Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 IV. Sınıf / I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew Wood
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2126
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 26

MesajKonu: IV. Sınıf / I. Ders   Perş. Eyl. 16, 2010 10:01 pm

Zaman

-----------------------
Salı günü, üçüncü ve dördüncü ders

Hava
-----------------------
İnsanın içini sıkan bir kasvet hakim, çiseleyen yağmurun sesi dersliğe girer girmez kayboluyor.

Mekan
------------------------

Yağmur bulutlarının baskın olduğu bir günde, tam aydınlanmamış Hogwarts koridorlarından sınıfa girildiğinde karşılaşılan tek bir görüntü var, karanlık. Sınıfa giren ilk öğrenci bu karanlığa adım atar atmaz, odanın çeşitli stratejik konumlarına dağılmış olan meşaleler alev alıyor. Pencereler yok edilmiş, duvarlar taşıdıkları meşaleler dışında tek bir portre barındırıyor. Profesör masasının arkasındaki duvarda asılı olan, devasa bir yılan portresi bu. Tamamen hareketsiz, odaya bakıyor. Gövdesi dik, dişleri görünecek kadar ağzı açık. Çatal dili rahatça seçilebiliyor. Tam tepesindeki meşale yüzünden başına hafif bir gölge düşüyor, ama görülemeyecek gibi değil. Öğrencilerin oturdukları sıralar girişin sağ tarafında, arkaya gidildikçe yükselen bir platform şeklinde büyülenmiş. Muggleların üniversite anfilerini andırıyor. Sıraların sağ üst tarafında camdan, oval bir kase var.

Girişin sol tarafında ise profesörün masası var, yüksek bir platform üzerinde duruyor. Masanın iki yanında yere sabitlenmiş ve duvardakilerden daha büyük iki meşale var. Masanın sol tarafında, yüksek platformdan dışarıya açılan, profesörün gireceği ahşap bir kapı bulunuyor.

Ders
------------------------

Karanlık ve sessizlik. Öğrenciler dersliğin kapısından içeriye attıkları bakışta bu ikiliyle karşılaşıyorlar. İçlerinden Leo adlı bir Slytherin diğerlerinin arasından sıyrılarak dersliğe adım attığında, dersliğin içerisindeki saklı meşaleler bir anda alev alıyor. Ateş sessizliği de karanlığı da başarıyla yardığında öğrenciler yavaş yavaş içeri girmeye başlıyorlar. Profesör Wood'un içeride olduğunu ve sınıfa sırtının dönük olduğunu fark ediyorlar. Wood yılan portresini dikkatli bir biçimde inceliyormuş, ya da portrenin önünde lanetlenmiş gibi duruyor. Tüm öğrenciler bu ambianstan etkilenmiş bir şekilde, tek kelime etmeden yerlerine oturuyorlar. Sıra gıcırtılarının son bulduğu anda Wood harekete geçiyor, sınıfa yüzünü dönüp masasının önündeki platforma doğru ağır adımlar atıyor. Bakışları sabit, ifadesiz, güçlü ve kararlı. Platforma çıktığında elleri arkasından birleştirilmiş vaziyette.

"Dördüncü sınıflar, derse hoşgeldiniz. Yeni yüzler için kendimi tanıtıyorum. Matthew Dean Wood, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı size ben öğreteceğim. Sizi dış dünyaya hazırlamak için tüm tecrübelerimden yararlanmanızı sağlayacağım, böylece hiçbiriniz kolay lokma olmayacaksınız. Dersi dikkatli dinler, size verdiğim talimatları uygular ve işin içine ruhunuzu katarsanız, başarılı olmamanız için hiçbir sebep yok."

Wood yüksek frekanslı sözlerini bitirdikten sonra üzerinde bulunduğu platform üzerinde volta atmaya başlıyor, başı sınıfa dönük, sesi aynı sabit ve canlı tonda.

"Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz -ikiz Slytherin kızlarına bakarak- maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette...

Hafıza büyüleri tehlikeli büyülerdir, sihri yapan kişinin büyü gücüne bağlı olarak etkinliği belirlenir. Dördüncü sınıf seviyesindeki büyücüler olarak yapabileceğiniz en sert hafıza büyüsü, on dakikalık şuur kaybına sebep olacaktır. Fakat bu büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir. Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir.

Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir."


Profesör sözlerini bitirdiğinde üzerinde bulunduğu yüksek platformun ortasında duruyor. Sınıftaki her yüzü dikkatlice süzüyor, başını eğip derin bir nefes alıyor.

"Leo, Allison, Pratt, Righelli, Righelli, Rouvas, Hyxest, Winchester, Harhoff, Finnerty. Buraya gelin."

Gıcırdayan sıra sesleri, heyecanlı fısıldaşmalar ve yavaş yavaş aşağı inen öğrencilerin ayak sesleri bir süreliğine sessizliği bozuyor. Yanyana sıralanan öğrencilere bakan Wood, her birinin asasını tuttuğunu görüyor. Öğrencilerinin bu derece kararlı olmasından hoşnut olsa da yüzü bu duyguyu maskeliyor. Ses tonu az önceki canlılıktan yoksun, emreder nitelikte.

"Allison, Finnerty ile düello pozisyonuna geç. Leo sen de Pratt ile. Hyxest kızıl Righelli ile, Winchester Rouvas ile, Harhoff sen de diğer Righelli ile, düello pozisyonuna geç."

Öğrenciler tek tek sıralanırken Wood gerileyip onları izliyor, teoriyi iyi dinleyen öğrenciler pratikte başlarda zorlansalar da iki taraftan en az biri büyüyü yapmayı başarıyor. Hafıza kayıpları sadece birkaç saniyeliğine etkili oluyor, kendilerine gelen öğrenciler Wood'un ağzından dökülecek kelamların merakı içerisinde.

"Büyünün etkisinin vücuttaki yansımasını gözlemleyebildiniz mi? Büyü gücü arttıkça hedefin sarsılma şiddeti artar, hafızanın tamamen silindiği etkilerde obliviate, ayrıca etkili bir darbe büyüsü kadar kuvvetli olabilir. Yerlerinize dönebilirsiniz."

Yerlerine dönen öğrencilerin gidişini izleyen Wood, krem rengi paltosunun cebinden çıkardığı asasıyla küçük çaplı bir çeyrek daire hareketi yapıyor. Dersin başından beri sıraların üzerinde olan küreler düşünseline dönüşüyor. Wood tekrar platforma çıkıyor, sınıfa döndüğünde ses tonundaki canlılığının geri döndüğü aşikar oluyor.

"Düşünseli'nin ne olduğunu biliyorsunuz. Özet olarak içinde, geçmişimden bir anı var. Bir obliviate'in tam olarak nasıl olması gerektiğini oradaymışcasına izleyebileceksiniz. Bilmeyenler için söylüyorum, hiçbir şekilde zarar görmeyeceksiniz. Şimdi hepinizin parmaklarının ucuyla düşünseline dokunmasını istiyorum."

Öğrenciler yavaş yavaş düşünselinin içinde kayboluyorlar. Önce bir grup insan kütlesi ortaya çıkıyor, toplantı ortamı var, fakat dikkatler toplantıyı gizlice dinleyen birinin üzerinde. Önemli birkaç bilgiden bahsediliyor ve kısa bir süre sonra görüntü değişiyor. Toplantıyı dinleyen adamın ıslak ve uzun çimlerin arasından birkaç maskeli silüete doğru yürüdüğü görülüyor. Grup ormanın girişindeki oval bir açıklıkta bekliyor, silüet yarımada şeklindeki bölgeye giriyor. Attığı zafer kahkahaları soğuk gecede yankılanıyor.

"Bay Dolohov, şunu dinleyin. Yoldaş-"

"OBLİVİATE!"

Geceyi yaran çığlık beş sene önceki Wood'a ait. Ağaçların arasından görülen silüeti dimdik ve asası havada. Büyü tam isabet ederek hedefi on metre kadar uçuruyor. Şuursuz kalan bedenin yardımına koşması gereken adamlar asalarını Wood'a doğrultuyorlar, fakat açıklığa cisimlenen çok sayıda büyücü etraflarını sarıyor. Horace Allison, Leonard Winchester, Artemis Rouvas gibi tanıdık isimleri de seçebilmek mümkün oluyor. Sonrasında ortama sis çöküyor ve öğrenciler gözlerini sıralarında açıyorlar. Hala eski konumunda olan Wood gür bir sesle sınıfa sesleniyor.

"Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık."

Çalan ders zili ile Profesör Wood, kendine ait kapısından sınıfı terk ediyor. Öğrenciler düşünselinden dolayı hafiften sarsılmış bir şekilde dersliği terkediyor. Derslikten çıkan son öğrencinin üzerine meşaleler sönüyor ve dersliğin kapısı çarparcasına kapanıyor.


Karakterler= Xavier William Allison, Serpent Felis Leo, Alesia Ida Harhoff, Syrinx Aethra Rouvas, Lómadriethiel Righelli, Fia Righelli, Brendan Finnerty, Jacob Liam Winchester, Arcéne Luminary Pratt, Eritheia Fae Hyxest.

Önce yazan taraf ikili düelloyu kazanacak. Kazananların binasına +10 puan gidecek.

Lütfen detaylara dikkat edin. 10 puan için eldeki 25'ten olmayın.

_________________
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fia Righelli
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 469
Kayıt tarihi : 19/06/10
Lakap : Hell.

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Perş. Eyl. 16, 2010 10:49 pm

"Hayır L. Ceasar gerçekten kontrolden çıktı. Deli gibi yiyor. Zindanlarda fare bırakmadığı için ödül almalı benim küçük prensim." Bedeninin yarısı Fia'nın kolunda, diğer yarısı Felis'in kolunda olan devasa boyutlara yaklaşan yılan tıslayarak Fia'nın boynuna diliyle dokundu. Sadece ikizinin ve sevdiği çocuğun anlayabileceği dilde azarladı yılanı.
"Yapma Ceasar. Haydi, Ortak Salona git dostum dersim var." Son zamanlarda mucizevi bir biçimde Fia'nın dediği her kelimeye itaat etmeye başlayan yılan iki Slytherin'in kollarından yere süzüldü ve büyük salondan dışarı çıktı. İç çekerek karşısına oturmuş olan ikizine baktı. Araları düzeldiğinden beri her şey çok çok çok güzel gidiyordu. Sonunda Lysander'dan ayrılmayı başabilmişti, duyumlarına göre ikizinin yanında oturan kızla çıkıyordu Lys. Andromeda. Sorun etmedi bunu. Hem severdi Andry'i. Tatlı kızdı, Lysander'ı mutlu edebilecekti. O taraftan içi rahattı kızın. Serpent ve Syrinx'in ilişkisinin her zamanki gibi mükemmel olduğunu biliyordu. Serpent'in asla onun olamaycağı düşüncesini aklına getirmemeye çalışsa da içten içe ruhunu kemiriyordu bu. Birden tüm yaşadıklarını atlatamazdı genç Righelli, ancak kendini onardığı su götürmez bir gerçekti. Fia kendini yeniliyordu yavaşça. O asla ders çalışmayan kız gitmişti, yerine ödevlerini yapan, kendini derslere veren Fia gelmişti. Depresifim ben dostum havalarını ise çoktan bırakmıştı Fia. Acısını içine atmayı öğrenmişti. Bununla baş edebiliyordu en azından. Her sabah Syrinx'le kahvaltıya iniyor, ikiziyle deli gibi eğleniyor, Quidditch oynuyordu. Ancak şüphesiz Fia'yı en çok mutlu eden yenilikse eskiye dönüştü. O gözlere eskisi gibi çekinmeden bakabiliyordu. Salazar'ın Varisi'nin zümrüt yeşili gözlerine bakarken gözlerinin hafiften yanmasını görmezden gelmeyi öğrenmişti. Herkes Fia'nın düzene girdiğini düşünse de bu konuda hala tereddütte olan üç kişi vardı. Felis, Lomadriethiel ve Wood. Adamın endişelendiğini zannetmiyordu Fia. Asla oturup bir Slytherin için, özellikle Serpent'in arkadaşı ola bir Slytherin için endişelenmezdi Matthew Dean Wood. Ama çatık kaşların altındaki kısılmış gözlerin merakla üstünde dolaşmasından rahatsızlık duyuyordu. Adı gibi emindi, bir fırsat bulursa Gryffindor bina sorumlusu, Fia'yı sorguya çekecekti. O yüzden kaçıp duruyordu genç kız ondan. Lomadriethiel, artık geceleri çığlıklar atarak uyamıyordu, tıpkı Fia gibi. Ama sürekli gözleri üstündeydi ve Kara Göl tarafına doğru bile yürüyemez olmuştu. Fia'nın üstüne gitmek istemediği aşikardı lakin Fia'nın en küçük hareketinde bile onu izlediğinin farkındaydı. Felis ise... O hala fırsat buldukça Fia'yı yakınında tutuyordu. Lomadriethiel Felis'in bu davranışı yüzünden sinir krizi geçiriyordu ama Fia Serpent'in onu hep yakında tutmasından çok ama çok hoşnuttu. Kendisine çevrilen meraklı gözler etkisini kaybetmişti belki, zor bela susturabildiği ailesinden telaşlı mektuplar da artık gelmiyordu. Bunlarla baş etmeyi öğreniyordu Fia. Her şey inanılmaz bir şekilde mükemmel gibiydi. Minicik tinicik bir kusur haricinde. Göğsündeki kocaman boşluk. Zamanla alışacağını söyleyip durmuştu L ona. O zaman Fia kardeşini doğramak istemişti resmen. Hiç bu duyguyu tatmış mıydı? Uğrunda ölebileceği kaç kişi vardı? Fia, Fia ve yine Fia. O göğsündeki boşluğun büyük çoğunluğu malum kişiye aitti elbette. Minik bir kısımsa Letje'ye. Bir mektup bile bırakmadan çekip gitmişti. Nereye? İki ay olmuştu. Kocaman iki ay geçmişti aradan ve Fia'nın dostu ortalarda yoktu. Özlüyordu onu. Ancak onun bahsini açmamaya özen gösteriyordu çünkü herkesin aynı durumda olduğundan emindi. Eh, belki Syrinx hariç herkesin.
Bitki Bilim'den çıkmış Melodie ve büyük olasılıkla her derse girme takıntısı olduğu için ona eşlik etmiş olan Fae onlara doğru yaklaşmaya başladığında gecikmiş kahvaltısının son lokmasını midesine gönderiyordu. İkisi de hallerinden pek memnun değil gibiydiler, ders kötü geçmiş olmalıydı, bu Fia'yı gülümsetti. Profesörlerin artık kimin nereye oturduğuna karışmaması Jacob, Mel ve Fae'nin de Slytherin'lere eşlik etmesine olanak veriyordu. Her zamanki gibi ikizinin yanına oturmuş Jacob'ın yanına geçti Mel. Fae ise Fia'nın yanına oturdu.
"Dersin ne olduğunu bilen var mı? Tanrım, hala alışamadım programa."
Cevabı beklerken balkabağı suyundan büyük bir yudum aldı. Serpent yanında dersi söylediğinde ise bir anlık nefesi kesildi. Wood. L ve Jake'in hallerinden memnun olduğu aşikardı, Serpent ve Syrinx, Mel ve Fae gibi. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma herkesin bayıldığı bir ders olmuştu hep. Fia için de öyleydi ta ki o geceye kadar. Adam hep yaptığı gibi bütün ders gözlerini Hell'in gözlerine dikerse.. Bir of çekti ve düşüncelerini dile getirdi.
"Yine gözlerini dikip bana bakarsa kendimi öldürebilirim!" Kendisine dönen altı çift göz karşısında küçüldüğünü hissetti Fia. Kesinlikle yanlış kelime seçimi!

***

Beş dakika sonra yedi genç de kıkırtıların arasında birinci kata çıkmışlardı. İlk gelen olmanın tuhaf böbürlenmesini yaşıyordu Fia. Tanrım inekleşiyorum! Önden Serpent geçti. Arkasından Syrinx, ondan sonra ise ikizler. Karanlık oda Serpent'in içeri attığı adımla yanmaya başlayan meşalelerin ışığıyla aydınlandı. Rahat bir nefes alıp hızlı adımlarla sınıfa doğru düzgün bakmadan Serpent ve Syrinx'in arkasına, amfiye benzeyen sıralardan birine oturdu iki kardeş. Jacob'un iç çekmesi ve kızların arkasındaki sıraya kurulmasını küçük kıkırtılarla geçiştirdi Hell. Yanlarındaki sıraya oturan Melodie ve Fae'ye baktı, ardından ikizine döndü.
"Umarım bana takmaz yine, yoksa kafayı yiyebilirim Hell." İkizinden gelen cevapla kıkırdadı ancak profesörün onları hedef alan sesi karşısında göze battığını anladı. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette... Bla bla bla...
"Of!"
"Of!" İkiziyle aynı anda çıkardığı poflamanın ardından dinlemeye başladı. Obliviate. Kırbaçlar gibi yap, sonunda kolun dümdüz olmalı. Acaba Syrinx'in hafızasını silsem nasıl olur? Hah! Bu düşünce dudaklarına kadar gelen bir kıkırtıya sebep oldu ancak son anda engelledi kendini. Profesörün anlattıklarını dinlerken bir yandan ilk defa sınıfı süzmeye başladı. Gözüne çarpan şey masanın üstündeki küre oldu. Düşünseli! Evdeki Düşünseli'yle babasının anılarına gitmek en çok zevk aldığı şeylerden biriydi Fia'nın. O yüzden nasıl kullanıldığını ezbere biliyordu. Uykusunda bile anılarda dolaşabilirdi. Gözlerini ondan ayırdı ve duvarlara bakmaya başladı. Salazar'a benzeyen bir yılan portresi. Wood Salazar'ı nereden biliyordu ki? Bunu Felis'e sormak için beynine yazdığında başını başka yöne çevirmişti bile. Pencere yok. Nefes alacak yer yok. Karanlık. Vücuduna akın eden adrenalin karşısında titremeye başlayan ellerini yumruk yaptı. Hayır Hell, meşaleler var. Hogwarts'tasın. Sakin ol.
"Yürü Hell. Bizi çağırıyor." Gözlerini meşalelerden çekip ortadaki boş alana çevirdi. İkizi onun kolunu çekiştirip duruyor, hızlı hareket etmesini mırıldanıyordu. Tanıdık simalarla dolmaya başlayan alana indiğinde fısıldadı Fia.
"İnadına yapıyor!"
"Hyxest kızıl Righelli ile düello pozisyonuna geç." Şimdi de kızıl Righelli oldum ha? Teşekkürler bay gülümseme özürlü ama benim bir ismim var F-İ-A! Ayrıca tam olarak kızıl değilim ben! Çattığı kaşlarını gevşetme umuduyla alnını ovarken Fae'nın sırıtan yüzüne baktı. Bütün güzelliğiyle karşısında duruyordu. Birbirlerine selam verdiler ama kıkırdamalarını durduramıyorlardı.
"Başarılar Tanrıça." dedi gülümseyerek. O sırada düello pozisyonunu almış, asasını doğrultmuştu güzel cadıya. Ondan da aynı şekilde gelen selamladan sonra asasını ona doğrulttu ve kırbaçladı. Hareketi bitirdiğinde kolu dümdüz Fae'yi gösteriyordu. O sırada dudaklarının da aralanmış oldup sihirli kelimeyi söylediğini ve büyüyü ilk deneyen kişi olduğunu anladı. Işık süzmesi Hufflepuff dostuna doğru ilerledi. Kıza ulaştığında, Tanrıça çok hafif geriye doğru sendeledi, ancak etkisi yok denecek kadar azdı. Wood'un baktığını gördüğünde dudaklarına bir gülümseme yerleşti.
"Güzel Fia. Devam edin." Hırslanmıştı.
"Obliviate!" Asasıyla Fae'yi kırbaçladı. Sarışın kız geriye doğru iki adım sendeledi. Gözleri boş baktı tam dört saniye boyunca, ancak hemen sonra kendine geldi bir kahkahayla Fia'yı kutladı.
Fae'nin büyüyü üstünde denemesi de bittikten sonra Wood'un herkesin yerine geçebileceğini söylediğini işitti.
"Gözlerin çok komik bakıyordu Fae." diye mırıldandı iki kız beraber sıralarına çıkarken. Kıkırdadılar.
Sınıf sessizliğe kavuştuğunda artık bakışlarından rahatsız olmadığı Wood'u dinlemeye başladı Fia. Ne L ile, ne de Fae'yla konuşmak istemiyordu şu an. Sadece Profesörü dinlemek istiyordu. İlgisini çekmişti ders. Ayrıca şu bir kaç dakikalık sürede ders çıkışında onunla konuşmaya karar vermişti. Aklında olan düşünceleri ona anlatacaktı. Profesör talimatı verdiğinde L ile bakıştı, iki kız birbirine gülümseyip parmaklarını düşünseline soktular. Birden ayakları yerden kesildi Fia'nın. Tanıdık boşluk ve düşme hissi etrafını sardı. Bir an sonra ise ayakta dikiliyordu.
Geceydi, soğuktu ve Fia feci şekilde yanılmıyorsa bir ormandaydı. Bir kaç kişilik topluluk konuşan adamı dinliyorlardı. Anlamaya çalıştı Fia. Bir toplantı yapılıyordu. İzlemeye koyuldu. Ancak Fia ne olduğunu anlamadan görüntü değişti. Kukuletalı ya da maskeli, Fia tam çıkartamadı, bir grup adam topluluğa yaklaştılar. Yarım ay halindeki topluluğun ortasına geldiklerinde, adamın tekinin attığı kahkaha Fia'nın tüylerini ürpertti. İçine işlemişti kahkaha. Kulaklarında tekrar ve tekrar çınladı. Adam Doholov adlı biriyle konuşmaya başladığında solunda, ağaçların arasında tanıdık bir ses duydu Fia. Haftalardır kaçtığı adam, şimdikinden çok daha genç bir yüzle ve bugünküne göre bile çok daha sağlam bir duruşla, Bu nasıl mümkün olabilir?, büyüyü uyguladı. Uzun saçlı ve Fia'nın tiksinmesine neden olan büyücü bir kaç metre geriye savrulduğunda büyünün başarıyla işe yaramasının ne demek olduğunu anladı genç Righelli. Başını tekrar Wood'a çevirdiğinde asaların ona döndüğünü gördü. Bir anlığına dondu ancak yine şimdikinden bir kaç sene daha genç görünümlü, tanıdığı büyücüler puf seslerinin arasında cisimlenmeye başlayınca onları süzmeye başladı. Bunak Horace, seksi müdür Leo ve korkulan görücü Artemis. Bir nefes verdi Fia. Şaşırmıştı. Artemis Rouvas'ın Matthew'ın yanında olduğundan haberi yoktu. Yoğun sis tabakası onu ele geçirirken aklını genç cadıya verdi. Syrinx'e bakıyordu ve Artemis'e. Her zaman onların benzediğini düşünürdü. Kafası karışmış bir halde kendini tahta sırada buldu.
Matthew'ın sesi son kez sınıfta gürlerken Lomadriethiel'in ödevi not aldığını fark edip rahatladı. Açıkçası kalem tutmayı istemiyordu. Mükemmel bir ders geçirmişti. Serpent'in arkasından sınıftan adımını dışarı attı. Matthew'a söyleyeceği şeyler aklından uçup gitmişti. Koridora çıktığında Lomadriethiel'i kolundan çekti ve ıssız bir koridora sürükledi.
"Artemis'i gördün değil mi? Matthew'ın yanında!"


Ehem 1. Grubun insanları okumanızı şiddetle tavsiye ederim, zira hepinizin ismi geçiyor. Özellikle Eritheia Fae Hyxest'in ve Lomadriethiel Righelli'nin. Saygılar Efendim.


Olağanüstü // 25


En son Fia Righelli tarafından Perş. Eyl. 16, 2010 11:07 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lómadriethiel Righelli
SFL
SFL


Mesaj Sayısı : 537
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 23

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Perş. Eyl. 16, 2010 10:56 pm


Yağmur, o hafta hep yaptığı gibi camları dövmekle meşguldü Hell kızı olanlara anlam verip ne yapacağını düşünürken. Onu yargılamadan, dinleyip anlayacak birini tanımıyordu. İkizi dahil konuşabileceği herkes ardı arkası kesilmeyecek sorular soracak, dudaklarının kenarlarının alayla yukarı kıvrılmasına ardından da esaslı küfürlerden birkaç tanesini söylemesine neden olacaklardı. İstemiyordu birilerinin duygularını öğrenmesini, o kişiye karşı savunmasız kalmayı. Belki de sadece Jake’le konuşabilirdi… Oturduğu soğuk mermer zeminde sırtını kıvrımlarında, yıllar öncesinden gelen anıların dolu olduğu duvara yaslamışken birden rahatsız oldu. Neredeyse her sorununda yanında olduğu kızın sevdiği çocuktan hoşlanıyordu. Gitmiş olması neyi değiştirirdi ki? Başını hafifçe iki yana sallayıp düşünceleri zihninden kovaladı. Hemen kalkıp Fia uyanmadan yatağına dönmeliydi. Son günlerde çığlıklar atarak uyanmadığından dolayı gözlerini açar açmaz onu görmek gibi bir paranoyaklık yapmıyordu, gitmesi gerektiğini bilmesine rağmen. Oysa hayalgücü, gerekenden hızlı çalışmaya başlayıp işkence dolu fikirleri sunuyordu gözlerinin önüne. Elleri, Jake’in saçlarında gezinirken hayali, Letje’nin lanetler fırlatan görüntüsüyle bölünüyordu. Geri dönecekti. Hiçbir şey söylememiş olması, tamamen gittiği anlamına gelmezdi. Hoş, her iki durumda da hissettiklerini anlamlandıramayacak, kıza karşı kendini suçlu hissedecekti. Zeminden destek alarak ayaklandı geç kalmanın verdiği bilinçle hızlı hareket ediyordu. Bilindik Righelli duruşuyla koyu renk saçlarını savurup merdivenlerden aşağı, ikizine ve arkadaşlarının yanına doğru yöneldi...

Yanında hep takıldığı grupla ama içlerinden en önemlisi Jacob'la birlikte birinci kattaki alışılagelmiş sınıfa ilerlediğinde yine herşeyi anlatabileceği tek kişinin Fia olacağını düşünmeye başlamıştı. O'nun kokusuna, sesine hayran oluyordu her seferinde biraz daha. Ve her geçen gün belli etmemeye çalışmak daha da zorlaşıyordu sanki. Bir bakışından, bir sözünden anlayacağından o kadar korkuyordu ki... Biran için kimbilir kaçıncı kez konuşmalardan koptu. Karanlık sınıfa ilk adım atan Serpent'in peşinden girdiği odada, alevlerin dans ederek gölgeler oluşturmasıyla boş bulunarak ürperdi. Sahiden ürpermiş miydi? Tanrım Lómadriethiel, neler oluyor? Yanında daha önceden fark etmediği Fia’nın sıcaklığıyla ses çıkarmadan ortalarda bir yerlerde, tam da profesörün gözü önünde oturdular. Aslında L. için büyük hata olsa da itiraz edecek gücü kendinde bulamayarak gözlerini, yüzünde ifade eksikliği olduğunu düşüdüğü, ancak arkasında bulunan yılanla ve başarılarıyla Salazar’ın varisi olması gereken adama çevirdi. Onu, arada ayırım olmadığına inandırılsa da aslancıklara kaptırdığı için içten içe üzülüyordu. Her hareketini izlerken - arkaya dönüp Jake'e baktığı zaman dışında - sanki bir sonraki hamlesini tahmin edip onu önceden avlayacakmış gibi hissediyordu. Oysa aralarında nefret etmesi ya da sevmesi için bir şey yoktu. Sadece, o gece görevini yaparak yardım etmişti o kadar. O kararlı ses konuşmaya başladığında sırtını dikleştirdi ve kendini, oldukça zorlayarak derse vermeye çalıştı, hayran duyduğu profesörün aslında sinir bozucu olduğunu düşünmemeye çalışarak. Belki de avaz avaz bağırmak dışında başka çaresi olmadığından bunu yapıyordu, bilmiyordu. "Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette...” Bakışları Hell kızlarının üzerinde dolaştığında neredeyse gözlerini devirecek hatta belki de kahkaha atacaktı. Hadi ama Bay Wood! Ne zaman dersinizi dinlemedik ki? Ufak bir homurdanmayla kahkahasını bastırdıktan hemen sonra abartılı bir ilgiyle dinledi söylediklerini. Asa hareketini zihninde canlandırdı birkaç kez. Sonra adı söylendiğinde Fia’yı da çekiştirerek aşağı indi, arada bir kaçamak bakışlarla da olsa Jake’e bakarak. Eşleştiği Gryffindor’lu kızı daha önceden görüp görmediğini hatırlamasa da bina puanlarının verdiği hırsla ona öfkeyle baktığından emindi Hell kızı. Orada, küçük aslancığı çiğ çiğ yiyebilecek kabiliyette olduğuna inanıyor, kendine duyduğu özgüvenle küstahça sırıtıyordu. Asasını çekip yerini aldığında kolu hızla havayı yarıp büyülü sözler dudaklarından döküldüğünde çoktan hatasını fark etmişti. Dirseğini düz tutmakta zorlanıyordu, ancak rakibini küçümsemenin verdiği rahatlıkla ikinci seferde yapabileceğine olan inancı tamdı. Birkaç başarısız denemenin ardından hırs ve öfke birbirine karıştığında, bu sefer dudaklarından tıslama gibi dökülen sözlerle birlikte kızın ince bedeni hafif de olsa sarsılıyordu. Hissettiği gurur, heyecanını körükleyip başarılı edayla süzülürken ne kadar süre işe yaradığını önemsemiyordu. Yerine doğru ilerlerken hala içinde kıpırdanan mutluluğuyla Düşünseli’ne dönüşen kaseye dalmak için sabırsızlanıyordu. Daha önce hiç yapmamış olsa da korkmadığını fark etti, belki de içinde bulunduğu zafer duygusu nedeniyle. Verilen komutun ardından saçları suyun yüzeyinde, başı ise biraz daha derinde anıların içinde kayboldu. Kendisine bir ömür gibi gelen süre zarfının sonunda ayakları yere değmiş, tehlikeli ortamın tam ortasında bulmuştu kendini. Sanki orada olduğunu görebileceklermiş gibi nefesini tutup söylenilenleri duymaya çalışsa da tek anladığı gizli bir şeyler olduğuydu ki bu, birkaç metre öteden de fark edilebilirdi. Sahne değişip, az önceki adamın korkutucu maskelerin arkasına saklanmış siluetlere doğru yürümesini seyrettiğinde soluk seslerini yavaşlatmaya çalıştı anlamsızca. Hafıza büyüsünün yapılışını, profesörlerden bazılarını ve hatta müdürü görüşü aynı anda olmuştu neredeyse… Başını kaseden, zerre kadar ıslanmadan çıkardığında orada neler olduğunu merak ediyordu içten içe. Beklemediği dersin etkisi üzerinde uzun süre kalacakmış gibi görünürken ödevini, daha sonradan unutacağı bir yerlere not alıp derslikten ayrılıyordu, Fia’yla heyecanlı bir şeyler konuşarak…



Olağanüstü // 23
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Demyx Pearl
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 98
Kayıt tarihi : 07/09/10

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Cuma Eyl. 17, 2010 1:05 pm

İki sıkıcı dersin arkasından pek de dolu olan programına serzenişte bulundu Pearl. Sabahtan kalma geniş göz altı torbaları içeriye doğru çekilmiş ve yüzündeki solgun, cefakâr ifade son bulmuş gibiydi. Karışık ve hafif dalgalı saçlarını bir kaç el darbesiyle düzelttikten sonra cübbesini de ileriye doğru savurdu. Hogwarts'ın hiç değişmeyen orta çağ ambiyansı artık bir çok öğrenciye gına getirmeye başlamıştı. Çok fazla gecikmeden Büyük salonun hemen yanında * Hogwarts'ta Asansör Bulunsun!* mottosuna sahip bir proje için stand açmayı düşünüyordu. Öğrencilerdeki kondüsyonu arttırmak için mi bilinmez?(!) Özellikle ilk dersleri en yukarı katlarda son dersleri en aşağı katlarda veriyorlardı. İki ders arası mesafenin en aşağı üç kat olması Demyx gibi hantal ve uyurgezer bir insan için oldukça elem vericiydi. Kısa koridorlar ve hareketli merdivenler sayesinde bu mesafe biraz daha azalmış; ve Demyx'in birinci kata daha kısa bir sürede ulaşmasına sebep olmuştu. Fazla gecikmiş olamazdı. Zira önünden geçmekte olduğu ince uzun koridor hala bir çok irili ufaklı öğrenciyle doluydu. İhtişamlı "Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Dersliği"nin kapısını ileriye doğru ittirdi ve her zamankinden çok daha geniş ve boş görünen, muggleların akademik öğrenci salonlarına benzeyen *adı her neyse işte* dersliği gözler önüne serdi.Yerlerine oturmakta olan insan fazlasına çarpmamaya çalıştı ve kısa bir sürede Slytherin'lerin çoğunlukta olduğu sırasına oturdu. Yüksekliğin basamaklar halinde arttığı salonun baş köşesinde kendisinden fazlasıyla emin ve sağlam duruşlu olan Profesör Wood duruyordu. Heyecan korku ve bunun gibi bilumum hissiyatı üzerinden çoktan atmış olan Dördüncü sınıflar derse istekli ve hazır görünüyordu. Belki Demyx'in en çok merakını cezbeden ders KSKS idi. En azından birilerine solucan kusturma, kemik kırma,rakuna dönüştürme gibi bir çok alternatif koruma tekniği öğretiliyordu.

Basit bir sene başı nutuğunun ardından derse geçmeyi tercih etmişti Wood. "Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette..." sınıfın bir kısmından yükselen belli belirsiz kahkahanın ardından Pratik bilgiyi not etmek üzere bir tüy kalem ve bir de parşömen çıkardı Demyx. İşte tam da bu sırada Profesör büyünün işlenişini anlatmaya koyulmuştu.: "Hafıza büyüleri tehlikeli büyülerdir, sihri yapan kişinin büyü gücüne bağlı olarak etkinliği belirlenir. Dördüncü sınıf seviyesindeki büyücüler olarak yapabileceğiniz en sert hafıza büyüsü, on dakikalık şuur kaybına sebep olacaktır. Fakat bu büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir. Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir.Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir." Kelimeleri birbiri ardına peşpeşe sıralayan adamı takip etmek çok zor olsada bunu başarmıştı. Asasını çıkararak ufak bir pratikle yazanları uygulamaya çalıştı. Şu başbelası Gryffindore'lu kızlardan birine tecavüz ettikten sonra Obliviate kullanmanın son derece eğlenceli bir hal alacağını düşündü(Fatmagülün suçu ne?) Suratında oluşan Sadist gülümsemeyi kimsenin görmemiş olmasını diliyordu. Aksi takdirde bir zihin okuma büyüsüne maruz kalırsa ölene kadar insanlar tarafından dışlanacağı bir gerçekti. Profesör Pratik yaptırmak için isimler saymaya başladığında Demyx'de seçilmemek için bıyık altından Merlin'e dua etmeye başladı. Neyseki suratındaki endişeyi farkettiğini gören profesör onu çıkarmamıştı. Belkide arıza bir hareket yapmasından korkmuştu ki Demyx'in sınırları bu hareketleri yapmaya son derece müsaitti.

Öğrenciler 2 şer şekilde yerlerini aldıklarında Profesör talimatları tekrar ediyor ve taraflardan birine çarpan ışık huzmesi onları komik duruma düşürüyordu. İlk başarılı atış Fia dan gelmişti. Kendisine Kızıl Righelli olarak hitab eden hocaya oldukça sinirlenmiş görünüyordu. "Hıh... Kızıl Righelli.. Sovyet Ajanı gibi!" diye kıkırdayarak fısıldadı Demyx. Sınıfın içinde bir sessizlik havası vardı. Ta ki profesör bozana kadar..."Düşünseli'nin ne olduğunu biliyorsunuz. Özet olarak içinde, geçmişimden bir anı var. Bir obliviate'in tam olarak nasıl olması gerektiğini oradaymışcasına izleyebileceksiniz. Bilmeyenler için söylüyorum, hiçbir şekilde zarar görmeyeceksiniz. Şimdi hepinizin parmaklarının ucuyla düşünseline dokunmasını istiyorum." Sırasından kalkarak tüm öğrenciler gibi düşünseline yöneldi. Varması çok uzun sürmemişti. Parmağını düşünseline değdirir değdirmez görsel değerlerin değişmeye başladığığını farketti kısa süre sonra Bay Wood'un başrolünde oynana bir kısa filmde buldu kendini. Yüz hatları oturmamış ve toy olmasın raağmen gözündeki ateş dipdiri idi... Karşısındaki Rakip birşeyler mırıldanmıştı. Fakat aniden vücuduna çarpan unutturma büyüsü onu metrelerce fırlatmıştı. Demyx'in yüzünde haz uyandıran bir gülümseme oluşmuştu. Çok öne çıkmayan büyüler bir büyü ustasının elinde ölüm silahına dönüşebiliyordu. Bu adam ise bunun adeta canlı, dipdiri bir örneği idi. Görseller tekrar eski haline geldiğinde Profesör bu anısını unutmak istiyormuşcasına hemen toparladı."Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık." Basit bir örnekti bu.. Yarım asırdır kimsenin dilinden düşmemiş bir örnekti. Bu yüzden anlatması oldukça kolay olacaktı.. Dersin bittiğni haber veren komutları duyduğunda yerinden kalkarak Fia'nın yanına süzüldü Demyx. Bir kaç seri adımın ardından onu yakaladı ve elini omzuna atarak kulağına fısıldadı: "Beni bul Gölde olacağım!"


Olağanüstü // 21
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Brendan Finnerty
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 380
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   C.tesi Eyl. 18, 2010 12:26 am

‘’ Güven bana. Bu gök gürültüsünde bizi kimse duymaz.’’
Hufflepuff yatakhanelerinden birinde dolaplar dönmeye başlamıştı. Elindeki büyülü ipi iki yana doğru açıp avuçlarının içinden kalanının çıkması için ellerini iyice gerdi ve ardından iki tahta çıkıntısına görünmez ipliği yerleştirdi. Kendi halinde kızlar yatakhanesine giren herhangi biri, bileği ipe değdiği anda, Hogwarts’ın hayaletlerinden daha beyaz olacak suratlarını düşündükçe eğleniyor ve dişlerini sıkarak dudaklarından çıkmak üzere olan kahkahayı bastırıyordu. Ufak tefek ipliğin birkaç seferin ardından iyice sabitledi ve her seferde kendini yeniden eski haline sokması için büyüledi. ‘’ Bütün gün yüzlerini pudralama zahmetinden kurtarıyorum onları.’’ Ayak sesleri duyduğunda hafifçe geri çekildi. Kapının önündeki gülüşmeleri duyduğunda, az sonra kulaklarında çınlayacak çığlıkları düşündü. Yanındaki büyücüyü itip kakarak erkekler yatakhanesine geri girdi ve kulağını tahta kapıya yaslayıp gözlerini kocaman açıp beklemeye başladı. ‘’ Dostum, Wood’un dersine gecikeceğiz ve ben bunu istediğimi pek sanmıyorum.’’ Gözlerini devirerek sağ elinin parmaklarını açtı ve elini havaya kaldırdı. ‘’ Şşş. Tepkilerini duyamayacağım.’’ Kulağını kapıya yüzünde tahtanın izi çıkmasını göze alarak bastırdı. ’’ Ayrıca derse de yetişeceğiz.’’

Kısa süre sonra kızlar yatakhanesinin kapısı açıldı, dışarı çıkanın Etta olmasını umuyordu içten içe. Kızın sarı saçları arasından süzülecek tane tane beyaz tozun onu korkunç bir hayalete çevirişini izlemek için sabırsızlanıyordu; ancak belli bir süre sonra gelen çığlığın gürlüğü sebebiyle yüzü allak bullak oldu. Üst dudağının sağ tarafı hafifçe yukarı kalktı ve alt dudağını ısırdı. ‘’Kahretsin! ‘’ Kapının ardından gelen bağırış çağırışlardan anladığı kadarıyla onu elleriyle un ufak edebilecek, Hufflepuff’ın gürbüz kızı Mathilda açmıştı kapıyı. Brendan iç çekerek hazırlandı. ‘’ Şimdi hiçbir şey yokmuş gibi dışarı çıkacağız. Ardından dersliğe doğru gideceğiz yavaş yavaş. Gülmemeye çalış dostum. Biliyorum çok zor ama.’’ Kapıyı yavaşça aralarken kaşlarını çattı. ‘’ Neler oluyor kızlar?’’ Bir iki adım atıp diğerlerinin açılmasını bekledi ve yüzündeki unla, pudra şekerli turtayı yüzükoyun yatarken yemiş bir ayıdan farksız görünen Mathilda’yı gördü. ‘’ Aa! Mathilda! Neler oldu sana böyle? Çok…Beyaz görünüyorsun.’’ Boğazındaki adem elması aşağı doğru hareket edip yeniden yerine döndü. Gülmemek için durmaksızın yutkunuyordu. Kızın öfkeli ses tonunun arasında saçılan tükürükler yüzünden çekinerek merdivenlere gitti. Birkaç ufak merdiveni geçerken ekledi.’’ Siz kızlar halletmenin bir yolunu bulursunuz. Malum, Wood’un dersi.’’ Arkasını dönüp ilerliyordu ki, içlerinden biri tiz bir çığlıkla bağırdı. ‘’ Arka cebinden sarkan…Mathilda’nın takıldığı ipliğin aynısı! Parlıyor, görebiliyor musunuz?’’ Şeffaf iplik ışığın etkisiyle parladığında, yanındaki büyücüyle birlikte arkalarından çığ gibi gelen Mathilda tarafından yenmemek için koşmak üzere kapıya yönelen iki büyücünün hali görülmeye değerdi. Ağır çekimde uğultu ve böğürtüler halinde izlenecek bir şova benzeyen kaçış elbette büyücülerin galibiyetiyle sonlanmıştı. Dersliğin kapısına geldiklerinde sesleri yağmurun sesine karışıyordu. Derin nefeslerle göğsü inip kalkan iki büyücü, dersliğe girmeden önce soluklandılar. ‘’ Depar attık resmen dostum.’’ Gülüşmelerden ve biraz dinlenceden sonra. ‘’ Merak etme, o kızın bu merdivenleri tırmanırken koşmak gibi bir şansı yoktu.’’

Dersliğin kapısından içeri baktığında hafif bir loşluk çekti dikkatini. ‘’ Hadi, içeri girelim artık.’’ Girer girmez soğuk Hogwarts duvarlarının etrafını çevreleyişine rağmen, meşalelerin sıcaklığı sayesinde soğuğa yakın ılık bir havanın çevrelediği bir balona adım atmış gibi hissetti. Derin ve kuru bir nefes alıp sağına soluna baktı. Yanındaki büyücü çoktan öğrenciler için ayrılmış sıralara doğru yönelmişti bile. İçeriyi incelemekte aceleci davranmayan Brendan, sıraların şekline, platforma ve sonunda gözünün görüş alanına henüz giren profesöre baktı. Tam karşısındaki portreyi vücudundan belli belirsiz seçebildiği sırada, olduğu yere mıhlanmış gibi duran büyücünün nefes alışlarından birinde, biraz daha iyi görebildi. Bir yılanın gözleriydi profesörün başının hemen üzerinden gördüğü. Buna alışması gerektiğini kendi kendisine hatırlatırken, onu derse hazırlayan bu psikolojik oyunların keyfini çıkardı. Oyunları seven bir Hufflepuff olarak hafif bir gıcırtıya sebep olacak şekilde yerine yerleşti ve yanındaki binadaşına attığı dirsekle selam verdi. Dirseklerini dizlerinin üzerine koyduktan sonra profesörün onlara dönüşünü, yaklaşmasını ve konuşmak için aldığı nefesi izledi. Ardından söyledikleriyle idealist bir adamın koruyuculuğunda neler yapabileceğini düşünerek doğruldu. Ellerini saçlarının arasından geçirdi ve dikleşti. Kolay lokma olmak hiçbir zaman istemediği bir şeydi. İçinde dönen dolapların çoğu haylaz zekasından kaynaklanıyor ve çoğu zaman zekice planlanmış oyunlar onu kurtarıyordu; ancak güce ihtiyacı olduğunu bilecek kadar sağduyuluydu. En azından ona bu dersi veren büyücü kadar, bulunduğu odadaki herkes kadar ihtiyacı vardı güce. Tutkularını görüşünü engellemesini bastırarak profesörü dinlemeye devam etti.

‘’Hafıza büyüsü.’’ Dudağının kenarı hafifçe yukarı kıvrıldı. Bir insanın unutmak istediği şeyler kadar, unutmak istemedikleri de çoktu, bunu biliyordu. En büyük acıların bazen en güzel anılar haline gelebileceğini bizzat tecrübe ettiğinden, hafifçe iç çekti ve büyüyü yapacağı kişiyi çok iyi seçmesi gerektiğini düşünerek profesöre kulak verdi. Çatlak tahtaların arasında gezen gözlerini başını kaldırıp yeniden adama diktiğinde, söylediği espriye gülüp büyünün püf noktalarını öğrenmesi gerektiğini aklına not etti. Bir panzehir var ise, panzehiri yok edebilecek herhangi bir iksir içirilmeli miydi? İşini sağlama almak için böylesine detaycı oluşunu seviyordu Brendan. Böylece halletmesi gereken bir iş olduğunda, arkasına bakmasına gerek olmuyordu. Pisliğin kökünü kazımak, ona saatlerce işkence etmekten daha tatmin ediciydi. Kafasında alevler içinde yanan bir konağın karşısında duran sakallı bir büyücü belirdiğinde, şakaklarındaki damarlar belirginleşti. Dişlerini sıktı ve dudaklarını birbirine bastırdı. Alnında ufak ter damlaları belirmeye başlayacaktı ki, profesörün ağzından soyadını duydu. Büyünün uygulaması için seçilmiş ilk grupta olacağını anladığı anda kaşlarını kaldırdı ve önündeki sırada oturan iki kızı rahatsız etmeden hafifçe sağa doğru seyirtti. Ardından platformun üzerine adımını atıp karşısında Xavier’in karşısına geçti ve diğerlerinin de yerleşmesini bekledi. Aklında hala aynı büyücü vardı ve şakaklarındaki damarlar inmemişti. Yüzünde her zamanki huzurdan eser kalmamış, görünmez duvarların arkasından gelen tiz seslerle rahatsız ediliyor gibiydi. Sadece nefretinin başrolündeki adamın imgesini karşısındaki çocuğun bedenine yapıştırdı ve elindeki asayı sıkmaya başladı parmak uçlarıyla.

Profesörün büyüyü yapabilmelerine dair onayından sonra kolunu gerip gevşetti. Bacaklarını da ayakta durmasına rağmen sıktı ve ardından kanın yeniden damarlarında tenini ısıtarak gezişini hissetti. Rahatlamasının hemen ardından büyüyü yapacak oldu ki, Slytherin’li bir cadı, partnerine doğru haykırarak kıvılcımlarını yolladı. Kızın hafifçe sendeleyişi karşısında küçümser bakışını sadece bir saniyeliğine yüzünde tuttu ve diğerleri de büyüyü söylerken bakışlarını kısa sürede Xavier’e çevirdi. Selamını verip sertçe geri çektiği asasını yeniden harekete geçirdi. Sağ omzundan başlayan ve dirseğine uzanan kas kasıldı. Kolu yana doğru açıldı ve bileğine kadar kasılırken karşısındaki büyücünün kaşlarının ortasında sona erecek bir hamleyle tam karşıyı gösterdi. ‘’Obliviate! ‘’ Kafasına bir kurşun yemiş gibi hafifçe başını geriye doğru yatıran büyücünün bakışlarındaki boşluk geri gelirken toparlanmasını izledi. Ancak kendisine tam olarak gelmesine fırsat vermeden yeniden kolunu iğneler batıyormuşçasına gerdi ve ardından boynundaki bir kasın acımasını göze alarak düellodaki partnerine haykırdı. Gırtlağından gelen tok hırıltıyla çatallanan sesi hafifçe alçalırken, platformda omuzlarından bir anda ve sertçe itilmiş gibi dört beş adım sendeleyen büyücünün gözlerindeki anlamsızlığı gördü. Boşluk onu yutacakmış gibi geldiğinde bakışlarını ayırıp selam verdi ve hızlı davranışının mükafatı olarak sızı gibi gelen ince bir tatmin duygusu hissetti. Sırasına doğru dönerken yanından geçtiğini tahmin ettiği büyücüye fısıldadı. ‘’ Umarım yakında daha iyi hissedersin.’’ Eski yerine dönerken rahatsız etmekten çekinmediği iki cadının homurtularına kulak asmadan yerine oturdu. Yanındaki binadaşının takdir edişi bile, öfkesini söndürmeye yetmemişti. ‘’ Çok iyiydi dostum.’’

Profesörün yeniden konuşmak için sınıfı gür sesiyle doldurmasını beklemeye başladı. Adamın kendinden emin hali göz alıyordu. Dikilirken diyaframından yayılan ses kulaklara şiddetle dolarken, bir yandan da dikkatleri başka seçenek bırakmaksızın çekiyordu. Hafifçe boğazını temizleyen Brendan yanı başında duran düşünseline baktı. Düşünseline dönüştüğü anda profesörün anılarından birine şahit olacağını anladığından heyecanlanmıştı. Avuçlarını pantolonuna silip elektriğini alır gibi boynunu sağa yukarı doğru çevirerek kaslarını gevşetti. Profesörün dediği gibi düşünseline dokunduğu anda, bir yerden düşüyor gibi belirsiz karanlığın içine çekildi. Hızlı nefesler arasında etrafı buğulu bir camın ardından izlediği bir toplantıya şahit oluyordu. Söylenenleri duyamazken, dışarıda, toplantıyı gizlice izlediği açıkça belli olan bir silüete odaklandı. Bakışlarının kısılmasının ardından adamın adım adım ormanlıktaki alana yürüyüşünü gördü. Karşısında kendisini bekleyen maskeli silüetleri gördüğünde nefesini tutan Brendan, onların kim olduğunu düşünme ihtiyacı duymadı. Kendiliğinden gelen bilgi hafızasının derinliklerinden duyularına yerleşti. Alt dudağını içinden ısırmaya başlayan Hufflepufflı büyücü, yüzündeki derin çizgileri açığa serecek kadar pis bir sırıtış eşliğinde konuşan adamın sesini bölen bir büyü cümlesini beklediği hamle gelmişçesine tatmin olarak izledi. Metrelerce ileri savrulan adamın etrafında asalarını çeken maskeli insanlar ve hemen karşılarındaki boşluğa cisimlenen başkaları. Profesör Wood’un bedeni değişmemiş, şimdi derslikte olduğu gibi gururla ve gücün verdiği emin dikilmeyle durur halde. Dostlarının olduğunu bilincinde olan gözü kara bir adam, diğerleri ve karşılarında ölüm yiyenler olduklarını var saydığı başka büyücü veya cadılar.

Hayretle gözlerine iradesi dışında örtülen perdeyle sınıfa geri döndü. Sandalyesine bir yerden akıtılmış gibi hissederken hafif bir mide bulantısından rahatsızlandığını anladı. Düşünseli, bir başkasının anılarında gezinmek, zordu. Çünkü ne kadar aşinalığı sağlayabilse de, engebeleri tahmin edemiyor, hamlelerin ne zaman onu şaşırtacağını bilmiyordu. Başkasının düşündüklerini görmek her ne kadar garantili olsa da, etrafında ona düşündüklerini aynen anlatabilecek kadar dürüst insanlar olmasını diledi yerinde kıpırdanırken.

Ödevi dinlerken kafası hala doluydu. Kendi anılarından hangilerini silmek isteyeceğini düşünüyordu. Yangını ve sonrasını düşünerek unutmayı düşündüğü tek anının saçma sapan bir başka sorun olduğuna karar verdi. Acı anılar onu ayakta tutuyor ve direncini biliyordu. Bu yüzden dişlerini sıkarak sıradan kalktı. Hafif bir omuz darbesiyle sarsılırken binadaşına söylendi. ‘’ Bundan sonra bir de Mathilda’nın üzerime yığılıp beni hırpalamasını kaldırabilir miyim bilmiyorum. Gidip bir şeyler yiyelim.’’


Olağanüstü // 25
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Cristinel N. Laurentiue
Gryffindor IV.Sınıf
Gryffindor IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 94
Kayıt tarihi : 16/09/10
Yaş : 23
Lakap : Chris.

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   C.tesi Eyl. 18, 2010 7:40 pm

Yağmur hızlanmaya devam ettikçe derin derin nefesler almaya devam ediyordum. Derse geç kalmanın verdiği sinir yetmezmiş gibi koşarken nefes almaktan yorulmuş akciğerlerim ise dinlenmem gerektiği sinyallerini veriyordu. Her indiğim katta gideceğim dersliğin olmadığını bilmek içimden küfretmeme sebep oluyordu. Kulelerden başlamış olan koşum merdivenleri inerek birinci katta son buldu. Gördüğüm ilk koridordan girerek dersliğin burada olmasını umdum. Daha yeni gelmiş olmamdan dolayı Hogwarts'ın planını ezberleyememiştim. Neden ezberlemek zorunda olduğumu da bilmiyordum. Yavaş adımlarla koridordan içeri girerken içerisinin zifiri karanlık olduğu bir odanın önünden geçtiğimi farkettim. Kapısı açıktı ancak içeriye baktığımda gördüğüm tek renk siyahtı. Derslik burası olabilir miydi? Hani adından da esinlenilerek "Karanlık". Diğer odalara baktığımda hepsinin kapısının kilitli olduğunu anlamam zor olmadı. Derin bir nefes alıp gözlerimi tekrar karanlık odaya çevirdim. Derslik burasıydı! Çekingen adımlar atarken bir elimi taş duvara dayadım. Soğuk duvara biraz daha yaklaşırken adımlarımı biraz daha uzattım ve birden gözümün önünde bir meşalenin alev alışına şahit oldum. Duvara bu kadar yaklaşmama gerekliydi belli ki. Az kalsın yüzüm yanabilirdi. Neden ışık yoktu ki burada? Hala eski kafalılar. Hala...

"Aah hadi ama! Meşaleler! Cidden mi? 2060 yılındayız, bir kaç floresan takabilirsiniz!" diye yüksek sesle söylenirken başka yerlerde de alevlenen meşaleler farkettim. Odanın bazı yerlerinde yanan bu meşaleler doğru yere geldiğimi işaret etti bana. Ancak bu derslikle ilgili ters bir şey vardı. Eksik bir şey! Dışarıda yağmur olmasına rağmen burası... Ah evet! Pencereler. Hey pencereler nerde, diye bağırmak istiyordum ancak bu ilk günümdü. Uslu durmaya söz vermiştim kendi kendime. Çekingen adımlarımı biraz daha uzatıp boş bir sıra aradım. Orta sıralarda bir yer farkettim ancak bu üç Sly'linin arasına oturmak demekti. Buraya gelmeden önce ilk aldığım tembih şöyleydi. "Gryffindor iyidir, Slytherin ise kötü. Dikkat et evlat! Yılan gibilerdir adeta, seni kandırmalarına izin verme. Aralarında kadim asa hastası çok fazla. Sen sadece iyi bir büyücü olmaya bak. Gerisi gelecek zaten." Bu tavsiyelere pek uyacağım söylenemezdi zaten. Benim ise düşüncelerim çok farklıydı. Buraya geldiğimden beri öğrencilerde bir gariplik sezmiştim. Dengeler çok değişmişti öncekine nazaran. Biraz tersliklerle uğraşmaktansa neden eğlenceden mahrum kalayım ki? Hem buraya ot gibi bir öğrenci olmak için gelmedim ben. Bu düşünceleri aklıamdan uzaklaştırırken etrafa tekrardan bir göz gezdirmeye başladım. Yüksekçe bir tavan, belirli yerlere yerleştirilmiş meşaleler ve profesörün arkasında duran, eski moda, tahta ve camlı bölmeden içinde birkaç kavanoz görünen bir gardrop. Kavanozda ne olduğunu bilmesem daha mutlu bir hayatım olur sanırım. En azından mide bulandırıcı bir şeyse hiç karışmamalıyım. Kedi kuyruğu, kurbağa bacağı, belki de bir cenin… Iyy! Bunları da zihnimden atmaya zorladım kendimi. Profesör asil tavırlarla oturduğu kürsüden kalkarken konuşmaya başladı "Dördüncü sınıflar, derse hoşgeldiniz. Yeni yüzler için kendimi tanıtıyorum. Matthew Dean Wood, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı size ben öğreteceğim. Sizi dış dünyaya hazırlamak için tüm tecrübelerimden yararlanmanızı sağlayacağım, böylece hiçbiriniz kolay lokma olmayacaksınız. Dersi dikkatli dinler, size verdiğim talimatları uygular ve işin içine ruhunuzu katarsanız, başarılı olmamanız için hiçbir sebep yok." Bu adamı sevmiştim. İçimden aldığım bir dürtüydü bu sadece ama konuşmasındaki içtenlik ve bakışları gerçekten iyi anlamlar ifade ediyordu. Hem burada güvenebileceğim ve paylaşacağım birilerinin olması gayet iyi olurdu. Bizlere teker teker baktıktan sonra yarım bıraktığı yerden aldı. "Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette...

Hafıza büyüleri tehlikeli büyülerdir, sihri yapan kişinin büyü gücüne bağlı olarak etkinliği belirlenir. Dördüncü sınıf seviyesindeki büyücüler olarak yapabileceğiniz en sert hafıza büyüsü, on dakikalık şuur kaybına sebep olacaktır. Fakat bu büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir. Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir.

Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir."


İtalyan yerine Porto Rikolu, ha? Haha bu hoşuma gitmişti işte. Ancak konuşmanın öğrenilecek tafaının büyü hakkında söylenenler olduğunu farketmem uzun sürmedi. Büyüye odaklan Cristinel. Şimdilik şakayı bırak. Ona sonra gülebilirsin. Obliviate, Obliviate... Evet işte böyle, sonunda gerçekten derse odaklanabilmeyi öğrendin. Obliviate, Obliviate, Obliviate... Hımm ilgimi çekmiş bir büyü oluvermişti şimdiden. Kolumu kırbaç gibi salladıktan sonra dümdüz bir hale getirmek ve hedefin doğru kişiyi göstermesi... Evet evet, yapabilirdim. Hem biraz pratik yapsam bir eksiğim kalmazdı. Eminim bundan. İstemek başarının yarısıdır. Buna inanmaktaydım ben. Bir insanın istediği bir şeyi yapamaması için şuursuz olması lazımdı. Ardından bir kaç isim söyledi Profesör. Aslında bunlar soyadlardı. Hepsini ilk defa duyuyordum ancak bir tanesi tanıdık gelmişti. Winchester. Müdürün soyadımındı o? Evet. Sanırım bir yakınıydı. Sayılan isimlerin sahipleri yerlerinden kalkarken kendi aralarında bir şeyler konuştular ve sonunda hepsi Bay Wood'un gösterdiği yerlere geçti. Belirtilen isimler birbirleriyle düello pozisyonları aldı. Sallanılan asalar tek bir büyüye odaklanmıştı. Obliviate! Birkaç deneme yapıldı ancak yapılan büyülerin etkisi hep saniyelikti. Uzun süreli bir bilinç kaybı görülmüyordu büyüye maruz kalanlarda. Bir kaç büyü denendikten sonra Wood öğrencilerinin başarsız olduğunu gösteren gözlerle onlara baktı. Onları yerlerine gönderirken bir kaç cümle söylemekten geri de kalmadı."Büyünün etkisinin vücuttaki yansımasını gözlemleyebildiniz mi? Büyü gücü arttıkça hedefin sarsılma şiddeti artar, hafızanın tamamen silindiği etkilerde obliviate, ayrıca etkili bir darbe büyüsü kadar kuvvetli olabilir. Yerlerinize dönebilirsiniz." Bir darbe büyüsü mü? Bu demek oluyor ki bu büyüye maruz kalan kişiler metrelerce sürüklenebilir veya fırlatılabilir. Bunu hayal ettiğimde olabilecek en uzun ölçünün 10 metre olabileceğini gördüm. Ancak biliyordum ki usta bir büyücü 20 veya 30 metre daha fırlatabilirdi düşmanını. Tabi eğer kolunu doğru kullanabilir ve hedefe iyi nişan alabilirse. Bu büyüyü hareketli bir hedefe yapmak da çok zor olurdu anlatılanlara göre. Çünkü bir yandan hareketli hedefe yönelmek ve bunu yaparken kolu bir kırbaç gibi kullanıp sonunda dümdüz tutmak gerekliydi. Bunun üzerinde çalışsam çok iyi olacaktı. Profesör elini paltosunun içine attı ve paltosundan çıkardığı asasıyla bir takım hareketler yapıp tekrar sınıfa dönmüş ve konuşmaya başlamıştı ama benim aklım yaptıklarında kalmıştı. İlgimi çeken hareketler yapıyor ve ben ne olduğunu anlamakta güçlük çekiyordum. Ama sonradan anladığım kadarıyla düşünseli ile uğraşıyordu. Şu lanet olası kafamı neden derse veremiyordum ki? Sadece başka şeyler düşünmeyip dinleyecek ve aklıma kazıyacaktım işte. Sanırım kitaplarımı diğerlerinden daha kısa bir sürede okumalıydım ki onlara yetişebileyim."Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık." Ödev mi? Burada da mı? Tamam, her neyse! Madem verildi yapmaktan başka çarem yoktu. Hem böyle olmasını ben istemiştim ve şimdi şikayet etme hakkım yoktu. Aileme sırt çevirip buraya gelmiştim. En azından istediğim şeyi yaparken yoluma çıkan ufak tefek güçlüklere karşı koya bilmeliydim. Ders zilinin çalmasıyla beraber öğrenciler toparlanıp sınıflardan çıkmaya başladılar. Birkaç Slytherin’li kız gülüşerek sınıftan ayrıldılar. Birkaç kişi ise profesörün yanına gitti. Konuşmalarının özel olduğunu anlatan birkaç bakış attıklarında bana zorluk çıkarmadım. Yerimden kalktığım gibi hızlı adımlarla sınıfı terk ettim. Kolumun altındaki kitapları sıkı sıkı kavrarken birkaç basamak çıkmıştım bile.



Beklenenin Üstünde // 19
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   C.tesi Eyl. 18, 2010 8:34 pm

    İkinci ders saati, Kara Göl'ün Yasak Orman'a yakın kıyısı.


      "Ah, benim güzel Prensesim. Sana söylemem gereken bir şey var fakat nasıl başlayacağımı bilmiyorum desem yeridir. Leonard ile konuşup senin için bir haftalık izin almayı düşünüyoruz, zira babanın kesin endişeleri var. Hogwarts'ın senin için güvenli olmadığını kafasına takmış durumda, iki lafından biri de bu zaten. Biliyorum, şu an aklında binlerce düşünce var Hogwarts'ın yeterince güvenli olduğuna ve profesörlerin gerekli korumayı sağladığına dair. Ve sen de biliyorsun ki; böyle bir şeye asla izin vermezdim. Ama Bernard bir şeyler biliyor gibi, ketumluğu tuttu. Üzgünüm, meleğim. en kısa zamanda işin aslını öğrenip seni haberdar edeceğim.
      Öpüyorum, Annen."

    Opal mavisi gözleri elindeki kızılımsı bir tona sahip parşömeni taramayı bitirince sanki yüzüne ait değilmişçesine gökyüzüne sabitlendi. Esen meltem ile parşömenden gelen kuru gül kokusu, annesinden geldiğini kanıtlıyordu işte. Arnaudein'in deyimi ile; güzel kızı gözlerini yine bir parçasını çaldığı gökyüzüne dikmişti. Onu tanıyanlar bilirdi, bu Fae'nin mateminin simgesiydi. Karışık düşünceler, kararsızlıklar ve hüzün. Eritheia'nın yaprak dökümünün gerçekeştiği yorucu bir hazan atlatıyordu sanki genç cadı. Elindeki parşömeni katlarken kendini gösteren hışırtı, sessizce aldığı soluğunun bütünleştiği melteme karıştı. Öğrenci mektuplarını getiren baykuşun kahvaltıda teslim ettiği zarfı bilerek açmamıştı çünkü ne zaman yaldızlı zarfın üzerinde aile mühürlerini görse içerisinde hayra alamet bir şeyler olmadığını öngörmeye alışmıştı. Öyle de olmuştu nitekim, asla yanılmadığı bir husustu bu. Nereden çıkmıştı şu izin işi? Koskoca dört yıldır Hogwarts'daydı ve ailelerine kanlı bıçaklı oldukları düşmanları dadandığında dahi Fae buradan alınmamıştı. İşin aslı bu açıdan düşününce ebeveynlerinin bir komplosuna kurban gidecek olma ihtimali geliverdi aklına. Doğru ya, geçen sene başında denedikleri şeyi tekrar uygulamaya koyuyorlardı. Bir izin bahanesi ile genç kızı Hogwarts'dan uzaklaştırıp asıl layık olduğu yer varsaydıkları, Fransız leydilerinin yetiştiği Beauxbatons'a vereceklerdi. "Tabi ya, ne kadar da akıllısın anneciğim." dedi, kırılgan yapısından beklenmeyecek bir hırçınlıkla. Genellikle tek çocuk olmanın getirdiği şımarıklık ile ebeveynlerinin yanında su yüzüne çıkan bu isyankar tını; yine onlarla ilgili bir problemde kendisini göstermişti işte. Düzgünce katladığı parşömeni öfkeli bir soluk koyverirken hızla buruşturdu. Kağıt parçasından çıkan hışırtı göl kıyısının sessizliğine karışırken olan biten her şey terse dönüyordu, en azından Fae böyle hissediyordu. Ebeveynlerini düşüncesizlik ve bencillikle öğrencilik yıllarının katil zanlısı yaparken asıl tüm bu suçları işleyen kendisi olabilir miydi? Onların tek düşündüğü biricik kızlarıydı belki de, ne prestijleriydi ne de soyadları. Kim bilebilirdi? Sonuçta, onlar için bir Hyxest olmak paha biçilemezdi.

    Üçüncü Saat, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Dersliği.

    "Tanrı aşkına beni öldür Fia," Sesine muazzam bir drama kabiliyeti ile verdiği o endişeli ve panik dolu tını; dersliğe akabinden girdiği Fia'nın kıkırdamasına sebep olmuştu. Sanki öğrendiği iğrenilesi haber ve ailesinin onu Hogwarts'dan alma planları yetmiyormuş gibi bir de en sevdiği derslerden birini kasvetli bir derslikte işleyecekti. Herkes bilirdi, Fae böyle şeylere dayanamazdı. Körükleniyormuş gibi hararetle yanan meşalelerin ve dersliğin baş köşesine kurulmuşçasına reddedilemez bir asaletle kendini gösteren portrenin dışında en ufak bir renk yoktu sınıfta. Öyle ki pencereler dahi kaldırılmıştı. Derin bir soluk koyverdi Fae, o ihtişamı, görkemi, renkleri ve asil şeyleri severdi. Duvarları üzerine geliyormuş gibi her nefeste git gide daralan bir sınıf, konsantrasyonunu bozmaya yetiyor da artıyordu. Adımları her zaman zihnini boşaltmak ve rahatlamak için geldiği bu sınıfı terk etmeye meyilli iken, her şeye rağmen dürtülerini kontrol altına aldı ve orta sıranın ikinci masasına yerleşti. Silüetlerini seçmek için ayrıyetten bir çaba sarf etmediği birkaç öğrencinin akabinde, bekar cadıların tabiri ile 'ölünesi bir karizma' sahibi Wood tüm asaleti ile yüzünü sınıfa döndü. Bir Fransız olmalıymışsınız efendim, diye geçirdi içinden Fae. Çilek pembesi dudaklarına içten bir tebessüm dökerken, Hogwarts'da yaşadıklarına dair zihnine hücum eden fazlasıyla somut anılardan kurtulmanın tek yolunun derse odaklanmak olduğunu fark etti genç cadı. Hâla ailesindeydi aklı. Acilen Paris'e çağrılışında, ebeveynlerinin kaydını Beauxbatons'a aldırmayı planlamasının dışında bir sebep göremiyordu. Kendine kabul ettirmeye çalıştı, görünür gerçeği: binbir çile ile geldiği Hogwarts'dan ayrılması an meselesiydi. Ağlamaklı bir hâle geldiğini gözleri ölesiye yanmaya başlayınca fark etti, bakışlarını oynadığı tırnaklarından kaldırıp Wood'a çevirince çoktan giriş yapmış olduğu derse kulak kabartması gerekti.
    "...bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir." Ah, şu hafıza silme büyüsü olan mı? Lütfen Profesör, lütfen. Deneğiniz ben olayım! Obliviate sözcüğünü duyduğu an omuzları dikleşmiş ve gözleri fal taşını andıran bir edayla kocaman açılmıştı. Az önce iç sesinin sarf ettiği cümleyi tüm duyguları çığlık çığlığa haykırıyordu. Wood'un büyüyü üzerinde denemesini ve yalnızca birkaç dakikalığına olsa bile hafızasının akıp gitmesini istiyordu. Her şeyi unutmalıydı. Brandon'ı, ebeveynlerini, içini kaplayan şu kötü hissi... Wood, içinden geçirdiklerini duymuşçasına gözlerini yüzüne diktiği an Fae de itinayla dersini anlatmaya devam eden Profesör Wood'a odaklanması gerektiğini fark etti. Adamın sert kıvrımlara sahip acıması olmayan yüz hatlarını incelerken bir yandan da şu üzerinden çıkarmadığı paltosunun ona ne kadar yakıştığını düşünüyordu. Çenesini yumuşacık avuç içine yerleştirmiş öylece Wood'u izlerken kulaklarını dolduran tok bir ses irkilmesine sebep oldu. "...Hyxest, Winchester, Harhoff, Finnerty. Buraya gelin." Evet, evet, evet. Hadi hafızamı silin. Gerçekleşmesi zor bir ihtimal olsa dahi hafızasının kazara silinmesini dileyen genç cadı, ayak sürüye sürüye profesörün işaret ettiği yere doğru ilerledi. Sınıftan daha yüksek bir platformda sarsılması imkansız bir güçle ellerini ardında birleştirmiş duran Wood, emreder bir tonlama ile yapması gereken şeyi açıkladı. Basit görünmesine rağmen fazlasıyla adil yapılmış bir eşleştirmenin ardından kendisine gelen bu dişli rakibeye hoş bir gülümseme yolladı Eritheia. Fia'yı severdi, Dratsheva ikizlerinden sonra hangi durumda olursa olsun yüzünü güldürebilen nadir insanlardan biriydi. Güveniyordu da ona; her ne kadar onu en iyi anlayan ve muazzam tavsiyelerde bulunan Syrinx olsa da, Fia'ya da sır verme konusunda itimatı sonsuzdu. Diğer cadılarınkine göre daha dar ve kısa kalan cübbesinin cebine kemikli elini ürkek tavırlarla daldırıp vişne dalından yapılma asasını kavradı. Wood'dan gelecek komutu beklerken sağ ayağını sol ayak bileğinin ardına alıp dizini hafifçe kırarak boynunu zarif bir hareketle eğdi ve rakibesini selamladı. Hell kızı bu eşleşmeyi zor kılıyordu Fae için çünkü aklı başka bir yerde olduğu şu sıralar çantada keklik olarak adlandırabileceği birine ihtiyacı vardı. Her ne kadar Wood'un da Fae'nin karanlık sanatlara karşı savunma konusundaki yeteneklerine güvendiğini bilse de; toparlanamıyordu. Zihnini yola sokmadan nasıl konsantre olabilirdi ki? Yine de Fia ile gözleri değdiğinde kıkırdamaya devam etti, en azından yenilecek olursa rezil olmayacaktı. Karşısında Fia vardı.
    Hell kızının gülümsemesi, kendi kıkırtısına karışırken Brendan'dan geldiğini bildiği bir homurtunun arasında derslikten soyutlanıverdi. Göğüs kafesine, tam kalbinin hizasına tarif edilmesi zor bir yumruk indi. Bir gariplik vardı, bugüne gözlerini açtığından beri hiçbir şey olası düzen ile ilerlemiyordu. Dudaklarını araladı, birilerine iyi olmadığını söylemek istiyordu. Gözleri tozdan grileşmiş parkelere kilitlenirken, zeminin koyulaştığını ve üzerine bir perde giyinmişçesine solduğunu fark etti. Gözleri kararıyordu, aldığı soluklar düzensizleşiyordu. Göğüsünün üzerine yediği yumruk beraberinde getirdiği o korkunç his ile birlikte öylece kalırken; Wood başlangıç komutunu verdiğinde başı çatlayana kadar büyüye odaklanmanın faydasız olduğuna karar vermişti çoktan. Uğraşmayacaktı, söz konusu binası olabilirdi fakat Brandon ne derdi? Porsukları tek başına kurtaramazdı. İnzivaya çekilecekti bugünlüğüne, bekleyecekti. Her daim durmaksızın çağlayan bir nehirdi Fae, artık durulmalıydı belki de. Bir göl gibi engin ve huzur dolu yaşayanlardan nesi eksikti? Bekleyecekti. Fia'nın dudaklarından dökülen kuru sözcükle doğru orantılı uzanan asasından süzülen görünmez hüzmeler hava uçuşup göğsünün ortasına saplanırken; obliviatenin Fiasal gücünün ciğerlerine yerleşmiş kasvetli duygunun etkisini azalttığını fark etti. Ve o an her şey koptu... Pamuksu tenini yırtıp kaburgalarını parçalayarak kalbine saplanan bir kurşun yemiş gibi bir - iki adım geriledi. Kararan gözleri manasını yitirdi, duygudan soyundu. Dibi görünmeyen zifiri karanlık bir uçuruma sırt üstü düşüyormuş gibi dengesini kaybetti. Düştü, düştü. Sanki yeni doğmuş bebeği gözleri önünde katledilen bir annenin evladını kaybedişi gibi, o da kaybettiği şeyler için parçalıyordu kendini. Belli belirsiz bir kızıllık geçti gözlerinden, kızıl saçlar. Fia'ya ait olduğunu bildiği bir kıkırtı kulaklarında can bulurken, problemlerin çoğunu az önce kaybolduğu o boşlukta bırakmıştı Eritheia. Beauxbatons'u, Brandon'ı, Hyxestleri ve ebeveynlerini... Tek bir şey yerli yerindeydi: göğüs kafesindeki o tiskinç uğultu. Hogwarts'dan o karanlık çukura çok şey taşımıştı fakat oradan dersliğe taşıdığı tek şey gözlerinden silinmeyen kızıl saçlardı. İster istemez Fia'ya odaklandı ancak gördüğü kızıllığın ona ait olmadığına emindi. Wood'a baktı bir kez de, kendisine bakmadığını görünce büyücüyü hüsrana uğratmış olmaktan çekindi. Sorun değildi; yaşadıklarından hiçbirinin haberi yoktu ki! Derin bir soluk aldı boğazına yerleşmiş yumrunun gitmesini umarak. Sıra kendisindeydi, asasını sıkıca kavrayıp bileğini zarifçe kaldırdı fakat aynı nezaketi asasını Fia'ya doğru bir kırbaşmış gibi sallarken göstermedi. Asasından süzülen silik çizgi genç cadının gövdesinin ağırlık merkezine isabet edip sendelemesine sebep olurken; dağınık bir zihin için böylesi bir büyü uygulamasının dahi büyük bir başarı olduğunu düşündü Fae. Tüm çiftler hafıza büyüsünü partnerlerinin üzerinde denedikten sonra Wood'un tok sesi tekrar duyuldu. "Büyünün etkisinin vücuttaki yansımasını gözlemleyebildiniz mi? Büyü gücü arttıkça hedefin sarsılma şiddeti artar, hafızanın tamamen silindiği etkilerde obliviate, ayrıca etkili bir darbe büyüsü kadar kuvvetli olabilir. Yerlerinize dönebilirsiniz." Herkesçe zerafet abidesi olarak bilinen Fae tüm özeninden yoksun bir şekilde ayak sürüyerek, isteksizce yerine geçerken arkadaşı olan biteni anlamasın diye her göz göze geldiklerinde Fia'ya gülümsemeyi unutmadı. Yalnız atladığı bir şey vardı; üzerindeki garipliği Syrinx'ten saklayamamıştı. Bebeksi bir güzelliğin kapladığı yüzü ile anlam veremeyen bir tavırla kendisine bakan Syrinx'e omuz silkerek karşılık verdi. Ona anlatabilirdi, mamafih şimdi ne yeri ne de sırası idi.
    Eritheia gözleri önünden silinmeyen karaltı yüzünden uzunca kirpiklerini kırpıştırıp dururken, masasının üzerinde bir düşünseline dönüşen küreye dikkatini vermeye çalıştı. Wood'un asasının daire eğretisi bir hareketi ile şimdiki hâlini alan düşünseli, profesörün açıklamalarıyla bir anıya can verirken Fae kendi dünyasından uzaklaşıp başka bir dünyaya uçtu. Her şey bambaşkaydı, tıpkı tahmin ettiği gibi. Düşünselinde ilk kez izlemiyordu birinin anısını fakat bu seferki çok farklıydı. Tıpkı obliviateye maruz kaldığında içerisine düştüğü çukurun dibi gibi köhne bir karanlık hakimdi her yere, en ufak bir ışık yoktu. Anı; gölgelerin arasına saklanmış egemen bir bedenin gözlerinden izleniyordu. Eritheia, anısına mizansen oldukları kişiden gelen muazzam güçten; sahibinin Wood olduğunu aşağı yukarı kestirebiliyordu. Yüzünü gösterdiğinde ise her şey tekrar nano saniyede gelişiverdi. Büyücünün asasından tarifi zor bir hüzme süzüldü ve karşısındaki adama hızla çarptı. Adam, dengesini kaybetmek bir yana dursun adeta uçarcasına metrelerce savrulurken bakışlarındaki boşluk Fae'nin hissettiklerini kırıntı kılıyordu. Adeta tanıdık simalar belirdi Wood'un görkemli asaletinin yanında, Allison, Rouvas ve Winchester. Her şeyin toza dumana karışışının akabinde Fae tekrar kendini derslikte buldu. Gerisi epey hızlı geçti: profesörün son cümleleri, tüm sınıfın izledikleri anıdan büyük paylar çıkararak düşüncelere dalışı, zilin çalışı ve sınıfın boşalması. Fakat Fae'ye göre hâla somut bir şeyler vardı, obliviateden kalan. Gözlerindeki karaltı ve göğsündeki karanlık his dışında. Meşaleler sönerken dersliğin kapısı ardından hızla kapandı ve genç cadı ders kitabını göğsüne doğru yaklaştırıp kolları arasında bastırdı. Tırnakları ile sayfalarla oynayıp sinir bozucu bir ses çıkarırken biçimli sarı kaşlarını alnında birbirine yaklaştırdı. Anlam veremediği o kadar olay oluyordu ki... Ansızın şampanya rengi ojenin süslediği tırnağı sertçe bir şeye takıldı. Huzursuzlukla kitabının arasına sıkıştırılmış koyu renk parşömeni çıkarıp çatık kaşlar altında not düşülen şeyi okudu. Tehditkar bir havaya sahip harf kıvrımları ile siyah mürekkepten can bulmuş el yazısıydı parşömendeki. Minik dudak hareketleri ile fısıldadı yazanları;

      "Gece yarısı ne yap et, göl kıyısına gel. Bugün geldiğin yere, hani şu Yasak Orman'a yakın olan kıyısına. Yalnız gel, Prensesim. Aksi takdirde pişman olabilirsin.
      VV."

    Eritheia'nın bakışları tekrar boşluğa dikilirken manasız olması muhtemel bir sahne can buldu zihninde. Obliviate göğsüne çarptığında gözleri önüne gelen o kızıl ton. Kızıl saçlar, hiçbir manası olmadığına emin olduğu koyu kızıl saçlar...



Olağanüstü // 25

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Alessia Ida Harhoff
Gryffindor VI.Sınıf
Gryffindor VI.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 163
Kayıt tarihi : 20/06/10
Lakap : Ona 'düzen kız' derlerdi, çok düzenli olduğu için asdfh

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Paz Eyl. 19, 2010 4:49 pm


    Çekilen onca acı, duyulan bunca hüzün tek bir kelimeye nasıl hapsedilebiliyordu? Yalnızlık... Bugün içimde daha öncesinde hiç aşina olmadığım anlamsız bir duygu hükmü mevcuttu ve ilk defa kendimle yüzleşmek içimde istemsiz bir düşünceyi uyandırmıştı; kesinlikle kendimden tiksiniyordum. Evet daima kusursuz olduğunu düşünen ve her bulunduğu ortamda yankılanan kahkahalarıyla ünlü Ida, her zamankinden farklı bir ruh haline bürünmüştü bu sefer. Yüzüme pudra sürmeyi ihmal etmiştim ve böylece cildimdeki pürüzler tamamiyle göze çarpıyordu. Dudaklarım soluk pembeydi ve gün boyunca kıvrımlarından aşağı büzülmüş neredeyse çeneme kavuşacaktı. Hayranlarım bile bugün benden tiksinebilirdi. Günün boş geçen zamanlarında önümde bulunan yedi yüz sayfalık bir kitaba gömülmüş ve çevremdekilere merakla kitapta yazılanları okuyormuş hissi versemde aslında çevremde olup bitenleri gözlemlemekle meşguldüm ki eğer kitabı bahane etmeseydim mutlak surette karşılaşacağım soru bugünki sessizliğimin nedeni olacaktı. Ortak Salon'da gözüm yakın olduğum binadaşlarıma çarpıyordu, tek tek hepsini milimetrekaresine kadar süzüyordum. Uzun uzadıya düşününce güvenebileceğim tek bir büyücü ya da bile yoktu. Oysa onların bana karşı olan güvenlerinin yüksek bir yoğunluğa çok önceki senelerden eriştiğini biliyordum. Bu ironi hoşuma gitmiyordu.
    Soğuk hava bedenimi kendi içine çekiyor ve göle indiğimde sevimsiz hava koşullarıyla başbaşa kalmak berbat başlayan bu günümü sıkıcı kılmama fazlasıyla katkıda bulunuyordu. Sonbaharın sarı ve tonlarıyla süslediği ve de ortalığı birbirine karıştıran serin rüzgalarını seviyordum fakat kışın boğuculuğu üzerimde baskı yaratıyordu. Uzun kollarım bedenimi sarmalayacak şekilde birbirlerine kenetlenmişken mideme ani ani kramplar girmeye başladı. Göle doğru kafamı çevirerek istemsizce böğürdüm. O anda gözlerimde oluşan hafif bir karartıyla dengemi sağlayamadım ve avucumun içiyle kayalıkları sımsıkı kavradım. Acaba KSKS dersine girmesem ne olabilir diye düşündüm bir an. Zaten az bir zaman kalmıştı üçüncü derse. Wood'ın yapacakları beynimi kemirmeye başlayınca el yordamıyla ayağa kalktım. Gözlerimi sımsıkı kapayıp, uzun, üzerinde soyulmuş, fuşya rengi oje bulunan tırnaklarımı avuç içime batırmakla birlikte derin bir nefes aldığımda yanağımdan ılık bir gözyaşı aktı. Çenemi yukarı doğru kaldırıp, omuzlarımı dikleştirdim ve içimden binlerce kez 'Kendine gel Ida' diye tekrarladım. Ah Wood! İşin içinde sen olmasan girmezdim bu derse, diye geçirdim ve adımlarıma dahada hız katarak kısa zamanda birinci kata kadar geldim. Bu halimin salyangozun arkasında bıraktığı sümüksü iz gibi gelecekte peşimden gelmesine izin vermeyecektim. Şimdisinde bile eski, kıpır kıpır olan Ida'yı özlemiştim. En azından gerçekleri görmezden gelince, mantıklı olmayan davranışlar sergileyince kendimi mutlu hissediyordum. Önemli olanda bu değil miydi zaten?
    İlk adımımda karanlığın içine hapsolmak gözlerimde hafif bir uyuşukluğa neden olsada çok zaman geçmeden dersliğin ortamına ayak uydurmuştum ama yinede yorumlarımı açıkca sunmak yerine kendi içime atıyordum. Karanlığın içinde ara ara yerlerde bulunan meşaleler ortama kattığı loşluğun yanısıra soğuktan pembeleşmiş burnumun, takırdayan dişlerimin ve de üşüyen bedeniminde çözülmesine yardımcı olmuştu. Bugünkki acizliğim, güçsüzlüğüm artık bir yerlerde son bulmalıydı fakat ne yazıkki hala yüzümde o sevimsiz maske vardı. Attığım her bir adım ağırdan ve de düşüncelere boğulmuşcasına hafifti. Öyle cılızlaşmıştım ki botlarımın bağacıklarını bile sıkmaya gücüm yetmemişti ve şimdisinde bir yerlere takılıp yere kapaklanmaktan tırsıyordum. Yavaş adımlarımın ve de loş ortamda tek eksik daha çok korku filmlerinde yer alan, gitgide ritmini artıran arka fon müziğiydi. Alevlerin yükselmesiyle Wood'u görür gibi oldum. Şaşkınlıkla ona bakan yüzler arasıdna bende vardım fakat durumum bunu umursamaya pekte uygun değildi. Sadece gözüm takılmıştı onun duruşuna ve akabinde sırama doğru ilerleyip cam kaseye odaklandı bakışlarım. Hey, bunun içine kuabilir miyim? diye geçirdim içimden. Midemdeki sızı ara ara kendisini hatırlatırcasına saplanıyor ve kendimi daha kötü hissetmeme sebep oluyordu. Elimi midemin hizasını götürüp, bastırmak hafifleştirici bir etki yaratıyordu. Ben midemdeki kramplara odaklanmışken Wood, konuşmaya başlamıştı. Ses dalgaları kulağıma boğuk boğuk geliyordu ve söylenenlerden yalnızca birkaç kelimeyi seçip, anlamlandırabiliyordum. Tecrübe, talimatlara uymak, ruhunu vermek. Anlaşılan o ki kendisinden bahsediyordu pek bir tecrübeli profesörümüz. Göz kapaklarım kapanmak için kendilerini zorlasalar da kapanmamaları adına gözlerimi iyice açıyor ve kırpmadan Wood'un suratına bakıyordum. Şimdisinde söylediklerini daha iyi anlamlandırabiliyordum, hafıza büyüsünden bahsediyordu. Yine bize işin pratiğini öğretme ve yetiştirdiği büyücülerin her işte hakkını vermesi adına elinden geleni yapıyordu. Bir espriyi kaçırmış olacağım ki herkes kendi arasında kıkırdaşırken benim suratımda en ufak bir tebessüm bile yoktu. Lanet olsun bugün bitecek miydi?
    Wood, hafıza büyüsü hakkında bilgiler verirken kendimi derse odaklamak istiyordum. Beni tecrübeye itecek kadar önemli bir konuydu. Hafıza büyüsünün büyü gücüne göre değişebileceğini bizim seviyemizin olsa olsa on dakikalık bir etki yaratacağını fakat püf noktalarının iyi kavrandığı takdirde çok daha iyilerini yapacağımızı söylüyordu. Ardından asayı tutabilmek adına bilgi vermeye başlayan profesör, büyülü kelimeyi de verdikten sonra hızla birkaç soyisim saymaya başladı. "..Harhoff" Bu kelime ani bir şekilde beni harekete geçirmişti. Birden ayaklanmaımızın sebebini öğrenmek için pek bir heyecan taşımıyordum içimde hatta bir an önce tekrar yerime oturmak için can atıyordum bile denilebilir. Düello pozisyonuna geçmemizi isteyen Wood, daha önce adını duyduğum fakat hiçbir mülakatta bulunmadığım Righelli ikizlerinden bir tanesiyle eşleştirmişti. Rakibemin karşısına geçip yüz hatlarını incelemeye koyuldum öncesinde. Benim sönük, düşünceli bakışlarıma karşın karşımdaki cadı çok daha rhat görünüyordu. Normal formumda olduğum günlerde yeni bugün dışında olsaydık kesinlikle bu kızı devirir hatta on dakikanın bile üstüne çıkartan bir güçle onun şuurunu kaybettirebilirdim fakat şu hâlimle kendime pek güvenemiyor ve dolayısıyla tedirginliğim artıyordu. Sıkıca kavradığım asayı kıza doğru hızla doğrulttuğumda tamda Wood'un söylediği gibi dirseğimi kırmadan bunu yapmayı başarabilmiştim fakat birden sihirli kelimeyi anımsamakta zorluk çektim. Dudaklarım aralandığında rakibemde ilk deneyimini yapmış fakat başarısız olmuştu. Sadece sihirli kelime için hafızamı zorlamakla meşgülken birden onun ağzından duydum sihirli kelimeyi; "Obliviate!" Ah evet obliviate. Fakat bunun için çok geç kalmış olmalıydım ki ağır bir darbe almışcasına geriye doğru sendelemeye ve büyünün etkisiyle saniyelik şuurumu kaybetmeye başlamıştım. Dudaklarım aralanmıştı fakat tek bir söz söylemeden açıldığı gibi geri kapanmıştı. Bedenimi dikleştirmeye çalıştığımda afallamıştım ve kafamı kaldırıp rakibeme diktim gözlerimi. Bir aslanı devirebilmenin verdiği hazla kıkırdıyordu. İyi günündesin Righelli, hiçte güçsüz bir rakibe değil karşındaki diye geçirmeye başladım içimden. Evet ya güçlü bir büyücüydüm ben. Ve her zaman başarıyı hakedenlerdendim. Sarsıntı bana iyi gelmiş olacak ki birden kendime güvenim gelmişti. Bir tek kelimeyi hatırlamamakla ipleri sinsi bir yılanın eline vermiş ve mutluluğuna seyre kalmıştım. Asamı cübbemin derin cebine sokarken bir bugünün bir daha tekrarlanmaması adına ve bir daha böylesiye derin düşüncelerle kafamı bozmamak adına and içtim. O sırada Wood, büyünün etkisinin hedefi nasıl etkileyeceğini farkedip etmediğimi sorguluyordu. Aslında pekte etkili olamamıştı Righelli. Küçük bir sarsıntıdan ibaretti, saniyeler sürmüştü. Çok daha iyisini yapabilirdim. Yerlerimize geçtiğimizde Wood'un asasını çıkartıp yaptığı dairesel hareketle kürelerin düşünseline dönüşmesini izledim. O da aynı zamanda bu konu hakkında bilgilendirme yapmakla meşguldü. Wood'un komutuyla parmağımı düşünseline değdirdiğim anda bambaşka bir dünyanın içine yolculuğum başlamıştı. Burada geçmişten bir anıya şahit olacaktı ve nitekim obliviatenin önemini vurgulayıcı bir özelliğe sahipti bu anı.
    Karanlık vakumlarcasına çekti içine beni ve toplantı ortamının görüntüsü ilişti birden. Birkaç bilgi mevcuttu ortada ve bunun üzerinde tartışılırken görüntü birdenbire değişiveriyor; az önceki toplantıyı gizlice dinleyen adamın ilerleyişi görülüyor birkaç maskeli silüete doğru. Orman girişinde bekleyen maskeli silüetlerin kahkahaları duyuluyor bir süre sonra ve akabinde adam konuşmaya başlarken, aşina olduğum bir sesi çok her zamankinden çok daha fazla, gökleri yaracak gürlükte duyuyorum; "OBLİVİATE!" diye haykırıyor adeta. Wood bu, anlamak güç olmuyor. Az önce ufak bir etkisi altına girdiğim büyüyü silüete hedefliyor Wood. Fakat aralarındaki fark şaşkınlığımı gizlememe yetmiyor. Bir sarsıntıyla sıyırmıştım Righellin bana yönelttiği büyüyü. Oysa görüntüdeki adamın hiç şansı yoktu büyüden derin bir etki altında kalmadan kurtulması adına. Tam isabet, tecrübesini konuşturmuştu Wood. Fakat çok geçmeden asaların ucu onu göstermeye başlamıştı. Hepsiyle başaçıkabilecek miydi? diye düşünmeden edememiştim ki birkaç tanıdık yüz belirdi. Leonard'ı seçiyor gözlerim. O olduğundan adım gibi eminim, hala aynı çekicilik var üstünde. Tanrım bu kadar çekici ve genç birini okuldaki genç kız öğrencileri düşünerek müdür yapmış olmaları ihtimali yok herhalde. Bir sis bulutunun ortama çöreklenmesiyle kendimi sıramın üzerinde hafif bir sarsıntının beraberinde getirdiği mide bulantısıyla buluyorum. Kırpıştırarak açtığım göz kapaklarımın bugün için fazla yorulduğunu hissediyorum. Bakışlarım profesöre ve söylediklerine odaklanmıştı ki söylediklerini bitirir bitirmez verdiği ödev beynimde yer etmeye başladı. Çok zaman öncesinde ödevlerimi kaydettiğim bir not defterim vardı fakat büyüdükçe sorumluluklarımızı hafızamıza kazımayı yeğlemiştik. Sihirli kelimeyi unutmadığım takdirde şimdilik Wood'dan almam gereken bir yardım yoktu. Zil sesiyle ayaklanan öğrenciler arasına karışmış dersliği terkederken, yedi yüz sayfalık kitabımın üç yüz yetmiş sekizinci sayfasında kaldığımı ve bugün dört yüzüncü sayfaya ulaşmam gerektiğini hatırlayıp, adımlarıma hız katarak ortak salona doğru ilerliyorum.



Olağanüstü // 20
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Salı Eyl. 21, 2010 12:17 pm




    Rol kesmeyi oldukça sevdiğimi hep kabullenmiştim. Şimdi Fia’ya özellikle bakarken ona gülümsemek bir adetten öteye gitmiyordu. Onun acizliğinden sonra Fia’ya acımak gelse de içimden; nedense yapamamıştım. Kimin umurundaydı ki; intihara kalkışmış biri. Yine de olgunlaşıp büyüdüğümü hissediyordum. Her şey önem sırasından ibaretti. Serpent’e değer veriyordum; Fia’ya saygı duyacaktım. İşte ayırt ettiğim ikilemler işimi kolaylaştırıyordu. Gözümde herkesin bir değeri, yaptıklarıma karşılık boyun eğecekleri bir bedel vardı. Yağmur damlaları dikkatimi yanımdaki Serpent’ten uzaklaştırırken, düşüncelerimi de diğerlerinden uzaklaştırmıştı. Sessizlik ve yağmurun tınısı… Beni varoluşumuma birkez daha yaklaştırıyordu. Bir rüya görmüştüm. İçinde ablamın derin bağrışları geçiyordu. İki kızın ışığı ile parlayan annem daha önce hiç şahit olmadığım gülümsemesi ile beni karşılıyordu. Neydi anlatılan bilmesemde; yağmur bana kollarını açıyordu. Huzurun kol gezdiği damarlarıma derince çektiğim oksijeni de ilave ederken sevmediğim Profesör Wood’un ilgi duyduğum dersi için kendimi zorladım. Bırakmalıydım gördüğüm rüyaları bir kenara, hazır olmalıydım gözden kaçırabileceğim her ayrıntıyı yakalamaya… Bakışlarım dersliğe kayarken karanlık portresi merağımı kabarttı. Sevgilimin adımlarını takip ederek girdiğim dersliğe canlılık katan bir an bile gözlerimi ayırmadığım Serpent’ti. Dersliği aydınlatan alevler harlarken içimdeki kıvılcımların yavaş yavaş söndüğünü hissettim. Işığın bendeki etkisi ters tepki yaratıyordu. Ben karanlığı seviyordum. Genç büyücünün peşi sıra ilerleyip yanına oturduğumda tüm dikkatim sırama düşecekmiş gibi iliştirilmiş kaseye kaydı. Saydamlığından net bir şekilde görebildiğim önümdeki sıraya bakarken, düşüncelerim anılara geçmiş; arka sıraya oturan Hell ikizlerinden kendimi çoktan soyutlamıştım. Sadece duyabildiğim kendi nefesimdi. Dalgınlığımı bir kenara bırakıp, bakışlarım kaseden Profesör Wood’a çevrildi. Profesörü kısa zaman diliminde inceledim. Hep kendini bir şey sanan tavırlarına gülmeden edemedim. Onun iyilik anlayışına zıt bir karakterdim. Düşününce ne anneme, ne babama benzemediğim anlaşılıyordu. Hatta ablama dahi benzemiyordum. Başta bina ayrımı yapmasam bile onun gibi bir Ravenclaw olmamıştım. İlk ipucu bu değil miydi? Dudaklarıma yansıyan düşüncelerim yüzümde sinsi bir gülüşün oturmasına sebep oldu. Bakışlarım Wood’un tepesindeki yılan figürüne kayarken aklıma ilk yaptığım patronus çalındı. Patronusum naja olması bir tesadüf müydü? Sanırım bununla ilgili birçok insan vardı etrafımda; özellikle çatalağızlarla kuşatılmış olmam öncelikti. Ardından yaşadığım anılar geliyordu. Bu yüzden profesöre bakarken nefret ve sevilmenin birbirinden farklı olmadığını görebiliyordum. Sevdiğimde, sevmediğimde aynı özelliği taşırken var olmam, ben olmam zor değildi. O zaman olanla başa çıkmak bana kalıyordu. Kanımın kaynaması ile gücümü hissediyordum. İşte bu saflığın verdiği belirtiden öte ihtirastı. Sağ dirseğimi sıranın üstüne dayayıp parmaklarımı dudaklarıma yaklaştırdım. Tırnaklarım dişlerime ulaşırken garip bir fantezi kuruyormuş gibi şehvetli bakışların izinden Serpent’e baktım. Tırnaklarımı yemek adetim değildi ama nedense yarattığım etkiyi izlemek hoşuma gidiyordu. Serpent’in bakışları üzerime kayarken gülümsedim. İlgisini daha fazla hırpalamadan bakışlarımı ondan çabucak çektiğimde ufak imalı bakışlarımla önüne dönmesini söylemek büyük bir haz kaynağıydı. Profesör giriş cümlesi için kendini gösterdiğinde diğer dirseğimi de sıraya koyup çenemi iki elime yasladım. Kolay kolay lokma olmak kısmında takılıp kaldım bir süre; yıllar sonra karşısında bulursa beni çok komik olabilirdi. Wood’un yaşlı yüz hatları zihnimde çizilirken varlığını hissettiğim bir şeylerden rahatsız oldum. Bakışlarım Serpent’e döndü; tek kelime etmeden yanımda oturuyor olması gözüme hiç batmamıştı. Şimdi ise onu konuşturmak için can atıyordum. İlgisinin Wood’a mı, derse mi olduğunu merak ettim. Göğsüm soluk almamla kalktı ve bir süre nefesimi içimde tuttum. Düşüncemi yaşama verirsem diğer sorunlu düşüncelerden kurtarabilirdim kendimi. Nefesi saldığımda derse adapte olmaya çalıştım. Düzenli bir ritim tuttuğunda hafıza büyüsünün inceliklerine kendimi kaptırmaya çalıştım. İlginç bir konuydu benim için ama kimsenin hafızasındaki kayıplarla ilgilenmiyordum. Ne yaparsam yapayım beni öyle hatırlamalıydı insan. Yüzümde düşüncemin verdiği ürperti dalgası geçerken gülüyordum. Deneyip, öğrenecektim. İçimi okumuş gibi birkaç ismin ardından gelen Rouvas’ı işittiğimde ayağa kalktım. Parmaklarım kasenin etrafından zarifçe değerken soğukluğu Serpent’i hatırlattı. Gözlerim hemen onu aradı ve onun çoktan alana ulaşmasını yadırgamadım. Alana ayak basar basmaz, Eritheia’nın yanına doğru ilerledim. Nedense yanında durabileceğim tek kişi o gibi gelmişti. Kızın yüzüne bakarken değişik bir dürtü ile soluklarım düzensizleşti. Eritheia’nın olduğu konum değişti. Çam kokusu burnuma doldu. At toynaklarından çıkan sesi işittim. Kızın yüzü ileriye bakıyordu ve ben Fia’nın olmadığına emin olduğum kızıl saçların gölgesini tenimde hissettim. Soğukluk ilk defa bana Serpent’i hatırlatmamıştı. Serpent’in soğukluğu sıcaklıktı benim için; ama bu delicesine soğukluktu. Ürperdiğimde titremenin de verdiği etki ile gözlerim Jacob’la buluştu. Çocuk sağ bileğime nazikçe dokunuyor ama tutmaya yanaşmıyordu. “ İyi misin, Syrinx?” Sol elimi başıma götürerek alnımı ovuşturdum. Başıma feci bir acı girmişti. Gözlerimi kısarak Jacob’un yakışıklı yüzünü görmeye çalıştım. “ Sanırım!” Dilimi ekşi tadı yok etmek ister gibi kullanıp yutkunduğumda Jacob’a gülümseyerek baktım. “ İyiyim, evet!” Gözlerim Serpent’e bakmaktan korktu. Ayakta gördüğüm görü ile huzursuz biçimde Eritheia’yı kolladım. Fia’nın karşısına geçmişti. Benimle Jacob ilgilendiğine göre eşlendiğim kişi oydu. İlgiyle bakan gözlerine doğru sıcak bir şekilde karşılık verdim ve omzuna oldukça hafif elimle vurdum. Sarsıntıya dahi mahal vermeyen Jacob’un yüzünde memnun bir ifade canlanırken onun karşısına geçtim. Kısa asamı Jacob’a doğru kaldırırken gözlerimizin meydan okuması hoşuma gitti. Hiçbir zaman Serpent’in sevgilisiyim diye hafife alınmak istemezdim. Karşımdaki genç büyücünün bunu anlıyormuş gibi bir hali vardı. Hiçbir zaman kimseyi hafife almayan ben Jacob’un da güçlü olduğunu hesaba katarak haykırdım. Kolumu ileriye doğru sallarken kendimi oldukça iyi hırpalamıştım. “Obliviate!” Dudaklarımızdan aynı anda çıkan büyü sözü ile kalbime değen etkiyi hissettim. Jacob’un cüssesi bir adım gerilerken benim vücuduma etki eden ağırlıktı. olduğum yere mıhlanmıştım. Hafızamda canlanan anlık boşluk görümün verdiği huzursuz etkiyi yakıp kül etti. Bu yüzden Jacob’a dönerken gülümüyordum. Tek adımlık sarsıntısına karşılık böbürlenerek konuştum. “ Biliyorum, biliyorum. Çok iyiydim değil mi?” Ufak bir dil çıkararak munzurca hareketimi algılamasına izin verirken, ona içimden teşekkür ettim. Yerlerinize dönün lafı ile allak bullak etrafa bakan gözlerim bileğimin kavranması ile Serpent’e döndü. Onun yönlendirmesi ile sırama dönerken incelediğim kişi Eritheia’ydı. Kızın hareketleri kafamı iyice karıştırmıştı. Omuzları öylesine silkmişti ki, bir şeylerden vazgeçmiş gibiydi. Hafızasına inen darbenin etkisi bu kadar büyük olmadığına emindim Fia’yı küçük görmek değildi bu; Eritheia’yı oldukça güçlü buluyordum. Onu böylecesine yalpalayan bir neden olmalıydı. Yerime yerleştiğimde tüm karakterlerden beni soyutlayan saydam kasemin dolmasıydı. Bulanık sıvıya dokunmak için can atarken Wood’un geçmişi olması biraz olsun isteğimi geri plana atıyordu. Yine de dediklerinin bitmesini ve izin komutunu sabırsızlıkla bekledim. söz ağzından çıktığı gibi baş parmağım ipeksi dokunuşa maruz kaldı. İşte içerideydim. Dönüp duran bir anının içinde zemine ayak bastığımda toplantı odası her ayrıntı ile zihnime kazındı. Sessizce dinleyen adamdan çok kulaklarım ne söylendiğine kaydı. Dersin amacı benim için oldukça sapmıştı. Wood’un gösterdiği görünrtü ile bir anda ilgilenmeye başladım. Görüntü değişip geniş bir alanda boy gösterdiğinde biraz olsun hayal kırıklığına uğruyordum. Yine de karşımda siyah cübbeli adama bakışlarım odaklanıyor. Tanıdık bir yüz olduğu aşikar ama bulamıyordum. Birden Wood’un görüntüsü ile ortam canlanıyor. Büyünün etkisini hafife aldığımı anlıyorum. Tek taş ile iki kuş vurmak gibi bir şey! Hem insanı sarsıp hakimiyetini zedeliyorum, hem de hafızasında boşluk yaratıyorum. Güzel olduğunu kabullenip ortama döndüğümde gözlerime takılan ablam oldu. Bu görüntü içinde Artemis’in ne işi vardı? Tanrım kendini öldürebilirdi. Derin derin soluğum ile ablamın yirmili yaşlarındaki halini inceliyordum. Birden görüntü değiştiğinde yine sıramda otururken kendimi buldum. Hala nefesim düzensiz bir biçimde çırpınırken elime değen elin etkisi ile yatıştım. Serpent’in hiçbir şey yok dercesine bana bakan ifadesine sönük bir gülümseme ile karşılık verdim. Genç büyücünün ağzından tek kelime bile çıkmaması onun bakışlarını okumayacağım anlamına gelmiyordu. Onun yatıştırıcı bakışları altında birkaç saniye beklerken, hislerim nefesim kadar düzene giriyordu. Artemis’i öyle görünce endişeden çok kızgınlık hissettiğimi anlıyordum. Kimin için ölüme gidiyordu; bu kahrolası kadın! Yutkunarak Serpent’i iyi olduğuma inandırmak ister gibi elinin üstüne diğer elimi koydum. Ufak bir göz kırpışından sonra ikisini birden çekerek ona gülümsedim. Dizimin üzerinde kalan eline müdahale etmeden öylece sırada oturdum. Profesör Wood dersin bittiğini haber verdiğinde bakışlarım hala kaseye dönükken elimin tekrar tutulması ile dersliğin hareketlenmesini fark ettim. Olan olmuş, ders bitmişti. Serpent’in parmakları arasındaki elim yön duygumun merkezi olurken onun yanında yerimi alarak dersliği terk ettim. Derste olanlar zihnimin oldukça karışmasına neden olmuştu. Eritheia’yı düşünmekten vazgeçip, Artemis’in yaptıkları kafamı kurcalıyordu. Yine de ablam başının çaresine bakardı. Öncelik sırası, sarışın tanrıçadaydı. Serpent’e biraz daha yaklaşıp kollarımızın birbirlerine destek çıkmasını sağlarken koridora ulaştığımız an başımı onun omzuna dayadım. Tek destağım yanımda minnet duyduğum bu genç adamdı.


Olağanüstü // 25
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Salı Eyl. 21, 2010 5:51 pm

Basit bir kahvaltı. Wood'un dersine girmeden önce yapmaya ihtiyacı olduğu tek şey buydu. Syrinx'le birlikte Büyük Salon'a indiğindeyse ev cinlerinin bu iş için yeterince çalışmış olduğunu fark etti. İlerideki Gryffindor masasında kendini kaybedecek kadar acıkmış görünen Jake ile gözgözle gelip onu selamladı, kızın oturması için sandalyesini her zamanki gibi geri çekti. Onu yerleştirdikten sonra ileri itti, kendisine bakan dişilerin gözlerine her zamanki gibi aldırmadan karanlık meleğinin yanına oturdu. Onun iştahlı olduğunu görmek az da olsa moralini düzeltmişti, Serpent'ın her zamanki ten rengine yaklaşan rengi endişe verici olmaya başlamıştı çünkü. Bir süre bu şekilde devam etti, kızla gözgöze geldiğinde kaç dakikadır onu izlediğini bilmediği gerçeği gün yüzüne çıkmıştı. Önündeki yemeğine dönüp bir şeyler atıştırdı, midesinin onu rahatsız etmeyeceği anlaşıldığında çatalını bıraktı. Karşısına oturmuş olan Fia'nın dersı soran soğuk sesine çatal dilinde tısladı. "Wood" Adama karşı düşüncelerini Syrinx bile kestiremiyordu, fakat iyi şeyler olmadığı konusunda tüm Slytherin hemfikir olmalıydı. Karşılaştıklarında ona attığı bakışı anlamlandıramıyorlardı, garipti. Serpent ise bu yöndeki sorulara alelade cevaplar verip konuyu değiştiriyordu. Her zaman olduğu gibi Wood'un dersinden önceki sessiz profiline bürünmüştü, Büyük Salon'u adımlayıp birinci kattaki sınıfa ulaşana kadar tek kelime etmedi. Kapısı açılmış olan dersliğin içindeki zifiri karanlığı ve önündeki kalabalığı fark ettiğinde önünü açan topluluğun arasından kararlı adımlar attı. "Akıllıca Wood..." Sanki Serpent'ın sınıfı adımlayacak ilk kişi olmasını ayarlarcasına kurduğu düzenek mantıklıydı. Diğerlerinin arasından sıyrılıp Syrinx'in elini kavrayarak ilerledi, attığı adımdan sonra alev alan meşaleler ortamı kasvetli lakin düzenli bir havaya bürümüştü. Sakin adımlarla ortalarda bir yere oturabilmek için merdivenleri tırmanıp, Wood'u net bir şekilde görebilmek adına dik oturmuştu. Onun izlediği portreye odaklandı, kımıldamadan duran ve büyük ihtimalle muggle eseri olan yılan tanıdıktı. Salazar'ın bir kopyasıydı adeta. Wood'un da çatalağız olduğunu bildiğinden ötürü, yavaş akan kanının durulduğunu hissetti. Salazar'la ilgilenmediği zamanlarda genellikle avda olurdu. Fakat Wood'un onunla bir alakası var mıydı? Bu konuda yılanını sorgulayacaktı, hem de en kısa zamanda. Bu düşüncelerden sıyrılmasını sağlayan bir izlenilme hissiyle birlikte sağına döndü. Sevgilisinin cezbedici bakışları aklını çelme çabasında olduğunun göstergesiydi, sonrasında önüne dönmesi gerektiğini söyleyen azarlama dolu ses ile ona gülümsedi. Bunu neden yaptığını idrak edememişti, şu an edemeyecekti de. Aklı Wood'u düşünmekle fazlasıyla meşguldü, adamın ilk kelimelerini dinlerken yüzde yüzünü derse vermeye başladı. Adamın her bir kelimesinden tecrübe aktığı aşikardı, yeryüzündeki en büyük büyücülerden birinin birkaç metre ötesinde olması, rahatsızlık vericiydi. Fakat aynı zamanda mükemmel bir fırsattı. Edinmesi gereken tecrübelerini çekinmeden anlatması, bu bilgi kaynağının bu derece açık bir kitap olması bulunmaz bir madendi. Hafıza büyüsünden bahsedeceklerdi demek... Kullanışlıydı. Yeteri kadar güçlü bir şekilde yapıldığında insanın hafızasını tamamen sildiğini biliyordu, tıpkı önündeki üç yıl boyunca bu derste göreceği her şeyi bildiği gibi. Serpent çoktan mezun olması gerektiğine inanıyordu, bir yedinci sınıfın bile en derin acılara maruz bırakıp hayatını sonlandırabilecek kara büyü bilgisine sahipti. Hem de sadece teoride de değildi, Serpent rahatlıkla bir cinayet işleyebilecek kadar güçlü bir büyücüydü. Yine de dinlemekte yarar vardı, atalarının yaptığı hataları tekrarlamayacak kadar zekiydi platin saçlı çocuk. Kimseyi küçümsemeyecekti, bir kofti bile kendi sınırları içinde potansiyel bir tehlikeydi. Wood'un bilek konusundaki küçük önerisi ise Serpent'ın kendi deneyimleriyle kazandığı teknikle aynıydı. Evet bu adamı sevmiyordu, zamanı geldiğinde canını okuyacaktı, fakat ona karşı derin bir saygı duygusuna sahip olduğu su götürmez bir gerçekti. Söylediklerini kelimesi kelimesine dinlerken başını eğdiğini gördü. Sadece bir bakışla yaptığı seçimleri zihninde sıraya koyduğunu biliyordu, birkaç saniye sonra duyacağından emin olduğu soyismi sınıfta yankılanmıştı. Tıpkı tahmin ettiği gibi, en baştaydı. Syrinx'ten önce kalkarak alana indiğinde yanında oluşmuş olan sıraya aldırmadı. Wood onu kiminle eşleştirecekti? Ah, Pratt... "Hadi ama Wood, bırak seninle eşleşeyim..." Düşüncelerini dizginleyerek karşısına geçen Gryffindor'lu kıza kalıcı bir hafıza kaybı bırakmamak için yollayacağı hafif büyüye odaklanmaya çalıştı. Fakat bu çalışmasını darmadağın eden Syrinx'in görüsü üzerine gözlerini kıza kilitledi. Gözgöze gelseler zihnini okuyabilecekti, fakat kız kendisine bakmıyordu. Korktuğunun farkındaydı, ders çıkışı sorguya çekileceği ise bir gerçekti, fakat şimdilik durumu anlayıp çaktırmayan Jacob'ın ona iyi olup olmamasını izlemekle yetindi. Başına saplanan ağrıyı tahmin edebiliyordu, kızın gözlerini kısması ise tahmininin her zamanki gibi yerinde olduğunun göstergesiydi. Fakat bu durum onun büyüye odaklanmasını zorlaştırmayacaktı, kendisine yan gözle bakan Jacob'a aldırmadı. En az Gryffindor'un aslanı kadar güçlüydü ve birazdan bunu ona kanıtlayacaktı. Gözleri Eritheia ile buluştu, fakat geçen birkaç saniyenin ardından karşısındaki pür veelaya odaklandı. Wood işareti verdiğinde ise bir kırbaç gibi şaklayan kolundan çıkan, Serpent'a göre hafif fakat Pratt e göre fazla gelen bir büyü topluluğu İhanetin Gözleri'nden fırlamıştı. Kız hareket edemeden büyünün etkisinde kalmıştı, geriye doğru sendelemek şöyle dursun geriye doğru birkaç metre uçmuştu. Solukların kesildiği birkaç saniye sonunda onun yanına ulaşıp soğuk ellerini onun ateş gibi yanan ellerine götürdü, kavradığı bileği nazikçe çekerek kızı iki ayağı üzerinde durdurdu. Hafıza kaybının geçici olacağı aşikardı, Serpent onda birini bile vermemişti ve gerçek bir Obliviate'in yapılışına daha önce şahit olmuştu. Boş bakışların yerini şaşkın bir ifade alırken Wood'un bu gösteriden etkilenmemiş göründüğü aşikardı. Bu Serpent'ın umrunda değildi, vaftiz kızını dümdüz etmiş olmak gram suçluluk duygusuna sebebiyet vermiyordu. Aldırmayıp derse dair yaptığı basit açıklamanın ardından uzun bacaklarını, yerine doğru giden merdivenlere yöneltti. Yerleştiğindeyse düşünselinin dolduğunu gördü, gereksiz birkaç laf kalabalığının ardından garip maddeye dokunmuştu. Büyük bir hızla içeri düştüğü andan birkaç saniye sonra toplantı yapan büyücülere baktı. Zümrüt yeşili gözler her birini tek tek inceliyordu, saklanan silüeti ise bizzat tanıyordu. Birkaç saniye sonra olayı bildiğinin farkına vardı, Wood'un Wigtown'a yaptığı ani saldırıların en basitlerinden biriydi. Değişen görüntünün üzerine Dolohov'a doğru yürüyen Salamander'ın hiç tutamadığı ağzını açmaya çalışmasına şahit oldu. Wood'un obliviate'i ise daha önce görmediği kuvvetteydi. Serpent gözlerini büyücüye dikti, diğerlerinin adım adım cisimlenmesinden sonra yaptığı anti cisimlenme büyüsünün bölgeyi nasıl etkilediğine şahit oldu. Sonrasındaki katliamı da izlemek isterdi, fakat yavaş yavaş ayaklarının yerden kesilmesi bu isteği yarıda kesti. Yerine yerleştiğinde ise zihnindeki düşüncelerin bir anafor gibi döndüğünü fark etti. Her biri öne çıkıp düşünülmeye çalışıyor gibiydi, fakat düzensiz nefesler alan Syrinx hakkındaki endişesi bu anaforu durdurdu. Soğuk elini onun ılık eline götürdü, parmaklarını onun parmakları arasına geçirdi. Bakışlarının ardından ona gülümseyen kızın dudaklarına küçük bir öpücük bırakmamak için kendini zor durdurdu. Diğer elini de kavrayan parmaklara izin verdi, eli kızın dizindeyken, kızın hızlı hızlı atan kalbinin yavaşladığını hissetti. Birkaç dakika sonra verilen ödevi yazan Jake'e baktı, ellerini Syrinx'ten ayırmak istemediği bir gerçekti. Dersin bitmesi üzerine çantasını tek eliyle kaldırıp omzuna geçirdi, kızı yönlendirerek iki bedeni de koridora taşıdı. Omuzundaki başı hissettiğinde kestane rengi saçlara bıraktığı küçük öpücük, her şeyin şimdilik yolunda olduğunun göstergesiydi. Aklında ise Wood vardı, onu bertaraf etmenin zor olacağının kanıtını düşünselinde görmüştü. Fakat bunu başarabileceğinden şüphesi yoktu. Tıpkı diğer tüm Slytherin'ler gibi...

Olağanüstü // 25

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
IV. Sınıf / I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: