Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Efendisiz Köle

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Vitaly Orlov
Simyager
Simyager
avatar

Mesaj Sayısı : 815
Kayıt tarihi : 29/01/13

MesajKonu: Efendisiz Köle   Ptsi Mart 17, 2014 11:43 pm

Damarlarında kaynayarak tüm vücudunu kaplayan öfke dalgasından sıyrılamazken gördüğü her görüntünün farklı birer kabusa ait olduğunu ayırt etmek güç değildi. İlk etapta sebebinin Silvanesti olduğunu düşünüyordu, adanın şartlarına alışmak için epeyce çabalamış bedeni bunun gibi bir yükü zorlukla da olsa üstlenebilirdi. Sevdiği insanların ölümleri, ailesinin terkedişinin sahnesi, yalnızlığı ve yaşamak için kendi ayaklarını dahi yemeyi düşündüğü son üç yılında yaşadığı nice korkunç anısıyla yüz yüzeydi. Her. Lanet. Gece. Zihninde dönen tilkilerin oluşturduğu anaforların meşguliyetiyle bu durumu sorgulamayı akıl edemediği dört gün geçirmesinin ardından, anlamlandırdığı kaynağın boş çıktığını, bu durumu başka kimsenin yaşamıyor olduğunu keşfetti Vitaly. O an karar verdi, bu durumun üzerine düşmeli ve bir şekilde kurtulmalıydı.

Pamelia'nın çığlıkları üzerine binen Vera'nın kan donduran kahkahalarıyla gözlerini araladı. Suyu, ve zorlukla elde ettiği yarım kalemiyle kağıdı yanındaydı. Ne gördüğünü noktası virgülüne kadar hatırlayabiliyorken yazmak zor geliyordu, zira gördüğü her sahnenin gerçekten farkı yoktu. Son noktasını koymasının ardından ayaklandı, ve komidindeki diğer kağıtları son yazdığıyla birleştirerek incelemeye koyuldu. Bugüne kadar tanıdığı, değer verdiği, korktuğu ve sevdiği neredeyse her insanı görmüş, acısını hissetmiş, öfkesini tatmış ve uyanmak için resmen cebelleşmişti. İsimleri sıraladı, bir bir.

Ta ki bir eksik kalana dek.

Lanet olası Anabelle Feodora.

Okul yılları boyunca yatağını paylaştığı, insanları yaklaştırmayan müthiş egosunu geçmesine izin verip yanında görünmesine izin verdiği, vücudunun her noktasını ezber ettiği, nasıl ve nereden zevk aldığını adı gibi bilecek kadar çok seviştiği, an itibariyle adada bir kez dahil gözüne çarpmadan yaşayan, içindeki takip ediliyor olma güdüsünü harekete geçiren, sapsarı saçlı, kendine özgün göz makyajından haz aldığı küçük sürtük Feodora.

Nasıl yaptığını bilmiyordu, fakat o olmak zorundaydı. Seçeneklerini tüketmişti. Farkındalığı kabuslarla sarsılmış bedenine enerji yükledi, gece ayazına çıkmak pahasına koyu yeşil pelerinini tek hamlede üzerine geçiren Vitaly, zamane yıkıntısı olan evinden fırtına gibi çıktı. Soğuğun yaladığı yakalarını kaldırıp parmaklarını cebine soktuğunda temas ettiği hançeri anlık bir güven hissiyatı sağlamıştı. Kendisine olan saplantısından her daim hoşlanmış, kısa süre sonra fark edemediği bir müptelalığa dönüşmüş kızın ne kadar tehlikeli olduğunu, kendi uğruna yapmış olduğu gerek pervasız, gerek utanmaz, gerekse korkutucu şeyleri yapmasından biliyordu. Aysız gecenin zifiri karanlığında geçtiği her sokağın sonunda ardına bakarak ilerlemeye devam etti, kaldığı yeri bilmiyor olmasına rağmen, bu denli büyük bir tılsımın asayla değil iksirle yapılabileceğini, ve iksir için kullanabileceği malzemeleri kendi odasında saklamadığını, ve bu ne idüğü belirsiz ritüeli kendi farklı bir yerde uygulamaya koyduğunu görebiliyordu. İki seçeneği vardı, ya ormandı, ya da büyüklüğüyle dikkat çeken gözlerden kaçınan amfitiyatro. Orman olmamasını umuyordu, zira aramaları sonsuza dek sürebilir ve yine de bu garip ormanda yolunu onun yoluyla birleştiremeyebilirdi.

Gıcırdamaya yatkın büyük ve metalik kapının aralık halde olduğunu gördüğünde derin bir nefes alarak bir yılan gibi kıvrıldı, neredeyse temas etmeden içeriye girip, ardından ittiren rüzgardan korunmak adına devasa sütunların ardındaki gölgeye saklandı. Burnuna kesif bir koku çalındığında yolun yarısındaydı, eğer böyle bir işe girişmek isteseydi, oval daireler şeklindeki yapının, tahtların bulunduğu kısmın dibindeki zemin katını tercih ederdi. Kızın da bu bilinçle hareket etmiş olduğundan neredeyse emin olduğunda koku yoğunlaşmış, ve gözüne ufak bir parça kıvılcım çakmıştı. İşte buradasın bebeğim.

Kapı aralıktı, aynı şekilde sıvışarak içeri girdi, ve cebindeki hançeri herhangi ani bir tepkiye karşı sıkıca tuttu. Keskin sarı saçların en uçtaki tellerine kadar kaskatı kesilmiş sabitlikte oturmakta olan zamane sevgilisine yaklaştığı her adımda içini kaplayan özlem, şehvet, ve öfke öne çıkıyor, birbirleriyle verdikleri savaşla genç adamın zihnini bulandırıyordu. Üç adım gerisindeyken duraksadı. Ne yapmalıydı?

"Sonunda, hiç gelmeyeceksin sanıyordum."

Yılanvari şekilde kıvrılarak ayağa kalkan dişi, aradaki üç adımı kapatmak adına attığı iki adımın ardından çenesini hafifçe kavramıştı. Gözleri alev alevdi, ve Vitaly o gözlerdeki her duyguyu son satırına dek okuyabilirdi. Üç yıl geriye döndü, Slytherin ortak salonundaki, daimi ukalalığı ve şeytan tüylü çekiciliğiyle Orlov'a.

"Rüyalarıma kendini sokmanı beklerdim bebeğim, seni daha fazla eğlendirebilirdim."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Anabelle Feodora
Wigtown Wanderer
Wigtown Wanderer
avatar

Mesaj Sayısı : 751
Kayıt tarihi : 07/11/11
Lakap : Bells

MesajKonu: Geri: Efendisiz Köle   Salı Mart 18, 2014 12:56 am

Derin bir nefesle ciğerlerini doldururken buz mavisi gözlerini yumdu Feodora kızı. Kenarlarını sıkı sıkıya kavradığı oyma sandalyenin üzerinde kurduğu hakimiyet dışarıdan bakıldığında fazlasıyla derin bir işle meşgul olduğunu adeta vurgular nitelikteydi. Bunu uzun süredir yapıyordu lakin günden güne tehlike bir hal aldığı ise kaçınılmayan gerçeğin ta kendisiydi. Böyle devam ederse büyücüyü delirteceğini bile düşünmüştü cadı ve bu belki de isteyeceği en son şeydi. Aslında durup düşündüğünde istediği şeyin hangi safhada olduğunu kestiremiyordu. Evet, ondan intikam almayı gerçekten çok istiyordu. Gözlerinin önünde kıvranmasını, acı çekmesini istiyordu. Yaşattığı her şeyin bedelini ödemesini de istiyordu fakat bu kadar acımasız olacağı ise aklının ucundan geçmemişti doğrusu. İçinde en ufak bir duygu bırakmamıştı Orlov. Lime lime ettiği kalbinin en ücra köşelerinde bile yoktu ufacık dahi güzel bir his. Ne varsa söküp atmıştı gittiği gibi ve ardında duygudan yoksun bir kadın bırakmıştı. Körelmiş hisleriyle, buz kesmiş kalbiyle kalakalmıştı. İhtiyacı olan tek şey intikam ateşiydi, onu elde etmenin yolu da Janel Mahle'den geçiyordu.

Onunla tanıştığı gün asla silinmeyecek bir izdi zihninden. Bildiği ne varsa öğrendiği yegane dişiye olan borcunu nasıl ödeyeceğini bilmiyordu. Kız kardeşinin bunu öğrendiğinde vereceği tepkiyi az çok tahmin etse de yıllardır ondan ayrı olduğu gerçeğiyle bir kez daha yüzleştiğinde derin bir öfke kapladı içini. Kimsesi yoktu bu koca adada, yapayalnızdı. Ve bu her geçen gün içinde bulunduğu durumdan soğumasına sebebiyet veriyordu. Venomous'un sözlerinden, dokunuşundan kısacası her şeyinden yoksundu. Bu durumun fazlasıyla lehine işlediği söylenebilirdi fakat kendisini bulduğu anda karşılaşacağı gazap aklına her gelişinde ise içinden bir ses işlerin hiç iyi olmayacağını söylüyordu. Üstelik neyin peşinde olduğunu anladığında da... İhanet keskin bir hançerdi, hem de çok ama çok keskin bir hançer. Venomous'u ise bu hançerle cezalandırmak tamamen aptallıktı. Lakin amacına ulaşmak için harcayacağı onca insana karşı vicdan azabı duymayacağını kendisine defalarca öğütlemişti Anabelle. Ne de olsa vicdanından soyutlanalı yıllar olmuştu.

Derin düşüncelerini bir kenara bırakıp yeniden işine koyulduğunda saniyeler içerisinde bir zamanlar aşık olduğu adamın zihnine erişmişti çoktan. Bugünkü kurbanları klasikti belki de ama bir o kadar da etkili olacağından şüphesi yoktu cadının. Vitaly Orlov, yepyeni bir geceye yepyeni karabasanlarla merhaba derken Anabelle Feodora'nın yaptığı tek şey bu andan zevk almaktı. İliklerine kadar yayılan nahoş ürpertinin adı zevkten başka hiçbir şey değildi. Yapılan her şeyi ödetme aşkıyla yanıp kavrulan ruhunun emirlerine ayak uydururken dozunu arttırdığı senaryolarla büyücüye işkence etmeyi sürdürdü durmaksızın. Al beni içeri, sevgilim. Al beni. Fısıldadığı kelimelerin tam aksine kesik bir nefes soluyarak yeniden kapkaranlık odada buldu bedenini. Büyük bir sarsıntının eşliğinde bu geceyi de atlatmayı başaran büyücü uyanmıştı. Uyanmıştı ve ona doğru geliyordu, bunu hissetmek çok doğaldı. Yıllarını adadığı erkeğin her hareketini ezbere biliyor oluşu büyük bir avantajdı aslında. Dudakları kendine has kibriyle kutsandığında tırnakları oyma sandalyenin üzerinde gezinmeye başladı heyecanla. İçini ısıtan kamp ateşi Silvanesti'nin ayazını dindirmeyi başarıyordu doğrusu. Bakışları tam karşısında duran ateşin üzerinde yoğunlaşmıştı, kulaklarına dolan çıtırtılar ise hissettiği heyecanı az da olsa bastırıyordu. Onunla yıllar sonra yüzleşecek olmak her ne kadar garip olsa da incinen gururunu egosuyla sarmanın tam vaktiydi şimdi.

Bu daha yalnızca bir başlangıç, Orlov. Bana yaşattıklarının yarısını bile yaşamadan bu işin peşini asla bırakmayacağım. Gözlerinin ardında ufacıkta olsa perişanlığı görmeden asla vazgeçmeyeceğim. Asla.

“Sonunda, hiç gelmeyeceksin sanıyordum.”

Burnuna ilişen kokuyla birlikte dudaklarındaki tebessümün genişlemesi bir olmuştu. Kendinden beklenmeyecek derecede zarif bir edayla oturduğu yerden kalkan Anabelle, aralarında kalan son adımları da kapamış ve büyücünün çenesini ince parmaklarıyla kavramıştı. Bakışlarının ardında tutuşan hisleri en ince detayına kadar okumaya başladı birer birer. Öfke, tutku ve özlem. Peki ya aradığı şey? Henüz o yoktu, tam da tahmin ettiği gibi. Bu kadar çabuk pes etmeyeceğini adı gibi biliyordu ne de olsa. Rakibi zordu lakin Feodora kızının da cayma gibi bir lüksü yoktu. Kulaklarında yankılan kelimeler üzerine gülümsedi. Büyücünün çenesinde gezinen parmaklarını indirmeyi seçti zira ona daha fazla dokunacak gücü kendinde bulamıyordu. Değil ona dokunmak, adını dahi ağzına almamalıydı fakat şu durumda yapabileceği hiçbir şey yoktu. Onunla yüzleşmeyi seçmişti ve sonuçlarına katlanmalıydı.

“Benden şüphelenmen gururumu okşadı doğrusu, sevgilim,” dediğinde sesine geçmişe ait en ufak bir his dahi yansıtmamış olmasına sevindi Bells. Seni o kadar çok özlemişim ki... Bunu şimdi, yanı başımdayken idrak etmenin beni ne derece sarstığını tahmin bile edemezsin. Sana duyduğum lanet olası aşkı öldürmek için çok çabaladım, Orlov. Çabalıyorum, içime serptiğin intikam tohumları her geçen gün büyürken gerçekten çabalıyorum. Kollarını göğsünde kavuşturduğunda ona sırtını döndü, yüzünü yeniden çatırdamayı sürdüren ateşe çevirdi.

“Sahi, bunu yapacak kadar senden nefret etmemi sağlayacak ne yaptın bana? Ya da bize?”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vitaly Orlov
Simyager
Simyager
avatar

Mesaj Sayısı : 815
Kayıt tarihi : 29/01/13

MesajKonu: Geri: Efendisiz Köle   Paz Nis. 06, 2014 2:09 pm

Sırtını dönen kadının üç yıl içinde ne kadar değişmiş olduğunu fark etmesi, ateşin loş ışığına doğru attığı adımla gerçekleşti. Bakışlarında ölmüş masumiyetin kırıntıları dahi yok olmuştu, belki felaketlerin getirisi umursamazlık, belki de mistikleşmenin etkisiyle değişen kıyafetleri artık seksi bir yılandan ziyade kadim bir orman cadısını anımsatıyordu. Saçları daha uzundu, sapsarı şelale artık neredeyse beline dek erişmekteydi, uçlarındaki kırıklar ihmal göstergesi olsa da oldukça temiz ve parlaktı. Vitaly, duyduğu cümlenin üzerine fiziksel analizini bir kenara bırakarak kıza yaklaştı. Hissettiği öfkenin neredeyse toz olmuş olması iyiye alamet miydi? Sanmıyordu, kendine verdiği değeri kısa süre önce ayaklarının altına alarak intihara meyilli düşüncelere kapılmış bünyesinin fena halde ihtiyaç duyduğu duygusal bağı Bells'de aradığından emindi.

Parmaklarını omuzları üzerine kapadığında, avuçlarındaki bedenin hafifçe irkildiğini hissetti. Hala çok kırılgan. Kızı kelimenin tek anlamıyla suistimal ettiği günleri düşünmemeyi seçti, zira hissedeceği vicdan azabının kuvveti nefesini kesebilirdi. Bedeni kendine çekti, saçlarındaki kesif iksir kokusunu duyabilecek kadar yakına. Fısıltısını kendi dahi duyamayabilirdi.

"Beni neden sevdin Bells?"

Anlayamıyordu. Duygusal bakımdan bir kez dahi yakınlaşmadığı, yalnızca bedenini hoyratça kullandığı ve koluna girmesine izin verdiği kızın, zamanın Vitaly'sine nasıl aşık olduğunu aklı almıyordu. Sorusu ne bir ithamdı, ne bir iğneleme, yalnızca meraktı. Devam etti;

"Seni kullanmama neden izin verdin? Diğerleriyle beraber olduğumu bilmene rağmen bana nasıl katlanabildin?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Efendisiz Köle   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Efendisiz Köle
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Amfitiyatro-
Buraya geçin: