fırsat vermediğini tartışmak için uzun geceler gerekliydi. Verdiği cevaplarla anbean yükselen gerginliğimi dizginlemeyi onun yanında öğrenmiştim, günler geçtikçe beraber hatalar yaptık ve bu hatalardan iyi kötü çok şeyi zihnimize kazıdık. Sanırım bu sefer abuk subuk duygulara, adını isterseniz gurur isterseniz onur koyun, yer vermek istemiyordum. Aklımdan geçen cümleler de buna izin vermeyecek gibiydi. Beceriksizim kabullenme konusunda, işin ucunda hatayı kabullenme varsa fazlasıyla baş kaldırırım, ama yemin ediyorum hatalarımızdan ders alacağım. Bu denli mavi denizin ortasında açıklaşan yeşil tonlarını anlamak şimdi daha kolay olsa gerekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: İki Kıta Bir Deniz   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İki Kıta Bir Deniz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Prof.Pelin Özen/Örnek Rp
» |||=>Melis Özen<<=|||

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Eritheia Fae Hyxest-
Buraya geçin: