Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Başka Bir Zaman*

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jochen Kaiser
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 26/02/14

MesajKonu: Başka Bir Zaman*   Paz Mart 02, 2014 3:54 pm


...
Liebevoll schaust du mich dann an
und unsere lippen finden sich ganz sanft.



Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jochen Kaiser
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 26/02/14

MesajKonu: Geri: Başka Bir Zaman*   Paz Mart 02, 2014 3:58 pm


“Gerçekten minnettarım, ama benden istediğinizi yapmam mümkün değil. Keşif bilgilerim bir hayli zayıftır.”
“Açıkça izah edemediğimi sanıyorum, beni affet. Öyle ki sana bir seçim yapabileceğin izlenimini vermişim. Benim hatam.”

Genç adam, önünde birleştirdiği elleri arasında sıktığı kalın bereden gözlerini en nihayetinde ayırmış ve karşısındaki masada oturan, durumdan hoşnutluğu yüzündeki mide bulandırıcı gülümsemeden belli olan adama bakacak fırsatı bulmuştu. Odaya girdiği anda hayatının seyrinin geri dönüşü olmayacak bir biçimde değişeceğini biliyordu, zira kapıyı vurmadan önce adımlarını aksi yöne çevirip bu semti, bu kıtayı terk etmek istemişti. Onun gibi bir adamın odasına çağrılmanın memnun olunacak bir yanı yoktu, buraya gelirken meşgul oldukları işlerden başlarını kaldırıp kendisine şans dileyen; yer yer acıyan gözlerle bakıldığı adı gibi biliyordu. Konuşma tıpkı tahmin ettiği seyirde gerçekleşmişti, tekneden bozma bir gemiye atlayıp ölüm yolculuğundan farkı olmayan bir seyahate çıkmasını isteyen insan tacirinin aşağılık mimiklerinden okunuyordu çalışanlarının hayatına verdiği kıymet. Jochen, derin bir nefes alıp elindeki bereyi silkeledikten sonra başını belli belirsiz iki yana salladı. “Üzgünüm efendim, buradan ayrılamam.” Dünya adeta son demlerini yaşıyormuş gibi paramparça oluyor, okyanuslarda yüzen kıtalar hızla yer değiştiriyor ve lanet olasıca gökyüzünden tepelerine buzlar yağıyordu. Gidecek hiçbir yeri olmayan, ertesi günü görme ihtimaline dahi çok zayıf bir şansla tutunan insanların yaşadığı bu yerde, hâlâ böylesine adi bir amaçla meşgul olabilecek kadar tasasız görünen adama iğrenen gözlerle bakmaktan geri almadı kendini. Sağ adımını geriye attıysa da odayı terk etmesine müsaade edilmeyeceğini biliyordu.

“Yapma Jochen, neden burada kalman gereksin ki? Bundan birkaç yıl öncesine kadar kasabanın sağına soluna mal taşıyan biriydin, şimdiyse buz kırıp insanları donmaktan kurtaran basit bir işçisin ve ancak günde iki öğün yemeni sağlayacak bir paraya çalışıyorsun.” Adamın yüzündeki yapmacık merhamet ifadesi Jochen’in içindeki öfkenin daha da büyümesine sebep olmuştu. Gözlerini tekrar kaçırırken çenesini diş etlerinin ağrımasına sebep olacak kadar sıkı kenetlediğini fark etti. “Hem kimsesizsin, bakımından sorumlu olduğun biri yok. Ya sen gidersin, ya da iki kızı ve eşiyle beraber Felix gider.” Yutkundu, gökyüzündeki bulutlar açılıp pencereden içeri vurunca loş oda aydınlandı; böylelikle Jochen, adamın yüz hatlarına saklanmış gülümsemeyi gördü. Ne aşağılık biriydi. “Hadi işinin başına dön.” Odayı terk ederken günler boyunca aklını yoracak yeni bir dert edinmişti.

İş arkadaşlarının gözleri bu kez Jochen’in bir açıklama yapmasını bekleyen, huzursuz bir merakla üzerine sabitlenmişti. Aldırış etmeksizin birkaçına öylesine selam verip kendini binanın dışına attı ve sağ elindeki bereyi başına geçirdi. Kalın, yün ceketinin ceplerini yoklayıp sigara paketini arıyordu ki ona doğru hızlı adımlarla yürüyen kızları gördü. Ne olduğunu bile idrak edemeden Anastazie tarafından kucaklanmış, afallamış ve kızılın durmadan gevelediği birkaç cümleyi anlamaya çalışmıştı. “Sonuç olarak… Ben gelene kadar sevgili arkadaşıma göz kulak olmanı istiyorum. Burada onu emanet edebileceğim kimse yok Jochen, benim için bunu yapabilir misin?” Yüzünü ekşitti, yapması gereken işleri olduğunu söyleyecekti ki bir an için boş bulunup kafasını salladı. En nihayetinde iç cebinde bulduğu paketi çıkarıp sigarasını yaktığında ilk kez kıza bakma fırsatı bulmuştu. “Liena, Jochen’le tanış. Bence birbirinizi seveceksiniz!” Kaşlarını kaldırıp yüzündeki yorgun ifadeyi dağıtmaya yeltendiyse de sağ elindeki sigarayı diğer eline alıp kızla tokalaşmak için hamle etti.

“Memnun oldum.” Kızın eli dondurucu soğuğa rağmen sıcaktı, bir an için birleşen ellerine baktığında kendisinin kaskatı kesilmiş, çatlamış ve siyah isle kaplı parmaklarını onun beyaz teninden uzaklaştırmayı istedi. Hafifçe öksürüp sigarasından bir duman çektiğinde Anastazie çoktan hemen döneceğine dair bir şeyler bağırarak uzaklaşmıştı. İkisinin de sessiz kaldığı birkaç dakikanın ardından düşüncelerinin kalabalığı yüzünden karşısındaki kıza kaba davranmaya hakkı olmadığına dair ani bir vicdan azabı duydu. Ensesini ovuşturup suratına başarısız bir merak ifadesi yerleştirip kıza baktı. “Burada olman hiç akıllıca değil, biliyorsun değil mi?” Gülmeyi denedi, orada olduğu süre zarfında ilk kez genç kıza dikkatlice bakacak fırsatı bulmuştu. Güzeldi. Beyaz teninde soğuk rüzgârdan belirmiş pembelikler ve burnunun üstündeki açık renkli çilleriyle porselen bir bebeği andırıyordu. Güzeldi. Büyük, yün beresinin altından atkısının içine uzanan sarı saç tellerini fark etti, gözlerine bakma isteğiyle yukarı tırmandığındaysa sigarasını dudaklarına götürüp bakışlarını kaçırdı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liena Yermonian
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 304
Kayıt tarihi : 26/03/12

MesajKonu: Geri: Başka Bir Zaman*   Paz Mart 02, 2014 7:20 pm


Anas'ın yol boyunca ona yapmasını tembihlediği milyon tane direktifi hatırlamaya çalışıyordu ancak beceremeyecekti, zira hem gereksiz görüyordu hem de o kadar iyi bir hafızaya sahip değildi ancak en yakın arkadaşı olma vasfına sahip Çek cadı hala daha buna devam ediyordu. Onun için çabaladığını bildiği için sesini çıkarmadı, laf dinleyen Liena rolünü yaparak onu dinlemeye devam etti tek bir itirazda dahi bulunmadan. Fazla saçmalamaması ve konuşmaması gerektiğini sekiz yüzüncü defa duyduğunda ise daha fazla sessiz kalamadı. "O kadar çok konuşmuyorum! Abartıyorsun, Anas... Ve bir erkeğin yanında saçmalamamam gerektiğini bilecek kadar tecrübeliyim bence." Kızın 'Ciddi misin?' ismini verdiği bakışlarını üzerinde hissettiğinde söylediklerine pişman oldu. Aklına gelen her şeyi söylemek konusunda yapabileceği bir şey yoktu. Öyle büyümüştü ve bunun önüne ne kadar uğraşsa da geçemiyordu. Hem zevk alıyordu bundan. İnsanlarla sohbet edip bir şeyler paylaşmak onu hayli mutlu ediyordu.  "Takıldığın erkekleri düşünürsek onlar zaten gereksiz ve saçma insanlardı, o yüzden fark etmedin ve saçmalasan dahi onlar bunu normal karşıladı. Jochen dergilerde görüp 'Erkek!' dediğimiz grupta yer alıyor, daha çok." Konuşmanın bu kısmını da defalarca duymuştu. Onun hayatında gereksiz hiçbir şeye yer yoktu. Kendi başınaydı ve ihtiyacı olandan fazlasında gözü olmamıştı hiçbir zaman, o yüzden geçinmesini sağlayacak kadar maaş veren bir yerde çalışıyordu. Büyük aşk hikayelerindeki fakir, gururlu ve yakışıklı oğlandı, Jochen her şeyiyle aslında. Liena'nın da aklı başında, aşkı arayan zengin kız olması gerekiyordu aslında ancak cadı onların hikayelerindeki marjinal ruhu sağlayacak karakter olmayı seçtiği için öyle bir şey söz konusu bile değildi.

Liena'yı en çok düşündüren, daha doğrusu yararlı şeyler düşünmesini sağlayan asıl nokta erkekler konusunda belirlediği skalanın -ona göre- altında kalmasına rağmen onu etkileyenin ne olduğuydu. Listesine göre kontrol ettiğinde kaslı kısmı bir nebze de olsa karşılanıyordu, yakışıklı olduğu konusunda aksini iddia eden varolanı inkar ettiği için çarpılırdı, motorsikleti olduğunu pek sanmıyordu ama emin de değildi o yüzden bu kısım muammaydı. Harcanmasını önemsemeyeceği kadar parası olmalıydı ki burada da Jochen kaybediyordu teknik olarak ancak Liena'nın ilgisini kazanmayı başarmıştı. Her zaman evrenin bir gün karşısına böyle birisini çıkartıp onunla dalga geçeceğinden korkmuştu ki gerçek de olmuştu ama memnundu. Ona ulaşmak için çaba bile sarf etmişti, kıyamet gerçekten kopuyordu galiba. Önce gökyüzü sonrasında buzullar derken Li'nin davranışlarındaki bu keskin değişim baş göstermişti. En sonunda oğlanın yanına gelmeyi de başarmıştı, Anastazie'nin başının etini yemesi gerekmişti bunun için ama, istediğini elde etmişti sonuçta. Anas'ın bir anda türettiği ve hala saçma gelen fikrini işleme bir anda koymasına olan şaşkınlığını içinde saklı tutmaya çalıştı. Arkadaşınızın yanında bir anda belirip ona bir başka arkadaşını bırakıp kaybolmak çok da akıl kârı bir iş değildi sonuçta.

Utanmıştı ki bu duyguya fazlasıyla uzaktı Li. Oğlanın soğuk elini tuttuğunda normalde 'Senin için ısıtmamı ister misin?' diyebilirdi, ama çekinmişti. Anas'ın laflarını hatırladı bir anda. Sağol şimdi tam bir salak gibi gözükeceğim, Anas. Fazla kısıtladın beni ve haklı olmana sinir oluyorum. "Ben de..." diyebildi yarım yamalak bir şekilde. Yaptığı işin ona bıraktığı miras olan ellerindeki lekeleri görünce iğrenmekten ziyade onunla gurur duymuştu. Bu durumun onu utandırdığını hissetse de sustu, biliyordu ki bir şeyler söylemeye çalışırsa daha da batıracaktı. Zorla tanıştırılan insanların ilk zamanlarda arasında olan o sessizlik onların arasında da hüküm sürüyordu. Jochen en azından diyalog kurmak için çabalıyordu, Liena'da o da yoktu. Söyleyeceği herhangi bir sözcükten salaklığının akacak olmasından korkuyordu. Kendine gel, Li. Seni olmaya çalıştığın şey için sevecekse, ne faydası var? Her konuda muhalefet olan iç sesinin de ona katılmasıyla her şey daha da mükemmelleşmişti. "Pek de aklı selim birisi olduğumu söyleyemem. Burada sevdiğim insanlarla kalmak, kaçmaktan daha akıllıca geldi sadece. Hem sen de burada kalmışsın, bir şey olursa beni korursun diye ümit ediyorum. Yardıma muhtaç kız ve onu kurtaran delikanlı olarak tarihe geçeriz." Gülümsedi sözlerini sonlandırırken. O an Anas'ın yanında olmadığını şükretti, kafasına ayakkabısını falan fırlatırdı, yoksa. Fazla samimi bir cümle kurmuştu, fakat başka türlü daha nasıl yakınlaşabilirdi onunla bilmiyordu. Başka bir yolu var ise bilen birisinin ona öğretmesi gerekiyordu. Sigarayı dudaklarının götürüp zehrini içine çekerken fazlasıyla karizmatik görünmesi Li'nin ondan daha da etkilenmesini sağlamıştı. Bu kadar kolay birinden hoşlanıyor olması bazen sinirini bozuyordu, ama Jochen'in yaptığı her şey o an mükemmel geliyordu nedense. Bakışlarını ondan kaçırdığını fark ettiğindeyse ondan uzağa gidip sevinçten çığlık atıp geri dönmek istedi. Esen rüzgar bu defa kuvvetliydi, üşümüştü. Sarılıp ısıtmasını dilerdi ama daima takıldığı yılışık erkeklerden birisiyle olmadığını kendisine hatırlattığı için sürekli olarak boş yere hayal kuramadı. "Gidip sıcak bir yere otursak olmaz mı? Yoksa Anas gelene kadar soğukta kalıp hasta mı olmamı istersin? Elinin yavaşlığını göz önünde bulundurursak zatürre olup ölmem anlamına geliyor bu." Şehrin bu kısmını çok fazla bilmiyordu bu yüzden kendisini onun liderliğine bıraktı. Emrivaki yapar gibi kendisini bir yere götürtüyormuş gibi hissetmişti ancak, soğukta donmak istemiyordu. Hem onun da üşümesini engellemişti böyle yaparak. "Bu arada o turuncu kafa adına özür dilerim. Benimle uğraşmak zorunda bıraktı seni. Kimse tanımadığı birisiyle yalnız bırakılmak istemez."

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jochen Kaiser
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 12
Kayıt tarihi : 26/02/14

MesajKonu: Geri: Başka Bir Zaman*   Perş. Nis. 17, 2014 12:37 pm


Sarışının bir anda sesini yükselterek muazzam sohbetlerine farklı bir yön vermesi Jochen’in zihnindeki karışıklığı daha da içinden çıkılmaz bir hâle sokmuştu. Sebebini bilmediği anlık bir neşeyle yüklü sözcüklerini dinlerken de, sıcak bir yere gitmelerini önerdiğinde de gözlerini kaçırıp sabitlendiği noktaya öylece bakakalmıştı. Kaşlarını çattı, kırışan alnının ani duraksamasını ifşa etmemesini ummuştu, tabii ki ahmakça bir beklentiydi. Kıza dair ilk görüşte güzelliğinin yanı sıra fark edilen bir şey varsa o da zekâsıydı, soğuk rüzgâr yüzünü döverken gözlerini kısıp uzun, sık kirpiklerinin arasına gizlediği bakışları geçen her saniyede karşısındakini tartıyor gibiydi. Jochen, bir an için boş bulunup kendini tasdik etmek istercesine ona baktı. Gözlerindeki ışıltı onda ne olduğunu kestiremediği bir dürtü uyandırdı, fakat minnettar olduğu tek şey soğuktu, soğuk; çekinerek dudağını dişlemesini bambaşka bir kılıfa sokmasına yardımcı oluyordu. Kızın konudan istemsizce uzaklaşmasından memnun bir biçimde, Anastazie yerine özür dilemesine hafifçe başını sallayarak karşılık verdi. Anlam veremediği gerginliğinin sebebini eşelemekten kızın onunla iletişim kurma çabasını yok saydığı aşikârdı, Jochen dikiş tutturamıyordu. Uzun zamandır kadınlarla olan ilgisini, hatta temasını o günden ya da geceden öteye götürmeyen bir adam olarak yaşamanın getirisiydi bu. Aptal değildi, sarışının ona yaklaşırkenki tavrını analiz edebiliyordu ve Jochen bir erkekti, evet, elbette ki doğası onu yalnızca birkaç saat için göz kulak olduğu biri olarak bırakmak istemiyordu. “Onunla yeteri kadar zaman geçirdim. Sen daha katlanılabilir birine benziyorsun.” Kıstığı gözleriyle dikkatle incelediği kızın tepkisini merakla beklerken yalnızca bir anlık, birkaç saniye için patlayan ve durulan melodik gülüşünü duydu. Dudağı hafifçe kıvrılırken onun bir şey söylemesine izin vermeden hafifçe öksürerek sırtını yasladığı yerden doğruldu. “En iyisi,” dedi derin bir iç çekişle ve elindeki, yarısı bile tükenmemiş sigarayı karların arasına fırlattı. Yirmi dal için iki saat çalışması gereken bir işçi olarak bugünün en aptalca hareketini yapmıştı, şimdilik. “Seni sıcak bir yere götüreyim.”

Sahiden soğuktan kurtulmak istediğinden değildi, kızın da bundan o kadar rahatsız olmuş gibi bir tavrı yoktu. Yalnızca hayatı boyunca gördüğü en aşağılık adamdan ve onun emrinde arta kalan kısacık ömürlerini heba eden zavallı işçilerden uzaklaştırmak istemişti onu. Kısa bir yürüyüşün ardından sorumlu olduğu onlarca buz kırma ve kar araçlarıyla dolu hangara ulaşmışlardı. Jochen, ona dışarıda beklemesini söylemişti fakat sessiz yolculuklarının acısını çıkarır gibi kapıyı açtığında içeriye dalan sarışının bitmek bilmeyen sorularını yanıtlarken bulmuştu kendini. Bir kar motosikletini dışarı sürüklerken de, sonuncusu olmadığını bildiği bir soru daha işitti.

“Bundan bir tane de ben kullanabilir miyim dersin? Çok zor gözükmüyor.” Büyük adımlarla yaklaşıp motosikletin her yerini kurcalayan kızın merakı genç adamı eğlendiriyordu, fakat belli etmek istemedi. Elindeki tek kıymetli şeyi işi olan bir adama yapılabilecek en büyük jestin onunla ilgili sohbet etmek olduğundan bihaber vaziyetteki kız konuşmaya devam ediyor, Jochen ise onun yakalayamadığı küçük boşlukları gülümseyerek, onu izleyerek dolduruyordu. Hangarın kapısındaki büyük, demir kilidi eski yerine takmak için döndüğünde motorun aksamıyla ilgili kendi kendine bir şeyler söyleyen kız, kafasındaki düşünceleri alt üst etti. Sol kaşını havaya kaldırıp şaşkınlıkla, omzunun üzerinden geriye dönüp sarışına baktı. “Ne?” Gülüyordu, ellerini, sabitlediği kilitten çekip kıza doğru yürüdü. Çenesindeki birkaç günlük sakallarını sıvazlayıp dikkatle, ilgisi dağılmış kızı süzdü. “Ne?” Zayıf omzunu silkmiş, gözlerini devirmişti. Yemin edebilirdi ki uzun zamandır gördüğü en güzel şeydi. Jochen, elini motosikletin koluna koyup eğilirken başını iki yana salladı. Bu mesafeden beyaz teninin üzerindeki tüm ufak lekeleri dahi seçebiliyordu. “Kafanda renkli bir bere, boynunda pamuk bir atkı ve sekiz düğmeli sevimli bir palton var. Benimle motorun aksamıyla ilgili sohbet ediyorsun.” Kıstığı gözlerini kırpıştırıp gülerken gözleri kızın aralık dudaklarına takıldı. Akabinde kendi dudaklarını ıslatıp aralarındaki yersiz, kısacık mesafenin idrakıyla doğruldu. “Şaşırdım.” Bir kez daha gerginlikle ensesini ovuşturdu. Ardından tekrar sesini işittiği kızın ne dediğine konsantre olamayacağı bir hamle yapmış, yanına erişip belini kavramıştı. Liena’nın cümlesi yarıda kesildi, ki bu da Jochen’i uykudan uyandırdı. Tereddütle sağ elini geri çekip gözlerini kızdan uzaklaştırdı. “Binmen için,” dedi eski sistem, devasa boyuttaki kar motosikletine kaçamak bir bakış atarak. “İzin verirsen.” Sarışının o an durumu kavramış gibi gelen onayının ardından belini tekrar kavrayıp yükselterek yerini almasına yardımcı oldu. “Ah, doğru!” Kendisi kızın önüne, aracın tepesine kurulduğunda şehre inecekleri süre zarfında tek kelime dahi etmemeye karar verdi, zira geçirdikleri yarım saati boş bulunarak yaptığı aptal hareketlerle zoraki bir şekilde götürmüştü. Kızın oyununa katılıyordu, yalnızca uzun zamandır oynamadığından kuralları unutmuştu. Motoru çalıştırdığında paltosunun arkasına sıkıca kenetlenen elleri hissetti, güldü. Sırtını gerip kızın kendisine yaklaşmasına sebep olurken kendini alıkoymadığı için zerre utanç duymamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Liena Yermonian
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 304
Kayıt tarihi : 26/03/12

MesajKonu: Geri: Başka Bir Zaman*   Perş. Nis. 17, 2014 10:54 pm



Jochen’den aldığı cevap ile en yakın arkadaşına karşı tavırlar konusunda bir galibiyet elde ettiğini birkaç saniye içinde idrak eden Liena, kendine engel olmadı ve ufak çaplı bir kahkaha attı. Akabinde sigaranın büyücünün parmaklarının arasından kurtulup karlı zeminde gömülüp sönerken çıkan gri dumanın yükselişini izledi kısa bir süre. Harekete geçen Jochen’in peşinde ilerlerken etrafa bakınma şansı bulmuştu. Dışarıda çok fazla insan yoktu, gördüğü kişiler de muhtemelen Jochen ile aynı işi yapan insanlardı. Aşırı çalışmaktan ötürü bu soğukta dahi terlemiş oldukları alınlarında donmayı başarmış damlalarından anlaşılabiliyordu. Yapılan işin ne kadar kirli olduğundan bihaberdi ancak adamların üzerinde bulaşmış lekeler gördüğünde çok da temiz bir iş olmadığını anlamıştı. Kapalı bir mekânın kapısına ulaştıklarında asla kulak asmayacağı bir cümle kurmuştu, büyücü. Gülümsemeyle karşılık verdikten sonra peşinden içeriye girmiş, düştüğü cennet için şükretmişti. Kar motorları gördüğünde zihnine doluşan soruları karşı tarafında rahatsız olup olmayacağını umursamaksızın kelimelere dökmüştü. Motorun gücüyle, yağ değişimiyle, aküsüyle ve diğer teknik şeylerle ilgili sorularını ardı ardına sıralamıştı. O soruların arasında binmek istediğini dile getirmişti ancak büyücü pek de takılmamıştı. İşine yoğunlaşmayı seçmişti. Kendi kendine konuşmaya devam ettiği sırada büyücünün bir şey söylediğini işitmişti. Ona doğru dönen garip bakışlar ve çene sıvazlayan edanın neyi kastettiğini anlamamış ve saf bir şekilde bunu gösteren sözcük dudaklarının arasından dökülmüştü. “Ne?” Kötü bir şey yapmış gibi hissedip omuz silkip bakışlarını kaçırmıştı. Söyledikleriyle bu kadar ilgilenilmesine alışık değildi, aslında. Çenesi çok fazla çalıştığı için insanlar her dediğine kulak asmaz, dinliyormuş gibi yapar ve saçmalamaya başlasa dahi durdurulmazdı. Yine öyle olacağını düşünüp bir yerden sonra kendi kendine konuşmaya başlamıştı ancak Jochen onu dinlemişti, görülen o ki. Anas’ın uyarılarını hatırladı o an, yeniden. Derin bir nefes alıp verirken onunla ilgili küçük bir kız çocuğuymuş gibi tasvir edilirken dişiyle alt dudağının iç tarafını ısırmaya başlamıştı. Dişinin arasında oyuncak olan etini ısırırken onun gülümsediğini görmüş ve şaşırmıştı. Zira Anas tebessüm ettiğini dahi çok nadir gördüğünü söyleyerek onu yine bir konuda uyarmıştı ama o konunun ne olduğunu bilmiyordu. Bunu Anas’a söylememişti elbette, bir asker misali ‘Tamam, efendim!’ diyerek geçirtirmişti. “Motorlara biraz meraklı-” Belinde hissettiği şey ile irkilmişti. Utanmıştı da. Yanakları kızarırken bakışları ve mimikleri donmuştu. Gelen açıklama ile rahatlaması gerekirdi ama pek işe yaramamış, utancı devam etmişti. Yüzüne bakıp o halini görmemesi için dua etti. Öyle de oldu, suratına bakmayıp yerine oturdu. Ellerini beline sardığı büyücünün sırtına yüzünü yasladı.

Gidecekleri yere varıncaya dek sessiz kaldı. İç sesi onun aklını karıştırmak için göreve koyulmuştu. Çekingenliğinin devreye girdiği anlarda pek de üzerinde durmadığı şeyleri düşünmeye başlamıştı. Ona olan bakışlarının bazen dudaklarına kaymasının sebebini merak etmesine sebep oldu iç sesi, ilk önce. Saçmaladığını, öyle bir şeyin olmadığını öyle sandığını kendisine söyledi. Erkekler konusunda özgüveni tavan olan Ermeni kızı kaybolmuştu. Ellerini belinde hissettiği o anı düşünüp duruyordu. Neden utandığını ya da donup kaldığını anlamlandıramıyordu bir türlü. Hayatında ilk defa birisi ona dokunmuyordu sonuçta. Her zaman ilk önce tereddütleri, endişeleri olmuştu ama o tepkisi onun için bir ilkti. Beline sarıldığı ve omzuna kafasını yasladığı anda kendisini ne kadar rahat ve güvende hissettiğini fark etti sonrasında. Odaklanırsa hafif de olsa kalp atışlarını duyabiliyordu. Hepsini olmasa da orada Jochen’in kalpsiz ve donuk biri olmadığını gösteren bir şeyin mevcut olduğunu anlatan, kalbinin varlığını hissettiren atış ritmini uzun aralıklarla da olsa hissediyordu. Yeni tanışmış oldukları için var olan yersiz mesafenin varlığından rahatsızlık duydu. Ona yakın olabilecekken uzak kalmak, can sıkıcıydı. Konuşurken zorlandığı, çekindiği birisi olursa Jochen nasıl onun olabileceğini hatırlattı, iç sesi.

Uzun ya da kısa mı sürdü yolculukları, emin değildi. Yola pek odaklanamadığı bir gezinti olmuştu. Önce Jochen inmişti motordan, sonrasında da Liena’ya yardım etmişti. Elleri belini kavradığında bu defa daha sakin karşılamıştı. Öyle umuyordu en azından. Şehri bu kısmı biraz daha sıcaktı ve bunun iyi bir şey olduğunu düşünerek sıcağa olan özleminin ne kadar arttığını fark etti, o anda. Birkaç defa gitme şansı bulduğu kafenin tabelası gözüne iliştiğinde büyücünün kolundan tutup dikkatini kendisine vermesi için bir iki defa çekiştirdi. Dört parmağını kapatan eldiveni izin vermese de bir şekilde işaret parmağıyla kafeyi gösterdi. Bir an için o duruşuyla Hitler’i andırdığını düşündü. “Şey, şuraya gidebiliriz aklında bir yer yoksa. Seveceğini düşünüyorum. Tabii ortalıkta gezen birkaç kediyi görmezden gelirsen, ah dayanamıyorum o yaratıklara ama sundukları içecekler güzel oluyor, o yüzden seviyorum orayı.” Gideceği yeri pek de umursamadığından emin olduğu adamın söylediklerini işittikten sonra söylediği yere doğru ilerledi, yanında. Aralarındaki mesafe az da olsa sessizlikleri o boşluktan tren geçebileceğini ifade ediyordu, adeta. Ahşap kapıyı itip içeri girerken görünürde kedi olmadığı için şükretti. Kalabalık değildi içerisi. Birkaç insan vardı ve sessizdi. Sıcak bir yerdi. Müşteriler ve mekân sahipleri birbirini tanırdı genellikle. Orayı tercih etmesindeki bir diğer neden de buydu. Boş iki kişilik masalardan birine geçtiler. Sağdan soldan kedi fırlama ihtimalinin yüzde yüze yakın olmasından ötürü etrafı kolaçan etti sandalyesine yerleşirken. Jochen’in onu izlediğini ve ne yaptığını merak ettiğinden emindi. Mekân konusunda bakir olduğu için anlamaması normaldi ama bunu kaybettiğinde onu gayet iyi anlayacağından emindi. Yine sessiz kaldıkları birkaç dakikayı garson gelerek bozmuştu. Bir İngiliz çayı siparişi vermişti, zira içinin ısınmaya ihtiyacı vardı. Motorla geçirdiği yolculuk soğuğun içine işlemesine sebep olmuştu, her ne kadar büyücünün arkasına sığınmış olsa da soğuktan kaçamamıştı. Garsonun gitmesiyle birkaç saniyeyi daha sessiz geçirmişlerdi ki Liena’nın beklediği sürpriz gerçekleşmişti. Kucağına atlayan kediyle çığlık atıp ayağa fırlamış, kedinin bacaklarından düşmesiyle büyücünün yanına kaçmıştı. Kedi de Liena’nın eski yerine kurulmuştu bu esnada. “İşte bundan söz ediyordum! Onu, oradan alman mümkün mü? Hatta direk sandalyeyi değiştirelim, oraya tekrar oturmam yoksa.” Jochen’in garsonu çağırıp kızın şikâyetiyle birlikte sandalyeyi almalarını söylerken ona yük olduğunu hisseti. Yeni gelen sandalyeye otururken hala ürkekti. Bir tanesiyle daha aynı şeyi yaşamak istemiyordu.

Yüzündeki tebessüm ile kediler konusunda dalga geçeceğini anlayarak çabuk bir şekilde konuyu değiştirdi. En iyi olduğu sayılı şeylerden biri buydu. “Şey, senden ufak bir şey isteyeceğim. Motorun bakımını yaptığın bir gün sana eşlik edebilir miyim? Babamın ben çocukken bir tane vardı, üç, dört yaşlarındayken geçirdiğim bir hastalık yüzünden ailem biraz fazla evhamlıydı, bu yüzden dışarı çıkmama izin verilmezdi. Arkadaş edinemedim haliyle, o yaşlarda yegâne eğlencem babamla birlikte motoruyla ilgilenmek oldu. Aksamıyla ilgili o kadar çok konuşmamın sebebi buydu, biraz meraklıyım.” Bir de motorlara karşı zaafım var tabii. Bir de unutmadan fazla çekici oluyorsun o esnada, benim olur musun Jochen? Son kısmı içinden söylemiş olsa da zihnine yerleşmiş olan Anas’ın sesi salak olduğunu ona hatırlatmıştı. Babasına fazla düşkündü, hastalanması da yüzdendi, birkaç gün boyunca işleri yüzünden babasını göremediği için dışarıdaki on beş santim kara aldırmaksızın annesinden gizlenerek dışarıya çıkmış, babasına gitmek için koşturmuştu. Vücudu o soğuğu kaldırabilecek kadar güçlü olmadığı için iki üç hafta kadar kendisine gelememiş, ateşli bir şekilde yatakta kalmıştı. Hayatının geri kalanında da ailesinin evham yapmasına sebebiyet vermişti bu. Babasıyla fazla vakit geçirebildiği için mutluydu, şikâyet etmemişti hayatından. Garson siparişlerini getirmişti o sırada. “Teşekkürler.” dedi çehresine yerleştirdiği sıcak bir tebessümle. “Ayak bağı olmam sana, o konuda şüphen olmasın.”
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Başka Bir Zaman*
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» South Park ne zaman bitiyor ? Kesin bakın..

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Karanlık Bölge :: Kuzey Ülkeleri-
Buraya geçin: