Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Valeria Nerissa Hyxest
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
Sihirli Yaratıkların Bakımı Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 580
Kayıt tarihi : 18/09/10

MesajKonu: I. Ders    Perş. Ocak 13, 2011 7:05 pm

- Yalnızca bilgiler kullanılarak rp yapılacağı için rp'ler daha önemlidir. RolePlay'lerinizi yazarken dikkatli olun bu yüzden.
- Ders offline'dır.
- Profesörü bazı yerlerde konuşturabilirsiniz.

* N. Valeria Wesley
* Öğleden sonra / Kar yağmakta.
* Acromantula




Sihir Bakanlığı tarafından XXXXX yani 'evcilleştirilmesi, yetiştirilmesi imkansız ve büyüleri yiyen yaratıklar' olan kategorisindedirler. Sekiz tane göze sahip olan örümceklerdir, devasa boyuttadırlar. İlk olarak Borneo'nun balta girmemiş ormanlarında görülmüşlerdir. Vücudunun tamamını saran siyah kılları, beş metreye kadar varabilen bacakları, heyecanlandığında veya kızdığında rahatça duyulabilecek sesler çıkarması ve sizi kısa sürede öldürebilecek zehirli salgısının olması onu bakanlığın XXXXX kategorisine alması için yeterli özellikleridir. Etoburdurlar ve küçük avlarla uğraşmazlar. Hedefleri büyüktür yiyecek konusunda. Dişileri erkeklere göre daya büyük bir cüsseye sahiptir ve tek sefer 100 yumurta yumurtlayabilirler. Bu yumurtaların ticareti yasaklanmıştır, Sihirli Yaratıkların Düzenlenmesi ve Denetimi binası bu yumurtaları 'A Sınıfı Ticareti Yapılamayan Mallar' olarak tanımlamışlardır. İthalatını yapanlar veya satanlar yakalanırlarsa ağır cezalar alırlar. Kimi büyücülerin evlerinde hazinelerini korumak için bu yaratıkları beslediği düşünülür. Neredeyse bir insanla eşdeğer zekaya sahip olmasına rağmen bu canlıları eğitmek imkansızdır. Bu yüzden hem biz büyücüler hemde mugglelar için tehlikelidirler. Yasak ormanda da acromantula kolonisi olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden yasak ormana gittiğinizde fazla içlerine gitmeyin. Yoksa onlardan birinin öğle yemeği olabilirsiniz. Bunu hiç birinizin istemediğine eminim.



Ödev: Diğer XXXXX kategorisindeki yaratıkları araştırın ve onlar hakkında 3 - 4 satırlık bilgi veren bir yazı hazırlayın.
Dersin Akışı: Ders esnasında önemli bir şey olmadı.

_________________
George'uma sevgilerle:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: I. Ders    Paz Ocak 16, 2011 6:37 pm

    "Neden olmasın Mel? Dersler, sınavlar, dersler ve yine dersler!"
    "Evet, çok yönlü bir büyücü ya da cadı olabilmemiz için, Crystal"
    "Tamam ama, makine değiliz, biraz kaçamağa ihtiyacımız var bence."

    Karşısında durmuş, vazgeçmeden, tüm azmini kullanarak genç kızı ikna etmeye çalışan Ravenclaw'a baktı. Bunu gerçekten de istediği belliydi. Crystal ve Melodie, genellikle birçok açıdan aynı tarz düşünürlerdi, bir olaya karşı verecekleri tepkiler de hep benzer olurdu. Belki de bu yüzden Crystal, Mel'in en çok zaman geçirdiği arkadaşlarından biriydi. Bazen lafların yetersiz kaldığı anlarda bile, bir binadaş içgüdüsüyle birbirlerinin akıllarını okurcasına çözüme ulaşan yolu takip eder ve kazanan taraf olurlardı. İyi bir takım oldukları aşikârdı, bunu hem tüm öğrenciler, hem de profesörler fark etmişlerdi. Bundan dolayıdır ki; binanın sorumluluğunu bu iki genç kıza vermişlerdi.

    Crystal'ın çoktan kararını vermiş olduğunu hissedebiliyordu Mel, çünkü bahçede oturdukları süre boyunca önce hep geçen günlerin monotoluğu ve hareketsizliğinden yakınmış, daha sonra da bina başkanları olarak bu sorunu çözmenin kendi omuzlarında olduğunu söylemişti. Bu söylediğine tabii ki katılıyordu Mel, ama elinden de bu konuda bir şey gelmiyordu. Daha sonra, Sihirli Yaratıkların Bakımı için seralara doğru ilerlerken, aklına gelen fikirle olduğu yerde birkaç saniye kalakalmış, daha sonra da toparlanıp Mel'i ikna etme çabalarına girişmişti. Kız itiraf etmeliydi ki, sunduğu tezleri çok kuvvetliydi, Mel ayakta kalmak için direniyordu.

    Derin bir nefes alarak kızıl saçları omuzlarına doğru dökülmekte olan kıza döndü. "Peki Crystal, aklında ne var?" Kesinlikle pes etmişti, kızın karşısında durabilmek, bir duvarı itmeye çalışmak gibiydi adeta. Kızın gözleri başarısının sonunda parlak ışıklar saçıyor gibiydi. Sinsice gülümsemesine bakarak gözlerini devirdi Mel, ama o bunu yapar ve ikisi birden dersin yapılacağı seranın kapısından içeri girerlerken kız çoktan fikirlerini sunmaya başlamıştı. Uçuk kaçık fikirleri duydukça Mel'in bu plan hakkındaki düşünceleri de değişiyordu. Belki de gerçekten bir rahatlama molasına ihtiyaçları vardı.

    Sonunda ulaştıklarında, öğrencilerin yavaş yavaş toplanmakta olduklarını gördüler. Dört ve beşinci sınıfların ortak olacağını, alt sınıfların varlığı ile anlamışlardı. Profesör, bir yandan anlatmaya başlamış, bir yandan da sınıfın içinde gezerek dikkatsizlerin dikkatini derse odaklıyordu. "...yetiştirilmesi imkansız ve büyüleri yiyen yaratıklar olan kategorisinde..." Profesör kendilerine baktıklarında, Ravencw'un en güvenilir ve çalışkan öğrencilerine özgü bakışlarla kafalarını sallıyor ve onu dinlediklerini belirtiyorları. Profesörün arka taraflara doğru gittiği bir zaman, Crystal Mel'e doğru eğildi ve fısıldamaya başladı. "Parti. Bence bir parti olmalı. Herkesin özgürce davranabileceği ve bir Ravenclaw'un da çok iyi dağıtabileceğini ispatlayan bir şey. Hatta güzel bir..." Profesörün kendi taraflarına doğru geldiklerin hissettiklerinde ikisi de sırtını dikleştirerek ona baktı. Mel sanki kitaptan bir şey arıyormuş gibi kafasını eğmiş kıkırdıyordu, Crystal ise profesörü dikkatle dinliyormuşçasına kaşlarını çatmış kafasını sallıyordu. Profesör tekrar uzaklaştığında, Crystal kaldığı yerden devam etti. "Hatta güzel bir mekân da bulursak, mükemmel bir şey olur Mel. Bir düşün! Gelmiş geçmiş en iyi bina başkanları biz olmalıyız. Ravenclaw ve parti ha - daha önce yapıldığını hiç sanmıyorum!" Evet, kız bu konuda haklıydı.

    Crystal ders boyunca kızın düşünmesine izin verdi ve ders boyunca başka tek kelime etmedi, sözlerinin yerine ulaştığını biliyordu. Ama sessizce Mel'i süzmekten geri kalmıyordu. Sıcak ve boğucu seradan dışarı çıkınca, Mel kıza baktı ve cevabını bekledi. Birkaç adım ilerledikten sonra, Mel de derin bir nefes alarak cevabı belirtti. "Peki. Bir parti vereceğiz." Tek kelime bile etmeden ilerlemeye başladı, ama kızın arkadan sevinç nidasını duymuştu. "Evet!"




| 17 / Beklenenin Üzerinde |

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Floja Feodora
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2826
Kayıt tarihi : 16/10/10
Yaş : 22
Lakap : Kötü Kurt.

MesajKonu: Geri: I. Ders    C.tesi Mart 19, 2011 11:28 am

”Hadi ama Floja. Bir dersten bir şey olmaz. Gitme!”
“Hey, bak! Eğer yine sınıfta kalırsam çok kötü şeyler olabilir. Dersten sonra yanına geleceğim ufaklık.

Minik Ben kolumdan çekiştirmesini bırakmış, koltuğa somurtarak oturmuştu. Dersten sonra onunla büyü çalışacağımıza söz vermesem, onu hiç kale almazdım zaten. Ama ona büyüde yardım ettiği için profesörlere söylüyordu. Eh, belki söyledikleri profesörlerin bana karsı tutumunu değiştirirdi. Sonuçta kendi çıkarlarım için her şeyi yapardım. Küçük yılışık çocuğa minik çaplı büyü dersi vermek gibi! Bu çocuk gerçekten çok bulaşıktı. Muggle ların dediği gibi; ‘Tavuk bokundan bile bulaşık olmak!’ Derin bir nefes alıp ortak salondan hızlıca çıkmıştım. Yetişmem gereken bir ‘Sihirli Yaratıkların Bakımı’ dersi vardı. Aslında dersin amacını anlamıyordum. Sonuçta kim sihirli bir yaratık beslemek ister ki! Şahsen ben istemezdim.

Hızlı adımlarla yürürken, dışarısının soğukluğu yada sıcaklığına hiç dikkat etmemişti genç cadı. Aslında havanın nasıl olduğunuda umursamıyordu. Seralara geldiğinde, beş ve altıncı sınıflar ile ortak bir ders olduğunu fark etti. ‘Ard arda sınıfta kalmasaydım, şu an bende eziklerle aynı sınıfta okumayacaktım!’ diye sitem etti kendi kendine. Gerçekten de sınıfta kaldığı için binbir kere pişman oluyordu cadı her seferinde. Kendinden yaşça küçük insanlar arasında, kendinden yaşça küçük bir sınıfta olmak.. Felaket bile sayılabilirdi.

Seraya girdiğinde, profesör gelmiş, öğrencilerde tek tük akın ediyorlardı içeriye. Boş bir yere yerleşti ve ders ile ilgileniyormuş gibi yaparak tüm dikkatini profesöre verdi. Belki gerçekten de ilgileniyordu ders ile. Kim bilir. Profesör anlatıyordu. “Sekiz tane göze sahip olan örümceklerdir, devasa boyuttadırlar.” Sekiz gözlü dev bir örümcek mi! Ah, onun nasıl olduğunu bile düşünemiyordu genç cadı. Tüyleri diken diken olmuştu. Örümceklerden hiç haz etmiyordu. Onlardan tiksiniyor ve biraz da korkuyordu pek belli etmesede. Dersi yarı dinler yarı dinlemez bir halde tamamlıyordu genç cadı. Sanki üzerindeki kova yüklerden bir tanesi kalkmış gibiydi. Haşince bir tavırla hemen kalktı yerinden. Bir iki kişiye çarpmıştı da. Kimin umrundaydı. Seradan çıkınca yüzüne tokat gibi gelen soğuk ile beraber, bu sabah ortak salonda bıraktığı minik, yapışık, yılışık çocuk Ben geldi aklına. Yüzü düşmüştü bir anda. “Ne kadar erken gidip, işimi hallerdersem o kadar iyi! Diye söylendi kendi kendine cadı. Hızlı adımlarla ilerleyerek gözden kayboldu.


| 15 / Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Arcéne Luminary Pratt
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 361
Kayıt tarihi : 17/06/10
Lakap : Arc, Lu

MesajKonu: Geri: I. Ders    Perş. Nis. 14, 2011 2:56 pm

"Xavier!"
Gryffindor kulesinden hızlı adımlarla inen sarışın cadının seslenişi tüm bakışların ona yönelmesine sebep olduğu halde o umursamadan, yüzüne çarpan cılız kış güneşine rağmen sırıtmayı sürdürerek koşmaya devam etti. Uzun, kırmızı ve sarının en güzel tonlarıyla süslenmiş cübbesine uyumlu olarak ardında dalgalanan gümüş parlaklığındaki platin sarısı, dalgalı saçları ilerlediği koridorda neredeyse parlak renkli bir iz bırakıyordu. Bir altıncı sınıfın, üstelik Luminary'nin oradan oraya koşması normal miydi? Eh, umrunda değildi. Haftalardır görmediği yüz karşısında belirmişti ancak cadı, Audrey'e laf anlatmaktan kaçırmıştı onu. Şimdiyse çok geç olmadan bulup onu durdurmalı ve buz misali bahçeye çıkmadan önce, eski aşkını hatırlatacak bir şeyler yapmalıydı. Luminary, Xavier'ı geri elde etmek adına her şeyi yapmaya hazır bir cadıydı artık. Geçen iki senede yaşadığının farkında bile değildi. Ölü gibi, orada oraya geçmiş ve sadece boş boş itaat etmişti ona söylenenlere. Serpent'ın emirleri, Mathew'un dilekleri ve annesiyle babasının beklentileri çevresinde dönmeye başlamıştı her şey. Oysaki bu Luminary değildi. Luminary olmaktan çıkıp, artık duymadığı o sesi özlemekten bile vazgeçmişti ne yazık ki. Benliği tehlikedeydi. Bunu idrak ettiği zaman ise ne yazık ki çok geçti artık. Xavier da bu çarka katılmışken, onu tüm bunlardan söküp çıkarabilecek tek varlığının da ellerinden kayıp gittiğini hissediyordu. Hissetmişti. Bugün ise, 'eski-yeni'ye dönüşün ilk adımı olacaktı. Onun elinden tutacak kişi ise kendinden bir koridor ötedeki büyücüydü. Sağa döndü ve bir kez de sola. Nereye gittiğini biliyordu Xavier'ın. Üçüncü sınıfta beraber buldukları gizli geçidi kullanarak, kestirme yoldan inecekti bahçeye. Dediğin gibi olsun Xav! Adımlarını yavaşlattı, zaten bir kaç on saniye sonra yakalaycaktı onu. Dar koridordan geçerken her zaman yavaşlardı Xavier. Dediği gibi oldu, soldan beşinci kapıyı açıp içeri girdi, yerin altına gizlenmiş kapağı kaldırdı ve bir kaç basamak aşağı indi. Meşalelerle aydınlatılmış dar koridorda Xavier miskin miskin yürüyordu. Dudakları yukarı kıvrıldı cadının.
"Pek düşüncelisin Allison, bahse varım patlar uçlu kelekerleri düşünmüyorsundur?"
"Hayır, hayır."
"SYB'ye mi?"
"Testrallere karşı koyamıyorum."
Yüzünde beliren çarpık gülümseme karşısında hızlanan kalp atışlarını küçük bir kıkırdamayla dizginledi.
"Ve Acromantulalar'a değil mi?"

...

Luminary, yanında Xavier ile ders alanına girdiğinde kimsenin gözlerini dikip ona bakmamasını ilk defa umursamadı. Bu hissi en son iki sene önce yaşamıştı. Ona sahipken, ister yanında olsun, ister olmasın hiç kimsenin ona bakmasını umursamıyordu. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Allison'ın peşinden itaatkar bir şekilde ilerlerken sınıfın neredeyse boş olması onun için bir artıydı. 'Önden buyur' jestinie teşekkür olarak başını hafifçe eğip en soldaki ve en arkadaki sıraya bıraktı kendini. Sahi, Luminary'nin bu halini gören kimse onun bir kabusa dönüştüğüne inanmazdı ya! Sustu o. Tek kelime etmeden önüne baktı, kendini beceriksiz bir yeniyetme gibi hissediyordu.

Sonunda profesörün sesi kulaklarına ulaştığında derin bir nefes alıp başını kaldırdı. Gözleriye sınıfı olabildiğince hızlı taradı. Arkadaşları ve bücürler... Kimin umrunda! Şurada gerçek bir Acromantula olsaydı güzel olmaz mıydı yani? Teorilerden nefret ediyordu genç cadı. En basitinden geçen seneki turnuvada karşısına çıkan yaratıkların neredeyse hepsini biliyordu ama hiç biriyle kitapların ötesinde bir samimiyet kurmamıştı. "Gerçek dünyadaki iblisler de kitaplardan fırlıyordu değil mi?" Mırıltısı Profesörün güçlü sesinin yanında o kadar kısık çıkmıştı ki, Xavier'ın duyduğundan bile şüpheliydi.


Valerie 'A Sınıfı Ticareti Yapılamayan Yaratıklar' sınıfına soktuğunda Acromantulaları, kaç X'lik yaratıklar olduklarıyla bir zerre ilgilenmediğini fark etti. Seçmediği bir derse girmesinin tek sebebi, fazladan kredi alma imkanıydı, eh bu kredi zaten ezbere bildiği şeylere katlanma gerektiriyorsa, Tanrım müfredat kesinlikle değişmeli! Tembelce not tuttuğu parşömenin arkasını çevirdi ve tüy kalemini koyu mor renkteki mürekkebe batırıp, Profesörün, Acromantuların yemek alışkanlıklarını bir kez daha hatırlatışına aldırmadan hızla notunu yazmaya başladı. Son kelimesini yazarken sınıfta oluşan derin sessizlik ve bakışların kendine yöneldiğine dair o tuhaf ağırlık yüzünden perçemlerinin altından hafifçe başını kaldırıp Profesöre baktı. Cadıdan iki metre ilerde, elinde Sharon Sharkhead'in yazdığı 'Sihirli Mihirli Yaratıklar'ı tutmuş direk olarak Luminary'e bakıyordu. Yutkundu.

"Ee, evet profesör?"
"Diyordum ki, Acromantuları eğitebilen kimse olmamıştır. Senin bu konuyla ilgili düşüncen nedir?"

Dört ayak üstüne düştün Lu! Gülümsedi genç cadı. Tüy kalemini notu gizleyecek şekilde masaya bıraktı ve saçlarını önünden çekti.

"Aslında Potter'ın zamanında arazi bekçiliği yapmış olan Rubeus Hagrid, henüz bir yavruyken bir Acromantula'yı eğitmeyi başarmıştır. Eğitim seviyesi hakkında yorum yapamayacağım ama, söylentilere göre," Profesörün elinde tuttuğu kitabı gösterip devam etti "Ve o kitaba göre; her şeyi yemekten, özellikle insanları yemekten zevk alan bu dev örümcek ölene kadar Hagrid'e saldırmamış. Bilgilerim bundan ibarettir Profesör."

Başıyle hafifçe selam verip nazikçe gülümsedi Luminary. Açıklaması yeterli görülmüş olacaktı ki, Profesör dersin son dakikalarında konuyu toplamak istercesine ilgiyi kendine çekti tekrar. Yarım kalmış cümlesini hızla tamamladı cadı ve zil çaldığı an ayaklanmış olan Xavier'ın yanından geçerken eline sıkıştırdı. Büyücünün artık alışmış olmasını düşündüğü sinsi gülümsemesi dudaklarında yer edindi.


"Harika bir dersti Profesör!"


| 19 / Beklenenin Üzerinde |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Claudius D. Dieudonné
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 4313
Kayıt tarihi : 30/12/10
Yaş : 24
Lakap : Darcy.

MesajKonu: Geri: I. Ders    Perş. Mayıs 12, 2011 9:56 pm

"Anne?" Yine içler ürperten bir kahkaha, ne istiyor ki bu kadın benden. Bu sefer korkmuyorum benle oynamasına izin vermeyeceğim, kararlıyım. Ona alışmaya da kararlıyım. Yaşadığım Paradoks'lardan bıktım. Bu yüzden ellerimi iki kenara açıyor "Lanet olası cadı cevap ver" diye haykırıyorum. Onun silüeti gözlerimin önüne serildiğinde yine nefesim kesiliyor. Babamın onu öldürdüğü zaman giydiği giysi üzerinde ve kanla kaplı elini bana uzatıyor. "Ruhum acı çekiyor kızım, senin ölümün günahlarımın karşılığı olacak. " diyor omuz silkiyorum. Yüzünde boyutu belli bir tiksinti var. Nasıl bir anne kızının ölümünü ister. Babamın söylediklerini anımsıyorum. O kafayı yemiş bir halde ölmüştü. Bu yüzden asama uzanıyorum. "Savaşmadan ölüme kucak atacağımı mı sanıyorsun?" diye soruyorum. Vücudum öfkeden titriyor ve birden kar yağmaya başlıyor. Annem ellerini havaya kaldırıyor ve gözlerini kapıyor. Yüzünde iğrenç bir ifadeyle bana dönüyor. "Karlar senin bedenine dokunduğunda beyazlar kızıla boyanacak Darciel, susuz toprak senin kanınla sulanacak ve ben özgürlüğüme kavuşacağım." diyor. Ardından kahkaha atma sırası bana geliyor. "İzin vereceğimi nereden biliyorsun?" diye soruyorum tekrardan. Annem de gülümsüyor ve "Seni ben değil sevgili kızım en fazla değer verdiğin öldürecek. Ah, belki en sevdiğini ben öldürürüm. Ama asıl sorun iki kişiye 'En sevdiğim' derken hangisini koruyacaksın? Aynı anda ikisi de ölecekken hangisini kurtarırsın? Tanrını mı? Meleğim dediğin büyücüyü mü? Yoksa hangisini kurtaracağını bilemeyip ikisini de mi kaybedersin? Unutma Claudius babanın yaptıklarının diyetini hep sen ödeyeceksin. Dieudonné mirası öyle övünülecek bir şey değil. Ama öğreneceksin... Henüz çok toysun..." diyor. Karanlığın Gözyaşı'nı ona doğrultuyorum. Ancak annemin görüntüsü gittikçe silikleşiyor ve "Oyun henüz başlamadı sevgili kızım," diyor.

"Darcy? Darcy? Darciel!" Genç cadı irkilerek kalktığında kız kardeşinin endişeli yüzüyle karşılaştı. Boncuk boncuk terlemişti ve Crystal'in söylediğine göre de sayıklıyordu. Kaşlarını çatıp ellerini beyaza kaçan sarı saçları arasına dolarken "Sadece kabustu," diye mırıldandı. Baş ucundaki ders programına bakarken yataktan zorlukla doğrulmaya çalıştı ancak ayağa kalktığı anda başı döndü tekrar yatağa oturmak zorunda kaldı. Crystal gidip şifacı getirecekken ona mani oldu ve işleri olduğunu, kendisini merak etmemesini, iyi olacağını söyledi. Kardeşinin kaygısı oldukça belirgindi. Onun koyu kestane saçlarını okşarken gülümsedi ve giyinmeye başladı. Ders sadece dinlemekten ibaret olan Sihirli Yaratıkların Bakımı dersiydi. Bu yüzden Şifacı'dan rapor almasına gerek yoktu. Dönemin kapanmasına henüz daha vardı ancak Andrea ile olan iddasını kaybetmek ve saçlarından olmak istemiyordu. Cadı bir Amerikan kültürüyle büyümüş olsa da sözü onun için şeref meselesiydi. Ortak salondan çıktığında kendisini gerçek bir harabe gibi hissediyordu. Ancak yine de pürüzsüz teni, lüle lüle olan saçı ve kendine has tarzıyla porselen bebeğe benziyordu. Asalet ve kudret damarlarında dolaşırken güçsüz görünemezdi. Taktığı maske yine 'Darcy standartlarında' bir oyunculuğun ürünüydü. Ancak değer verdiği birisiyle karşılaşıp kendisini bırakmak istemiyordu. Hogwarts merdivenlerini tane tane ve yavaş bir biçimde tırmanırken görkemli Hogwarts kapısından dişarıya baktı. Kar yağıyordu. Annesinin sözlerinin yalan olduğunu anlaması için sadece bir yılı vardı. Korkuyor muydu? Evet. Ancak annesinin kendisine zarar vermesinden değil zamanında sevdiklerine zarar vermesinden korkuyordu. Kendi canı ile Tanrısının canını kıyasladığında kendi canının gözden çıkarılabildiğini düşündü. Elaisa'ya söylediklerini anımsadı. O ankebutu tehdit ederken ölümden korkmadığını açıkca belirtmişti. Ölümden daha kötü şeyler vardı. Serpent'sız bir Hogwarts gibi... Cadıyı Hogwarts'a bağlayan İlahi ve Beşeri olan iki aşkıydı. Tabi dostları da vardı.

SYB dersinin konusu evcilleştirilmesi ve yetiştirilmesi imkansız yaratıklardı. Cadı bu konu hakkında oldukça Fransız olduğunu kendisine anımsatırken keşke rapor alsaydım diye düşünmüştü. Profesörün sözlerini pür dikkat dinlerken bir şeyler öğrenmeye çalıştı. Bir Gryffindor’un ayak üstü yaptığı sözlü tarzı şeyi hızla not ederken kitabını karıştırmaya başladı. Kitapta bulduğu iki yaratığın resimlerini incelerken kitapta yazanları sessiz bir şekilde okumaya başladı. Acromantula hakkındaki bütün bilgileri Gryffindor’lu cadı saydığı için diğer yaratığın özelliklerini ezberlemeye koyuldu bu sırada Profesörün kendisine seslendiğini duydu.

“Claudius senden de bir yaratık ismi alabilecek miyim acaba?” Cadı derin bir nefes alıp kitabı yanına bıraktı. Profesörün gözünden kaçmadığını biliyordu. Gözlerini iki saniyeliğine kapadı ve düz bir sesle “Külkübüller profesör.” Diye cevap verdi ardından kitaptaki kelimeleri harfiyen sıralamaya başladı. “Külkübül yeterli düzeydeki büyücülerin ilgilenmesi gereker bir canavardır.Külkübül sihirli bir ateşin haddinden uzun süreyle kontrolsüz halde yanmasına meydan verilince yaratılır. Alev alev yanan kırmızı gözleri olan bu ince soluk gri yılan denetlenmemiş ateşin korlarından yükselir ve kendi içinde bulunduğu mekanın gölgelerine doğru kayarak gider arkasında kül izleri bırakır. Külkübül sadece 1 saat yaşar ve bu süre içinde yumurtalarını bırakacağı karanlık ve korunaklı bir nokta arar. Sonra da toza dönüşür. Külkübül yumurtaları parlak kırmızıdır ve şiddetli ısı yayarlar. Bulunup uygun bir büyüyle dondurulmazlarsa o mekanı birkaç dakikada tutuştururlar. Evin içinde Külkübül'un başıboş dolaştığının farkına varan büyücü derhal onları bulmalı ve yumurtaların olduğu yuvayı saptamalıdır. Bu yumurtalar bir kez dondurulduktan sonra aşk iksiri yapımında kullanılır.Çok değerlidir ve sıtma tedavisi için olduğu gibi yenebilir. Külbüküllere dünyanın her yerinde rastlanır.” Dedi. Sonra yerine oturdu bu sırada yankılanan ders zili ile derin bir nefes alıp dersliği terk etti. Tanrım, ne dersti diye düşünürken hafızasına teşekkür etti.


| 19 / Beklenenin Üzerinde |

_________________

You find the head dozens of times a night, let me means.
In Chains :
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: I. Ders    

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: