Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 IV. Sınıflar I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Juanita A. Vargas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 685
Kayıt tarihi : 18/09/10
Lakap : Afro bacı.

MesajKonu: IV. Sınıflar I. Ders   Çarş. Eyl. 22, 2010 1:37 pm

Dersin Konusu : Görünüm değişimi.
Dersin Profesörü : Irine Lina.
Ders Zamanı / Hava Durumu : Günün son saati / Sisli.
Dersin İşlendiği Yer : II. Kat - Biçim Değiştirme Dersliği.
Dersin İşlenişi : Cismi tavuğa çevirme.
Sınıfım Durumu :

Profesör Lina normal ders saatinin aksine birkaç dakika geç geliyor sınıfa. Sınıf karşısında yeni bir öğretmen gördüğünde şaşırıyor. Lina kendisinin ardından kapıyı kapatıyor ve masasına doğru ilerliyor. Kıyafetinin cebinde duran asasını, kitapları masasına bırakarak sınıfa dönüyor. İki elini birbiri ile kavuşturuyor ve sınıfta sıraların arasında dolanmaya başlıyor. Bir süre sessizce öğrencilerin bakışı altında sıraların arasında dolaştıktan sonra tahtanın önüne geliyor. Oldukça genç olması göze çarpıyor Profesör’ün. Diğer Profesör’e ne olduğu da merak konusu tabii. Sınıfın hafif fısıldaşmalarını sonunda söze başlayan Profesör’ün sesi bölüyor.

“Merhaba. Ben yeni Biçim Değiştirme Profesörünüz, Irine Lina. Sınıfta bazı katı kurallarım vardır. Asla izinsiz konuşamazsınız. Dersime benden sonra girenleri sınıfa almam.”

Öğrenciler Profesör’ün bu kadar genç görünmesine rağmen böyle katı bir şekilde konuşmasını ilginç buluyorlar. Profesör öğrencilerin ona oldukça meraklı bakışlarına aldırmadan sözüne devam ediyor. Ama bu sefer konuşmadan önce masasına bıraktığı asayı ellerinin arasına alıyor.

“Son olarak asla ama asla benim sizi bir konuda affedebileceğimi düşünmeyin. Nitekim en ufak hatanızı bile göz ardı etmem.”

Oldukça katı olduğunu belirten konuşması bittiğinde az önce eline almış olduğu asasını ufak bir el hareketi ile sallamasıyla beraber tüm öğrencilerin masasında beliren kafeslerin üzeri kapalıydı. Kafeslerin üzerinde ki örtüye yeltenmeye çalışanları görüyor ve sınıfa ilk uyarısını veriyor Profesör.

“Asla ama asla ben söylemeden malzemeleri karıştırmayınız.”

Profesör’ü dinleyen öğrenciler yavaşça arkalarına geri yaslanıyorlar ve bir şey olmamış gibi Profesör’ü izlemeye devam ediyorlar. Profesör, öğrencilerine büyü yapmalarını söylemeden önce büyü ve önlerindeki malzemeler hakkında bilgi veriyor.

“Evet, dersimize dönecek olursak; önünüzde gördüğünüz kafeslerin içerisinde birer fare bulunmaktadır. Kafesleri açmadan ve büyüyü uygulamadan önce Biçim Değiştirme ile ilgili biraz konuşmak istiyorum. Bildiğiniz üzere biçim değiştirme; bir cismin görünüşünü, büyüklüğünü, şeklini ve biçimini değiştirmektir. Sizin yapabildiğiniz büyüler önlerinizde ki farenin sadece dış görünüşünü değiştirebilir. Yani dediğim gibi o görünüşte farklıdır fakat düşünme kapasitesi bir farenin düşünebileceği şekildedir. Şimdi. Önlerinizde ki fareleri söyleyeceğim büyülü sözlerle birer civcive dönüştüreceksiniz. Aslında dönüştüreceğiniz şey tam olarak tavuk fakat biraz daha küçük bir boyutta olduğu için civciv diyoruz. Evet büyülü sözleri söylüyorum; Pullus. Tekrar ediyorum; Pullus. Söylerken ekstra bir şeye gerek yok. Sadece odaklandığınız şey sevgiliniz veya arkadaşınız değil fare olsun, yeter.”

Profesör sınıfın da sihirli sözcükleri tekrar etmesini istiyor. Yerin geçerek bir asa hareketiyle kafeslerin üzerinde bulunan örtülerin kaybolmasını sağlıyor. Bazı öğrenciler gördükleri beyaz fareler sayesinde bir anda irkiliyorlar. Profesör olanları masasından izlerken başarılı olan öğrencilere sadece hafif yüz siması sunuyor. Sınıfın çoğu büyüyü tam olarak ilk denemede başaramıyor. Herkes büyüsünü bitirdikten sonra Profesör ayağa kalkıyor.

“Tebrikler. Hepiniz çok başarılıydınız. Umarım diğer dersimizde böyle başarılı geçer.”

Sözlerinin ardından kolunda ki saatine bakıyor ve dersin bitmesine bir on dakikanın daha olduğunu görüyor. Bir anlık tereddütten sonra kararını sınıfa söylüyor.

“Dersin bitmesine bir süre daha var. Ders bitiş zili çalana kadar sınıfta serbestsiniz. Fazla gürültü yapmamak şartı ile. Aksi takdirde sözlüden geçmek zorunda kalırsınız.”

Sert tutumunu devam ettiren Profesör son on dakika boyunca tekrar öğrencilerini izliyor. Hepsinin nasıl bir karaktere sahip olduğunu anlamaya çalışıyor. Kimi Slytherin’liler bölümlerinin sahip olduğu yılanlar gibi sinsi ve kurnaz… Kimi Gryffindor’lular bölümünün ambleminde ki aslan gibi cesur ve atılgan. Kimi Ravenclaw’ler kartallar gibi zeki ve özgür. Kimi Hufflepuf’lılarsa sessiz sakin fakat başarılılar. Her birinin bölümlerine gerçekten büyük uyum sağladığını görüyor Profesör. Seçmen Şapkanın işini gerçekten iyi yaptığını düşünüyor. Dersin sonuna gelindiğinde Profesör sınıfı boşaltmalarını söylüyor.

“Ders bitmiştir. Çıkabilirsiniz.”

Tüm öğrenciler gittikten sonra asasını ve kitaplarını alarak o da sınıftan ayrılarak odasına gidiyor.

*Ödev verilmedi.
*Derste herhangi bir olumsuz olay yaşanmamıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Xavier William Allison
Bakanlık Müsteşarı
Bakanlık Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 2191
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 24
Lakap : Will,Xavi

MesajKonu: Geri: IV. Sınıflar I. Ders   Cuma Ekim 01, 2010 5:28 pm

Günün son dersine girebilmek için büyük adımlarla biçim değiştirme dersliğine doğru yürümeye başladım. O kadar çok mutluydum ki sonunda bugünü de atlatabilmiştim. Yoğun ve sıkıcı teorik dersler beni fazlasıyla bunaltmıştı, ben heyecan isteyen tiplerdendim ve hareketi severdim, bu benim belki de doğamda vardı. Mitoloji hariç hiç bir teorik dersi sevmiyordum, çünkü hepsi insanı fazlasıyla bunaltıyordu. Mitoloji ise bambaşkaydı, o efsanevi olayları anlatırdı ve ilgileri çekerdi, belki de teorik olmasını bu yüzden seviyordum. Kafam dersler arasında bir gidip bir gelirken sonunda bugünkü son dersin Biçim Değiştirme olduğunu fark ettim ve bundan büyük bir keyif aldım, sonunda hareketli bir derse girebilecektik işte. Adımlarımı koridorlarda ilerletmeye devam ederken havanın baya bir sisli olduğunu fark ettim, pencereye doğru yavaşça yaklaştım ve dışarıya şöyle bir bakındım. Karagölün yan tarafında bulunan yüz yıllık yeşil ağaçlar dışında hiç bir şey görünmüyordu sanki etrafa görünmez bir büyü yapılmıştı. Pencereden yalnızca ağaçlar görünüyordu ve etraf çok sessizdi. Kendimi bir kuyunun içerisinde gibi hissettim, kimse sesimi duymuyordu ve ne yapacağımı bilmiyordum, kuyudan çıkmaya çalışıyordum fakat her yer kapkaranlıktı, tırnaklarımın keskinleştiğini görebiliyordum, taşları oymaktan bu hale gelmişlerdi belki de. Dışarıda olsam kesin bu duyguları hissederdim diye kafamda şöyle bir düşünce geçti ve ardından derse gitmem gerektiğini fark ettiren kolumdaki gümüş saatin alarmı çalmaya başladı ve derse kesinlikle geç kalmak istemiyordum. Yeni gelen biçim değiştirme profesörü derse geç kalmak gibi şeylerden hoşlanmayabilirdi ve profesörün gözünde asla olumsuz bir etki bırakmak istemezdim. Hızlıca adımlarımı dersliğe doğru yönlendirdim ve sonunda ikinci kata çıkmayı başarabildim. Dersin başlamasına az bir süre kalsa da karşımdan geçen arkadaşlarıma göz kırparak karşılık verdim ve ardından uzun koridora doğru yürümeye başladım. Koridor her ne kadar uzun olsa da derslik fazlasıyla yakındı. Derse geç kalmamış umuduyla sınıfa doğru ilerlerken birden Brandon'un yanımdan geçtiğini fark ettim ve ardından kolunu tutarak konuşmaya başladım. Epey bir yorulmuştu sanırım, nefes nefeseydi de diyebilirim. '' Dostum! Beni bekle! Bu ne acele? '' dedim. Tuttuğum kolunu yavaşça serbest bıraktıktan sonra Brandon ile sınıfa doğru yürümeye başladım. Hızlı hızlı nefes alıp veriyordu, sanırım oldukça uzak bir yerden gelmişti, kim bilir belki de Eritheia ile bir yerde buluşmuşlardı, buluştukları yer belki de dersliğe uzak olabilirdi. Brandon, sınıfın kapısını hızla içeriye doğru iterken bende profesörün sınıfta olmamasını diliyordum ve sonunda da umduğum gerçekleşmişti, profesör henüz sınıfa gelmemişti ve bende neredeyse mutluluktan havalara uçacaktım, sonunda bir dersten azar işitmeyecektim. Oldukça hareketli ve haylaz yapım umarım profesörün gözüne olumsuz bir etki bırakmazdı, çünkü ben böyle bir öğrenciydim ve hiç bir zamanda değişmeye niyetim yoktu. Sınıfa girmenin verdiği mutluluk ile kendime boş bir masa aradım, aramalarım saniyelerimi almamıştı ve orta sıralardan kendime boş bir masa seçtim ve hızla yerime oturdum. Yanımda oturan Brandon ile muhabbet etmeye devam ederken birden sınıfa profesörün geldiğini fark ettim ve ardından Brandon ile olan konuşmamızı yarı bölerek profesörü izledim. Oldukça güzel ve seksiydi, bir erkeğin başına döndürebilecek kadar bir güzellik vardı, onunla evlenmek müthiş olurdu bence. Kendimi derse vermem gerektiğini fark ettim, bu arada profesörün dudaklarına doğru odaklandım, gerçekten çok güzeldi, tapılacak bir kadın gibiydi. Benden büyük olan bu kadınlara ilgim acaba beni nerelere sürükleyecekti. Kafam allak bullak olmuşken önümde duran kitabı elime doğru aldım ve sayfaları karıştırmaya başladım. Profesör de bu arada sınıfta sıraların arasında geziniyordu, bir dakika sonra konuşmaya başlayacaktı, bundan kesinlikle emindim, tüm ders boyunca susacak hali yoktu ya. Profesörün konuşmasını büyük bir heyecan içerisinde bekliyordum, bu arada profesör sınıfın içerisine doğru girerken birden elindeki asasını masasının üzerinde olan kitaplarının üzerine bırakmıştı, neden bıraktığına bir türlü anlam verememiştim. Düşünmeye devam ediyordum, eski biçim değiştirme profesörümüze ne olmuştu, neden gitmişti, henüz ondan bir haber alamamıştık, bu okulda oldukça ilginç şeyler yaşanıyordu. Profesörlerin böylesine birden bire kaybolmaları hiç hayra alamet değildi. Yeni gelen profesörümüz tahtanın önüne doğru gelirken bende tüm dikkatimi profesöre doğru verdim ve ardından konuşmasını beklemeye başladım. Oldukça genç bir profesördü ve ilgimi çekmeyi başarabilmişti.Her zamanki gibi yine bir giriş konuşmasıyla karşı karşıya kalmıştık. Profesörün öncelikle ne profesörü olduğundan bahsetmişti, ardından da isminin ne olduğunu söylemişti. Profesör konuşmasına devam ederken ses tonunu biraz ciddileştirmişti, bazı katı kurallardan bahsediyordu, bu kurallar benim epey bir ilgimi çekmişti. Katı kurallar derken? İlk cümlesi izinsiz konuşmakla alakalıydı, aslında bu benim çok yaptığım bir davranıştı, bu nedenle kendime engel olmalıydım, aslında söyledikleri şeyler diğer dersler içinde geçerliydi fakat her profesör aynı derecede ciddi olmuyordu, bu genç profesör epey bir kafamızı yakacaktı. İkinci kuralı ise kendinden gelen öğrencileri, derse asla kabul etmemekti, bu konuda epey bir dikkatli olmalıydım, derse geç kalmayı zaten sevmezdim, bu nedenle derse gelirken hızlı davranmıştım. Profesör cümlesini bitirirken kafamda bazı soru işaretleri kalmıştı, bu kadar genç bir profesörün bunları söylemesi hayli bir ilginçti, amcam Horace bunları kolaylıkla söyleyebilirdi sonuçta tecrübeli bir profesördü ama şimdi böylesine genç ve bir o kadar çekici bir profesörden bu sözleri duymak oldukça ilginçti, böyle bir konuşma yapacağını hiç tahmin etmemiştim. Profesöre doğru bakmaya devam ediyordum, halinden pek bir memnun gibiydi, olduğu yerden uzaklaşarak masasının üzerine bıraktığı asasını tekrar eline aldı ve ardından konuşmasına devam etti. Profesörün ağzından çıkan o cümleler sanki bir zehirli bir dikeni andırıyordu, o kadar ciddi konuşuyordu ki en ufak hatamızı bile affetmeyeceğini söylüyordu, anlaşılan bu kadın acımasız bir profesördü, onu gelip geldiğine bin pişman edecektik. Bizde onun en küçük hatasını kollayacaktık ve peşini bırakmayacaktık. Oturduğum yerde sinirli bir biçimde etrafı seyrediyordum, belki de profesörün üzerimde yarattığı bu olumsuz etkiyi karşımdaki boş duvarlara fırlatmak istiyordum. Derse odaklanmaya çalışmalıydım yoksa dersten kaçıracağım her bir dakika benim aleyhime işleyecekti ve sınavda da zorlanacaktım, bu nedenle üzerimde olan bu siniri bir kenara attım ve kendimi derse odaklamak için sakin olmaya çalıştım. Bu arada profesör de eline almış olduğu asasının ufak bir el hareketi ile salladı ve ardından tüm masaların üzerinde kafesler beliriverdi. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı, bu kafesler nasıl birden bire buraya gelmişlerdi, büyüye gerçekten bayılıyordum. Kafeslerin üzerinin örtülü olması dikkatimi çekmişti, içinde ne olduğunu çok merak ediyordum, acaba nasıl bir yaratık vardı ya da neyi neye dönüştürecektik, bu ders fazlasıyla ilgimi çekmişti ancak profesörün ilgimi çektiği pek söylenemezdi, onun dersi olduğundan dolayı nefret ediyordum. Öğrencilere karşı çok anlayışsızdı, durumumuzdan anlamayan yaşlı, bunak bir profesör gibiydi. Amcam bile bu profesörden daha iyiydi, en azından o bizleri anlıyordu, gençtik ve eğlenmek hakkımızdı. ' En ufak hatamızı bile affetmezmiş! ' Her cümlesi kafamda yankılanıyordu ama ben bu söylediklerine yalnızca gülerek geçip gitmiştim, kafamı yoğunlaştırmam gereken başka konular vardı, acaba bugün hangi büyüyü öğrenecektik? Profesör konuşmasına devam ederken asla kendisi söylemeden malzemelerini karıştırmamasını istiyordu, sanki biz gidip onun malzemelerini karıştıracaktık? Gerçekten kendini beğenmiş, küstah ve bir o kadar anlayışsız bir profesördü, onunla aynı ortama girmek bile rezil bir durumdu. Nefretim gittikçe artıyordu. Profesör cümlesini bitirdikten sonra bende yavaşça arkama doğru yaslandım ve hiç bir şey olmamış gibi profesörü izlemeye devam ettim. Aradan saniyeler geçmişti ki profesör tekrardan konuşmaya başladı, tüm dikkatimi önümdeki kafese doğru verdim ve kulaklarımı profesöre odakladım. Profesörün dediğine göre bu kafeslerin içerisinde birer fare bulunmaktaymış. Fare mi? Oldukça eğlenceli bir ders geçicekti sanırım. Profesör kafesleri açmadan ve büyüyü uygulamadan önce biçim değiştirme hakkında biraz konuşmak istediği söyledi ve ardından konuşmaya başladı.'' Bildiğiniz üzere biçim değiştirme; bir cismin görünüşünü, büyüklüğünü, şeklini ve biçimini değiştirmektir. Sizin yapabildiğiniz büyüler önlerinizde ki farenin sadece dış görünüşünü değiştirebilir. Yani dediğim gibi o görünüşte farklıdır fakat düşünme kapasitesi bir farenin düşünebileceği şekildedir. '' Profesörün dediklerini aklıma birer birer not aldıktan sonra şöyle bir kafamı yokladım ve biçim değiştirmenin yalnızca dış görünüşü değiştirmek için kullanıldığını öğrendim ve ardından profesörü dinlemeye devam ettim. Profesörün dediğine göre şimdi de önümüzdeki bu fareleri büyülü sözlerle birer civcive dönüştüreceğiz, aslında dönüştüreceğimiz şey tam olarak bir tavuk fakat profesör civcivin boyutu daha küçük olduğu için bu fareleri civcive dönüştürmemizi istiyordu. Profesörün yapacağımız şeyi söyledikten sonra o büyülü sözleri söylemeye başladı. '' Pullus. '' Profesör bu büyülü sözleri bir kaç kez tekrarladıktan sonra büyüyü yaparken ekstra bir şey yapmamıza gerek olmadığını söyledi, önemli olan tek şeyin önümüzde duran cafesin içerisinde bulunan fare olduğunu söyledi ve ayrıca odaklanacağımız şeyin sevgilimiz ve arkadaşımız olmamasını istedi, odaklanacağımız tek şey fare olacaktı. Profesör tüm sınıfa büyülü sözcükleri tekrar ettiriyordu ve tabi ki bu sınıfın içerisinde bende vardım. Bir kaç kez büyülü sözcüğü tekrarladım. '' Pullus. '' Odaklanmaya çalışıyordum. '' Pullus. '' Büyülü sözleri tekrarlamaya devam ettim, bu arada profesör yerine doğru geçiyordu, profesör elinde asasını yavaşça hareket ettirdikten sonra kafeslerin üzerinde bulunan örtü bir anda yok olmuştu, örtünün yok olmasından sonra karşısında beyaz bir fare gören bir kaç geri zekalı çocuk bir anda irkilmişlerdi, ben ise hiç bir şey hissetmemiştim, altı üstü bir hayvandı ve eski arkadaşım olan Jane'nin hamsterına çok benziyordu, şirin bir fareydi ama onu dönüştürmek zorundaydım. Belime koyduğum asamı yavaşça dışarı çıkardım. Ardından elimdeki asayı hızla önümde fareye doğrultarak ona doğru odaklanmaya başladım ve ardından '' Pullus! '' dedim fakat ne yazık ki başarısız olmuştum ve tekrar deneyecektim, fare olduğu yerde duruyordu, arada sırada kafeste çıkardığı ayak seslerini duyabiliyordum. Tekrar elimdeki asamı önümdeki o beyaz şirin fareye doğru odakladım ve ardından '' Pullus. '' dedim. Sonunda başarmıştım, fareyi bir civcive dönüştürmüştüm. Civciv sapsarıydı ve çok şirindi ancak unutmamalıydım ki aslında bu civcivin düşünme kapasitesi bir farenin düşünme kapasitesiydi yani dış görünüş olarak birbirlerinin yerine geçmiş gibiydiler, oldukça ilginç ve sıra dışıydı. Biçim değiştirmeyi sevmeye başlamıştım. Yan tarafımda oturan Brandon elindeki asasıyla büyülü sözleri söylerken ben çoktan önümdeki fareyi bir civcive dönüştürmüştüm. Başarının yarattığı gülümseme oldukça keyifliydi, çok mutluydum, belki de bu mutluluk kelimelerle anlatılamazdı. Büyük bir keyifle etrafıma bakınıyordum. Bu arada bazıları hala büyüyü deniyorlardı, bazıları ise çoktan pes etmişlerdi. Ben başarmıştım ve başardığımdan dolayı da büyük bir keyif duyuyordum. Dersin bitmesine çok az bir zaman kalmıştı. Bende elimde tuttuğum asamı tekrar belime koydum ve profesörün konuşmasını beklemeye başladım. Aradan beş dakika geçiyordu ki profesör hızla konuşmaya başladı ve bende tüm dikkatimi profesörü doğru verdim. Profesör öncelikle konuşmasına herkesi tebrik ederek başladı, daha sonra hepimizin başarılı olduğunu söyledi ve diğer derslerimizin de yine aynı şekilde başarılı geçmesini diledi. Profesörün bu iyi dileklerimi sinirimi bir nebze olsun geçirmişti. Profesörün söylediklerine tatlı bir gülümsemeyle karşılık verirken profesör kolundaki saatine baktı ve ardından konuşmasına devam etti.“Dersin bitmesine bir süre daha var. Ders bitiş zili çalana kadar sınıfta serbestsiniz. Fazla gürültü yapmamak şartı ile. Aksi takdirde sözlüden geçmek zorunda kalırsınız.”Dersin bitmesine az bir süre vardı ve bende bu süreyi Brandon, Eritheia, Alessia ve Jacob'la geçirebilirdim. Yavaşça yerimden kalkıp Brandon'un yanına doğru ilerledim ve konuşmaya başladım, anlaşılan mitoloji dersinde heyecanlı şeyler yaşanacaktı, Brandon'un söyledikleri hoşuma gitmeye başlamıştı, oldukça eğlenceli bir ders geçecekti sanırım, büyük bir heyecan içerisinde o dersi bekleyecektim, acaba neler olacaktı, çok merak ediyordum. Brandon, Eritheia ve Pierretta'nın kafasından sinsi planlar geçiyordu ancak bu planların hepsi bir komedi sahnesini andıracaktı. Brandon ile konuşmaya devam ederken birden profesör konuşmaya başladı ve bizde konuşmamızı yarım bırakmak zorunda kaldık.“Ders bitmiştir. Çıkabilirsiniz.”Sonunda bu dersi de atlatabilmiştik. Biçim değiştirme dersi ilgimi çekmeyi başarabilse de dersin profesörü hakkında aynı şeyi düşünmüyordum. Brandon'un yanından ayrılarak masamda hızlıca toparlandım ve ardından Brandon ve Eritheia'ya elimle kapıyı işaret ettim. Yerimde hızlı bir şekilde toparlandıktan sonra kapıda duran Eritheia ve Brandon'un yanlarına doğru yürümeye başladım. Sınıftan çıkmanın verdiği huzur gerçekten bambaşkaydı, şimdi ne yapacaktım? Günün son dersini de böylece atlatabilmiştim. Eritheia ve Brandon koridorun içerisinde birbirleriyle konuşurlarken bende onların konuşmalarına eşlik ettim. Onların aşkları bambaşkaydı, bizim aşkımız ise artık bir efsane dönüşmüştü...

~ 22
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: IV. Sınıflar I. Ders   Çarş. Ekim 06, 2010 8:28 am


    Sessiz göl kenarı, diğer bütün öğrencilerin sorunlarını dinlediği gibi, Mel'inkileri de sonu olmayan bir cömertlikle dinliyordu. Hoştu, en azından herhangi bir cevap vermiyor, bunaldığını gösteren bir hareket yapamıyordu. Bu yüzden bu derin ve karanlık suların yamacına gelmiş ve bir saati aşkın bir süredir oturmaktaydı. Hemen yanında Luxor, sıkılmış bir ifadeyle cübbesini tırmalıyordu, burada olmak onu rahatsız etmişti. Ama onun bu çaresiz ve kendisine etki etmeyen girişimlerini göz ardı etti. Önünde açmış olduğu kitaba bir kere daha dönüp, son on dakikadır aynı yerde kaldığını fark etti. Okumaya çalıştıkça duraksıyordu, kafasında döner birçok düşünce, vızıldayan sinek sürüleri gibi yakasını bırakmıyorlardı. Birçok surat geçiyordu zihninden; ölmüş anne-babası, o gün kendisi ile şaşırtıcı bir diyaloğa girmiş olan Marques, Hell kızları... Yakalayabildiği görüntüler bunlardı. Bugün için kendine fazla yüklendiğine karar vererek sayfalarının üstü karalama ve notlarla doluşmuş kitabı kapatarak bir yana bıraktı. Günün sonu yaklaşıyordu, girmesi gereken son bir ders kalmıştı. Güneşten eser yoktu, hava sisli ve kapalıydı. O yüzden de kendisi dışında kimse yoktu gölde. Son derse geç kalmamak için, diğer bir yandan da Luxor'un bu kasvetli havadan daha da sinir bozucu duruma geldiğini fark ederek kitabını ve etrafa yayılmış parşömen parçalarını toplayarak kolunun altına sıkıştırdı. Kedi, gideceklerini anlamış, çevik bir hareketle fırlayarak Mel'e ön ayak olmuştu. Hogwarts'a biraz daha yaklaşınca, boğucu sislerin arasından devasa taş şato göz kırpmaya başlamıştı. Bir süre sonra, Luxor'u da Ravenclaw Ortak Salonu'na bırakmış, ikinci kata ulaşmaya çalışıyordu. Biçim Değiştirme için yeni bir profesör geldiğini duymuştu, aklının düşüncelerden arınmış küçük bir kısmı, onu daha önce hiç görmediğini fark etti. Hızlı adımlarla ikinci kat koridorunun başına vardığında, nemli koridorlarda ilerleyerek dersliğin kapısına geldi ve içeri girdi. Birçok öğrenci vardı içeride, profesör henüz gelmemişti. Küçük bir bakış atarak kimlerin olduğunu zihnine kazıdı. Ama bu haliyle kimsenin yanına gitmeyecekti, zaten herkes ondan köşe bucak kaçmaya çalışıyordu. Kimse üzüntü dolu bir ortama gelemiyordu. Hele bu ortamda ölümün verdiği tecrübenin kırıntılarından varsa...Bu yüzden, arka sıralardan birine doğru ilerleyerek kitaplarını koydu genç kız. Profesör hala gelmemişti, sınıfa bir uğultu halimdi şimdi. Büyük ihtimalle yeni profesör -eğer bu yalan bir dedikodudan ibaret değilse tabi- yine yaşlı olmalıydı. Biçim Değiştirme kolay değildi ve uzmanlıkla birlikte uzun seneler yılmadan çalışma gerektiriyordu. Sonunda, sınıfın kapısı açılır ve içeriye kafasında oluşturduğu görüntüye tamamen tezatlıkla oldukça genç bir bayan girdiğinde, Mel iki şeyin farkına vardı. Birincisi, evet, dedikodular doğruydu, profesör değişmişti. Ve ikincisi hayır, bu kadın hiç de yaşlı değildi. Bu kadar genç bir yaşta bu dersi çözebilmiş olmak, güzeldi. Ravenclaw mezunu olabilir miydi? Profesörü baştan aşağıya inceleyerek kararını verdi, giyiniş tarzı güzeldi ve yüzüne yapmış olduğu hafif ve abartısız makyajı, onu daha güzel gösteriyordu. Profesör ilk olarak eşyalarını kendi masasına bıraktı ve bir yandan sınıfı süzerken, bir yandan da sıraların arasında dolaşmaya başladı. Sessizliğini korumaya devam ediyordu, bu öğrencileri daha da meraklandırmıştı. Sınıfın içinde gezen fısıltıların ana başlığını anlamak o kadar da zor değildi. Profesör en sonunda dersliğin tam önüne geçerek ilk sözlerini sıraladı. Bu tabii ki bir tanıtım ve açılış konuşmasıydı. Ama ilk cümleler, sert bir üslupla ve katı kurallarla son bulmuştu. Öğrenciler bir anlık sessizliğin ardından, anlamlı gözlerle birbirlerine bakıyorlardı. Ama kurallar Mel için sorun değildi. Elini uzatarak masasında bulunan asasını alarak tekrar sınıfa döndü. ''Son olarak asla ama asla benim sizi bir konuda affedebileceğimi düşünmeyin. Nitekim en ufak hatanızı bile göz ardı etmem.'' Vay, gerçekten de fazla sıkıydı bu kadın. Ama bu genç yaşında buralara gelebildiyse, böyle olması da gerekirdi tabi. Sıkı bir çalışma ve uykusuz geçen geceler. Geleceği şekillenmeye başlamıştı bir an gözünde. Kendi de böyle olmalıydı; taviz vermeyen ve disiplinli. Sözlerini bitirdiğinde, asasını yavaşça salladı ve birden tüm sınıfın sıralarının üstlerinde, üzeri kapalı olduğu için içini göremedikleri kafesler belirdi. Bu muhtemelen bir hayvan ya da onun gibi bir şey olmalıydı, biçimini değiştirmeyi deneyeceklerdi. Şimdiden heyecanlanmaya başlamıştı genç kız. Şimdiye kadar canlı bir nesneyi dönüştürmemişlerdi, bu ilk olacaktı. Elini asasına götürdü ve onu cübbesinin cebinden özenle çıkararak sıranın üstüne, büyük kafesin yanına koydu. Kafesin içinde fare vardı demek. Bunu duyunca kafesten biraz uzaklaşmaktan kendini alamadı. Profesör sınıfa ilk saniyede girdiği keskin ses tonuyla konuşmasına devam etti. ''Bildiğiniz üzere biçim değiştirme; bir cismin görünüşünü, büyüklüğünü, şeklini ve biçimini değiştirmektir. Sizin yapabildiğiniz büyüler önlerinizde ki farenin sadece dış görünüşünü değiştirebilir. Yani dediğim gibi o görünüşte farklıdır fakat düşünme kapasitesi bir farenin düşünebileceği şekildedir. Şimdi. Önlerinizde ki fareleri söyleyeceğim büyülü sözlerle birer civcive dönüştüreceksiniz. Aslında dönüştüreceğiniz şey tam olarak tavuk fakat biraz daha küçük bir boyutta olduğu için civciv diyoruz. Evet büyülü sözleri söylüyorum; Pullus. Tekrar ediyorum; Pullus. Söylerken ekstra bir şeye gerek yok. Sadece odaklandığınız şey sevgiliniz veya arkadaşınız değil fare olsun, yeter.” Hah. Bu cümleye gülmemek için kendisini zor tuttu. Sevgili veya arkadaş? Kimi vardı ki? Hepsi önemsizdi onun için. Hepsi aynı et parçalarıydı. Büyülü kelimeyi kendi kendine tekrar etmeye başladı. Pullus. Biçim Değiştirme yeteneğini şimdiden merak ediyordu, diğer derslerde gösterdiği başarıyı burada gösterebilecek miydi? Profesör, tek kelime daha etmeden masasına doğru ilerledi ve yavaşça oturdu. Asasının tek bir hareketiyle de kafesin üzerindeki tüm örtüleri kaldırmıştı. Beyaz fareler ortaya çıkarak birkaç kızı ürkütmüşlerdi, alaylıca güldü onlara. Fareler, sanki kaderlerini hissetmiş gibi kafesin içinde oradan oraya hızlıca koşuyorlardı. ''Kusura bakma..'' Çaresiz bir hareketle kaşlarını oynattı ve sırasını biraz daha geriye iterek kendisine ayrılan alanı genişletti. Derin bir nefes alarak asasını eline aldı. Tılsım dersinde öğrendiği gibi, her şey otoritede bitiyordu. Asana söz geçirebilmen ve kendinden emin olman lazımdı. Boğazını temizleyerek emin çıkmasını istediği bir sesle büyüye başladı. Hiçbir şey olmamıştı, yılmadan asasını eski konumuna getirerek ve sesini biraz daha yükselterek kelimeyi söyledi. ''Pullus.'' Fare, bir an için hareket etmeyi bırakmış ve olduğu yerde donakalmıştı, ama bir süre sonra tekrar çözünerek hareketliliğine devam etti. Neredeyse olmak üzereydi demek ki. Bir kere daha, bu sefer neredeyse sinirle, asasını çekti ve hızlıca kafese doğrulttu. ''Pullus!'' Fare deminki gibi tekrar yerinde donakaldı. Ama bu sefer, bir iki saniye geçmesine rağmen çözülmemişti. Birden, uzun kuyruk ve beyaz tüyler giderek, farklı bir görüntü ortaya çıktı. Beyaz kürk, yerini yarı tüylere, büyük dişler ise küçük, şirin bir kafa olmuştu şimdi. Karşısında duran küçük civciv korkak bakışlarla etrafına bakıyordu. Gerçi onun, içinde hala fare olduğunu biliyordu. Küçük garip seslerin yerini civcivinkiler almıştı. Sınıfa bir göz gezdirerek yapmayı başaran nadir kişilerden biri olduğunu fark etti. Diğerleri hala, önlerindeki yarı fare yarı civcivle debeleniyorlardı. Birden gözleri profesörü aradı, göz göze geldiklerinde profesörün hafif yumuşak bir yüz ifadesiyle kendisine bakmakta olduğunu anladı, gözlerindeki onayı görebiliyordu. Kadının ciddiyetini bir kenara bırakarak ona gülümsedi. Bir süre sonra, sonunda herkes yapabilmişti. Profesör de bunun farkına vararak ayağa kalktı ve sınıfın ortalarına doğru ilerledi. ''Tebrikler. Hepiniz çok başarılıydınız. Umarım diğer dersimizde böyle başarılı geçer.'' Öğrenciler çıt çıkmadan profesöre bakıyorlardı. Dersin sonu da yaklaşmış olmalıydı. On dakikanın kaldığını belirten profesör, sessiz kalmalarını talep etti. Tabii kelimelerindeki küçük tehdit gözlerden kaçmıyordu. Kalan son on dakikayı da bu akşam için plan yaparak geçirdi. Belki sıcak bir duş. Zaman dolunca, profesöre hafif bir selam vererek derslikten dışarı çıktı. Hava kararmaya başlamış, koridorlardaki meşaleler yakılmıştı. Adımlarını Ravenclaw Kulesi'ne doğru çevirdi.
~24

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: IV. Sınıflar I. Ders   Paz Ekim 10, 2010 11:06 am



    Gözlerim kapalı ve düşüncelerim oldukça silikti. Karanlığın yardımcı olacağını düşünerek bir süre öylece kalsamda görüntüler belirmekte zorlanıyordu. Derin bir nesef alıp göz kapaklarımı açtım. Sağ kolumu kitaplardan kalan boşluğa dayamış ve başımı desteklemek için oraya koymuştum. Yavaş yavaş doğrulurken halsizleştiğimi hissediyordum. İki kitaplık arasında bir süre daha raflarda gözlerim, parmaklarım dolaştı. Neden bulamıyordum? Aradığım kitabın yasak bölmede olma ihtimalini bir süre tartarken oflayarak iki elimi belime koydum. Sağa ve sola bakışlarım hızla kayarken ortada durmuş hala aramakla meşguldüm. Pes ettiğimde kitaplıkların arasından bezgin bir halde çıktım. Biçim Değiştirme Dersi için geç kalmak istemiyordum. Tılsımların önemli bir dalı olan Biçim Değiştirme ritüeli oldukça merağımı kabartıyordu. Animagus olmak için neler vermezdim. Dönüşüm geçirmek çoğu zaman aklımdan geçiyordu. Bunun için yıllarını vermiş büyücü ve cadıları tarihin tozlu sayfalarında okumuştum. Çok az sayıda animagus olan vardı. Belki de bu yüzden daha çok ilgimi çekiyordu. Az olan şeylere fazla önem veriyordum. Benim olmasını istemem de doğaldı. Kütüphanenin masaları boyunca tek düşündüğüm bir gün Animagus olacağım günün tasviriydi. Hangi hayvana dönüşüceğimi merak ediyordum. Adımlarım ağır ağır işlerken bunun için daha zamanın olduğunu kabullendim ve derse yetişmek adına biraz hızlandım. Koridora çıkıp tablolara göz atmadan merdivenlere doğru yöneldim. Biçim Değiştirme için profesörün ne hazırladığını tahmin etmeye çalıştım. Görsel bir ders olacağına emindim. Uygulama da olacaktı. Tek soru hangi büyünün öğretileceğiydi. Merdivenleri ikişer ikişer inerken ikinci katın koridorunu az daha geçiyordum. Hızını alamanın verdiği tepkiyle sol ayağım bir basamak indi ve geri çekerek koridora girdim. Koridorda ilk karşıma çıkan Serpent’i Jacob’un yanında ikisi sohbet ederken beklediğim gibi yanlarında Hell ikizlerini buldum. Adımlarımı yavaşlattım. Hala dışarı da olan öğrenciler olduğuna göre profesör derse girmemişti. Serpent’e doğru yöneldim ve beni fark ettiğinde yüzünde oluşan değişime gülümsedim. Birbirimizin varlığını hissetiğimizde olduğu gibi gözlerimiz birleşti ve bir an duygularımızın aktarımına izin verdik. Serpent’in konuşmaya devam etmesi ile benim koridor boyunca istikametim dersliğin kapısına doğr döndü. Gördüğüm tanıdık yüzlere laf atmaktan geri kalmadan adımlarıma iki üç kişiyi birden sığdırdım. Güzeller güzeli öğrenci başımız Ophélia, Fiore gibi bir çok Slytherin’in yanında tanıdığım Hufflepuff ve Ravenclawlara da selam verdim. Nedense Arcéne’nin yanından geçerken Gryffindorluları es geçme isteği hoşuma gitti. Sonuçta o da Serpent’in izinden giderken bazı ayrımları yapması gereken ben gibi geliyordu. İkilemde kalmak bu olsa gerekti. Yüzüme sade bir gülümseme oturtup içeri girdim. Her zaman oturduğum duvar tarafına doğru emin adımlarla ilerledim. Sondan ikinci sıraya oturdum ve cübbemin eteklerimi yere değmemesi için toparladım. Asamı sıranın üzerine çapraz koyarak üstüne çullanarak kollarımla örttüm. Çenemi kollarım üzerine yaslayarak içeridekileri ve yavaş yavaş derslikte yerini alanları izledim. Çok geçmeden Serpent yanıma oturduğunda hafifçe çenemi yerinden kaldırmadan ona doğru döndüm ve geldiğine sevindiğime dair gülümsememi biraz daha belirgin kıldım. Tekrar düz konuma geldiğinde herkes yerine oturmuştu. Tek duyulan bugünün dedikodularıydı. Konuşmalar gittikçe artarken dersin çoktan başlaması gerektiğini düşünüyordum. Profesör neden geç kalmıştı? Derken adım seslerini işittiğimde yavaşça sıramda doğruldum. Çenem olduğu yerde uyuşmuştu. Sağ elimle çenemi ovuştururken başım geriye dönük içeriye giren kadını süzüyordum. Bu sabah kahvaltıda profesörler masasına baktığıma emindim. Bu genç cadı okula birkaç saat ve hatta dakika önce gelmiş olmalıydı. Daha önce görmediğim kadını incelerken onun hakkında savlar ortaya atmaya çalıştım. Genç yaşına kıyaslama yapıyorum ablamdan ne kadar küçüktür? Birkaç yaş… Belki… Sıraların arasında gezinmesi ile daha yakından görme fırsatı bulduğum genç cadıya karşı sempatim gittikçe arttı. Peki diğer yaşlı sünepeye ne olmuştu? Alt dudağımı ısırark düşüncemden utandım. Neler diyordum? Ben iyi bir kızdım. Kendi kendime överkem bile buna inanmıyordum. Tam konuşmaya başlayacağını anladığım sırada elimi sıramın üzerindeki eğri duran asama uzatıyordum. Sert sözler kulaklarımı tırmalıyor ve ben bakışlarımı hızla profesöre çeviriyordum. Gerektiği bir etki bırakıyordu benim üzerimde. Katı kuralları olduğu oldukça açıktı. Derin bir soluk alıp göğsümün inip kalkmasına bakmadan kendimi yatıştımaya çalıştım. Karşımdaki kadından hoşlanmıştım. Irine Lina güzel isim! Tekrarladığımda daha da sevdim. Basit bir isimden haz alıyor değildim ama bunu yaşadığına inanmaktı hoş olan. Bakışlarım kadından etrafımdakilerde gezinirken profesör hakkında ne düşündükleri belli olmadığı sonucunu çıkardım. Kimi ilgiyle gözlerini açmıştı, kimi kolları birbirine bağlamış puffluyordu. İnsanları tatmin etmek zaten yeterince zordu. Omuzlarımı kaldırıp indirirken dersin devamı ile ilgilenmeye odaklandım. Profesör Lina neden bahsediyordu? Asla ama asla sözü ile irkilirken bakışlarım önümde duran kafes biçiminde bir nesneye çevrildi. Üzerinde örtü olmasına rağmen tellerin geçiş yerinde kalan izlerden onun kafes olduğunu anladım. Uyarılan çocukla birlikte elimi geri çektim. Erken davranmış olmanın verdiği etki ile sıraya sinerken Serpent gülüyordu. “ Asla ama asla dokunma Syrinx!” Ayağımla genç büyücünün bacağına hafif bir tekme atarken söyleniyordum. “ Aman ne komik!” Kollarımı birbirine bağlayıp göğsümün biraz aşağısına doğru öylece sarkıttım. Kafesin içinde fare olduğunu duyduğumda zaten örtüyü kaldırma isteğimde yok olmuştu. Fareler en haz etmediğim hayvanlardı. Bu sevimli tertemiz beyaz tüylü şeker mi şeker bir yapıda da olsa değişmezdi. Onlar tiksintirici hayvanlardı. Yüzümün buruşuk hali örtüler yok olduğunda daha da biçimsiz bir haldi. Beklediğim gibi beyaz fareler bana hiç cazip gelmedi. Başımı hafifçe kafesin içinde dolanan fareye doğru yaklaştırdım. İyi ki aramızda mesafe vardı. Kafesin parmaklıklarına dahi dokunmak istemiyordum. Konsantre olmak da sırf bu yüzden zor olabilirdi. Yine de profesör bizi büyüyü denemek için bıraktığımda asamı avcumun içinde sıkıca tuttum. Gözlerimi farenin üzerine kilitledim. “ Pullus!” Asamı hafifçe oynatmış ve ucunu neredeyse farenin burnuna sokuyordum. İçimden cılız bir güç koptuğunu anladığımda artık çok geçti. Büyünün fareye çarpışını sezmiştim ama etki beklediğim gibi değildi. Farenin boynundan yukarısı bir civciv kafasına dönerken gagası oluşmuş ama gerisinde beyaz tüyler ve uzun tiksindirici kuyruk yerli yerinde kalmıştı. Tanrım bu bir felaket! Dişlerimi birbirine değdirip kendimi sıkarken at adam misali tavuk fare boyutuna bakmak istemiyordum. Kusmanın son evresine gelmişken tekrar denemek için asamı sıkıca tuttum. Bu sefer olmalı, olmalı. Derin bir nefes Syrinx ve evet! “ Pullus!” Bütün düşüncem küçük bir civcive yoğunlaşmıştı. Tavuk olmasını istemiyordum. Şimdi gerekli olan sevimlilikti. Sarı tüylerini düşündüm, küçük gagasını… Gözlerimi yumdum derin bir nefes alıp yaptığım işle yüzleştim. Sarı bir civciv kafesin parmaklıklarını gagasını vuruyordu. Başarmıştım. Farenin kuyruğu yerine kanatlarda yerindeydi. Yüzümde gülümseme oluşurken midemi bastırdım. Hala çok kötü durumdaydı. Farenin halleri bir gözümün önünden yok olsaydı iyi olurdu. Kafamı çevirip Serpent’in başarısını inceledim. Benim kadar iyi olmamıştı. Rengini de değiştirdiğimi sevinerek önüme dönüğümde Profesör Lima başarılarından dolayı öğrencilerini kutluyordu. Başarımın verdiği gururla asamı zarefet sahibi biri gibi cübbemin içine sakladım. Yapacak ne kalmıştı? Zaten on dakikanın çabucak geçeceğine emindim. Serpent ve diğerleri ile konuşmaya başladığımda zaman akıp gitti. Tam da beklediğim gibiydi. Dersten çıkılması için söylenen sözü işittiğimde Profesör Lima’ya son kez baktım. Geldiğine sanırım sevinmiştim. Öğreteceklerini merak ediyordum. Deneyimli bir büyücü kadar bilgiye sahipse ne alaydı. Yavaşça yerimden kalktım. Sanırım son saatin verdiği etkiyi tekrar hissetmeye başlamıştım. Serpent’in koluna girerek onun benim yükümü de taşımasına aldırmadan derslikten ayrıldım.




~24


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: IV. Sınıflar I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
IV. Sınıflar I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» Sınıflar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: