Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Davetsiz

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Milly Mihajlovic
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 24
Kayıt tarihi : 28/03/14

MesajKonu: Davetsiz   C.tesi Mart 29, 2014 3:14 pm

Göz altlarını kaplayan morluğun sebebinin günlerdir doğru düzgün uyumaması, sürekli tetikte olması ve durumundan hiç memnun olmaması olduğunu bilse dahi yine günlerdir buna bir son vermek için hiçbir şey yapmıyor oluşu, iç sesinin her hareketine ya küfürler etmesine ya da sitem etmesine neden oluyordu. Belki de günlerdir bulundukları durumla ilgili ağzını açıp iki kelime etmemişti. Konuştukları iki üç kelimenin de çetelesini tutacak değildi. Ateş kızılı saçlarını solmuş yüzünün önünden çekerek, sessizce yürümeye devam etti. Karnı açtı ve elindeki oku kullanmakta süper bir yeteneği olmasa da ihtiyacı olduğu kadarına sahipti, bu yüzden erzakları bittiğinden beri sabahları avlanma işi Milly'ye kalmıştı. Avladıkları kayda değer veya karın doyuracak şeyler olmuyordu genelde, bu yüzden de morali bozuk, kendisi gergindi. Sessizce aldığı derin nefesi verdi ve beş adım uzağındaki tavşana yöneltti okun sivri ucunu. Yayı gerdikten sonra oku serbest bıraktığı anda çıkan sesi ne kadar sevdiğini kendine her seferinde olduğu gibi bir kez daha hatırlattıktan sonra okun beyaz tavşan tüylerine kırmızı sıvının karışmasına neden oluşunu seyretti. Yaralı hayvanı parmakları arasına aldı, onun gücü diriltmekti lakin şimdi bir canlının ölümüne sebep oluyordu. Kendinden utanması gerektiğini düşünüp, guruldayan karnı dikkatini çekince açlığın bahşettiği umursamazlığı kullanarak bunu daha sonraya bırakması gerektiğine karar verdi ve elindeki tavşanı kulaklarından tutup, kamp alanlarına geri döndü. Heinrich tahmin ettiği gibi henüz uyanmamıştı, Milly onun ve diğer herkesin aksine çok daha erken uyanmaya alışmıştı. O uyandığında yeni gün ışıklarını yeryüzüne daha sunmamış oluyordu. Tavşanın tüylerini yolmaya başladığında bu işi bitince Felix'i uyandırması gerektiğine karar verdi. Etin pişmesi için ateşe ihtiyacı vardı ne de olsa.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Feliks Heinrich
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 28/03/14

MesajKonu: Geri: Davetsiz   C.tesi Mart 29, 2014 4:19 pm

Yüksek selvi ağaçlarının bulunduğu kara parçasına adım atalı kaç gün olduğunu saymamıştı. Her zaman ufak detaylardan kaçınırdı. Pek zorluk çektikleri söylenemezdi; lakin orman epey ıssızdı ve besin kaynağı bulmak sıkıntıydı. Başlı başına bir sıkıntı haline dönüşen bu soruna bir sorun bulmak zorundaydılar; lakin seçenekleri sınırlıydı. Ateş kaynağından uzak oldukları için, işi zordu ve vücudundaki ısıdan yararlanmak zorunda kalacak reddeye dahi gelmişti ısı için. Yaşam ve ölüm arasındaki çizgi keskin bir bıçağın kalınlığıyla eşdeğer bir incelikteydi. Yine de her daim anlık kararları tercih ederdi, ve bunları yaparken de arzularını ve çıkarlarını bir kenara koyup seçmişti. Ait olduğu doğa, bunu istiyordu. Üstelik hiçbir zaman bu kadar yenilenecek biri olmamıştı. Bunu Balanar’da herkese kanıtladığından emindi; o günlere geri dönmek istemiyordu lakin gücünün derinliği, şaşırtıcıydı. Çoğu işi anlık kararlarla yapardı; keza zeki bir adamdı. Herhangi bir sorun teşkil eden durumda anlık kararlar oldukça tekinsiz ve tehlikeli bir hal alabilirdi; lakin bu umurunda değildi. Hiçbir zaman hiçbir şey umurunda olmamıştı. Lakin zeki bir adam olduğu için şanslı mıydı, bilemiyordu; adımlarının verdiği yer kendisini bu konuda daha derin bir çelişkiye sürüklüyordu.

Alışık olduğu haşlanmış etin dudaklarında bıraktığı enfes tada güdümlediği özlemi tarif edemezdi. Günlerdir kuru dudaklarına değmeyen herhangi bir besin maddesi nedeniyle kuruyan midesi, vücudu üzerine inanılmaz bir halsizlik etkisi yaratıyordu. Yine de, Mihajlovic ile beraber gece gündüz demeden sırayla ava çıkıyor ve tüm güçlerini tüketmeden dinlenmek için geri gelmiyorlardı. Zaman zaman ufak da olsa bir şeyler çıkmasına karşılık, vücudundaki enerji depolarında kalan enerjinin kendisine ne derece yeterli olabileceğinden emin değildi. Damarlarında akan yakıcı kanın içerisinde dolaşan her hücre, vücuduna ağır gelmeye başlamıştı. Buna rağmen, sakinliğini korumayı başarıyordu. Vücut ısısı adaya adım attığındaki sıcaklığından düşüktü; zira enerjisini hayvan üzerinde, ateş yakarak kullanırken harcadığı enerji, aldığından fazlaydı. Yorulmasına karşılık hiçbir zaman bunu sesli olarak dile getirmiyor veyahut fiziğen dahi olsa yansıtmamaya çabalıyordu.

Yeni bir güne daha uyanmak üzere göz kapaklarını aralarken, doğrudan güneş ışığına maruz kalınca gözlerini kıstı ve yattığı yerde doğruldu. Gözleri yarım açılırken, yüz renginin de solduğunun bilincindeydi. Üzerindeki örtünün altından sıyrılarak, ayaktaki kızın parmakları arasındaki hayvanın tüylerini seyretmek üzere yanına ilerledi. Hayvanın iriliğini görünce, dudaklarında memnun bir tebessüm oluşmuştu. “Temiz iş, Mihajlovic.” Sıranın kendisinde olduğunun bilincindeydi, kız tüyleri temizleme işini hallettiğinde hayvanı kafasından tutarak aldı ve ateşin üzerindeki çırpıya geçirdi. Ateşi tekrar yaktıktan sonra, denizde ellerini yıkadı ve geri döndü. Milly’nin yanına geçip, beklemeye başladı. Etin kokusu, vücudundaki her hücreyi uyandırırken tek odağı etti.  
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Milly Mihajlovic
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 24
Kayıt tarihi : 28/03/14

MesajKonu: Geri: Davetsiz   Paz Mart 30, 2014 8:11 pm

''Teşekkürler,'' diye mırıldandı lakin Heinrich'in duyup duymadığı konusunda şüpheleri vardı, zaten sesi de zar zor çıkıyordu. İstifini bozmadan tavşanın etinin kızarmasını beklemiş; kızarırken çimen ve ağaç kokusunu bastıran yanık et kokusunun ciğerlerini doldurmasına müsaade etmişti. Et piştiği anda belindeki kemere sabitlenmiş bıçağı alüminyum kabzasından tutarak hızlıca çekmiş ve eti eşit bir şekilde bölerek Heinrich'e payını uzatmıştı. Kendi payını da çırpıdan çıkardıktan sonra, kaba bir açlıkla günlerdir damağının özlediği bu lezzeti dişleriyle parçalara ayırıp hiç beklemeden veya düşünmeden dakikalar içerisinde midesine indirmişti. Yemeği sona erdiğinde yanında birisinin daha olduğu ancak aklına gelmiş, kafasını çevirdiğinde ise Heinrich'in de kendi yemeğini bitirmek üzere olduğunu görmüştü. Gülümsemişti, içten bir şekilde. Bir haftaya yakın bir süredir karnının tokluğunu ilk defa hissetmişti sanki. Gülümsemesi karşılık alınca, Milly acemi bir şekilde şaşkınlığını yüz ifadesine yansıtmış ve bu sarışın adamın yüzünün yeniden eski karanlığına gömülmesine sebep olmuştu. Heinrich'in sahip olduğu farklılık kızılın hoşuna gidiyor, dikkatini çekiyordu ama çoğu zaman birlikte geçirdikleri zorunlu saatlerin anlamsız ve soğuk olmasından çok birkaç saniye öncesi gibi içten ve samimi olmasını yeğliyordu Milly. Belki de bu samimiyetsizliğin nedeni adamın yoluna koyulan taşta kızın da payının olmasıydı. İçinde bir burukluk hissetmişti Milly. Acaba biliyor muydu sarışın? Bildiği için mi ona böyle davranıyordu. Özür dilemek istemişti ama Heinrich'in olanları bilmemesi gibi bir gerçek daha vardı ve bu da Mihajlovic kızının yoluna taş koyuyordu. Sessizliğine teslim olmuş bir şekilde eşyalarını toplamaya başlamıştı. Nihayet eşyalarını bir araya getirdiğinde artık suratı asık olan sadece genç adam değildi. ''Hazırsan, ilerleyelim.'' Kafasını hafif sağa, gözlerini bir adım arkasında kalan boşluğa çevirip sormuştu. Bedeni sarışından öndeydi ve ona doğru dönme zahmetinde bulunmadığından hazır olup olmadığını bilmiyordu. Eşyaları sırt çantasında, Heinrich'in, omzuna hafif çarparak yanından ilerleyişiyle sorusuna cevap almıştı. Ayağını bir kez yere vurarak sessizce oflamış ve sarışının bunun duyup duymadığından emin olamayarak, onu takip etmişti. Sinirlenmemişti, Silvanost'a onunla geldiği için görevinden nefret ediyordu sadece. Gözlerini güneşe çevirmiş, Heinrich'in onları doğru yöne götürdüğünden emin olmak istemişti lakin gözleri onun yön bulma konusundaki ustalığına şahit olduğunda sessizliğini sürdürme kararı almıştı. Yüzünün hali ve davranışları Milly'yi ele vermesine rağmen sarışının neden hala ne olduğunu sormuyor oluşu, hatta bunu neredeyse bilerek ve inadına yapıyor görünmesi Mihajlovic için gününün ne kadar kötü geçeceğinin habercisiydi; çünkü o inatçıysa, Milly daha da inatçıydı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Feliks Heinrich
Ölüm Büyücüsü
Ölüm Büyücüsü
avatar

Mesaj Sayısı : 14
Kayıt tarihi : 28/03/14

MesajKonu: Geri: Davetsiz   Çarş. Nis. 09, 2014 7:42 pm

Etin dudağında bıraktığı enfes lezzet, vücudunun silkelenmesini sağlayarak enerji depolanmasında katkı sağlamaya yetmişti. Küçülen midesi, bu denli büyük bir ziyafeti büyük bir mutlulukla kabul edince tokluk hissi gecikmemişti. Kendisini daha zinde hissettiği aşikardı. Etin son parçasını da ağzına atar atmaz, toparlanmak üzere ayaklanmış ve geceleri bedenini altında sakladığı deriden örülen bez parçasını bohçasına sıkıştırmıştı. Ait olduğu kabilenin yarattığı yıldız pusulası bıraktığı yerde duruyordu. Doğanın kendilerine sunduğu eşsiz olanaklardan yararlanarak ve doğaya karşı gelmeden yaşayan bir kabile için bu ufak icat dahi, bir tehditti. Bunu yaratan gözlemci ve araştırmacı beynin adı tarihten çoktan silinmişti keza bu tip kullanışlı aletlerin de yasak olduğu bir kabileye mensuptu. Keza pusula da kendisine değil eski partnerine aitti. Gizli saklı işler çevirmeyi çok seven bir partnere sahipti bir zamanlar. Her türlü riske atılmaya hazır ve nazır, cesur bir yürekti. Feliks'in yanında kalan tek insan da oydu. Sırt sırta savaşır, birbirlerini korurlardı. Bu epey bir süre sürmüştü; ta ki aldığı bir haberle hayatının dönüm noktalarından birine sapmasına kadar... Artık o yoktu. Eski Feliks de yoktu. Yine de geleceği şekillendiren bir geçmiş, asla unutulamazdı. Bu yüzden, mirası olan bu pusulayı tüm yasaklara karşı gelmek manasına gelse bile taşıyacaktı. Bu kendisi için bir onur sözüydü.

Mihajlovic'in sesi kulaklarında yankılanınca başını hafifçe yukarıya kaldırmış ve birkaç metre ötede hazır bir şekilde bekleyen bedeni hızlıca süzdükten sonra yerdeki bohçasını sırtına attığı gibi hızlı adımlarla harekete geçmişti. Yüzündeki ifade, her zamankinden farksız ve soğuktu. Kızın bedenine hafifçe çarptıktan sonra umursamadan yoluna devam eden Feliks, kuzeye doğru ilerlemeye devam etti. Peşinden geldiğini konusunda kendinden epey emindi. Her adım attığında, gözlerini güneş, ağaç ve böcek yuvaları arasında mekik dokurken genç kızın artık soluk sesini rahatlıkla duyabiliyordu. Gözleri rastgele yere denk geldiği bir zamanda, karşılaştığı ufak bir detay ile hemen duraksadı. Yavaşça dizi üstünde eğildikten sonra yerin üzerine düşen birkaç yaprağı dikkatlice kenara ayırdıktan sonra karşılaştığı manzara dudaklarında sinsi bir tebessüm yaratmıştı. Bu sırada Milly'nin yanına geldiğini fark edince başını hafifçe kaldırmış, hemen akabinde bedenini doğrultmuş ve gözlerini kıza çevirmişti.

“Yalnız değiliz.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Davetsiz
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: