Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 II. Sınıf / I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew Wood
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2126
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 26

MesajKonu: II. Sınıf / I. Ders   Perş. Ocak 13, 2011 9:01 pm

Zaman
-------------
Okulun ilk haftası, çarşamba, üçüncü ve dördüncü ders

Hava
-------------
Kapalı, bulutlu, soğuk

Mekan
--------------

Sınıfın girişindeki ahşap kapı aşıldığında ortaya çıkan aydınlığın kaynağı profesör masasının arkasındaki devasa pencere. Odada herhangi bir tablo yok, öğrencilerin oturacağı tek kişilik sıralar arka arkaya dizilmiş durumda. Masaların üzerinde hiçbir şey yok. Profesör masası ise yüksek bir platformun üzerinde

Ders
--------------

Profesör Wood tüm öğrenciler geldiğinde içeridedir, arkasındaki devasa pencereyi kapatır ve tüm öğrenciler yerlerine yerleştiğinde, masasının önüne geçerek yüksek platforma adım atar. Öğrencilere kitaplarını açmasını söyler, kitaptaki metini bir kez sessiz, bir kez de sesli bir şekilde okutturur. Daha sonrasında büyü ile ilgili kendi görüşlerini dile getirip pratiğe geçer. Öğrencileri ikişerli gruplara ayırarak büyüyü yapmaya çalışmalarını izler, yanlışlarını düzeltir. Ders sonunda öğrencilerin yarısından çoğu büyüyü başarmıştır. Herkes yerine geçtiğinde Wood ödevleri verir ve masasının yanındaki kapıyı kullanarak sınıftan çıkar.


Silahsızlandırma Büyüsü (s.3)

Silahsızlandırma büyüsü, rakibi silahsızlandırmaya yarayan defansif bir büyüdür. Rakibin elindeki silaha (genellikle bir asa) etki ederek uçurmayı sağlar. Bazı durumlarda ise rakibi geriye doğru uçurmaya yarar. Bu gibi durumlar büyünün dengesiz ya da birden fazla olarak kullanılmasında ortaya çıkar. Sihirli sözcük Expelliarmus'tur. Expelliarmus, latinceden türemiştir, anlamı Expel (kovmak) ve armus (silah) tır. Bu büyü birçok farklı renkte olabilir, fakat doğru yapıldığı zaman sabit renk parlak kırmızıdır. Bazı durumlarda büyünün herhangi bir rengi olmaz, sadece rakibin asasının elinden şiddetli bir şekilde fırlamasını sağlar.

Silahsızlandırma büyüsünün kullanımının kolay olması, bu büyünün yeterince güçlü olmadığını düşündürmüş, bazı büyücüleri bu yanılgıya düşürmüştür. Halbuki silahsız bir rakibin yapabileceği pek bir şey yoktur. Asası giden herhangi bir büyücünün tüm olanakları tükenmiş demektir. Savunması, saldırısı, şöhreti, belki de hayatı... Muggle usülü yöntemlerden başka hiçbir şeye başvuramaz, bu yöntemlerin de ne kadar güvenilir olduğu tartışılır bir konu değil. Bu sebeplerden dolayı sihir bakanlığı, en üst düzey seherbazlarına (karanlık büyücü avcısı) bile bu büyünün pratiğini sık sık yaptırıp, önemini sık sık vurgulamıştır.



Ödev= Expelliarmus'un tarihteki önemli bir kullanımını araştırıp profesöre bir makale olarak yollayın.

_________________
Spoiler:
 


En son Matthew Dean Wood tarafından Perş. Mayıs 12, 2011 7:36 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Miles Eages
Hufflepuff II.Sınıf
Hufflepuff II.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 60
Kayıt tarihi : 10/04/11
Yaş : 24
Lakap : Kasıntı olur, Buzluk olur...

MesajKonu: Geri: II. Sınıf / I. Ders   Paz Nis. 24, 2011 6:47 am

Hogwarts'ta okuduğum ilk hafta... 3 gündür burdayım ve tabii ki alışamadım. Durmstrang'tan daha cana yakın olmalarını ummuştum ama değiller. En azından Drumstrang'ta benimle ilgilenen kişiler vardı -her ne kadar dalga geçseler de- burda ise asosyalin tekiydim. İnsanları soğuk ve kendi halindeydi. Hufflepuff erkekler yatakhanesindeki yatağımdan sersem sersem kalkıp tuvalete gittim. Yüzümü yıkarken tek sorunum gözlerimin altındaki morluklardı. Soluk tenimdeki morluklar esrarkeş gibi gözükmemi sağlıyordu. Suratıma buz gibi suyu çarpınca titredim. Tüm tüylerim dikleşmişti sanırım ve bu duyguyu seviyordum. Burda yaşayanlar en ufak bir rüzgarda bile üşüyorlardı ama Norveç'te böyle havalara sıcak derdik. Her akşam üstümdeki yorganı tepiyordum sıcaktan. Çok kanlı olmama rağmen neden bu kadar soluğum, orasını bilemeyeceğim. Cübbemi giyip kahverengi-sarı renkteki kravatımı da taktıktan sonra akşamdan hazırladığım çantamı aldım. Büyük salona doğru yola koyuldum.

Koridorda yürürken bir yeşil cübbeli çocuk öyle bir omuz attı ki duvara yapıştım. "Önüne baksana dangalak." dedikten sonra arkadaşlarıyla kahkahalar atarak gülmeye başladı. Ses çıkarmadan yoluma devam ettim. Durmstrang'taki herkes böyleydi, ezilmeye alışığım. Büyük salona girdiğimde masalar kısmen doluydu. Hufflepuff masasına gidip boş bir yere çantamı koydum. Hogwarts'ın en güzel yanları, harika yemekleri ve kocaman arazisi. Durmstrang buranın yarısı kadar. Düşüncelere dalıp önümdeki yemeği çatallıyordum ki arkadan bir sesle irkildim. "Hey Miles! Miles!" hafiften kafamı çevirince Gryffindor masasından bana seslenen çocuğu farkettim. Benden 1 yaş küçük olduğunu biliyordum. Adının da Justin olduğunu... Gözlerimi meraklı bir şekilde açtım. Çocuk da etrafına bakınıp tabaklarını kucakladı, kendi masasından kalkıp yanıma oturdu. "Günaydın." dedi. "Sana anlatacaklarım var oğlum! Şurdaki kızı görüyor musun Rawenclaw'da." Rawenclaw masasında işaret ettiği kıza baktım. Esmer, çekik ve donuk bir kızdı. "Ne var onda?" diyip can alıcı soruyu sordum. Artık Justin konuşacaktı, ben de dinleyecektim. Zaten bu yanını seviyordum çocuğun. Konuşmama gerek kalmıyordu. "Ne mi var? Oğlum hatun taş! Geçen yanıma geldi saçımı falan sevdi... Baktım iş atıyo bastım çıkma teklifini! Bakalım nasıl sonuçlanacak. Hala cevap vermedi." Yemeğimden bir parça ağzıma atıp tekrar Rawenclaw kıza baktım. En azından 4. sınıfta olmalıydı. Justin ise 1... İç çekip yemeğime devam ettim. Justin de kızlar hakkında konuşmasına devam etti.

Birlikte sınıfa gittiğimizde hala kızlar hakkında konuşuyordu. İlk ders bittiğinde beni koridorda yakaladı ve kaldığı yerden devam etti. İkinci dersim olan iksir sınıfına beni bıraktı. Bitince tekrar aldı ve konuşmasına devam etti. Artık iyice bunalmıştım ki Karanlık Sanatlar dersliğinin önünde buldum kendimi. "Karanlık sanatlar dersi, iki ders üstüste Justin." dedim. Sanırım sözü yarıda kaldığı için mutsuz olmuştu ama çaktırmamaya çalıştı. "Önemli değil dostum! Önemli değil, sonra devam ederim zaten, ha?" Kafamı salladım ve sınıfa girdim. Profesör içerideydi. Ona kafamla selam vererek en arka sıralardan birine oturdum. Kitabımı çıkardıktan sonra etrafı incelemeye başladım. Justin konuşurken zaman çok hızlı geçmişti belli ki çünkü daha çok az kişi gelmişti. Şu yeşil cübbeli çocuklardan biri bana selam verdi. Ben de ona karşılık verdim. Yakınlarda bir yere oturdu. 2. sene olduğu için herkes birbirini tanıyordu. Sadece ben biraz gereksiz kalmıştım. Neyse ki Durmstrang karanlık sanatlara karşı savunma konusunda çok sıkı çalışıyordu. Bize ilk seneden bir çok büyü öğretmişlerdi. Fakat ben daha çok savunma büyüleri üstünde durmuştum. Herkes toplanınca profesör döndü ve kitaptan bir sayfayı açmamızı istedi. O sayfada "Expelliarmus" Büyüsü ile gözgöze geldim. Bu bildiğim bir büyüydü. Hatta 2-3 kere doğru şekilde yaptığım olmuştu. Kitapta yazanlara göre baya kullanışlı bir büyüydü ve güçlüydü. Hiç ifademi değiştirmeden okudum yazanları. Sonra profesör bir kişiyi seçti ve ona da sesli okuttu. Bu bana biraz gereksiz gelmişti. İlk sesli okutup sonra içimizden okutsa daha mantıklı olurdu sanki.

Kağıttan küçücük bir kuş sıramın üstüne konduğunda dalmıştım. Şaşkın bir şekilde kağıdı aldım ve kimin yolladığını görmek için kafamı kaldırdım. Deminki Slytherin çocuk atmıştı. İçini açtığımda "Thunder Nathaniel Ewans" yazısını okudum. Adı buydu demek ki. Bana bakış attığında da gülümsedim. Birazdan profesör ikili gruplar halinde çalışmamızı söyleyince ayağa kalktım. Grup konusunda tedirgin olmama gerek kalmamıştı. Nathaniel yanımda bitmişti zaten "Eages. Miles Eages." diye kendimi tanıttım. Gülümseyip karşıma geçti. "Durmstrang'tan geldiğin doğru mu Miles? Orada karanlık sanatları iyi okuttuklarını duydum." kafamı salladım. Sonra da bir Expelliarmus büyüsü yolladım. Tam yapamamıştım sanırım sadece Nathaniel'ı hafifçe sarsmıştı. Pis pis sırıtması da bu yüzdendi sanırım. Dersin sonuna kadar birbirimize aynı büyüyü yollayıp durduk. Bir kere Nathaniel'ın asası profesörün kafasına çarptı ve bir kere de arkadaki duvara yapışıp kafamı vurdum. Profesör asayı sert bir şekilde sallamam gerektiğini söyledi ve elimi tutup düzeltti. Onun sayesinde Nathaniel'e kusursuz bir büyü yolladım ama aynı kalitede bir büyü ders boyunca bir daha çıkmadı. Bitime 3 dakika kala üstümü başımı düzelttim. Profesör de bu büyü hakkında araştırma ödevi vermişti. Nate'e baktım, eşyalarını topluyordu. Ki o sırada gözüm kapıya takıldı. Kırmızı cübbesiyle Justin bana el sallayıp yanına gelmemi işaret ediyordu. Gözlerimi devirip teslim oldum. Çantamı sırtıma atıp Justin'nin yanına gittim. Bir sonraki derse Nate ile gitmek istemiştim aslında. Hem nasıl yaptıysa Justin tam kaldığı yerden anlatmaya devam edebilmişti. İlgimi çekmeyen bu konu hakkında beni bilgiye boğup duracaktı anlaşılan. Ayaklarımı süreye süreye sıradaki dersin sınıfına yanımda Justin ile ilerledim.


| 16 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Nathaniel Thunder Ewans
Slytherin II.Sınıf
Slytherin II.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 29
Kayıt tarihi : 11/04/11
Yaş : 24
Lakap : Tank! --Ama Miles, Nate diyor bana--

MesajKonu: Geri: II. Sınıf / I. Ders   Paz Nis. 24, 2011 11:52 am

Gözlerimi açıyorum ve kendimi halen bir rüyada olduğuma inandırmaya çalışıyorum. Hayır. Halen bir Slytherin'im ve bunun geri dönüşü yok. Aptal bir şapkanın sözüne nasıl güvenebiliyorlar inanamıyorum. İstese yalan bile söyleyebilir. Hoşlanmadığı kişileri istemediği yerlere gönderebilir. Mesela beni. Yılan olmak için ne kötülük yaptım? Yoksa içimde bir kötülük var da ben mi göremiyorum? Eğer içimde dışarı çıkmayı bekleyen kötü ve aç bir canavar varsa, o canavarın ilk kurbanı seçmen şapka olacaktır. Bir daha ağzını açıp Slytherin diyemeyecektir! Onun yüzünü geçen bir yılım korkunçtu. O sevecan, cesur ve akıllı çocuktan eser yoktu. Tam bir Slytherin olmuştu cidden. Karanlık köşelere sinmiş yoyo oynayan bir tip. Gözlerimi bir şey farketmişcesine hızlıca açtım. Bu benim suçum değildi. Çok yönlü bir karakterim vardı. Her binadan bir şeyler almış gibiydim. Cesur Gryffindor. Sevecen Hufflepuff. Akıllı Rawenclaw. Ve şapka gitti bende hiçbir özelliği olmayan bir binaya fırlatıp attı! Aldı, yaladı, çiğnedi, tükürdü. İşte karşınızda Thunder.

Yataktan doğruldum ve etrafa bakındım. Halen aynı yerdeyim. Halen aynı kişiler. Halen aynı yatak. Halen aynı yeşillik. Ağır adımlarla banyoya gittim. Adım bile atmıyordum. Ayaklarımı sürüklüyordum. Sanki haftalardır hastaymışım gibi. Bu okul beni hasta ediyordu. Geçen sene ki ilk günümde kusmuştum. Ateşim çıkmıştı. Bayılmıştım. Okul midemi bulandırıyor olmalı. Ya da bu kadar yeşillik bana kusmayı hatırlatıyordur. Ama hayatımda burada kustuğum kadar kustuğumu hatırlamıyorum. Doğru düzgün yemek bile yemiyordum. Geleliden beri nerdeyse 10-15 kilo vermiştim. Artık aynalara bakmıyordum bile. Çünkü bu ben değildim. Daha şimdiden yaşlanmış ve yakında ölecekmiş gibi hissediyorum. Annem, tatilde beni ne kadar düzeltmeye çalışsada bir türlü başaramadı. Ama tam doğru düzgün bir şeyler yemeğe başlamıştım ki! Okul başladı. Hazin son. Bütün yaz yediğim şeyleri çıkartma seranomisi. Musluğu açıp elimi soğuk suyla doldurdum ve yüzüme fırlattım. Ama bu yinede mide bulantısını durdurmuyordu. Hatta sanki daha fazla arttırmıştı. Ve işte geliyor. Midemden yukarı çıkmaya çalışan bir şey. Midem boş olduğuna göre ne çıkabilir ki? Ben de onu merak ediyorum. Hemen klozete kafamı sokup öğürmeye başladım. "Yine mi kusuyorsun sen?" dedi biri arkamdan. Peçeteyle ağzımı silip sifonu çektim ve arkamı döndüm. Benimle nerdeyse aynı boyda ama benden daha besili bir Slytherin'li. Adını bilmiyordum. O yüzden hiçbir şey diyemedim. Hatta kendisini yeni görüyormuş gibiydim. Hiç tanıdık gelmiyordu. Aslında... Hayır ya. Cidden tanımıyorum. Sorduğu soruyu kafamda toparlamaya çalıştım. Bir cevap bekliyor olsa gerek. Yoksa sonsuza kadar böyle kalacakmışız gibi. Ve sanırım herkes sürekli kustuğumu biliyordu. Rahatsız oluyor olmalılar. Hele karşımda ki çocuk. Geçen senede aynı yatakhaneye paylaşmıştık sanırım. Bilmiyorum. Ama eğer öyleyse çok kötü rahatsız olmuştur. Okula döndüğünde benim kusma olayımın bitmiş olmasını dilemiştir ama hayır. "Şey... Evet. Midemi üşütmüşüm sanırım." dedim ellerimi karnımda birleştirerek. Çocuk anlam veremediğim bir bakış attı ve duşa girdi. Gerçekten üzgünüm çocuk. Ama bu yıl daha böyle sürecek.

Büyük Salona niye geldim bilmiyorum. Aç değilim. Hiç aç hissetmedim. Ama bir şeyler yersem düzelecekmişim gibi. Boş bir masaya oturup önümdeki yemeklere baktım. Ama bu beni daha kötü yaptı. Daha berbat hissediyordum. Tam kalkıp gidecektimki kolumdan biri tutup beni yerime sapladı. Kolumu tutan kişiye baktım ve ne diyeceğimi bilemedim. Hangi ara duşunu bitirip buraya gelmiştiki bu çocuk? Kötü kötü bana bakıyordu. Sonra gözleriyle önümdeki tabağı işaret etti. İçinde her türlü yiyecek bulunan bir tabak. Sanırım o hazırlamıştı. "Ye." dedi sert bir şekilde. Ya da otoriter. Onu tanımıyordum ama söylediklerine uyma zorunluluğu hissediyor gibiydim. Yemezsem bana kötü şeyler yapacakmış gibi. Mesela deminden beri kolumu sıkıyordu. Serbest olan elimle çatala uzandım ve tabağın her hangi bir yerine sapladım. Önüme bile bakmıyordum çünkü bakışlarım çocuktaydı. Çocukta bana bakıyordu. Ama yüz ifadesi ve gözlerinde ki o duygu hiç değişmemişti. Çatalı ağzıma götürdüm. Ama yemiyordum. Hatta ağzımı bile açmamıştım. Dudağıma dokundurmuştum. Öylece duruyordum. Ama çocuk kolumu daha fazla sıktı. Ağzımı açmamı söylüyor gibiydi. Ama açmak istemiyordum. Aç değildim! Yemek istemiyordum! Ama çocuk kolumu resmen kopartacakmış gibi sıkmaya devam ediyordu. Parmakları kol kemiklerime ulaşmış olsa gerekti. Acıyla ağzımı açtım ve çataldaki lokmayı ağzıma soktum. Yavaşça çiğnemeye başladım. Sanki böcek yiyordum. Tadını alamıyordum bile ama hiç hoş değildi. Ağzımdaki tüm lokmayı çiğneyip yutunca çocuk kolumu bıraktı ve gülümsedi. Ve bende önümdeki saman yığınını yemeye devam etti. Her lokmayı ağzıma attığımda çocuğa bakıyordum. Acaba bir şey diyecek mi? Bakacak mı? Konuşacak mı? Kim ki o? Ve neden mide bulantım yok?

İlk iki dersi atlatmıştım ve sanırım ilk defa gülümsüyordum. Öyle olsa gerek. Bilmiyordum doğrusu. Kendime inanamıyordum bile. Nerdeyse emin olmak için aynaya bakacaktım ama hayır. Mutlu olduğumu bilmek yeterli bence. Aynaya bakıp kendimi mutsuz olarak görürsem daha kötü olurum. Bu mutluluğumun sebebi sanırım şu iki dersttir mide bulantısı yaşamamış olmam. Hep o çocuğun sayesinde. Beni zorla yedirmeseydi böyle olmazdım. Böyle mutlu hissetmezdim. Cidden mutluydum ama! Hatta koridorda yürümüyor, zıplıyordum sanırım. Emin değilim. KSKS sınıfının önüne geldim ve içeri daldım. Derslik yine boştu. Ama ben boş yer aramakta zorlanıyordum. Ayağımın götürdüğü yere gittim ve iki öğrencinin ortasındaki sıraya oturdum. İkiside karşılıklı dedikodu yapıyordu. "Şu arkadaki çocuğu görüyor musun? İşte o, bu dönem karanlık sanatlar dersliğinin favorisiymiş. Bütün bahisler ona oynanıyor." dedi heyecanlı bir şekilde. Ve fısıldıyordu. Kafamı hafifçe çevirip arkadaki çocuğa baktım. Solgun gözüküyordu. Üşüyor olmalıydı. Veya o da benim gibi hastadır. Önüme döndüm ve iki çocukta sanki ben yokmuşum gibi konuşmaya devam ettiler. Kumar tarzı bir şeylerden söz ediyorlardı. Sanırım öğrenciler üzerine kumar oynuyordu. Başarısız öğrenciler kurmuş olmalı. Bahsi kazanan öğrenciyle dalga geçmek amaçlı. Çocukça. Ama zaten çocuk değil miyiz biz?.. Sınıf yarısı dolmuştu ve sanırım bu kadardık. Profesör pencereyi ve kapıyı kapatıp bize döndü. Herkese kitapları açmasını söyledi. Açtığım sayfadaki büyü bana tanıdık geliyordu. Yaz tatilinde abim bana 2. sınıf büyülerini biraz olsun öğretmeye çalışmıştı. Ama o kadar başarılı değilim. Hem tek başına pratik yapılacak bir büyüde sayılmaz. Profesör metni önce sessiz sonra sesli okuttu. Okuma saati bitti ve profesörün konuşmaya başlayıp kimsenin dinlememe saati başladı. Ben de arkamı dönüp o bahsi konuşulan çocuğa baktım. Madem o kadar akıllı belki bu sene bu dersten geçmeme yardım eder? Hem o bir Hufflepuff. O etmeyip kim edecek. Kağıda ismimi yazıp kağıdı kuş şekline çevirdim ve çocuğa uçurdum. Bu bir nevi arkadaşlık teklifi gibi bir şeydi. Gel arkadaşım ol ve beni eğit. Ne kadar güvenilir olur bilemeyeceğim. Çocuk kuşu açtı ve bakışlarına bana çevirdi. Nasıl bir yüz ifadesine sahipsem çocuk gülümsedi.

Profesör konuşmasını bitirip herkesin ikişerli grup oluşturmasını ve pratik yapmasını söyledi. Kimi seçeceğimi biliyordum. Bahsi oynanan çocuğu. Ama acele etmeliydim çünkü yanımdaki iki çocukta onu istiyordu. Sıraları aşıp ona ulaştım. İlk ben yetiştiğim için diğer iki çocuk hayal kırıklığına uğramıştı ve sanırım ikisi beraber eşleşmişti. Önümdeki çocuğa bakıp gülümsedi. Evet, bu sefer gülümsediğimden kesinlikle eminim. "Eages. Miles Eages." diye kendini tanıttı çocuk. Artık bahsi oynanan çocuk demeyecektim ona. Bilmem belki demeye devam ederim? Hem bu olaydan haberi varmı ki? Konuşmalardan, buraya başka bir okuldan geldiğini duymuştum. Demek ki bu konuda fikri yok. "Durmstrang'tan geldiğin doğru mu Miles? Orada karanlık sanatları iyi okuttuklarını duydum." dedim. Ve sanırım uzun zamandır ilk defa bu kadar uzun bir cümle kuruyordum. Ama çocuk sadece kafasını sallamakla yetindi. Asamı kaldırdım ve ona yönelttim. Göster bakalım becerini çocuk. Ama ilk denemesi başarısız olmuştu. Ama bu beni yanıltamaz. Onu yenemeyeceğimi biliyorum ama denemekte fayda var. Hem bu pratik. Ne bu hırs Thunder? Ben de asamı hafifçe sallayıp ona fırlattım. Aynı derecede gidiyorduk. Aynı çizgide. Aynı rotada. Ve bir çok şey. Tabiki de arada komik şeyler de oluyordu. Mesela asam profesörün kafasına gitmişti ve o çamur atsan yapışmaz suratlı profesör bundan daha fazlasını hakediyordu. Sonunda doğru düzgün bir büyü yollamıştım ve Miles duvara yapıştı. Bu beni mutlu etmişti ama o iki çocuğun şaşkın bakışları beni korkuttu. Sonuçta bahsi oynanan çocuğu devirmiş gibi oldum. Ve sanırım artık "bahsi oynanan çocuk" ben olacaktım. Hayır bunu istemiyordum. Profesör Miles'e yardım etti ve harika bir büyü yaparak beni hırpaladı. Kafasına yediği asanın verdiği acıyı bana çektirmeye çalışıyor gibiydi. Ama kimin umrundaki. Burada "bahsim" söz konusu. O yüzden sanki daha 1 dakika önce bu büyüyü öğrenmişim gibi yollamaya çalıştım. Hatta bazen büyülerim gitmedi bile. Ama neyseki çocukların bakışları benden uzaklaşmıştı. Artık ikimizde yorulmuştuk ve pes edip toparlanmaya başladık. Toparlanıp gözlerim Miles'ı aradı ama yoktu. Sadece karşımda dikilmiş o iki çocuk vardı. "Sen de bahis oynamak ister misin Slytherin'li?" dedi diğerinden biraz daha küçük boyda olan çocuk. Ne cevap vereceğimi bilemedim. İster miydim? Kazanırsam dalga geçebilecek miydim? Hele de Miles kazanırsa? Bilmiyorum, ama eğlenceli olabilir değil mi? Kafamı onaylamış bir şekilde salladım ve çocuklar pis pis sırıtmaya başladı. Bi an kendimi kötü bir olaya dahil etmişim gibi hissettim. Ama ben bir Slytherin'im. Bu tür şeylere alışmam gerekiyordu. Çocuklar bahis hakkında beni bilgilendirirken birlikte sınıftan çıktık.



| 18 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: II. Sınıf / I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
II. Sınıf / I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: