Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Kırık Kanatlar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Kırık Kanatlar   C.tesi Haz. 28, 2014 11:50 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Kırık Kanatlar   C.tesi Haz. 28, 2014 11:50 pm

Tüm dünyanın üzerine çöken amansız soğuk beraberinde getirdiği buzlarla birlikte her yeri işgal etmişti. Bir hayli uzun zamandır barındığı Silvanesti dışında her yer buzullarla kaplıydı artık ve Feodora kızı ailesinden kalan fertlerin ne yaptığını, bununla başa çıkıp çıkmadıklarını bile bilmiyordu. Lakin bu düşünceyle zihnini yormaktansa sahip olduğu yeni aileyle meşgul olmakta karar kılan yanına itaat ettiğinde, birçok şeyi ardında bırakmıştı. Garlyn ve Edmund onun yeni ailesiydi, küçük ama bir o kadar da değerli. Floja’nın yeri gönlünde elbette ayrıydı ama sahip olduğu bu iki erkek hayatında çok kıymetli bir yer edinmişti. Günden güne büyüyen oğlu babasının birebir kopyasıydı ve bir Lloyd’u zapt etmeyi hala tam olarak öğrenememişti Freja. Garlyn’in zincirlerini aşkıyla parçalayıp yok etmişti ama Edmund… O tam bir kaostu gözünde. Daha şimdiden böyleyse ileride ne yapacağını kestirememek fazlasıyla ürkütüyordu cadıyı. Üstelik damarlarında akan kanda barınan, varlığından bihaber olduğu kudretle ne zaman yüzleşeceğini de bilememek içindeki endişelerin her geçen gün artmasına sebebiyet veriyordu hiç şüphesiz. Kurt adamlık, babasından ona bahşedilen bir hediyeydi, ağır bir yüktü. Her ne kadar kuvvetli olursa olsun dolunayda yüzleşeceği benliği küçük oğlunun bir diğer yanı olacaktı ileride. Neyse ki Garlyn yanındaydı. O olmazsa bunlara nasıl göğüs gereceğini düşünmeye başladığında işin içinden çıkamıyordu. Çıkmaz bir sokağın önünde kalakalıyor, ruhunun derinliklerindeki kuyuya hapsettiği onlarca korku kara bir sisle süzülüyordu etrafında. 

Gözkapakları huzurlu bir uykuya kapanmış oğlunun çehresine bakmayı sürdürdü sessizce. O kadar güzeldi ki… Kimi zaman nutku tutuluyordu cadının. Böylesine bir güzelliğin kendisine bahşedildiğine hala inanamıyordu. Onca günaha refakat etmiş biri olarak kendisinden birkaç santim ötedeki masumiyet timsali çocuğa bakarken ona nasıl sahip olduğunu düşünüyordu şimdi. Yitirdiklerine, yok olan umutlarına ve aldığı canlara rağmen bu güzeller güzeli çocuk onundu. Seni hak etmek için ne yaptığımı henüz bilemesem de, baban sayesinde atmayı sürdüren yorgun kalbime hapsolan en temiz sevgilerden biri sana ait. Sağ elini yavaşça onun yanağında gezdirmek için indirdiği esnada kuvvetli bir öksürükle yerinden sıçrayarak uyanmıştı küçük büyücü. Ne olduğunu anlamamıştı lakin gözlerinin kan çanağına büründüğünü görebilmişti ve öksürükleri o kadar fazlaydı ki sayamıyordu bile. 

“Edmund!”

Dudaklarının arasından çıkan ses adeta bir yakarıştı. Titreyen elleriyle yanı başındaki bardağa ulaşıp su doldurmayı başardığında Edmund’u çoktan kucaklamıştı. Tedirginliğini gizlemeye çalışıp ufak yudumlarla oğluna su içirirken kollarında birden bire kendini belli eden mor beneklere takılı kaldı bakışları. “Bu da neyin nesi böyle?!” Çılgına dönmüştü, kalbi gümbür gümbür atıyor, ne yapacağını bir türlü kestiremediğinden ötürü içindeki endişeye yenilmesi an meselesiydi. “Anne.” Yorgun gözlerle kendisine bakan büyücünün alnına bir öpücük kondurdu. Yanıyorsun. Gözünün önüne düşen saçlarını geriye doğru itti. “Bebeğim, buradayım. Geçecek, hepsi geçecek, söz veriyorum.”  Akması muhtemel olan yaşlar gözlerini doldurmayı başardığında yutkunan Freja, sakin olmakta her ne kadar zorlanırsa zorlansın kendine telkinlerde bulunmaya devam etti. Önce büyücünün üzerindeki tişörtü çıkardı, karşılaştığı manzara karşısında ise şaşkınlığını gizleyememin gafletine düşmüştü. Küçük vücudunu işgal eden beneklere daha önce hiç kimsede tanıklık etmediğinden emindi. “Anne babam nerede?” Edmund’un sesini yeniden işittiğinde bakışlarını onunkilerle buluşturan cadı, derin bir nefes verdi. Her zamanki gibi yine nerede olduğunu bilmiyordu ve  üstelik bu durumda yanında olmaması sinirlerinin fazlasıyla gerilmesine sebebiyet vermişti. “Anne uy-” Kucağına boylu boyunca uzanan oğlunun gözleri çoktan kapanmıştı bile. “Edmund! Edmund! Uyan! Edmund!” Daha fazla tutamadığı gözyaşlarını serbest bıraktığında aklına bir tek şey geliyordu; Etta’ya gitmek. Oğlunu kucaklayıp derin bir nefes aldığında çadırdan çıkıp hızlı adımlarla yürümeye başladı. Ona bir şey olabileceği düşüncesiyle sarsılan kalbi endişeyle çarpmayı sürdürürken kesik nefesler almaya devam etti. Ona bir şey olmayacak, Freja, o da en az anne ve babası kadar güçlü. Hatta çok daha güçlü. Ruhunun fısıltıları bir nebze de olsa içindeki yangınları köreltmeyi başarsa da oğluna ne olduğunu öğrenmeden tamamen rahatlayamayacaktı. En nihayetinde Etta’nın yanına vardığında çadırı aralamış ve kucağında baygın yatan oğluyla birlikte içeriye dalmıştı. 

“Etta Edmund... Ben, ben ne olduğunu anlayamadım. Çok, çok ateşi var ve vücudunda-” Boğazında düğümlenen yumruyu serbest bıraktığında hıçkırmıştı. “Vücudunda mor benekler var. Ben... Anlamıyorum. O iyi değil ve sanırım ateşten... Bayıldı. Ne olur, ne olur bir şeyler yap!”

“Sakin ol, Freja. O iyi olacak, söz veriyorum.”

Etta’nın şaşkın bakışları birkaç saniye içerisinde anlayışlı bir ifadeye büründüğünde derin bir nefes almayı başarabilmişti Freja. Kucağındaki oğlunu yatırdığında yanı başında yerini alan küçük Emilié buz kesmiş parmaklarını sardı küçük eliyle. Kırık dökük bir tebessümü ona armağan ettiğinde ise zihnine düşen isim hiç şüphesiz Garlyn idi. 

Üç gün sonra. 

“Etta kaç gün süreceğini söyledi mi peki?”

Sunset’in endişeli sesini işittiğinde hafifçe gülümsedi. Yanında olmasa nasıl dayanabileceğini bilmiyordu. Edmund’a bir şey olabileceği düşüncesiyle o kadar çok boğulmuştu ki dostunun da kendisiyle aynı endişeyi paylaşıyor olmasına sebep olmuştu Freja. “Vücudundaki izler tamamen yok olana dek devam edecek,” dedi oğlunun saçlarını okşarken. İğne tedavisine devam ediyorlardı, en azından ateşi düşmüştü, yorgunluğu ve kaşınan beneklerine nazaran daha iyi olacağına inanıyordu cadı. Omzunda hissettiği sıcaklıkla beraber bakışlarını kısa süreliğine de olsa Edmund’dan ayırdı. “Teşekkür ederim, yanımda olduğun için.” Minnettarlıkla gülümserken aralanan çadırdan içeriye doğru adım atan iri bedenin sahibine çevirdi buz mavisi gözlerini. Nihayet, diye düşündü Freja. Nihayet gelebildin.

“Ben sizi yalnız bırakayım. Uyandığında benim yerime öp.”

Kafasını sallayarak sessiz bir cevabı cadıya iletmesinin ardından kendisine ait kısımda yatan oğluna bakan Garlyn’i izlemeyi sürdürdü bir müddet. Birkaç adımın eşliğinde yanına ilerleyip Edmund’un yanağına dokunduğunda ise daha fazla dayanamadı. 

“Hangi cehenneme gittiğini bir not bırakarak da olsa söylemeni kaç defa hatırlatmam gerek? Oğlunun sana ihtiyacı vardı, bir o kadar benim de. Ama yine ortada yoktun, Garlyn, yine.”

Derin bir nefes aldı. Yatağın boşta kalan kısmına oturduğunda şakaklarındaki ağrıyı yok etmek adına parmaklarıyla masaj yapmaya başladı. Üç gün boyunca iyi bir uyku uyumamıştı ve bunun yan etkilerini şimdi görüyordu. 

“Ben sadece daha fazla bizimle olmanı istiyorum, nelerle uğraştığını benimle paylaşmanı. Ne değişti, söylesene? Sanki artık eskisi kadar yakın değilsin bana. Sanki artık... Sana ulaşamıyorum ve bu beni öldürüyor.”
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kırık Kanatlar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Yaşam Alanı-
Buraya geçin: