Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Kavgaltı

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Kavgaltı   Ptsi Mart 10, 2014 1:31 am

Ağır ağır dağılan kalabalığın arasında seçilebilecek irilikte olan bedeni sevgilisi tarafından itiştirilmeye mahkumdu o sıra. Önünde yürüyen Floja’yı ezebileceği korkusuyla Pamelia’ya gözlerini belertip baktı bir süre. Sevgilisiyse sürekli kıkırdıyor  ve oğlanın omzuna baskı yapmaya devam ediyordu. Sonunda, her zamanki gibi, bunalarak kalabalığı yarmaya karar veren siyah saçlı cadı üzerindeki cübbeden kurtulup onu Jesus’a doğru fırlattı. Oğlan ani bir refleksle cübbeyi yakaladı ve Pamelia’nın gözlerine anlamsızca bakarak “Hayırdır, sen yine nereye?” diye sordu, evet ona karşı az da olsa gıcıktı. Cadı, sevimliliğini kullanacağı yeri iyi biliyordu. Zira, Jesus’un içini kemiren kurtlara rağmen ormanda dolaşacağını öyle tatlı bir dille belirtmişti ki, büyücü boyun eğmişti sevgilisine. Jon Ander ve Floja’nın arasına girmeden hemen önce Pamelia’nın dudaklarına ufak bir öpücük bıraktı ve ardından cübbeyi omzuna attı. Önünde yürüyen yansımasına ve yengesine iki adımda ulaştı. İkilinin arasına girip kardeşinin koluna girdi; Floja’nın omzuna ise kolunu attı.

Neredeyse yemekte konuşulan hiçbir şeyle ilgilenmemişti. Hatta sevgilisinin konuştuğu kısımları bile yarım yamalak dinlemişti. Tek anladığı Jaiden denilen kırıkla beraber bir işlere girişeceğiydi, yine. Sahi, Jesus neden Pamelia dışında kalan her şeye karşı bu kadar umursamaz olmuştu? Bu buhran halleri büyücüyü miskinleştiriyor muydu, yoksa böylesi işine mi geliyordu; açıkcası bunu da pek sorgulamak istememişti.  Kendine kısa bir süre içerisinde çeki düzen verecekti; bu konuda kararlıydı. Ama zamanı ne zaman onu kestiremiyordu. Ha, bir de yemek çıkışı kalabalık arasında epey gezmişti gri gözleri. Kim var, kim yok iyice aklına kazımıştı. Hatırladığı yüzler arasında Vitaly Orlov’un da dahil olduğu bir kaç zanlı yemekten ya erken ayrılmıştı ya da... Bu ihtimali düşünmek dahi istemiyordu Jesus. Yoksa, şüphe beyin kıvrımlarında ağır hasarlar bırakırdı; bu da Pamelia’ya olan güvenini derinden sarsabilirdi. Jesus’un karakterini tek tanıyan yine Jesus’tu, şükür. Yoksa seneler boyu Pamelia’ya sırtını yaslayabilmesi mümkün değildi; koca med cezirler yaşarken. 

Gözleri son kez deri kayışlı, eski saatini kontrol ederken pek de memnun bir ifade bürümemişti gencin şekilli ve yorgun yüzü. Neredeyse üç saat olmuştu eve geleli. Ayrıca, gözlerini tam manasıyla açık tutabilmek için kürdan gibi bir şeye ihtiyacı vardı. Ama kapıda herhangi bir tıkırtı yoktu, hala. Elindeki kitap yavaş yavaş karnına doğru kayıyordu ama Jesus, her seferinde kitabı dikleştirip kaldığı satırı unuttuğu için sayfanın başından başlamaya çalışıyordu okumaya. Oysa daha ilk satırı bile okuyamamıştı esnemekten. Göz kapaklarının gri rengi örtmesine izin vermemek için epey bir süre böylece direndi. Fakat sonunda uykunun şefkatli kollarına bırakmıştı kendini. Pamelia’nın çok geç kalacağını düşünmüyor ve uykuya dalarken bile kendini kandırarak beş dakika sonra gelmiş olur diye düşünüyordu. (GELMEDİ.)

Gözlerini rahatsız eden güneş ışığı yüzünün de buruşmasına sebep olmuştu. Çift kişilik yatağın bir ucunda kıvrılmış uyurken başını diğer yana ağırca çevirdi. Ümidi Pamelia’nın güzel suratını görmekti. Fakat, cadı orada değildi. Gözlerini kaşıyarak gerindi. Yataktan ağır ağır kalkarken cadının tarafının da bozulduğunu görmüştü. Belki de gelip sabah erkenden bir yerlere gitmişti; ya da belki Jesus yine hayvan gibi tüm yatakta gezinmiş sonra kendine bir yer bulmuştu. Tabii, büyücüye ilk seçenek daha cazip geldiği için gerçeği öğrenene kadar kendini kandıracaktı. Zaten bir olaya daha katlanabilecek kapasitesi yoktu. Patlarsa bir volkandan daha fazla zarar meydana gelebilirdi. Yüzüne soğuk su çarparak aynada boş gözlerle kendisini inceledi bir süre. Alnındaki yara izinden sonra bir de çenesinde bir iz oluşmuştu, Jacob tarafından ısırıldıktan sonra. Onu görmeye hala alışamamıştı. Gri gözleri bir süre kısık bir biçimde çenesinde gezindi. Sonra başını kaşıyarak mutfağa doğru adımladı meşe parkeleri. Çıplak ayakları mutfağın soğuk zemine değdiğinde ürpermişti büyücü. Pamelia’nın eve gelip ona çığlık çığlığa “Çoraplarını giy!” emrini vermesine muhtaçtı. Ayaklarından aldığı gözleri buzdolabına erişti. O an boşta kalmış elleri dolabın kapağını çoktan açmıştı. Pamelia büyücünün evlenme teklifini reddettiğinden beri kırk takla atmıştı Jesus cadıya evet dedirtmek için. Her fırsatı süsleyerek kullanıyordu. Bu Pamelia’yı biraz boğsa bile Jesus’un baskıları durdurak bilmiyordu pek tabii. Mutfağın ortasındaki masaya özenle bir sofra kuracaktı Jesus ve aklınca ne kadar iyi bir eş olabileceğini kanıtlayacaktı sevgilisine. Öyle bir koyulmuştu ki kahvaltı hazırlama işine neredeyse bir saat boyunca muazzam bir sofra kurmuştu sevgilisine. Son olarak ekmekleri de kızartıp bir sandalye çekti ve oturdu. Kolundaki saati kontrol etti. Saat tam olarak on iki buçuktu. Uyanalı neredeyse bir saat olmuştu; Pamelia geldi gelecek düşüncesi hala büyücünün aklında fink atıyordu. Gel gör ki, yarım saat geçmiş ve açlığı iyice baş göstermeye başlamıştı büyücünün. Üstüne bir yarım saat daha geçmişti. Zaten sinirlenmeye müsait olan yapısı açken iyice zıvanadan çıkıyordu. Daha fazla dayanamayarak bir buçuk saatin sonunda kahvaltısını etmişti Jesus. Yaptıklarının çoğunu da yemişti zaten ki soğumuşlardı da. Kendi tabağını eline alıp masadan suratı epey düşük bir şekilde kalkarken kapının çalındığını duydu. Yüzünü buruşturdu, anlam verememişti bir an. Elindeki tabağı tekrar masaya bıraktı ve kapıya doğru yürüdü. Pamelia olamazdı. Anahtarı yoksa, gece de eve gelmemiş demekti bu. Ama gece eve gelmişti, değil mi? Kapıyı açarken gözleri tekli koltuğun yanındaki sehpanın üzerinde olan anahtara takıldı. Ardından kapının ardından kendisine gülümseyen bir çift gözle karşılaştı. Derin bir nefes aldı ve gülümsemeyi denedi.


“Hoş geldin.”

*Önceliklennnn neden evlerin olduğu bi yer yok, bu birinci sorum. Ayrıca da püren ve ben birleşince anca böyle bi başlık oluyo. Sorry......
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pamelia Cauas
Simyager
Simyager
avatar

Mesaj Sayısı : 3168
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Kavgaltı   Ptsi Mart 10, 2014 2:05 am

Cadı saatler boyunca ormanı aşıp yolunu bulmaya çalışmıştı. Sonunda şehre vardığında ise medeniyet diye çığlık atıp, ağlayarak kendisini dizleri üzerine bırakmak ve Merlin'in paçalı donuna minnettarlığını belirten absürd bir ayine girişmekten zor alıkoymuştu. Yorgunluktan gerçekten dizleri üzerine düşmesine ramak kalmıştı. Ama düşse bile ayin yapmayı bırak, Merlin'in ismini telaffuz edecek kadar dahi gücü yoktu. Kendisini ilkel kasabada sürükleyip Jesus'la paylaştıkları ufak eve vardığında, yaklaşık son iki buçuk saattir ara vermeksizin guruldayan, hatta şarkı söylemeyi ve şiir okumayı dahi deneyen zavallı midesine şşşt diye fısıldadı, hepsi geçti. Ağzı uzanabileceği yatağın hayaliyle kulaklarına gelmişti Pamelia'nın, kapıyı çaldığı sırada. Kısa bir süre sonra kapı açıldığında sevgilisine, bir nevi şapşal gülümsemesiyle bakıyordu. Jesus kendisine hafif rahatsız bir tonda hoş geldin dediğinde, oğlanın sesindeki mesajı kavrayamayacak kadar yorgun olan cadı, tatlı bir "Hoş buldum." ile karşılık verdi. Jesus kızın içeri geçebilmesi için kenara çekildiğinde masadaki kahvaltılıkları gören Pamelia, mutluluğunu ifade edebilmek için hayli duygulu bir "Aaaah!" sesi çıkarmıştı, ardından da masaya koşup sandalyelerden birine kendisini bırakmış ve "Yemek!" diye ağlamaklı bir tonda haykırdıktan sonra önünde duran temiz çatalı gördüğü ilk nesneye batırmıştı. Ne olduğu umurunda bile değildi. 

"Sevgilim, dünyanın en muhteşem varlığı olduğunu biliyor muydun?" 

Cadı özellikle hazırlandığını fark ettiği kahvaltıdan geriye kalanları midesine indirirken mutluluğunu başka nasıl dile getireceğini bilememişti. Yorgunluktan, burnunun ucuna düştüğünü o ana kadar fark etmediği gözlüğünü çatal tutmayan eliyle ittikten sonra yemeye devam etti. Beyin hücreleri yavaş yavaş hayata dönüyorlardı.


Out: RP yazma amacımızın kavga etmek olduğunu daha açık belirtemezdik bence adfjsadkf VE BENCE SILVANESTIDE EV FALAN YOK KANDIRIYORLAR BİZİ

_________________

No one ever said it would be this hard.
yo:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Kavgaltı   Ptsi Mart 10, 2014 1:13 pm

Pamelia'nın ardından kapıyı ağır ağır kaparken cadının ne kadar bitkin olduğuyla o an ilgilenmiyordu büyücü. Daha çok kendini bu kadar bitkin düşürmeye değecek ne bulmuş olduğuydu göl kenarında, aklında gezinen. Kapı tok bir sesle kapandığında kendisine sunulan övgülere, kapıyı açtığında olduğu gibi gülümsemeye çalışarak karşılık vermişti. Kahvaltının kalıntılarıyla hayli mutlu görünen cadıyı süzerek ilerledi Jesus mutfağa. Eline az önce masaya bıraktığı boş tabağını aldı ve ardını dönüp tek bir adım atarak onu lavabonun yakınlarına, tezgahın üzerine bıraktı. Eğer Pamelia'yı eş olarak kazanmak istiyorsa susmalı ve sesini çıkarmamalıydı. Fakat, yaklaşık iki üç haftadır süregelen olaylar silsilesine daha ne kadar sabır çekebilirdi kendisi de bilmiyordu. Dişlerini sıkıp tekrardan masaya döndü ve sandalyesine oturdu. Göz bebeklerinin küçülmesine endişe, şüphe, kıskançlık, sinir ve daha niceleri neden olurken derin ve sessiz bir nefes aldı. Sevimli hale getirmeye çalıştığı ses tonu arada kalmıştı. "Ben seni bekleyemedim." Üç saniyelik sessizlikten sonra fazla normal olma yolundaki hareketleri çok iticiydi. "Ee, sabaha kadar ormanda, tek başına, olmak çok da senlik bir iş değil. Korkmadın mı?"

Kesinlikle tek değildi ya, dedi içindeki irrite ses. Değildi elbet. Peki, yanına almış olduğu kişi kimdi? Sunset? Hayır, onu kalabalık arasında şehre girerken gördüğüne emindi. Jaiden denen ibiş de olamazdı o zaten fır dönüyordu etrafta. Aklına gelen ve tüylerini ürperten isim beyninde neredeyse milyonlarca kez yankılanmıştı. Gözleri de cadının ağzından çıkacak cümleleri havada parçalayacak gibi vahşice bakıyordu. İçinde hırıltılarla uyuyan kurtu her an uyandırabilecek potansiyele sahipti o iki kelimelik isim. Bu sırada boğazını temizlemeye çabaladı oğlan. Dili damağı stresten kurumuş gibiydi. Elini uzatıp masanın ucundaki bu şişesini kavradı ve Pamelia'nın kızıp kızmayacağını düşünmeden tüm suyu midesine indirdi. Şişenin dibi masayla buluştuğunda Vitaly Orlov'un suratını bir kez daha hatırladı. O gözlük, sevgilisinin gözlüğüydü. Peki, o yılanda ne işi vardı; bu soru onun tüm kaslarının milim milim gerilmesine neden oluyordu. Ağzındaki koca lokmayı yutmaya çalışan Pamelia cevap vermeden hemen önce bir cümle daha yapıştırdı Jesus.

"Bu arada dün, gözlüklerin sende değildi. Onlar olmadan epey rahatsız olduğunu düşünüyordum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Pamelia Cauas
Simyager
Simyager
avatar

Mesaj Sayısı : 3168
Kayıt tarihi : 14/05/11

MesajKonu: Geri: Kavgaltı   Ptsi Mart 10, 2014 7:36 pm

Tembelce kesip ağzına götürdüğü büyük büyük lokmaları, çenesinde kalan kuvvetle hızlı hızlı çiğniyordu cadı. O kadar açken, hızlı hızlı ve çok yediği için daha sonra hayli acı çekeceğini bildiği halde kendini durdumaya niyeti yoktu. Ve yıllarca kıtlık vaziyetinde yaşadığı düşünülürse bünyesinin bu kadarını kaldıramayacağı açık seçik ortadaydı. Ve Pamelia hala yiyordu. Jesus masaya dönmeden önce kendi tabağını tezgaha bırakmıştı. Bulaşıklarla artık kendileri uğraşıyor oldukları gerçeğini kabullenmek cadıya hala zor geliyordu. Lokmasını çiğnemeye devam ederken yavaşça iç geçirdi, mugglelardan bir şeyler öğrenip buraya getirseler hayli işlerine yarardı aslına bakılırsa. Ancak bu güzel adanın da doğasının içine etmeyi göze almaları gerekirdi. Ve bunu kimse istemezdi. Büyük ihtimalle henüz denemeye başladıklarında kapı dışı edilir, kendilerini ölümcül kışın ortasında bulurlardı. Yaşam koşullarına uygun bir yer bulup gerisinden şikayet etmemek konusunda kendisiyle yaptığı ufak anlaşmayı hatırlayıp yavaşça kafasını iki yana salladı, cadı. Bu sırada Jesus, kahvaltı için kendisini bekleyemediğini söylemişti. Pamelia bunun üzerine kafasını çevirip yakınlarda, duvarda duran saate baktı. Öğleden sonra olmuştu bile, sevgilisini suçlayamazdı. Cauas kızı birlikte yenen kahvaltılar yahut yemeklere çok önem veren biri de değildi zaten. Sevgilisinin bir sonraki sorusunu işittiğinde yüzünü, duyduklarının ne kadar komik olduklarını belirtmek adına buruşturarak güldü cadı. Ancak ağzındakiler hala bitmediği için henüz cevap veremiyordu. Cevap beklerken önce bir şişe suyu mideye indiren, ardından da dayanamıyormuş gibi başka bir konuya atlayan Jesus'a yetişmeye çabalıyordu. Oğlanın tavırlarındaki huzursuzluğu fark etmişti. Ancak kendisiyle ilgili olduğunu sanmıyordu. Muhtemelen şu SFL ya da kurtadam olaylarından biriydi...

"Hayatım, ölümle burun buruna geçirdiğim iki koca yılın ardından bu cici ormanda en fazla tüm yaşadıklarımın koca bir rüya çıkmasından korkabilirim. Gözlüğümü Vitaly Orlov'a vermiştim yemek sırasında, onu Hogwarts'tan hatırlarsın. Benimle aynı dönemden bir Slytherindi. Nehir kenarında onunla karşılaştım ve biraz özlem giderdik." 


_________________

No one ever said it would be this hard.
yo:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Kavgaltı   Ptsi Mart 10, 2014 7:57 pm

Koca bir cümleden seçebildiği sadece iki kelime vardı. İki, sinir bozucu kelime. Birleştiklerinde ise oğlanın tüylerini diken diken eden iki kelime. Vitaly Orlov. Alay eder gibi, gereğinden fazla rahat telaffuz edilen isme karşı kendisi de suratında görülmeye değecek bir ifadeyle gülümsedi. Gözleri cadının çatalı tutuş biçimine takılmışken sağ bacağı hafiften oynamaya başlamıştı. Bakışları hala aynı noktadayken dudaklarını ıslattı ve sormaktan çekinmedi; kırabilecek ya da Pamelia'yı sinirlendirebilecek olsa da. "Ne çeşit bir özlem giderme bu?" Ses tonu fazla dingindi. Vaziyetin pek parlak olmadığı açıktı. Gözleri ağır ağır cadının gözleriyle birleştiğinde imasının aslında ne kadar mide bulandırıcı olduğunu fark etmişti. Önemsemedi. Gecenin bir köründen öğlen vaktine kadar ormanda, kendisine tamamıyla hayranlık duyduğundan emin olduğu bir erkekle işi olmamalıydı Pamelia'nın. Jesus'a göre olamazdı da. İç güdüleri, hisleri fazlasıyla derin yaşayan biriydi büyücü. Kendisini dizginlemeyi pek de becerebildiği söylenemezdi. Daha önce kaç defa cadının kalbini kırmıştı ya da cadı tarafından kaç defa kalbi kırılmıştı bilmiyordu; ama eğer böyle giderse bu kırgınlıklar aynı şekilde devam edecekti. Yaptığı en ufak hatada terk edildiği gerçeğini de unutmamak gerekiyordu. Pamelia ise, hataya bir adım uzakta dururken onu öylece izlemesi, yolundan çevirmemesi mümkün değildi. "Bazı şeyleri anlaman için söylenmesi mi gerekiyor? Baktığında karşında ne olduğunu anlamıyor musun Pamelia?" Ses tonu hala aynıydı. Tüm konuşma boyunca da aynı olacak gibi duruyordu. Her ne kadar zehirli bir dile sahip olsa bile o an, bir tartışmayı ilk kez bağırıp çağırmadan bitirecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Kavgaltı   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kavgaltı
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Liman-
Buraya geçin: