Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Sanity's Eclipse

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Sanity's Eclipse   Salı Nis. 08, 2014 7:48 pm

x   x x

x x

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Drake Venomous
Wigtown Wanderer
Wigtown Wanderer
avatar

Mesaj Sayısı : 174
Kayıt tarihi : 05/03/11

MesajKonu: Geri: Sanity's Eclipse   Salı Nis. 08, 2014 10:23 pm

Lycan

http://www.youtube.com/watch?v=_OnAVgjNZow&feature=kp

"Lanet kuzeyden her daim nefret etmem boşuna değilmiş."

Su toplamış topuklarının mı, kan toplamış diz kapaklarının mı daha fazla acıdığının ayrıdına varmaya çalıştığında, kurtulmak adına düşünebileceği her planı tüketmiş olmanın getirdiği farkındalığın canını en fazla yakanı olduğunda karar kılmıştı Drake Venomous. Kaç asırdır yürüyor olduğunu bilmiyordu, görüşünü tüketen tipinin dinmesi dahil gözlerini bağlayan ak peçeden kurtulmasına yetmiyordu. Son demlerine yaklaştığını hissettiği vücut ısısıyla, saçlarından eriyen kar damlaları ensesinde yeniden buz tutuyordu. Bedenini olduğu yere bırakma isteğine bir kez daha şiddetle karşı çıkarak yürümeye devam etti, onu hala hayatta tutuyor olan gururuna, esaret altındayken soğuktan -veya açlıktan- ölmeyi yediremezdi. "Ölüm, onu zihninden uzaklaştır." Başını salladı, ve kulak kesilerek duyabileceği herhangi bir şeye odaklanmaya çabaladı. İki yanında yürüyerek bileklerine bağlanmış tılsımlı ipi çeken nöbetçilerinin bayat aksanlı, kış temalı aptal zırvalarını dinlemekten bunalmıştı, ilgi çekici olan ve sürekli olarak konuşulduğundan ötürü heyecanını kaybeden konunun üzerinden bir kez daha geçtiklerini fark eden Drake gözlerini devirdi. Kurt krallığına bilgi edinme gayesiyle gelmiş olsaydı, halihazırdaki kralın isyancılarının nasıl ve nereden hareket ettiklerini, planlarının ne olduğunu, kime güvendiklerini bilmek oldukça kullanışlı olabilirdi. Başını salladı, kirden geçilmeyen yağlı saçlarını yıkayabileceği sıcak bir banyo için neler vermezdi...

"Kralımız seni arzuluyor büyücü."

Sersemlemiş bakışlarını sürüdüğü ayaklarından kaldırıp, başına geldiğini fark etmediği üçüncü adama diken Drake dilini tutmayı beceremedi.

"Temizlenip jartiyerimi giymeme izin verecek mi? Siyah sarı ve beyazın üzerinde mükemmel durur."

"Sen neden bahsediyorsun?"

"Garnizonun en zeki kurdu değilsin öyle değil mi?"

Dudağının üzerinde patlayan zırhlı elçekle dilini ısırdı. Damağına dek sıçrayan kanın tadını alabiliyordu. Sürüklenerek konvoyun en önünde ilerleyen çadıra götürüldüğünde ağzını neredeyse dolduran alyuvarlarını tükürdü. "Sadece bir aptal kafilesinin en önünde ilerler." Durmak bilmeyen beyninin bu yeni hareket üzerine kurtuluş yolları arama adına gördüğü her şeyi analiz etmesi normaldi.

İçine itildiği çadırda gördüğü şömine üzerine küstah şaşkınlığını gizlemedi. "Siz berserkler büyülü bir çadırı nasıl kullanacağınızı kestirebiliyorsunuz demek."

"Kim olduğunu biliyorum Venomous, ne yapmaya çalıştığını da. İşe yaramayacağını söylememe lüzum olmadığını sanıyorum."

Adamın aksanı Eski İngiltere'nin göbeğini işaret ediyordu, komutasındaki tugayının aksine sakalları tıraşlı ve saçları taranmıştı. Drake'in dikkatini ilk olarak çeken şeyse adamın ellerindeki olağandışı sabitlikti. Alnındaki ter damlacıklarından kurt kanının saflığını yorumlayabilirdi, fakat kendi alnının da günler sonra terliyor olduğunu fark etmesi çadırın bir hayli sıcak olduğuna işaret etmekten başka bir işe yaramazdı. Sıyırdığı kollarında bariz izler, ellerinin sabitliğini yorumlamasını kolaylaştırmıştı.

"Muggle doğumlu, ordu hizmetinde bulunmuş, birebir çatışmaya girmişsin. Bu da o dönemde yüksek bir rütbeye sahip olmadığını gösteriyor. Diğerlerinden farklı görünüyorsun, farklı konuşuyorsun, buna rağmen seni takip ediyorlar, bu da önümüze iki seçenek koyuyor Majesteleri. Ya taht üzerinde soydan gelen bir hakka sahipsin, ya da devrilmenin eşiğindeki kralın yönetimi şiddet ve adaletsizlik üzerine kurulu. Buraya kadar nasılım?"

"Yönetimde bir aptal var, diyarın aptal geleneklerinden faydalanarak diğer aptalları devirip, zaferinin ilüzyonunda hakkı olduğunu iddia ettiği diyarını terkedip gidebilen, gençliğinin ateşini yoluna koymuş bir budala. Hayatımda bu denli aptallığa şahit olmamıştım Venomous, ta ki tepesine ödül konmuş bir aptal konvoyumun dibine kadar gelip kendini yakalatana kadar."

"Ah, bu ben oluyorum."

"Gayem mutlak zafer öncesinde seni eski tanrılara kurban etmekti. Ne yazık ki merakım kararımdan öne çıkmayı başardı. Burada ne arıyorsun?"

"Pazarlık etmeyi bilmiyorsun Majesteleri. Az önce canını alacağından bahsettiğin bir adamdan bilgi edinmek istiyorsun. Önce bir umut vaat etmelisin."

"Bilgi mi?" Yaşlı adamın havlarcasına attığı kahkaha küçümsemeyi, ve ilginç biçimde samimiyeti aynı anda barındırıyordu. "Senden alabileceğim tek bir sözcüğe dahil ihtiyacım yok Venomous. Tek dileğim ölümün eşiğinde olan bir adama biraz sıcaklık ve sohbet bahşetmekti. Yanılmış olmalıyım, nöbetçiler!"

"HAYIR-hayır majesteleri, elbette yanılmadınız, bundan şeref duyarım." Biraz daha ısı, ve biraz daha zaman. "Etrafa bak lanet olası, bir çıkış yolu olmalı! Beni bu halimle nasıl tanıyor olabilir? Çadıra gelmeden evvel adımı bildiği kesin, beni tanımış olamaz" Kralın bakışıyla girdikleri delikten çıkan nöbetçilerin ardından gelen soğuk dalgasının kesilmemesi, Drake'in yeniden ayaklarına indirdiği bakışlarını bir kez daha kaldırmasına neden olmuştu.

"O halde misafirlerimin bize katılmasında bir sakınca yoktur umarım. Ah! Eski dostum!"

"Şaka yapıyor olmalısın..."

Eriyen karların şıpırtısı, çıtırdayan alevlere karıştığında odada artık dört kişiydiler. "Steve Stark ve onun küçük piçi. Çarmıha gerilen velet, neydi adı? Elbette, Kevin..." Izdıraplı çığlıkların fısıltılarını ezber etmek Drake'in işiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Vladimir M. Timofeyevich
Kurtadam
Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 62
Kayıt tarihi : 15/12/10

MesajKonu: Geri: Sanity's Eclipse   Salı Nis. 08, 2014 11:47 pm

http://www.youtube.com/watch?v=ECewrAld3zw

Ayaklarının üzerinde durmaya dahil dermanı olmayan, belki de bu onurdan yoksun rehinesinin yüzünde solan gülümsemeden tatmin oldu. Kıvrılan dudaklar bu sefer Vladimir'e, ve onun kendisine ulaşmak için oldukça zorlandığı açık olan dostu Steve'e aitti. Kralın tok ses coşkuyla gürledi;

"Kardeşim, kış seni zorlamadı ya?"

"Atalarım bu günün geleceğini söylemişti Vlad, lâkin bu kadar sert gelmesine biz dahil hazırlıklı değildik." Venomous'a attığı tiksinti dolu bakışın ardından kendini yorgunlukla ceylan derisi koltuklardan birine atan adama bir kral olarak içerlemesi, aldığı destek ve aralarındaki samimiyetten mütevellit, gün yüzünü asla görememişti. Tahtvari mekanına kurularak sabırsız gözlerle kendisinden müsaade isteyen Kevin'i gördüğünde dalgınlığına küfretti. İşaretini, hala solmamış olan gülümsemesi takip etmişti.

"Birkaç gün daha gecikseydiniz sabırsızlıktan aklımı oynatabilirdim. Dolunay'a kuzgun uçuşuyla on günlük yolumuz var. Kurduna binersek altı gün.

"Emin değilim Majesteleri, gecikmemizin bir sebebi de bineğimden olmaktı. Kar kontrolümde olmaktan mutsuz görünüyor, ve dün gece açıkça benimle beslenme niyetindeydi.

Kralın kaşları çatıldı. Ala kurt, ordusunun moralini, kısıtlı erzak ve tahammül edilemez soğuğa rağmen yüksek tutan yegane sembollerden biri haline gelmişti. Mantık yürüttü;

"Sana bunun olabileceğinden bahsetmiştim Stark. Hayvanın içgüdüleri, yılların eğitimiyle durmak bilmez bir savaş halinde. Baskınlığını ortaya koymak istiyor, bir binekten ziyade kurt olduğunu hatırladı ve bu yüzden kanında kurtluk taşıyan bir sahibi arzuluyor dahil olabilir."

Steve'in kaşları çatılmıştı. "Kurdumu size hediye etmem gerektiğini mi ima ediyorsunuz Majesteleri?"

"Gördüğümü söylüyorum Stark, alın ya da alınma. İçinde bir yaratık taşımadığın sürece bizi anlayabilmen mümkün değil."

"Nitekim, işin sonu bu denli itaatsizliğe dayanırsa bunu yapmak zorunda kalabilirim, zira faydadan çok zararı dokunuyor. Kar Kışyarı'ndaki diğer kurtlardan her daim farklıydı. Asi bir ruha sahip."

"İsyan, ve asalet, bizi bu günlere getiren yegane faktör. Genç asinin dünyanın çivisini çıkarması bizi çağlar boyunca geriye götürdü, fakat şikayetçi değilim, büyünün dahil titrediği bu günlerde fiziksel güçlerimize güvenmek durumunda bırakıldık. Aksi takdirde bu pislik torbasının karanlık fahişesinin emrinde olabilirdik."

"Mürver asanız ne durumda Venomous? Lady Lestrange onunla dişlerini karıştırmayı denedi mi?"

"Ben daha fesat bir tahmin yürütürdüm."

Çadıra girdiğinden beri dişleri takırdayan genç Stark'ın söylediği ilk cümle odadaki üç adamın da kahkaha atmasına sebep olmuştu. Yalnızca üçünün.

"Leo'dan hala haber yok mu?"

"Pek mümkün görünmüyor. Wood da aynı şekilde kayıplarda. Gizemli patronusların sahiplerinin onlar olabileceği ihtimali üzerinde duruyoruz."

"Asaları bu kadar çok patronus oluşturabilir mi?"

"Kudretlerine darbe vurulmuş olabilir, fakat yine de onları küçümsemenin bize bir getirisi olmaz. Onlar en iyiler tarafından eğitildi Vlad, flamalarını ellerine aldıkları gün, nasıl olduklarını hala çözemesem de, büyülerinde en az tecrübeli büyücüler kadar maharetliydiler. Buraya yaklaşırken konvoyun ardında bıraktığınız izler pervasızcaydı, daha dikkatli olmalıyız."

"Lycan'da büyücüler, Tanrı yardımcımız olsun! Rahatla Stark, fırtına izlerimizi en fazla kırk sekiz saatte kapatır."

"Eski öğrencilerimden birinden, hoşuna gitmeyecek bir yanıt aldım Vladimir."

Aceleyle atılmış olduğu aşikâr olan bir imza, özensizce dürülmüş parşömenin üzerinde, Kral'ın parmaklarına ulaşmıştı. Vladimir, kelimeleri tane tane, sindirerek okudu, her satırda gözleri kısılıyor ve sırtı ağır ağır geriliyordu.

.... tahminlerinizin bir kez daha isabetli olduğu doğru profesör. Leo'nun ikinci adamı benim binamdandı, dört yıl boyunca aynı masada yemek yediğim, aynı ateşte ısındığım Jacob Winchester, ihaneti en ağır olanlardan. Bir kurtadam tarafından Yasak Orman'da ısırıldı, ve çareyi yılanlarda aradı. Kolundaki dövme onların işareti, adamı ve kaplanı boğan yılan.

"Xavier Allison, işitmediğim bir isim. Doğruluğundan ne kadar eminsin?"

"Adımdan emin olduğum kadar."

"Bu işleri değiştirir. Bu her şeyi değiştirir."

Kısa süreli sessizlikle düşüncelere dalan Vladimir, daha önce hissetmediği kadar gerilmiş halde, yeni bilginin ışığında sonraki hamlelerini tartmaya yöneldi. Rakibinin Lycan'da büyüyen, muhtemelen bir asilzadenin yaverliğini yapmış bir isyankar olduğunu varsaymasının ne kadar aptalca olduğu, bu yöndeki hareketlerinin tam da Stark'ın belirttiği gibi pervasızca olduğunu fark etmişti. Hogwarts eğitimi. Leo. Bu her şeyi değiştirir. Nasıl göremedim? Ömrü boyunca kendine güveni zerre sarsılmamış kurt, neredeyse çıplak hissediyordu. Kafasını dağıtmalı, düşüncelerini düzene sokmalı ve yeniden gözden geçirmeliydi. Ayaklandı, paltosunu üzerine geçirip eline geçen ilk viski şişesini kavradı.

"Benimle gelin ve gün batımını izleyin. Lanet çadır beni boğmaya başladı.

Dondurucu rüzgar yüzünü yaladığında, her ne kadar içeride kalmayı tercih etseler de, iki Stark'ın da peşinden geleceğine emindi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Steve K. Stark
Savaş Sanatı Profesörü
Savaş Sanatı Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 03/01/13

MesajKonu: Geri: Sanity's Eclipse   Çarş. Nis. 09, 2014 11:25 pm

http://www.youtube.com/watch?v=T5emcbg_wZk

Tepeden tırnağa sırılsıklam kıyafetlerle günbatımı adı altındaki buzdan cehenneme adım atmadan evvel içeri giren kralın adamları, hem Steve'e, hem de Kevin'a derin bir nefes aldırmıştı. Kışyarı prensi minnetle teşekkür etti, Vladimir sızlanmaya başlamadan önce yanına ulaşabilmek için elini çabuk tuttu ve temiz ve kuru paçavraları üzerine bir bir geçirdi. Müttefiklerine gereğinden fazla mı güvenmişti? Yaşlı adamın yüzünde daha önce belirdiğini görmediği gerginlik ve şaşkınlığı bir arada görmek Steve'i tahmin edebileceğinden fazla sarsmıştı. Silkelendi, aceleyle girdiği süpürge dolabından düşünceli ve aheste adımlarla ayrılarak, çadırın girişinde bekleyen Kevin'a katıldı. "Peki ya Venomous'un sessizliği? Bahse girerim dilinin ucuna bin bir türlü hakaret geliyordur." Geriye dönüp, adamı öldürene veya konuşturana kadar tekmeleme dürtüsünü zorlukla bastırarak çadırı terk etti.

Dışarıya adımını attığı anda savrulan saçları, çadırda unutulmuş beresini işaret ediyordu. Kısa sürede yükselen kar neredeyse dizlerine ulaştığında kralın ahırının yanından geçip, kenarına çadırların kurulduğu, tehlikenin her ihtimale karşı minimize edildiği uçuruma doğru döndüler.

"Kralın tepkisini hakkında ne düşünüyorsun amca?" Kevin'ın sesi kulaklarında uğuldayan rüzgardan zorlukla geçebildiğinde, aklındaki şüphelerden genç adama bahsedip bahsetmeme ikilemi arasındaydı. "Yanında at sürüyor, bir uzun kılıç taşıyor ve kan döktü. O büyüdü Steve."

"Beklenmedik, bulabildiğim en hafif zamir bu. Düşündüğümüzden fazlasını biliyor olmalı, biz arkalarındayken şahit olduğu bir işaret, veya bir bulgu." Bata çıka attıkları adımlar buzdan zemini bulduğunda, dengesini sağlama adına açtığı kollarını kapadı. "Aklından ne var Vlad? Ne gördün? Ne duydun?" Keşif atlılarının eşelemelerinden kalan izler bir süre sonra kesilerek yerini bir çift büyük ayak izine bıraktığında doğru dönüşü yaptığına emin olmuştu.

"Tıpkı Xavier gibi ben de onunla aynı masaya oturdum. Belki bir, belki iki defa. Diğerleri onun binasından utandığını düşünüyordu, ben bunu aptalca buluyordum. Haklı olduğum, bir avuç olmalarına rağmen tüm Gryffindor ortak salonuna kafa tutan budalaca cesaretini gördüğümde ortaya çıkmıştı."

"Çoğu sersemlemiş bedenler arasında tek bir ceset, kedavra laneti. Onlardan değildi, öyle değil mi?"

"Xavier kurtla aynı yaralara sahipti, buna rağmen aynı anda dört kişiyle birden cenk eden Monako prensimiz değildi. Tam zamanında, en erken düşen Ravenclaw kulesinden yardım yetişti. Başımıza akbabalar gibi üşüştüler."

"Herhangi bir zayıflığına dikkat edebilmiş miydin?"

"Ölmemekle meşguldüm amca, yalnızca üçüncü sınıftım."

"Sen profesörü bizzat amcası olan bir Stark'tın Kev."

"Görmüş olsam bile, üzerinden çok fazla zaman geçti."

Haklıydı, hafifmeşrep haliyle Kev dün ne yediğini hatırlamakta zorlanacak kadar hızlı yaşayan bir genç adamdı. Konuşmaları kırılacak kadar esneyen dalların çatırtısıyla bir kez daha bölünen ikili, sık dalların arasındaki açıklıktan doğan ayı görebiliyordu. Birkaç çileli adımın ardından Meşe Burnu'na ulaştılar, Vladimir'in geniş sırtı neredeyse manzarayı kapatıyordu.

"Bu lanet uçurumun nasıl oluştuğunu biliyor musun?"

Steve'in ses tonu ilgisizdi. "Hiçbir fikrim yok."

"Aynen öyle. Buhrandan önce gökyüzüne yaklaşacak kadar uzun, ince bir tepe duruyordu. Savaş bittiğinde çukurun dibine bizzat kendim ineceğim."

"Dermanımız kalırsa ben de seninle gelirim dostum. Fakat konuşacak daha ivedi meselelerimiz mevcut."

"Belki ivedi, belki de değil. Çocuğun bir barbar olmadığını biliyoruz Steve, fakat aynı zamanda gittiğini de biliyoruz. Keşifçilerim Gomorrah'ın tamamını çevrelemiş vaziyette, Seth Learn dışında tüm sınırlar tutuluyor ve düzenli olarak rapor alıyorum. Yapmam gereken tek şey, oyun zamanı geldiğinde yeni bir planla araziye inmek. Arrgh! Kanlı ishal aşkına, burada bile ayı izleyemeyecek miyim??"

Kralın ne demek istediğini, ciğerlerine çektiği nefesteki su tadını aldığında fark edebildi. Rüzgar durmuştu, ne zaman durmuştu? Hala sızlayan yanakları bunun uzun süre evvel olmadığının kanıtıydı. Üstlerine karabasan gibi çöreklenen sis tabakası görüşü bir anda neredeyse sıfıra indirerek iki Stark'ı da şaşkına çevirdi. Refleksif bir hamleyle Kevin'a yaklaşan Steve, menzilinden çıkmış Vladimir'e doğru olduğunu düşündüğü yöne fısıldadı. "Seni göremiyorum." Fısıltısı çukura dek erişip yankı yaptığında şaşkınlığı iki katına çıkan adam, çalışacağından şüphe ettiği asasını ağır ağır çekmişti. Kevin'ın da aynısını yaptığını biliyordu, zira kulakları ahşabın kürke sürtünmesini işitebilecek kadar hassaslaşmıştı. "Vlad?"

"Sakin ol Stark, yalnızca biraz nem. Bir haftadır her gece bu pisliğin içinde uyumak zorunda kalıyorum. Sesimin aksine doğru yaklaş."

"Ne?"

"Aksine- ah lanet olsun, sabit kal, ben sana geliyorum."

Adamı sağından bekliyordu, tam zıt yönden çıktığını işitip neredeyse sıçrayarak döndüğünde, ikilinin yüzündeki huzursuzluğun krala yansımamış olduğunu fark ettiler.

"Dünya aklını kaybetmiş. Alın, bunları ağzınıza sarın, hazırlıklı geldim."

Yanlış. Yanlış. Yanlış. Her zerresine kadar yanlış, her zerresine kadar büyülü. Büyünün tadını dahil alabiliyorum.

"Vlad, asanı çek."

"Sakinleş lanet olası. Eğer saldırıya uğrayacak olsaydık bu günler önce olurdu. Sis bizi tamamen gafil avladı, silahlarımıza dahil erişemezdik, kimse böyle bir şansı kaçırmaz. Krallığıma sağlam bir yumruk yerdim."

Seni lanet olası güç delisi aptal.

"Bizi beklemiş olma ihtimalini değerlendirdiniz mi Majesteleri?"

"Bu kadar ürkek olduğunu bilmiyordum Stark."

Ağzını açmanın eşiğindeyken aklından geçenler yeğeninin dudaklarından dökülüyordu. "Bize birçok sıfat yakıştırabilirsiniz Bay Timofeyevich, planlı, hazırlıklı, veya tedbirli. Fakat ürkek bunlardan biri değil."

"Asası elinde olan ben değilim genç adam. Size topraklarımdaki güvenliği garanti ettim, buna rağmen silahlarınıza uzanmanız uzun sürmedi. Bu benim sözüme yapılmış bir saygısızlıktır."

Islak ayazı delip geçen sıcak bir meltem. Bu doğru değil. Laf dalaşını ikiliye bırakmış adam, ihtiyatla etrafına bakınıyor, göz bebeklerini adeta içeri bastıran sis tabakasının ardından gelebilecek herhangi bir hamleyi görebilmeye hazırlanıyordu.

"Burnumuzun ucunu dahil göremiyoruz, beş dakika önce rüzgardan uçmamak için meşelere sarılabilirdim. Bunun doğal olduğunu mu söylüyorsunuz?" Sesini fazlaca yükselten Kevin'ı tek bir bakışıyla susturmuş olsa da, Vladimir'den gelen tepkiye engel olamamıştı.

Ensesindeki tüyleri diken diken eden, sıcak bir esinti daha.

"SAKIN. BANA. SESİNİ. YÜKSELTMEYE. KALKMA. ÇOCUK."

Şanslıydı, zira kaşları öfke ve küstahlıkla çatılan Kevin'ın dudaklarından dökülebilecek herhangi bir kelime, kralın zorlukla kontrol ettiği öfkesini salıvermesine sebep olabilirdi. Bunun yerine, kendilerine doğru yaklaştığı aşikâr olan nal sesleri duydular. Tek bir atlı. "Uçurumdan geliyor."

Uçuruma sırtlarını dönerek yüzlerini kamp yerine çevirdiler. Steve Stark, nefesini tuttu.

"Lordum?"

Salıverdiği soluğuna rağmen, yeğeninin aksine asasını hala havada tutuyordu. Muhtemelen bir keşif atlısıydı, buna rağmen aynı şeyi yapması için yeğenini uyarmaya niyetlendi. Evet, yapacağım şey buydu. Sesler, odağı kulağından gözlerine kaydığında, olağandışı uzunlukta bir atın ön bacaklarını gördü. Sırtındaki sıcak rüzgar dikkatini dağıtıyordu, atın tamamının görüşlerine girdiğini çok geç fark etmişti. Sis, buna rağmen hala atlının yüzünü gizlemekteydi. Bunun doğal olmadığını artık anlamış olmasını beklediği krala baktı, gözlerindeki öfkenin yerini gerginliğe bıraktığını okuyabiliyordu.

Derken sis dağıldı, tıpkı geldiği gibi aniden, yerini dondurucu rüzgara bırakarak. Yüzü kukuletasında gizli, tamamen siyahlara bürünmüş, ve başının üzerinde bir boynuz taşıyan atlı çataldili vari tıslamasıyla söz aldığında, iliklerine dek işleyen titremesine engel olamamıştı.

"Avernus sevgilerini yolladı, Kral Timofeyevich.

Yeğeninin atlıya, ve sürücüsünün ardına tamamen saklanabilmiş ikinci binicinin sıçrayarak indiği noktaya doğru düello pozisyonu aldığını, kralın hışımla kendi ahşabını çektiğini, işittiği kadife sesiyle, ve sonunda cismani hale gelmeye karar vermiş soğuğun sırtından girerek bedenini delip geçtiği hissiyatla aynı anda idrak etti. Parmakları ona ihanet ederek kavradıkları asayı bıraktılar, ve karnına erişerek ıslandılar. Başını indiren Stark, zihninde dönen milyonlarca soru arasında, bulabileceği en saçma soruyu sormayı seçti. "Soğuk kanatır mı?" Yıllar boyunca üzerinde çalıştığı savaşçı içgüdüleri, dizlerinin bağı çözülüp öne doğru çöktüğünde bedenini delip geçenin çelik olduğunu iddia etti. Oluk oluk akarak karları ala boyayan karnı bu fikri destekliyordu, Steve'in kabullenemediğiyse, böyle bir anda, bu kadar aptal olabilme ihtimaliydi.

Hala hissedebildiği dizleri ağırlığını daha fazla taşıyamadı, ve yaşlı Stark yana doğru devrilerek kara gömüldü. Şimdi iki ihtimali vardı, ya yüzüstü devrilip karanlığa gömülecek, ya da geriye doğru düşerek katilinin gözlerine bakabilecekti.

Eski tanrılara sessiz bir dua etti, rüzgar bedenini ittirdi, ve çarpık bacaklarının konumuna aldırmayan sırtı karlara teslim oldu.

Başka bir yaşamda, başka bir mekanda, kendi arenasında, en parlak öğrencisiyle göz göze geldi. Jacob Liam Winchester'dı, daha uzun ve daha güçlüydü, parmaklarıysa bir zamanlar Serpent Felis Leo'nun cadısına bizzat Hogwarts tarafından teslim edilmiş üçüncü ölüm yadigarını kavramıştı.

O an anladı. Ardında esen sıcak rüzgar, gerçek kralın nefesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Robb Stark
Gryffindor VI.Sınıf
Gryffindor VI.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 225
Kayıt tarihi : 21/12/12

MesajKonu: Geri: Sanity's Eclipse   C.tesi Nis. 12, 2014 4:16 am

http://www.youtube.com/watch?v=j7wN04nYCJA&feature=kp

Sis geçiciydi, gerçek kalıcı. Sis, gerçeğin sunduklarının üzerini sıkı sıkı kapatır, gözlerini bağlar, kulaklarını sağır eder, duyusuz bıraktığı kurbanını zihnindeki düşüncelerine, planlarına, anılarına hapseder ve yanıltırdı. Gerçeği yalan, yalanı gerçek edebilirdi.

Bu gerçek, başlı başına bir yalan olmalıydı.

Atlının fısıltısı Kevin için, ardında dirayetini koruduğuna emin olduğu amcasından çok daha sarsıcıydı. Tıkalı idrak yolları, mantığının sesini duyulmaz ettiğinde yapabileceği en büyük aptallığı yapan genç Stark, başlı başına tılsımlı habitatın, lanetli atlısının, iki dipsiz uçurumu yansıtan gözlerine baktı.

Karlı gökyüzünden damlayan taneler, bembeyaz kesilmiş alnında ve yanaklarında eriyerek yok oldu. Dudaklarında hissettiği ikinci damla tuzluydu. Bir an sonrasındaysa ak karaydı, buz ateş, çığlıksa sessizlik.

Kara küheylanının eyerine asılarak ardını dönen atlı, geride bıraktığı bedenle, getirdiği sisle beraber kaybolarak uzaklaştı. Gözlerinin önüne çekilmiş perdenin yokluğunda her şeyi daha net görmeye başlayan Kevin, asasını yıldırım gibi çekerek karşısına aldığı adamın kimliğinin, bulanık zihninin kaybolmuş anılarından çekip çıkardığı bir yanılsama olduğunu sanarak başını salladı. Hem mantıksız, hem alakasızdı, Kev'in tam aksine asasını aheste aheste çekip, başının arkasındaki sahneye odaklanan yüzün, okul yıllarında tanıdığı, ve kız kardeşlerini bilhassa uzak tuttuğu uyuşturucu müptelasına ait olması mümkün olamazdı. Slytherin'in en kaygan yılanı, Vitaly Orlov.

"STEVE HAYIR!"

Sağından gelen kükremeyle dalgınlığından şiddetle irkilerek çıkan Robb ardını döndüğünde, amcasının ardında bir adam, karnındaysa bir hançer görmüş, ve tam anlamıyla donup kalmıştı. Ne bedenini sarsan kuvvetli rüzgarı, ne dondurucu soğuğu, ne anın heyecanını, ateşini, öfkesini, hiddetini, ne de intikam açlığını hissedebildi. Fizyolojisini darmaduman eden aniliği üzerinden atamadan ölüp gitmesi içten bile olmazdı, eğer kanının en bilgesini kalleşçe katleden Kral Kurt, Timofeyevich'e değil de, ona odaklanmış olsaydı.

"Cürretine mi gülmeliyim, aptallığına mı?"

Devasa bedenin attığı ilk adım, Steve Stark'ın cansız bedeninin üzerinden geçmişti, bir diğeri onu takip ederek Kevin'a yaklaşıyordu.

"Cesaretine mi şaşırmalıyım, pervasızlığına mı?

İki büyük adım daha, sırtına astığı mızrağın kalbine erişip saplanabileceği kadar yakındı.

"Hemcinsimi katledeceğime mi üzülmeliyim, kaybedeceğim kıymetli zamanıma mı?"

Kabullendi, kilitlenen çenesiyle, anlayamadığı bir sebepten dolan, zorlukla açık tuttuğu gözlerini kapandı. Alev alev yanan öfkesini hissedebildiği, dizlerini yeni doğmuş bir bebek misali titreten, buram buram kan kokan, o pervasız, korkusuz, rakipsiz, ve kalleş tanrı yanıbaşında, bir kez daha konuşmuştu.

"Topraklarıma izinsiz girdin, insanlarımın aklını çeldin, ve tahtıma göz diktin."

Tanrı bir titana dönüştü, titan bir imparatora.

"Yemeğimi yedin, suyumu içtin."

İmparator bir kraldı, kralsa basit bir adam. Kevin, neden hala hayatta olduğunu anlamlandıramayarak gözlerini araladığında, Jacob Winchester'ın yanından geçip gittiğine, ve her adımında Timofeyevich'e yaklaştığına şaşırarak, ve neredeyse üzülerek şahit olmuştu.

"Yürekli bir adammışsın Rus. Kalbinin sesini kuzey rüzgarına rağmen, buradan dahil duyabiliyorum."

Basit adam, sırasıyla ateş, öfke, hiddet, nefret ve intikamdı. Bedeni, aniden bastıran duygularıyla zangır zangır titreyen Kevin, çaresizce indirmiş olduğu asasını, bir Stark'a yakışır şekilde kaldırarak Kurt Kralı'na doğrulttu.

"Ve Kara Ay'ın Nuitari'si biliyor ki Rus, bu beni çok, ama çok acıktırdı."

Dört asadan da aynı anda dört kıvılcım yükseldi. İkisi basilisk yeşili ölüm lanetiydi, havada çarpışarak ayrı yönlere dağılıp, kayboldular. Kevin'ın asasından çıkan karaltı, amcasını katleden adamı, hayatında görebileceği en büyük nefret dalgasının yarattığı en çekilmez işkencelere gark edecek Cruciatus'tu. Sonuncusuysa sıkı bir savuşturma büyüsüydü, adeta bir hedef tahtası kadar geniş sırta hareket eden affedilmez lanetin milisaniyeler içerisinde önüne geçen Vitaly Orlov'a aitti.

Çöken derin sessizlik içerisinde değişen hedefine odaklanan Kev, kalkan sisin ardından, sözde Vladimir'e bağlılık yemini etmiş kamptaki tüm kurtların etraflarına toplandıklarını, olan biteni merakla, heyecanla, ve hatta keyifle izlediklerini göremeyecek kadar öfkeli, duyamayacak kadar üzgün, umursamayacak kadar kana ve intikama açtı. Asalar bir kez daha sallandı, ve dördü birden itaat etmeyi reddetti. O an, gökyüzünde hangi tanrının olduğunu dahi kestiremeyen insan topluluğu, o ya da onlar tarafından verilmiş kararın, güçlünün ayakta kalıp, zayıfın ölerek yok olmasını işaret ettiğini görebiliyordu.

Kevin, sırtına asılı uzun kılıcını tek bir hamlede, sertçe çekerek saldırı pozisyonu aldı. Parmaklarının arasında kavradığı çeliği, dolmuş olan gözlerini çakmak çakmak parlatarak açmıştı. Ömrü boyunca bu an için hazırladığını, bu anı beklediğini, bu anı istediğini sanan bünyesi yanılıyordu, ardında hareketsiz yatan amcasını geri getirebilmek için tüm kahramanlık hayallerini feda edebilirdi, lâkin sözcükler, yaşlı Stark'tan dökülen kızıl kan karları boyadığı andan itibaren beyhudeydi. Gözlerini kılıcından kaldırarak yılana odakladı, başı hala bedenine tutunuyor olan, paramparça olmanın eşiğindeki et parçasına.

Atıldı, öldürmekten ziyade silahsızlandırma üzerine yaptığı deneme hamleleri, rakibi tarafından savuşturuldu, önlemini aldığı karşı atak, bilerek verdiği boşluklara rağmen gelmemişti. Vitaly ya canını kurtarmak için kendini savunmayı düşünen bir acemiydi, ya da hamlelerini kestiren keskin ve tecrübeli gözlere sahipti. Yeniden atıldı, bu sefer daha sert vuruşlarla, geniş arazinin avantajını kullanarak savurduğu büyük kılıcın her darbesini, farklı fakat simetrik noktalara indirmeye özen göstererek saldırdı. İlk kontra atak, yalnızca adımlarıyla savuşturabileceği kadar zayıftı, devamını getirmeye çabalayarak açık veren rakibinin denge kaybını, başına indirdiği sert dirsek darbesiyle değerlendirdiğinde yer değiştirdiler. Tökezleyen, fakat saldırıya açık vermeyecek çeviklikle pozisyonuna geri dönen Vitaly'nin ardında uzanan karaltı o an başka bir dünyaya ait gibiydi. İkinci roundlarında bu kez saldıran Vitaly'di, attığı her adımda ileri atılarak, kısa kılıcının seriliğini kullanmaya amaçladığı çok açıktı, hamleleri savuşturan Kev, onun her adımına bir buçuk adım vererek uzaklaştı, kısa süre sonra araları, silahları birbirine değemeyecek kadar açılmıştı. Yapabileceğinin en iyisi bu mu? Yanıbaşlarında çığlıklar yerini kükreme ve ulumalara bırakmıştı, krallar dönüşmüş olmalıydılar.

"Beni de sen sırtımdan bıçaklamalıydın Orlov. Sahip olabileceğin tek şans buydu. Burası benim dünyam, ve burada sana yer yok."

İki eliyle kavradığı kabzayı hem tüm gücünü, hem de çevikliğinin tamamını kullanarak savurmaya başladığında, rakibine ne kadar yaklaştığının önemi yoktu. Onun bir kalkanı olduğunu, savuşturulamayacak kadar sert ve kararlı saldırdığında fark etti, tahtanın altından ani sayılabilecek şekilde fırlayan kılıca indirdiği darbeyle çeliğin, ağır ağır bastıran gecenin karanlığına doğru kayboluşu, etraflarındaki hayvan sürüsünün coşkulu tezahuratlarına sebep olmuştu. Rakibinin yalnızca bir kalkanı vardı, doğru kullanılırsa ölümcül bir silah olabilirdi, lâkin Kev buna müsaade etmeyecek kadar tecrübeliydi. Ayaklanan rakibini dizlerini üzerine düşürecek kadar sert darbesini, hala önünde duruyor olan ahşaba indirdi. Ardından bir tane daha, ve bir tane daha, kenarlarından çatlayıp içeri doğru çökertecek son darbesiyle beraber bir tane daha. Kana bulanmak isteyen parmakları öldürmek için yüklendi, iki seferinde paralanmış ahşabın son demleriyle kendini savunan Orlov'un, üçüncü ve tam ters istikametten gelen darbesine karşı koyması mümkün değildi. Ete saplanan çeliğin tatmin edici hissiyatını bekleyen Kevin, kopmasını beklediği kolun altına giyilmiş zırha denk gelmeyi beklemiyordu. Duraksamadı, aynı noktaya vuracağı ikinci bir darbe işini görebilirdi, fakat bu sefer de can havlinin verdiği refleksle eğilip yuvarlanarak kendinden kaçan adamı santimlerle ıskalamıştı. Kaçamazsın, etrafımızı çevirdiler. Bunun yılan da farkındaydı, zira silahsız ve kıstırılmış bir adamın yapabileceği en mantıklı şeyi yaparak, Kev'le aralarına mesafe koyup, tam karşısına geçmişti. Onurunla ölmek yerine bir tavşan gibi zıplamayı seçtin demek, öyle olsun. O an, silahını bırakıp yalnızca yumruklarıyla adamı yerle bir etmenin eşiğine dek yaklaşan deliliğini, yılların getirdiği disiplini durdurdu. Bir Stark kazandığı avantajını asla kaybetmeden, sonuca dek ilerlerdi.

Dal gibi ince bedeninin, ısınmış ve esnemiş kaslarının tüm getirilerini kullanan Vitaly'nin, öldürüleceği ağaca doğru yönlendirildiğini fark edip etmediğini merak etti. Kendini bir koyun sürüsünü yönlendiren çoban gibi hissediyor, buna rağmen yaptığı şeyi devam ettirerek planını, son noktasıyla sonlandırmayı istiyordu. Sabırsızlandı, daha hızlı hareket etti, hamlelerinin öldürücü olmadığını bir sincap dahil anlayabilirdi. Durumu idrak ettiğini ilan eden bakışlarıyla karşılaştığında, genç adam için artık çok geçti. Kevin, başından beri ittirildiği geniş gövdeli, kalın köklü çam ağacına yaslanan rakibinin, onu öldürecek olan darbeden kaçıp ardına geçerek, savaş alanını bir kez daha kat edip, boşluk aramak istediğinin farkındaydı. Sağ tarafından kaldırdığı kılıcını çapraz şekilde indirdi, fakat yılanvari beden alçak fakat kalın bir dalın altına sığınmış haldeydi. Kevin tam ters yönden saldıracağı izlenimi verip kılıcının yönünü değiştirdiğinde, dalın aynı noktasına bir kez daha vurup, Orlov'un başının üzerine sertçe indirdi. Rakibi şimdi dizlerinin üzerindeydi, hareket kabiliyetinin neredeyse en sınırlı olduğu pozisyonda. Bu çaresizliğe, ve teslimiyete işaretti. Tıpkı amcam gibi, fakat karnını delip geçmiş bir hançerden yoksun. Alınan bir can, kaybedilenin acısını dindirir miydi? Öğrenmenin vakti gelmişti.

Kör edici bir acı bacağını vurdu. Odağını kaybettiği bir kalp atışı kadar süre zarfında bıçaklanmış olduğunu fark ettiğindeyse, savurduğu kılıcı, başladığı işi bitirmek için çok geç kalarak karlara saplanmıştı. Yaralı bacağının yanından kedi gibi geçen gölge, kılıcını kurtarmak adına kendine çektiği anda Kevin'ı bir kez daha şaşırtarak, kaçmak yerine boynuna sarılıp, genç Stark'ı geriye doğru çekti. Denge merkezini tümüyle kaybeden adam, boynunu mengene gibi sıkan koldan kurtulmak için iki elini de kullanmak zorundaydı. Debelendi, yapıştığı kolu çekerek özgür kalmaya, en azından gücünü geri kazanabileceği tek bir soluğu ciğerlerine çekmeye çabaladı, ısırmayı denedi. Görüşü bulanıyordu, durmak bilmeden sarf ettiği efor, parmak uçlarına dolan laktik asitle beraber vücudunu uyuşturuyordu. Bu iyi değil, bu hiç iyi değil. Karları döven bacakları tekmeler atıyor, beliyle beraber kıvrılarak dönmeye ve kayarak çıkmayı deniyorken, kontrolsüz şekilde titremeye başlayan bedeni kanının son damlasına kadar savaşıp, sonuçsuz kalarak an be an zayıflıyordu. Bir an bir boşluk buldu, ya da bulduğunu sandı, Orlov kuvvetini bir anlığına çektiğinde gürültüyle alabildiği kısa nefesten hemen sonra baskı geri döndü. Kevin, bulduğu geçici güçle beraber bir kez daha adamın koluna atıldı. Tırnaklarını bastırarak tuttuğu şeyin et olmadığını anladığında idrakla ardına kadar açılan gözleri, hayatının son demleri içerisinde debelendiğini fısıldıyordu. Boğazında artık kol değil, dibine düştüğü ağacın kökü sarılıydı. Düşünceler dehşetengiz bir hızla ardı arda geçti, konuşabilse her birini tüm ormana haykırırdı. Ölüyorum, ölüyor olamam, kazanmıştım. Ölmeye hakkım yok. Amcamın kanını, intikamını yerde bırakmaya hakkım yok. Kazanmıştım. Neden kimse yardım etmiyor? Kardeşlerim nerede? Aryna, Laurana, Walden, Naja, Donna, neredesiniz?

Birkaç an, birkaç gün, belki de birkaç yıl sonrasındaysa, kendini bir dejavunun içinde bulmuştu. Karlı gökyüzünden damlayan taneler, bembeyaz kesilmiş alnında ve yanaklarında eriyerek yok oldu. Dudaklarında hissettiği ikinci damla tuzluydu. Bir an sonrasındaysa ak karaydı, buz ateş, çığlıksa son nefesini verdiği fısıltısının ardından, sessizlikti.

"Kyrie."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Sanity's Eclipse   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Sanity's Eclipse
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Revir-
Buraya geçin: