Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 IV. Sınıf / I. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew Wood
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2126
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 26

MesajKonu: IV. Sınıf / I. Ders   Perş. Ocak 13, 2011 9:39 pm

Zaman

-----------------------
Salı günü, üçüncü ve dördüncü ders

Hava
-----------------------
İnsanın içini sıkan bir kasvet hakim, çiseleyen yağmurun sesi dersliğe girer girmez kayboluyor.

Mekan
------------------------

Yağmur bulutlarının baskın olduğu bir günde, tam aydınlanmamış Hogwarts koridorlarından sınıfa girildiğinde karşılaşılan tek bir görüntü var, karanlık. Sınıfa giren ilk öğrenci bu karanlığa adım atar atmaz, odanın çeşitli stratejik konumlarına dağılmış olan meşaleler alev alıyor. Pencereler yok edilmiş, duvarlar taşıdıkları meşaleler dışında tek bir portre barındırıyor. Profesör masasının arkasındaki duvarda asılı olan, devasa bir yılan portresi bu. Tamamen hareketsiz, odaya bakıyor. Gövdesi dik, dişleri görünecek kadar ağzı açık. Çatal dili rahatça seçilebiliyor. Tam tepesindeki meşale yüzünden başına hafif bir gölge düşüyor, ama görülemeyecek gibi değil. Öğrencilerin oturdukları sıralar girişin sağ tarafında, arkaya gidildikçe yükselen bir platform şeklinde büyülenmiş. Muggleların üniversite anfilerini andırıyor. Sıraların sağ üst tarafında camdan, oval bir kase var.

Girişin sol tarafında ise profesörün masası var, yüksek bir platform üzerinde duruyor. Masanın iki yanında yere sabitlenmiş ve duvardakilerden daha büyük iki meşale var. Masanın sol tarafında, yüksek platformdan dışarıya açılan, profesörün gireceği ahşap bir kapı bulunuyor.

Ders
------------------------

Karanlık ve sessizlik. Öğrenciler dersliğin kapısından içeriye attıkları bakışta bu ikiliyle karşılaşıyorlar. İçlerinden Leo adlı bir Slytherin diğerlerinin arasından sıyrılarak dersliğe adım attığında, dersliğin içerisindeki saklı meşaleler bir anda alev alıyor. Ateş sessizliği de karanlığı da başarıyla yardığında öğrenciler yavaş yavaş içeri girmeye başlıyorlar. Profesör Wood'un içeride olduğunu ve sınıfa sırtının dönük olduğunu fark ediyorlar. Wood yılan portresini dikkatli bir biçimde inceliyormuş, ya da portrenin önünde lanetlenmiş gibi duruyor. Tüm öğrenciler bu ambianstan etkilenmiş bir şekilde, tek kelime etmeden yerlerine oturuyorlar. Sıra gıcırtılarının son bulduğu anda Wood harekete geçiyor, sınıfa yüzünü dönüp masasının önündeki platforma doğru ağır adımlar atıyor. Bakışları sabit, ifadesiz, güçlü ve kararlı. Platforma çıktığında elleri arkasından birleştirilmiş vaziyette.

"Dördüncü sınıflar, derse hoşgeldiniz. Yeni yüzler için kendimi tanıtıyorum. Matthew Dean Wood, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı size ben öğreteceğim. Sizi dış dünyaya hazırlamak için tüm tecrübelerimden yararlanmanızı sağlayacağım, böylece hiçbiriniz kolay lokma olmayacaksınız. Dersi dikkatli dinler, size verdiğim talimatları uygular ve işin içine ruhunuzu katarsanız, başarılı olmamanız için hiçbir sebep yok."

Wood yüksek frekanslı sözlerini bitirdikten sonra üzerinde bulunduğu platform üzerinde volta atmaya başlıyor, başı sınıfa dönük, sesi aynı sabit ve canlı tonda.

"Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz -ikiz Slytherin kızlarına bakarak- maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette...

Hafıza büyüleri tehlikeli büyülerdir, sihri yapan kişinin büyü gücüne bağlı olarak etkinliği belirlenir. Dördüncü sınıf seviyesindeki büyücüler olarak yapabileceğiniz en sert hafıza büyüsü, on dakikalık şuur kaybına sebep olacaktır. Fakat bu büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir. Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir.

Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir."


Profesör sözlerini bitirdiğinde üzerinde bulunduğu yüksek platformun ortasında duruyor. Sınıftaki her yüzü dikkatlice süzüyor, başını eğip derin bir nefes alıyor.

"İlk sıradaki onlu, buraya gelin.."

Gıcırdayan sıra sesleri, heyecanlı fısıldaşmalar ve yavaş yavaş aşağı inen öğrencilerin ayak sesleri bir süreliğine sessizliği bozuyor. Yanyana sıralanan öğrencilere bakan Wood, her birinin asasını tuttuğunu görüyor. Öğrencilerinin bu derece kararlı olmasından hoşnut olsa da yüzü bu duyguyu maskeliyor. Ses tonu az önceki canlılıktan yoksun, emreder nitelikte.

"Karşılıklı olarak düello pozisyonuna geçin."

Öğrenciler tek tek sıralanırken Wood gerileyip onları izliyor, teoriyi iyi dinleyen öğrenciler pratikte başlarda zorlansalar da iki taraftan en az biri büyüyü yapmayı başarıyor. Hafıza kayıpları sadece birkaç saniyeliğine etkili oluyor, kendilerine gelen öğrenciler Wood'un ağzından dökülecek kelamların merakı içerisinde.

"Büyünün etkisinin vücuttaki yansımasını gözlemleyebildiniz mi? Büyü gücü arttıkça hedefin sarsılma şiddeti artar, hafızanın tamamen silindiği etkilerde obliviate, ayrıca etkili bir darbe büyüsü kadar kuvvetli olabilir. Yerlerinize dönebilirsiniz."

Yerlerine dönen öğrencilerin gidişini izleyen Wood, krem rengi paltosunun cebinden çıkardığı asasıyla küçük çaplı bir çeyrek daire hareketi yapıyor. Dersin başından beri sıraların üzerinde olan küreler düşünseline dönüşüyor. Wood tekrar platforma çıkıyor, sınıfa döndüğünde ses tonundaki canlılığının geri döndüğü aşikar oluyor.

"Düşünseli'nin ne olduğunu biliyorsunuz. Özet olarak içinde, geçmişimden bir anı var. Bir obliviate'in tam olarak nasıl olması gerektiğini oradaymışcasına izleyebileceksiniz. Bilmeyenler için söylüyorum, hiçbir şekilde zarar görmeyeceksiniz. Şimdi hepinizin parmaklarının ucuyla düşünseline dokunmasını istiyorum."

Öğrenciler yavaş yavaş düşünselinin içinde kayboluyorlar. Önce bir grup insan kütlesi ortaya çıkıyor, toplantı ortamı var, fakat dikkatler toplantıyı gizlice dinleyen birinin üzerinde. Önemli birkaç bilgiden bahsediliyor ve kısa bir süre sonra görüntü değişiyor. Toplantıyı dinleyen adamın ıslak ve uzun çimlerin arasından birkaç maskeli silüete doğru yürüdüğü görülüyor. Grup ormanın girişindeki oval bir açıklıkta bekliyor, silüet yarımada şeklindeki bölgeye giriyor. Attığı zafer kahkahaları soğuk gecede yankılanıyor.

"Bay Dolohov, şunu dinleyin. Yoldaş-"

"OBLİVİATE!"

Geceyi yaran çığlık beş sene önceki Wood'a ait. Ağaçların arasından görülen silüeti dimdik ve asası havada. Büyü tam isabet ederek hedefi on metre kadar uçuruyor. Şuursuz kalan bedenin yardımına koşması gereken adamlar asalarını Wood'a doğrultuyorlar, fakat açıklığa cisimlenen çok sayıda büyücü etraflarını sarıyor. Horace Allison, Leonard Winchester, Artemis Rouvas gibi tanıdık isimleri de seçebilmek mümkün oluyor. Sonrasında ortama sis çöküyor ve öğrenciler gözlerini sıralarında açıyorlar. Hala eski konumunda olan Wood gür bir sesle sınıfa sesleniyor.

"Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık."

Çalan ders zili ile Profesör Wood, kendine ait kapısından sınıfı terk ediyor. Öğrenciler düşünselinden dolayı hafiften sarsılmış bir şekilde dersliği terkediyor. Derslikten çıkan son öğrencinin üzerine meşaleler sönüyor ve dersliğin kapısı çarparcasına kapanıyor.


Lütfen detaylara dikkat edin.

_________________
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kevin Jonas Pedersen
Hufflepuff IV.Sınıf
Hufflepuff IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 11
Kayıt tarihi : 22/02/11
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Ptsi Şub. 28, 2011 11:25 am

Kevin, iksir sınıfının kapısını geçip merdivenlere ulaştığında hala gözlerini kaşıyordu. Derste yaptığı karışımın buharı, gözleri üzerinde beklenmedik bir etki yapmış, birden gözleri sinir bozucu derecede çok kaşınmaya başlamıştı. Öyle ki tek düşünebildiği gözlerindeki kaşıntı ve gözlerini kaşıması gerektiği fikriydi. Eli sürekli gözlerinde olduğundan önünü zar zor görebiliyordu. Bu nedenle her iki merdivende bir tökezleyip dengesini kaybediyor, hemen sağında yükselen duvardan destek almak zorunda kalıyordu. “Lanet olsun!” diye bağırdı hala gözlerini kaşırken –ama bu onu pek de rahatlatmadı. Artık panik duygusunun da etkisiyle koşmaya başlamıştı; profesörün dediğine göre gözlerini bolca suyla yıkaması gerekiyordu ve o da öyle yapacaktı. Bir an önce erkekler tuvaletine ulaşmaya çalışırken iki adımlık yol uzadı da uzadı sanki. Sonunda tökezleyerek erkekler tuvaletine ulaştığındaysa, tuvaletin kaygan zeminine dengesiz yakalanıp yüz üstü yere yapıştı. Bir küfür daha savurup ayağa kalktı ve çaresizce lavaboda aldı soluğu. Çeşmeyi açıp buz gibi suyu avuçlarında biriktirdi ve hızlıca gözlerine boca etmeye başladı. İşe yaramıştı, gözlerindeki kaşıntının azalmaya başladığını hissedebiliyordu. Bir süre sonra ise kaşıntı tahammül edilebilir derecede azaldı. Kafasını kaldırıp lavabonun hemen üst tarafında, duvarda asılı duran aynada kendi simasını incelemeye başladı. Gözleri kan çanağı gibi olmuştu ve gözlerinin şişmiş olduğunu net bir şekilde görebiliyordu. Saçları dağılmış, yüzünün rengi atmıştı, berbat durumdaydı. “Bundan sonra kesinlikle kitaptaki talimatlara uyacağım.” diye mırıldandı aynadaki simasına hitaben. Ama aynadaki görüntüsünde bir değişim olmadı. Hala berbat görünüyordu. Tekrar çeşmeyi açıp bu sefer buz gibi suyu yüzüne boca etmeye başladı. Uzun bir gün onu bekliyordu…
~~
Ortak salondan aceleyle çıktı. Sabah yaşadığı talihsiz olay nedeniyle giysilerini değişmesi gerekmişti. Bu da ona bir hayli zaman kaybettirmişti. Kolunu kaldırıp saatine baktığında, panikle yürümeyi bırakıp koşmaya başladı. İçini geç kalma korkusu sardı, dönemin ilk KSKS dersine geç kalmak istemiyordu. Zindanlara giden merdivenleri hızla çıkıp zemin kata ulaştı. Değişken merdivenlere giden koridora dönerken yine zeminin azizliğine uğrayıp dengesini kaybetti –ama bu sefer elleriyle yerden destek alıp yüz üstü düşmekten kurtuldu. Doğrulup tekrar koşmaya başlayacaktı ki koridorun aşırı kalabalık olması onu yavaşlattı. Bir an için küçük bir şok yaşasa da elinden geldiğince hızlı şekilde öğrencilerin arasından sıyrılıp değişken merdivenlere ulaşmayı başardı. Koridorun böyle kalabalık olmasına bir süre anlam veremedi. Ama sonra yanından geçtiği pencerelerden birinde, gözüne çarpan manzara sorusunu cevapladı. Yağmurlu havada kim bahçede olmak isterdi ki? Kafasının içinde kendi sorusuna verdiği cevap yankılanırken, aklına başka bir soru geldi. Acaba Dean eşyalarını almış mıydı? Bu sorusuna da cevap bulması uzun sürmedi. Birinci kat koridoruna ulaştığı an arkadaşı Dean’in sapsarı saçları hemen gözüne çarptı. Bir öğrenci grubuyla birlikte KSKS sınıfına doğru gidiyordu. Tabii sınıfa girmeden arkadaşına yetişmesi için yine koşması gerekti. Nefes nefese ve kan ter içinde arkadaşının yanına ulaştığında bacakları isyan edercesine ağrımaya başladı. “Neredeydin dostum, seni merak ettim.” diye yakındı arkadaşı. Gerçekten endişeli görünüyordu ve Kevin’i baştan aşağı süzmeye başlamıştı. Kevin sınıfa girmek üzere olduklarından sadece “Sonra konuşuruz.” demekle yetindi. Neyse ki arkadaşı eşyalarını getirmişti, elini çantasına doğru uzatıp arkadaşını kendi yükünden kurtardı. Hala kendisine endişeli bakışlar atan arkadaşını görünce de gülümsedi ve “İyiyim, önemli bir şey yok.” diye güvence verdi. Dean biraz daha rahatlamış göründü.
~~
Sınıfa en son giren Dean ve Kevin’di. Kevin içeri girer girmez gözüne boş bir sıra kestirdi ve oraya doğru yürümeye başladı. Ancak tam sıraya oturacakken, bir Slytherin öğrencisi gözüne kestirdiği yeri kapınca, biraz daha arkalarda bir sıraya oturmak zorunda kaldı. Arkadaşı Dean’de onu izleyip hemen yanındaki sıraya oturdu. Kevin çantasını açıp bir parça parşömen ve tüy kalemini çıkarıp sırasının üzerine yerleştirdi. Sonrasındaysa çevresine bakınıp nasıl bir ders olacağını çözmeye çalıştı. İlk dikkatini çeken şey sırasının üzerinde duran cam çanaktı. Biraz üzerinde kafa yordu –ama cam çanakla ne yapılabileceği konusunda aklına mantıklı bir fikir gelmedi. Sonra kafasını kaldırıp dersliği incelemeye başladı. Hogwarts’daki çoğu sınıf gibi karanlıktı ve meşalelerle aydınlatılmıştı –ama diğerlerinden farklı olarak bu sınıfın hiç penceresi yoktu. Profesör, masasının önünde sınıfa arkasını dönmüş vaziyette duruyordu. Kafasını biraz daha yukarı kaldırdığındaysa devasa yılan portresi gözüne çarptı. Gerçek gibiydi. İhtişamlı, korkunç ve aynı zamanda da sihirli gibi görünüyordu. Kevin bir süre gözlerini portreden alamadı. Sivri dişlerinin arasından göründen çatal dili… gerçekten insanı etkileyen türdendi. Ancak profesör yüzünü sınıfa dönüp konuşmaya başladığında tekrar dikkatini toplayabildi. “Dördüncü sınıflar, derse hoş geldiniz. Yeni yüzler için kendimi tanıtıyorum. Matthew Dean Wood, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'yı size ben öğreteceğim. Sizi dış dünyaya hazırlamak için tüm tecrübelerimden yararlanmanızı sağlayacağım, böylece hiçbiriniz kolay lokma olmayacaksınız. Dersi dikkatli dinler, size verdiğim talimatları uygular ve işin içine ruhunuzu katarsanız, başarılı olmamanız için hiçbir sebep yok.” Kevin özellikle profesörün son söylediklerine dikkat kesildi. Dikkat, uygulama ve kendini adamak… Profesöre göre bu ders için başarının sırrı buydu demek. Hemen bu üç kavramı hızlıca parşömenine not aldı ve tekrar profesöre kulak verdi. “Bugün hafıza büyüsünden bahsedeceğiz. Pratiğini iyi kavrarsanız uygulamasını en iyi şekilde yapmayı becerebilirsiniz. Pratiği dinlerken aylaklık ederseniz –bakışlarını farklı bir yere çevirerek- maruz kalacağınız bir hafıza büyüsüne karşı kendinizi koruyamazsınız. İtalyan yerine Porto Riko'lu olduğunuzu sanmak hoş olmaz elbette…” Kevin hafifçe sırıttı. Kafasında hafıza büyüsünün nerede işine yarayabileceğiyle ilgili fikirler uçuşmaya başladı. Heyecanlanmaya başlamıştı. “Hafıza büyüleri tehlikeli büyülerdir, sihri yapan kişinin büyü gücüne bağlı olarak etkinliği belirlenir. Dördüncü sınıf seviyesindeki büyücüler olarak yapabileceğiniz en sert hafıza büyüsü, on dakikalık şuur kaybına sebep olacaktır. Fakat bu büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir.” Kevin’in heyecanı daha da arttı. Bu büyüyü kesinlikle başarmalıydı. Uyguluma için sabırsızlanıyordu. Hemen yanına dönüp arkadaşına doğru heyecanla gülümsedi. Dean’in de heyecanı yüzünden okunuyordu. “Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir. Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir.” Obliviate. Kevin içinden bu sihirli sözcüğü tekrar etmeye başladı, bir yandan da profesörü dinlemeye devam ediyordu. Profesör ilk sıralarda oturan on kişiyi uygulama için ön tarafa aldı ve eşleşmelerini istedi. Az önce yerini kapan Slytherinli çocukta bu onlu içerisindeydi. Kevin, Slytherinli çocuğa dikkat kesildi. İlk büyüye maruz kalan oydu ve karşısındaki Ravenclawlı kız başarılı bir büyü yapmıştı. Slytherinli çocuk büyünün etkisiyle birkaç saniye etrafına boş boş bakındı. Çocuğun çok aptal göründüğünü düşünen Kevin hafifçe sırıttı. Ve sonra sıra Slytherinli çocuğa geldi. Defalarca denemesine rağmen bir türlü büyüyü becerememişti. Kevin çocuğun neyi yanlış yaptığını düşünmeye başladı. Büyülü kelimeyi kesinlikle doğru söylüyordu, o konuda sorun olduğunu sanmıyordu. Çocuğu biraz daha dikkatli izleyince kolunu tam düz tutmadığını fark etti. Muhtemelen sorun buydu. Sonunda profesör tekrar konuşmaya başladığında Ravenclawlı kız çocuğu defalarca hafıza kaybına uğratmıştı. Kevin keyifle sırasında gerinip profesörün ikinci onluyu çağırmasını bekledi. “Büyünün etkisinin vücuttaki yansımasını gözlemleyebildiniz mi? Büyü gücü arttıkça hedefin sarsılma şiddeti artar, hafızanın tamamen silindiği etkilerde obliviate, ayrıca etkili bir darbe büyüsü kadar kuvvetli olabilir. Yerlerinize dönebilirsiniz.” Profesörün sorusuna içinden olumlu cevap verdi. Slytherinli çocuğu iyi gözlemlediğini düşünüyordu. Elini cüppesinin içine atıp asasını çıkardı. İkinci onlu içerinde yer alıyordu ve büyüyü denemek için sabırsızlanıyordu. Profesör ikinci onluyu çağırmadı, onun yerine cüppesinin cebinden asasını çıkarıp sessiz bir büyü yaptı. Kevin hayal kırıklığıyla dudaklarını büzdü. Ama sonra hemen elinin yanındaki cam çanak düşünseline dönüşünce hevesle onu incelemeye başladı. “Düşünseli'nin ne olduğunu biliyorsunuz. Özet olarak içinde, geçmişimden bir anı var. Bir obliviate'in tam olarak nasıl olması gerektiğini oradaymışçasına izleyebileceksiniz. Bilmeyenler için söylüyorum, hiçbir şekilde zarar görmeyeceksiniz. Şimdi hepinizin parmaklarının ucuyla düşünseline dokunmasını istiyorum.” Daha önce düşünseli hakkında okumuştu ama hiç kullanmamıştı. O yüzden biraz gerildiğini hissetti. Ama yine de parmağını kaldırıp şeffaf maddeye doğru değdirdi. Islak ve soğuktu. Düşündüğü gibi, dokunduğu an bir şey de olmamıştı. Ama saniyeler içerisinde ayakları yerden kesildi. Şeffaf maddenin içine doğru çekiliyordu. Bir süre karmaşık görüntü curcunasının içinde döndükten -bu bir binadan aşağı doğru düşerken hızlandırılmış bir film izlemeye benziyordu- sonra net bir görüntünün içinde buldu kendini. Şaşkındı ve kalbi heyecanla çarpıyordu. Birçok insanın bulunduğu -anlaşılan bir toplantı yapılıyordu- bir ortamdaydı. Gümüşi sakalları olan gözlüklü bir adamın yanında duruyordu. Sonra toplantıyı gizlice dinleyen birini fark etti ve aniden görüntü değişti. Şimdi zaman gece yarısıydı ve ormanlık bir alanda duruyordu. Biraz çevresine bakınca az önce gördüğü adamı fark etti. Hemen koşup adama yetişti. Adam yüzleri maskeli topluluğa doğru ilerlerken Kevin de adamın hemen yanında ilerlemeye başladı. Adam maskeli adamlara yaklaşınca bir kahkaha koy verip konuşmaya yeltendi. “Bay Dolohov, şunu dinleyin. Yoldaş-” “OBLİVİATE!” Kevin saniyeler içinde gelişen olaylar karşısında panikle kendini yere attı. Büyü içinden geçip takip ettiği adama çarptı ve adamı metrelerce uzağa fırlattı. Kevin ilk defa yaşadığı bu olayların şokuyla yerden kalkmaya cesaret edemedi. Biraz sakinleşince, tekrar ayağı kalkıp büyünün kaynağını aramaya başladı. Fazla zaman kaybetmeden ağaçların arasında duran Profesör Wood’u gördü. Ama sonra yine saniyeler içinde birden fazla şey oldu. Maskeli adamlar asalarını Profesör Wood’a doğrultmuşken bulundukları açıklığa yeni insanlar cisimlenmeye başladı. Kevin Horace Allison’u hemen tanıdı. Ama sonrasında açıklığa kalın bir sis çöktü ve Kevin görüntü netleştiğinde tekrar sırasında oturur vaziyetteydi. Hemen profesörü aradı ve onu bıraktığı yerde buldu. “Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık.” Kevin ödevini hala önünde açık duran parşömene not aldı. Gerçekten faydalı ve eğlenceli bir ders olmuştu. Ve profesörün dersi işleyiş biçimi tek kelimeyle mükemmeldi. Ayrıca Dean ile düşünselinde gördüklerini konuşmak için can atıyordu. Keşke Profesör Lina da biraz Profesör Wood’u örnek alsa diye düşünmeden de edemedi. Bir dahaki dersi iple çekiyordu…


| 22 // Beklenenin Üzerinde |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sherry Fionnuala
Hufflepuff IV.Sınıf
Hufflepuff IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 126
Kayıt tarihi : 22/01/11

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Çarş. Mart 02, 2011 12:02 am

“Çöpü çek…”
“Sherry… Ne olurrrr…”
“Çöpü çek…”
“Lanet olsun, peki.”
“Ucu ne renk?”
“Gri.”
“Hmm, demek ki sakin geçecek.”
“Tanrı aşkına Sherry! Kehanete birden ilgi duyup, gelecek hakkında görücülük yapmaya mı başladın?”

Sherry Fionnuala, dördüncü sınıf bir Hufflepuff öğrencisi. Neşesini sürekli koruyan ve sürekli gülümseyen dudakları, bugüne de gülerek başlamıştı. Dışarısının içi sıkan havası; genç kızın cıvıltılına erişemiyordu, hafiften atıştıran yağmurdan zevk alarak geçiriyordu gününü. Ta ki sıradaki dersin Karanlık Sanatlara Karşı Savunma olduğunu öğreninceye kadar. Müthiş seviyelere ulaşan umursamazlığı ders listesinde ki dersleri ezberlemesini engellerdi. İlk defa bu vurdumduymazlığından rahatsız olmuştu çünkü aklına bir hafta kadar önce yaşadıkları olaylar geldi. Arkadaşının konuşmasına aldırmadan ve içten içe korkarak dersliğin kapısına vardılar. Manşetlere düşen bu kara haberde onunda yüzü vardı, okul yönetimi ve bakanlık ne kadar olayın üstünü örtse de orada olanlar, onun ne olduğuna şahit olmuşlardı. Görmüşlerdi, belki biliyorlardı da ama bu kadar tanık olmaları genç kızı üzüyordu, hele ki tanık olduğu şeyler hala kanını donduruyorken. Karanlık Sanatlar Profesörü; Matthew Dean Wood’un sırtından kanatlar çıkmış, bildiğin kuş gibi uçmuştu. Bu trajikomik hikâyede kendinin de profesörden aşağı kalır yanı yoktu ama Alejandro’nun veela’lığını sevgiyle kabul etmesi, azda olsa içine su serpiyordu. Aklındaki basit düşüncelerden birden tiksindi. Orada ölüyorlardı, orada can dostu, sevdiği erkek, profesörler ölebilirdi ve hatta kendi. Oysa bir aptal gibi neleri dert ediyordu.

Hala içinden atamadığı o soğukluk, derslik kapısından içeri adım attığında zirveyi zorladı. Ayakları öne gitmektense geri gitmesini emrediyordu, mavi gözleri korkuyla açılmıştı. Yüreği hürriyetinden alınmış bir kuş gibi çırpınıyordu. Tamam, muggle’lar büyüyü bilir ve bir şekilde kabul edip; ses çıkartmazlardı, canavarlıkta bir nevi anlaşılabilirdi ama nasıl bir zihniyet böyle bir mekâna davet ediyordu onları. Neydi bu, duvarda asılı olan zehirli bakışları görünce bir kez daha ürperdi. Midesine giren kramplar can yakıcıydı, gözlerini kapatıp, odadaki her şeyin ve yaşadığı o kötü olayın silinmesini diledi. Olmamıştı, bu yüzden tablonun önünde sırtı sınıfa dönük profesörü de fark ettiğinde içinden ettiği; ağza alınmayacak küfürle olduğu yere çöktü, Sherry. Adam derse girmeden onun görmeyeceği bir yere geçmeyi dilemişti fakat dileği kabul edilmemiş olacaktı ki adamın nerede sakladığını bilemediği kanatlarının, olduğu sırtını görmüştü. Ensesindeki bütün tüyler diken diken olmuştu, ellerinin karıncalanması duyduğu adrenalinin çok fazla olmasından kaynaklanıyor olmalıydı, beynine giden laktik asit seviyesi bu kadar artarsa kalbi her an durabilirdi. Arkadaşının şaşkın gözlerine aldırış etmeksizin, işaret parmağını dudaklarına götürdü, sus işareti yaptı ve herkesin anlamaya çalışan bakışları arasında saklana saklana bir ördek gibi yürüyerek, profesörden en uzak köşeye sindi. Oturduğu tabureden aşağıya bedeninin yarısını kaydırarak görünmemeye çalıştı.

Adam sesli olarak konuşmaya başladığında Sherry küçük dilini yutacaktı, şişirdiği yanakları arasından fısıldayarak; “Merhaba, ben sırtından kanatlar çıkan, meydanlarda kükreyen ve ney düğü belirsiz yaratıklara karşı sizi koruyan başka bir yaratık. Ha unutmadan… Size, bana ve benim gibilere karşı kendinizi savunmayı öğreteceğim. Mümkünse işin içine ruhunuzu katın ki daha karanlık ve öldürücü bir oyuna size rahatlıkla hazırlayayım.” Sherry mırıldanarak eşlik ettiği cümleleri, koluna yediği sert çimdikle kesti ve arkadaşının deli görmüş gibi bakan gözlerine, dik dik bakıp; “Ne var?” diye terslendi. Profesörün o arada söylediği cümleyi kaçırmıştı ama anlaşılarak söylenen ya da zihninin kabul ettiği, tek bir şeyi hemen kavramıştı. Hafıza büyüsü! Kolunu mosmor yapmak istemediği için pür dikkat kesildiği konuşmaya içinden cevaplar veriyordu. Şuur kaybı ve on dakikacık mı, lanet olsun. Sherry, bu kadar az bir şey düşlemiyordu. Onun düşlediği, kocaman bir haftayı, daha doğrusu bir haftadan az fazla olan bir zaman dilimini, zihninden almak ve geceleri gördüğü kâbusları kesmekti. Hala Alejandro’ya saldıran o yaratıkların etkisiyle kıvranıyor, yüzlerinden yayılan leş kokusuyla öğürüyordu. Sağlam asa, hmm. Bu cümlenin etkisiyle gözleri kısılmış ve yanında ki arkadaşının asasını dikkatlice süzmüştü. Sağlamdı. Kahretsin, olmasından korktuğu en büyük şey olmuştu, profesör her yüzü inceliyordu. Bunun derdiyle dudaklarını bükmüşken; onun hala anlatması en azından, dikkatini çabuk toparlamasına neden olmuştu.

“Anladın mı?”
“Ne, neyi?”
Sherry sarı buklelerini sağa sola saçarak başını salladı ve “Kızım, anladın mı diyorum sana? Yani büyünün nasıl yapılacağını anladın mı?”
“Şey… Profesörün dikkatini çekiyoruz, Sherry”

Genç kız gözlerini devirerek dişlerini sıktı, ne bekliyordu ki, zekâ küpü mü? Neyse, diye düşündüğü sıralarda oturan ilk on kişinin sınıfın ortasına geçip bir birlerine büyü yaptığını gördü. O da o sırada asasını kavrayıp, omuzlarını gerdi ve oynattı, kaslarının yakan acısını duyduğunda memnuniyetle gülümsedi ve önde giden bir yaratığın sırtına kırbacını indirir gibi bileğini önce yukarı sonra aşağı oynatarak hareket ettirdi ve dümdüz tuttuğu koluyla kıpırtısız olarak, önündeki çocuğun başını hedef alarak fısıldadı; “Obliviate.” Büyü asasından çıkıp, etkisini gösterip kaybolduğunda hemen öne doğru eğilip; “Neler hissettin?” “Merlin aşkına, Sherry. Sen ne yap-“ “Tamam, tamam, sadece öğrendiğimiz şeyi uyguladımdı, sende bana uygularsın, ne dersin?” Genç kız masumca ışıldayan gözlerle bakıyordu ama cevabını alamadan, profesör onları başka bir olayın içine sürüklemişti.

Geçmişten bir anı mı? Şaka ediyor olmalıydı. Melodik sesi sınıfta yankılanmadan, refleks olarak profesörün anısına dokunmuş ve ortak olmuştu bile… Başı dönerek gözlerini açtığında, içinden yine lanetler ve küfürler ediyordu. Sherry normal zamanlarda tatlılığıyla bilinirken, şuanda tam bir veela’nın özelliklerini sergiliyordu çünkü bedeninde uyarı çanları çaldıran bir dersin içindeydi ve bu ders onun için ne kadar önemli olsa da korkuyordu. Beyaz teni gül pembesi bir renk almıştı, kızaran yanaklarına buğulanan gözleri de eklenmişti. Az önce büyü yaptığı çocuk hala sersem gibiydi ama profesörün dediği gibi kısa sürmüştü, sersemliği ve kendine gelmişti. Şimdi tek yapması gereken kendine de bu büyüyü yapacak birisini bulmaktı ama kimsenin buna hevesli olmayacağını bildiğinden aklına Alejandro geldi ama o da bunu kabul etmezdi, bir umut belki de Brendan yardım eder diye düşündü. Yinede dersin bittiğini profesörün haber vermesiyle rahatladı ve bu iş için birini bulma kararıyla yerinden doğruldu ama başının az önce ki düşünseli yüzünden dönmesi canını sıkmıştı, koluna giren binadaşıyla sınıfı terk etti. Tabi profesörün verdiği ödevi yarım yamalak bir kâğıda karalamayı da ihmal etmemişti.


| 23 // Beklenenin Üzerinde |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Gustave Lévesque
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 133
Kayıt tarihi : 17/02/11

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Ptsi Mart 21, 2011 11:06 pm

    Karşısında duran Ravenclaw kızıyla aşık atacak hali yoktu ama şuan acelesi vardı. Normal bir zamanda onunla sohbet etmekten hiç olmadığı kadar hoşnut oluyordu fakat söz konusu ders olduğu zaman hem de Bay Wood’un dersi olduğu zaman ne Melodie’yi görüyordu gözleri ne de onunla ettiği eğlenceli sohbetleri. Kendisinden iki yaş büyük olmasına rağmen onu ezmemişti ve arkadaş belki de dost olmayı kabul etmişti. Ellerini iki yana açtı, avuçları yukarıya bakıyordu.

    “İnan bana Melodie. Burada kalıp seninle sohbet etmekten daha çok istediğim bir şey yok ama işin ucunda Bay Wood var.”
    “Tamam… Bu seferlik böyle olsun ama en kısa zamanda telafi edeceksin bunu.”

    Cadının üzerine atılıp kollarını doladı ve sımsıkı sarıldı. Biraz fazla sıkmış olacak ki kollarının arasında kıvranmaya başlamıştı cadı. Oksijeni yeterli gelmemiş olacaktı. Kaba davrandığını fark ederek birkaç adım geriye çekildi. “Özür dilerim… Tamam, telafi edeceğim söz.” Gözleri ışıl ışıl parlarken koşar adımlarla dersliğe doğru yöneldi. Karanlık Sanatlar’a karşı ilgi duyuyordu. Haklarında bir düzineden bile fazla kitap okumuştu neredeyse ama dersine girmemesi anlamına gelmezdi tabi ki bu. Hem savunmasını da pek bilmiyordu. Yani… Evet, okumuştu bir şeyler, aklında kalmıştı fakat uygulamaya, pratiğe dökememişti hiçbir zaman. “Seni seviyorum Melodie, görüşürüz.” Sesi koridorda yankılanırken arkası dönük bir şekilde el salladı. Ve sonra gözden kayboldu. Büyük ve kasvetli kapıdan içeriye adımını attığında etrafına bakındı. Çiseleyen yağmur sesi senfonisini tamamlamış olacaktı ki hiç ses duymuyordu kulakları. Veya buraya ses gelmiyordu, yağmur hala yapacağı işi yapıyordu. Etrafında dalgalanan meşalelere baktı tek tek ve sıralara… Boş bulduğu bir sıraya kendisini bırakıp karşında, arkası dönük bir şeyler inceleyen profesöre odaklandı. Ne yapmaya çalıştığını fark edememişti ama bir yılan portresini ezberlermişçesine incelediği aşikârdı. Hiç boş sıra kalmamasının üzerine ufak bir sessizlik kucakladı odayı. Bay Wood’da bu sessizliği bozguna uğratmıştı. Yüzünü öğrencilerden tarafa dönerek bir süre beklemiş, ardından da masanın önündeki platforma doğru sakin adımlarla ilerlemişti. Mimiklerinden bir şey çıkarılması gerekse bu kesinlikle istikrar ve güç olabilirdi. Başka bir şey değil, istikrar ve güç… Belki aralarına hırs da eklenebilirdi çok zorlanırsa ama zorlamanın ne âlemi var değil mi? Ellerini arkasında birleştirip gür sesiyle adeta kükremeye başlamıştı Bay Wood. Tüyünü, kitabını ve kâğıtlarını masanın üzerine sermiş, adeta tetikte bekliyordu genç büyücü. İşine yarayan her bilgi zerresini not etmekten kaçınmayacaktı. Yüzündeki ifadeyi kelimelerine de zerk eden profesörü dinlemekten oldukça keyif almış olacaktı ki farkında olmadan kâğıda bir şeyler karalamış bulunduğunu fark etti. Ufak bir tebessüm belirdi yüzünde fakat hemen silip attı bunu. Kara listeye yazılmak istemezdi ne de olsa. Bazı profesörler normalden de ciddi, bazıları ise rahat ve sempatik olabiliyordu. Bay Wood kesinlikle ikinci kategoriye girmiyordu. Büyünün özelliklerini can kulağıyla dinlemekten çekinmedi. Tamamen yoğunlaşmıştı. Sanki etraftaki her yer simsiyahtı, sadece profesörü görüyordu. Öğrenmeyi çok seven yapısı yüzünden oluyordu hep bunlar. Ne kadar çok şey öğrense de kavanozun kapağını hiçbir zaman kapatmıyordu. Arada eline geçen ufak tefek bilgileri de içine atıyordu. Bu sırada profesör olduğu yerde durmaktan sıkılmış olacak ki volta atmaya başlamıştı. Yüzü tekrar tüm ciddiyetiyle sınıfa dönmüştü. Söylediği cümleleri can kulağıyla dinledikten sonra son kelime oldukça ilgisini çekmişti.

    Obliviate… Tüyünü kullanarak özenilmiş bir el yazısıyla büyünün adını karaladı kâğıda. Daha önce birkaç şey okumuştu bunun hakkında da ama hiç yapma fırsatı bulmamıştı. Şansı varsa bu derste pratiğe dönüştürebilirdi. Profesörün sözlerini tamamlamasının ardından durup sınıfı süzmüştü. Ne olacağını beklerken hiç ummadığı bir şeyle karşılaştı. Daha demin pratiğe dönüştürme hayalleri kurarken bütün bu hayallerin tuzla buz olması olur şey değildi. Lanet olası Ravenclaw’lar. İlk sıranın çoğunluğunu kaplamaktan usanmıyorlar. Belki Melodie’yle oyalanmasaydı ilk sıradaki on şanslı kişiden birisi olabilirdi ama iş işten geçmişti. Artık başka bahara kalmıştı pratik hayalleri. Öne çıkan öğrencilerin hareketlerini izleyerek hafızasına kazıdı. Kendisi yaparken bunları hatırlayarak yapacaktı. Başarılı olanların hareketleriydi tabi ki hafızasına kazıdıkları. Beceremeyenlerin hareketlerini umursamamıştı doğal olarak. Profesör öğrencileri yerlerine uğurladıktan sonra cebinden asasını çıkarıp havada kavisli bir şekilde çevirmişti. Sıranın üzerinde duran ve şimdiye kadar fark etmediği küre düşünseline dönüşmüştü. Eğlenceli ve öğretici bir macera olacağını düşünerek gözleri parıldamıştı. Profesörün söylediklerini heyecandan olsa gerek pek duyma fırsatı kalmamıştı. Birkaç kelimesini yakalamıştı ama önemsiz ayrıntılardan ibaretti hepsi. Diğer herkesle birlikte düşünseline yavaşça dokunmuş ve olay anında bulmuştu kendisini. Başını sağa sola sallayarak ayılmaya çalıştı. Etrafına baktığında neler olacağını kestirememişti. Tanımadığı bir adamın bir başka adama doğru seri bir şekilde yürüyerek heyecanla bir şeyler anlatmaya çalıştığını gördü. Fakat bu kelimeler daha tamamlanamadan tanıdığı sesin biraz daha toy bir hali kulaklarını doldurdu. Bay Wood’un başarılı büyüsü üzerine adam metrelerce öteye fırlamıştı. Yüzündeki tebessüme engel olamadan olayları izleyen büyücü tatmin olmuşa benziyordu. Gerçekten kusursuz bir şekilde yerine getirilmişti büyü. Ardından etrafta beliren başka büyücüleri de fark etti. Gözüne çarpan tek isim Bay Allison olmuştu. Başka tanıdık birilerini görememişti derken sınıfta bulmuştu kendisini tekrar. Gözlerini seri bir şekilde kırptıktan sonra olayın şokunu üzerinden atmaya çalıştı bir süreliğine. Karşısındaki profesöre odaklanıp sessiz bir şekilde ağzını oynatarak; Vaov… demekle yetindi sadece. Sıranın üzerini fazla dağıttığını fark edip toparlamaya başladı. Her şeyi düzene soktuktan sonra Bay Wood’un sözlerine odaklandı. Ufak bir ödev söz konusuydu bu sefer. Yapmaktan oldukça keyif duyacağı bir ödev… Aynı özenilmiş el yazısını ödevi not ederken de kullandı genç büyücü. Tam kâğıttan başını kaldırmıştı ki zil sesi doldurdu kulaklarını. Profesör kendine ait kapısını kullanarak sınıftan ayrılmıştı. Salkım saçak, ayakta zor duran öğrencilerle birlikte ana kapıdan sınıfı terk etti genç büyücü. Şimdi yapması gereken bir ödev ve konuşması gereken bir Melodie vardı.

| 17 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aurora A. R. Octavianus
Slytherin IV.Sınıf
Slytherin IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 145
Kayıt tarihi : 03/04/11
Yaş : 22
Lakap : Aurora. Yazıldığı gibi okunur bebeğim :)

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Çarş. Nis. 06, 2011 6:12 pm

Kasvetli havaya gözlerini açtığı anda tekrar rüyalarına dalmak istiyordu Aurora. Fazlasıyla içi sıkılmıştı. Yağmur çiseliyordu. Bir yandan saçını yapmak istiyor, diğer yandan yağmurun altına çıkıp deli gibi koşturmak istiyordu. Yataktan hızla kalktı. Birden kalktığı için başı dönüyordu. Bir elin omuzundan yakaladığını ve tuttuğunu hissetti Aurora. Arkasını döndüğünde 6. sınıf Slytherin'la karşılaştı. Şaşırmıştı. Onların dersleri genelde daha geç başlıyordu. Teşekkürlerini mırıldanarak kolunu silkeledi ve tuvaletlere doğru yol aldı. Yarı yolda kremle tarağını unuttuğunu farketti. Hızla geri döndü ve kızlar yatakhanesine koşarcasına gitti. Saç kremiyle tarağını aldıktan sonra yine koşar adımlarla tuvalete gitti ve gece fena halde karışan saçlarını açmaya koyuldu. Çekiştirirken canı çok yanıyordu Bendis'in. Arada çığlık atıyor, offluyor, küfür ediyordu. Kolundaki saate baktığında dersin başlamasına çok az olduğunu farketti. Hemen saçlarını şöyle bir topladıktan sonra koşar adımlarla çıkacaktı ki beyaz bir akım hemen önünden geçti. Hayaletlerden biri olacağını varsayıyordu ama onlar bu kadar opak mıydı? Arkasına baktığında hayaletlerden biri olmadığını gördü. Sadece Gryffindor'lu 6. sınıf bir kız vardı. Kızı daha önce görmüştü. Hoşlanmamıştı. İyiliksever mızmızlardandı. Farketmişti Aurora. Diklenicek vakti yoktu. Arkasını hızla döndü ve haykırdı:"Sersemlet!" Olduğu yere yığılmıştı kız. Hızla tuvaletten çıktı ve Slytherin kızlar yatakhanesine doğru koşarcasına gitti ve merdivenleri ikişer ikişer çıkmaya başladı. Cübbesini hemen üzerine geçirdi ve mahzenlerden çıktı. Dersliğe geldiğinde nefes nefeseydi. Alelacele yerine oturdu ve Profesör anlatırken notlarını aldı. Sonraki dersi olan KSKS dersliğine gitmek için çantasını topladı. Hızla dersliğe geldi. Önlerden bir yer kapmak istiyordu. Arkada asla oturamazdı. Sevmiyordu. Bünyesine tersti. Çantasını açtı, parşömenini ve tüy kalemini çıkardıktan sonra Profesör Wood gelene kadar tüy kalemiyle oynamaya karar verdi. Büyülü sözleri fısıldadıktan sonra (Wingardium Leviosa) tüy kalemini yukarılara çıkarmaya başladı. Profesör Wood'un sesini duyduğunda tüy kalemini yeni indirmişti masasına. Profesör Wood konuşurken bir yandan onu izliyor, bir yandan da aklına yeni gelen çözümü deniyordu. Tüy kalemi büyülemiş, kendi kendine yazmasını sağlamıştı. Bunu kütüphanedeki büyülerle içiçe olan bir kitaptan bulmuştu. Profesör Wood.. Büyüleyici anlatıyordu. Bir an Aurora kendini uygulamalı bir sınavda, yanında gözetmen profesörle, profesörün derslerde anlattığını uyguluyordu.. Ahh hayal gücü denilen o muhşetem ve iğrenç varlık! Bir yandan seviyordu. Kimsesi kalmadığında oraya sığınıyordu ama bir yandan da iğreniyordu, nefret ediyordu. Derslerde hayal kurmak.. Aurora'nın nefret ettiği şeyler arasında geliyordu doğrusu. Profesör Wood'un ilk sıradaki onluyu çağırmasıyla irkilmişti. İlk beşin içinde olduğunu bildiğinden asasını alıp ayağa kalktı ve platforma gitti. Düello pozisyonu aldıklarındaysa içinden bir rahatlama geçmişti. Sonuçta.. Obliviate.. Kolay gibi geliyordu Aurora'ya. Karşısındaki Hufflepuff ise biraz gergin gibiydi. Asasını saldırı pozisyonunda tuttuktan sonra konsantre olmaya çalıştı. Profesör'ün işaretiyle hafif, profesyonel bir şekilde asasını sallarken dudaklarından dökülen büyülü sözler zehir gibiydi:"Obliviate!" Karşısındaki Hufflepuff henüz asasını bile sallamamışken Aurora ona hafızasını kaybettirince (tabii ki 1-2 saniye) mutlu olmuştu. Evet buna çalışacaktı. Sonuçta.. Birinci, ikinci ve üçüncü sınıflar ne için varlar? Büyüyü yaptıktan sonra diğerlerine bakan Bendis bir hayli mutlu olmuştu. Şu yönden bakılacak olursa henüz ilk denemesiydi ve kesinlikle zor büyülerden biriydi. Asasını cebine soktu ve büyüyü yapanlar -ya da büyüye maruz kalanlar-la birlikte yerine geçti. Yüzünden kocaman bir gülümseme vardı. Sanki görünmez birisi tutuyordu ağzını. Oturduğu anda gözüne çarpan küre şimdi başka bir küreye dönüşüyordu. Bunun düşünseli olduğunu öğrendiğinde hayli şaşırmıştı. Diğerlerininde -en azından görebildiği kesim- şaşırmış olduğunu farketti. Evet.. Çok şey okumuştu ama deneyimler asla teorilerle aynı değildi. Düşünseline dokundu ve Profesörün anısında kayboldu. Toplantı ortamı vardı. Sanki.. sanki tartışıyor gibilerdi. Ve bir anda kükreyen bir sesle "Obliviate" yükseldi. Evet.. Aurora'nın hayli dikkatini çekmişti. Ve yine bir anda sırada gözlerini açmak.. İnanılmazdı. Aurora tekrar böyle bir şey yaşamak istiyordu. Acaba Profesör'e bir dahaki derste aynı şeklide yapabilir mi diye sorsa mıydı? 1-2 saniye geçtikten sonra bunun iyi bir fikir olmadığına karar verip sustu. Ödevi ise zor gibi görünüyordu. Hogwarts'a gelmeden önce kullanıldıysa? Ya kullanan kişi hatırlamak istemiyorsa? Hayli zorlanacaktı Aurora. Farketmişti bunu. Çantasını ağır ağır topladı ve düşünür bir şekilde yürüdü. Arkasından gelen hafif bir 'pat' sesi ürkütmüştü. Dersliğin kapısı kapanmıştı. Demek ki en son çıkan Aurora'ydı. Çantasını koluna attı ve diğer dersliğine doğru yol almaya başladı.

| 10 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euphemia C. Amaryliss
Kütüphane Görevlisi
Kütüphane Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 162
Kayıt tarihi : 05/04/11

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Cuma Nis. 08, 2011 9:18 am

4. sınıf olmak mı? İşte hayat boyu hoşuna gideceğine emin olduğu deneyimlerden biri de buydu. Yeni gelen ufaklıklarla elbette ilgilenmiyordu ancak dönemindeki bayanların serpilme dönemi mi gelmişti ne? Ray, iddialı gülümsemesiyle sırtı dik ve kararlı adımlarla Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Dersliği'ne giderken aslında göründüğü kadar rahat olmadığını biliyordu. Profesör Matthew... 4 senedir bu okulda olmasına rağmen nasıl davranması gerektiğine karar veremediği kararlı büyücü. Gryffindor'un bina sorumlusu olmasaydı, ona hayranlık bile besleyeceğinden şüphe duyuyordu aslında. Ya da doğru kelime bundan korkuyor mu olmalıydı? Tarih boyunca güçlü insanlara her zaman saygı duymuştu ama bir Gryffindor'mu? Hadi ama? Şimdilik dersliğe giderken, onun da geçmişinde karanlık bir şeylerin olabileceğinin umuduyla yaşamaktan başka yapabileceği bir şey yoktu. Dersliğin kapısından içeriye girdiğinde ise, karşılaştığı manzara bir anlığına dahi olsun haklı olabileceğini düşündürtmüştü kendisine.

Karanlık ve heybetli bir yılan mı?

Yılanlar, en sevdiği hayvanlardan sayılmazdı aslında. Evet bir Slytherinli olarak bu büyük bir saçmalık olarak gözükebilirdi ama Ray örümcekleri daha çok severdi. Ah, konu bu değildi öyle değil mi? Profesörün bulunduğu yerde tüm heybetiyle durması karşısında Ray'de her zamanki gibi omuzlarını dikleştirmiş ve yüzüne umursamaz bir ciddiyet yerleştirerek sırasına geçmişti. Atmosferden ne kadar etkilediğini dışarıya vurmamaya çalışıyordu ancak ufak bir sorun vardı... Normalde sürekli eğlence peşinde olan bir adamın, KSK derslerinde bu kadar ciddiyete bürünmesi tuhaf yorumlar almasına sebep oluyordu. umursamayacaktı, güçlü adamlara karşı duyduğu saygıyı bu şekilde sürdürmeye devam edecekti.

Birkaç Slytherin'linin kendisinin Profesör Matt'ten korktuğuna dair gereksiz sözlerine aldırmadan karşısındaki adamı dinlemeye başlamıştı şimdi. Profesörün İtalyan esprisine hafifçe tebessüm etmişti evet, ama bu daha kibirli bir gülümsemeydi tamamen teslim olmamak adına atılan. Büyünün nasıl yapıldığını anlatmasının ardından, ilk sıradaki onludan biri olduğundan dolayı ön tarafa çıkmaya hak kazanmıştı galiba. Şimdi, karşısında ki Hufflepuff'lı kıza hoş bir gülümseme atarken -daha önce adını öğrenmiş olmalıydı ama şu anda hatırlayamıyordu- profesörün dediklerini oldukça dikkatli bir şekilde uygulamaya koyulmuştu. Eskilerde, kılıcı kolunun bir uzantısıymış gibi kullanmak terimi duyduğunu anımsıyordu. Şu anda yaptığı şey de, asasını kolunun bir uzantısıymış gibi kullanmaktı ancak... Ray karşısındaki tatlı Hufflepuff'lı bayana -daha doğrusu herhangi bir bayana- zarar vermeyecekti. Bu yüzden kızın kendisine büyüyü yapmasına izin vermesinin iki saniye ardından profesörün söylediklerini dinlemeye koyulmuştu. Sırasına geçerken de kendisine izin verdiğinin farkında olan kıza göz kırpmaktan kendisini alamamıştı elbette.

Biraz sonra ise, sırasına geçmesinin ardından Düşüneli'nin içine dalmıştı düşünceleri. Parmaklarından beynine doğru yükselen titreme hissiyatından tuhaf bir zevk alıyordu aslında. Karşısında gördüğü manzara ise, oldukça tanıdık bir manzaraya benziyordu. Tanıdığı bir çok profesör... Hafıza silme büyüsüyle savrulan büyücü...

Tekrar dersliğe döndüğünde, yüzündeki gülümseme silinip tekrar ciddiyet hakim olmuştu yüzüne. Hatta kaşları bile çatılmıştı biraz. Profesör güçlü olduğu için ona saygı duyuyordu, ama ya düşündüğünden daha güçlüyse? Bu, ondan korkmasına sebep olur muydu? Ray hafifçe yutkundu. Bu derse girmekten hoşlanmıyordu, her seferinde bir gövde gösterisine tanık oluyormuş gibi hissediyordu, ancak ödevinin ne olduğunu duymasının ardından derslikten en son çıkanlardan biri olmuştu. Sadece uzun bir süre boyunca o yılana bakmak istemişti... Profesör Matthew'un değişik zevkleri vardı galiba.


| 13 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tria Simoneit
Ravenclaw IV.Sınıf
Ravenclaw IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 48
Kayıt tarihi : 27/04/11
Lakap : Es.

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Çarş. Mayıs 04, 2011 6:33 pm

    Bir damla huzur, bir damla daha... Başımı geriye atmış, sarı saçlarımın rüzgârla beraber ensemi gıdıklayan hareketleriyle içim geçmişti. Yağmurun huzur dol damlaları göletle birleşiyordu. Her olağan üstü birleşmede havaya bıraktığı ses bahçede yankılanıyordu. Derinden gelen huzurun sesiydi bu. Gözlerim ıslanan kirpiklerimin kıpırtısıyla aralandı. Dudakları yukarıda doğru kavislendi. Ellerimi bir çocuk gibi ileriye doğru savurdum. Gülüşümü muhafaza ederek yerimden kalktım. Üzerime sinmiş çimen kokusunu savurmak istercesine bahçenin ortasında dönmeye başladım. Bir adım yana, sonra bir kez daha yana. Biraz ileri ve şimdi geri... Ayaklarım kulağıma gelen ritme uygun hareketlerle ilerliyordu. Cübbemi yerden aldım. Birkaç metre ileride ıslanmaya terk edilmiş kitaplarımı toparladım. Gözlerimi Hogwarts’ın taş duvarlarına çevirdim. Kulelerin etrafına doluşmuş karabulutlara baktım. Yağmurlu havada Hogwarts eski filmlerin korkulan şatolarına benziyordu. Taş duvarlardan süzülen damlalar şatoyu yıkıyordu. Pencerelere vuran her bir yağmur damlası ritmini pencere camına bırakarak akmaya başlıyordu. Yavaşa camdan aşağı süzülerek mermer duvarın dibinde birikiyorlardı. Ailesini kucaklayan her bir yağmur damlası dolan köşeyle beraber yeni bir yolculuğa gebeydi. Tıpkı bu yağmur damlaları gibi yeni yolculuklara çıkmayı bende isterdim; ama gidebileceğim tek yer Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersliği olacaktı. Bay Wood’un dersi beş on dakika içinde başlayacaktı ve geç kalamazdım. İstemsiz adımlarım ıslak çimenlerin üzerinde hareketlenmeye başladı. Kavisli dudaklarım gerildi, mavi gözlerim uzun kuleler yerine şatonun kapısına kilitlendi. Ayaklarım kaderlerine razı gelerek dersliğe doğru kendi ritimlerini yakaladı.

    Tahminimden kısa bir sürede gelmiştim dersliğin kapısına. Öğrenci kuyruğuna daldı gözlerim. Meraklı pek çok göz karanlıkla boğuşmaya çalışıyordu. Zaman geçtikçe göz bebekleri irileşiyor; ama görme yetileri ne kadar artsa da bir türlü karanlığı delemiyordu. Oysa benim ufak ellerim öğrencileri ayırarak öne doğru ilerlememe yardım ettiler. Birkaç adım sonunda topluluğun başına ulaşmıştım. Gözlerimi tıpkı diğerleri gibi karanlıkla buluşturdum. İstemsiz bir kıpırtı sardı bedenimi. Hem içeri girmek isteyen merakım, hem de buranın güvenli olduğuna kanaat getiren temkinli yanım çelişiyordu benimle. Sonunda ilk adımı atan biri çıktı. Slytherin’li bir çocuk bir adım ileri gitti. Kendini topluluğun meraklı bakışları arasında karanlığa doğru bıraktı. Başta içine çekti karanlık bu cesur bedeni, harmanladı; ama kısa sürede tahtından vazgeçip yerini ateşin tatlı sıcaklığına devretti. Saniyeler içinde çocuğun bedeni yeniden göründüğünde bir adım attım ileriye. Diğerleri gibi artık çekince duymadan ilerledi bedenim. Dersliğe girdiğimde için ısındı bir anda. İleride duran hareketsiz bedeni başta bir heykel sanmama rağmen gözlerimi odakladığımda Profesör Wood olduğunu fark ettim. Gözlerim onun hareketsiz bedenine takılı kalmışken tahta sıraya oturdum. Gıcırtılı seslerin arasında duyduğum yağmurun ritmi beni çağırıyordu sanki. Yeni yerler görmek ve onlarla birlikte yeni yolculuklara çıkmak istiyordu aklım. Oysa bedenim derslikten çıkmak istemiyordu bir şekilde. Bütün gıcırtılar bittiğinde hareketsiz beden yeniden kazandı canlılığını. Çehresini görebileceğimiz bir biçimde döndü. Bakışları sabit, kaşları çatık ve dudakları düz bir çizgi halindeydi. Ciddiyetinden hiçbir taviz vermeyen bu adamın tok sesi sardı dersliği. Her profesör gibi kısa bir giriş konuşması yapan adam adımlarını sözlerinin ahengine uydurdu. İleri geri adımlarını atarken sesi bir kez daha yankılandı kulaklarımızda. Hafıza büyüsünün inceliklerini anlatan bu ses kulağıma gelen yağmur damlalarını bir kerede geriye itti. Gözleri sınıfı taradı ve dudakları ince hareketlerine devam etti. Son sözü büyülü sözcükleri söylemek için kullandı. Bitirişin netliği hoşuma gitmişti. O da bu durumdan hoşnut olacaktı ki başını öne eğerek nefesini aldı. Nefesini usulca dışarı bırakırken ilk sırada ki on kişiyi çağırdı. Sınıftaki gıcırtılar giderek arttı. Sonunda yerini alan öğrenciler karşılıklı dizilmişti. Kısa süre içerisinde büyüyü yapmayı başaranlar sayesinde hafızalar kayboluyordu. Öğrencilerin hafızaları olması gereken yerlerine döndüğünde gene o tok ses sessizliği bozdu. Öğrenciler sesin emirlerine itaat ederek yerlerine döndü ve gözler bir kez daha profesöre çevrildi. Bu sefer dudakları düşünseli hakkında kısa bilgi vermeye başlamıştı. Tam o sırada daha önce fark etmediğim düşünseline döndü gözlerim. Masamın üzerinde duran düşünseline baktığımda içinde parlak bir sıvı gördüm. Hatıraların saklandığı bu büyülü kaba bakmak hoşuma gitmişti. Profesör düşünselini fark ettiğimizi anlayarak sözlerini parmaklarımızla dokunmamızı isteyerek bitirdi. Elimi sakince kaldırdım. Mavi gözlerim sıvının hareketleriyle parladı. İşaret parmağım diğerlerinden daha ileriye doğru atıldı. Parmağımın ucunda hissettiğim soğuklukla beraber bir anda gözlerimi kapattım.

    Pencereye vuran yağmur damlalarının sesini yitirdim bir süre sonra. Kısa zamanda elimin değdiği tahtaya dokunma hissim kayboldu. Gözlerimi araladım ve kaybolan sınıfın yerine birçok insan görmeye başladım. Bilmediğim bir şeylerden bahsediyorlardı. Konuştukları konuların önemli olduğu yüz ifadelerinden belliydi. Gözleri meraklı bakışlarla birbirine dönüktü, elleri genelde önde birleşmişti. Her an harekete geçecek gibiydiler. Sonra bir anda hiç beklemediğim bir koku geldi burnuma. Islak çimen kokusuydu. Gözlerimi birkaç defa istemsizce kırpıştırdım ve başka bir yerde olduğumu fark ettim. Daha önce toplantıda gördüğüm adam çimlerin üzerinde ilerliyordu. Ayakkabıları çimleri ezerken gerisinde kokuyu bırakıyordu. İleride onu bekleyen maskeli yüzleri görünce bir an paniğe kapıldım; ama beni göremeyeceklerini fark ederek sakinleştim. Kalp atışlarımı sabitleyip olanları izlemeye daldım. Adam diğerlerinin yanına yaklaştığında hiç beklenmeyen bir kahkaha atıyor. Kulaklarımda çınlayan kahkahayla beraber yerimden sıçradım. Kahkaha yerini bir anda konuşmaya bıraktı; ama konuşmayı alışık olduğum tok ses böldü. Bu tok ses aynı tınıda olmasına karşın daha berraktı. Yılların ondan aldığı şeyleri fark etmemi sağlarcasına canlı bir sesti. Daha demin aynı büyülü sözcüğü söylediğinden daha derin ve içten çıkmıştı. Sesin geldiği yere döndüğümde göz bebeklerim büyüdü. Aynı kararlı silüeti gördüm. Çimenlerin üzerinde iki adım ilerledim ve neredeyse yeni cisimlenen bir bedene çarpıyordum. Anında önümde biten bu bedenle birlikte kendimi geriye savurdum. Ellerim çimenleri yalayarak yere oturdum. Gözlerim bedenleri süzmeye başladı. Bazılarını tanıyordum; ama en fazla dikkatimi çeken gene Bay Wood olmuştu. Kararlı duruşu her zamanki gibi ilgimi toplamayı başarıyordu. Bu duruşu aklıma kazırken gözlerim bir kez daha istemsizce hareketlendi. Ellerim tuttuğum çimlerden ayrılıyor ve gene tahta zemini altımda hissettim. Son olarak çok sevdiğim ıslak çimen kokusu da beni terk etti. Gözlerimi açtığımdaysa aynı tok sesle bizi karşılayan Profesör Wood’a döndüm. Ödevimizi söyleyen sesin ardından dersliği inleten bitiş ziliyle bedenim kendine geldi. Gözlerimi kırpıştırdım ve dersin büyüsüyle beraber dersliği terk ettim. Koridorun sonuna ulaştığımda arkamdan gelen tahta kapıların çarpma sesiyle dersliğin kapandığını fark ettim.


    | 13 // Uygun |

_________________

Kur galia, nėra įstatymo.
(Nerede güç varsa, orada yasa yoktur.)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lassie Paula Ciffoni
Hufflepuff VI.Sınıf
Hufflepuff VI.Sınıf


Mesaj Sayısı : 243
Kayıt tarihi : 31/03/11
Lakap : Pessie

MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   Perş. Mayıs 12, 2011 9:56 pm

Lassie ‘Oh yeah, oh yeah, yeah’ diye haykırarak dolaşıyordu Hogwarts koridorlarında. Yanından geçen herkes deli olduğunu düşünüyor olmalıydı, fakat aldırış etmiyordu. Bu şarkıya bayılırdı ’I know, I’m being used,’ kendi etrafında bir tur döndü ve yağmurda ıslanmış saçları uçuşmaya, etrafa su sıçratmaya başladı, ’that’s okey man ‘cause I like to abuse.’ Karanlık sanatlara karşı savunma dersliğine gittiğine bakılırsa pek neşeli bir şarkıydı söylediği. Aslında şarkıyı her dinleyişinde hisleri içinde birbirleriyle düello ediyorlardı; şarkının zavallı oğlanın umutsuz aşkını anlatan sözlerine karşın kız canlı melodiye kendini kaptırır ve haykırarak eşlik etmeye başlardı her defasında.

O kadar çok hoplayıp zıplamıştı ki sınıfa giderken, saçları kurumuşlardı artık. Bileğine taktığı siyah tokayla saçlarını başının tepesinde tutturdu Karanlık Sanatlara Karşı Savunma Sınıfı’nın kapısından içeriye girmeden önce. Bir-iki defa kendi kendine öksürüp haykırmaktan kısılan sesini açmaya çalıştı, pek başarılı olduğu söylenemezdi. Daha fazla uğraşmak yerine kısa bir süreliğine pencerelere çarpan yağmurun sesini dinledi gözleri kapalı; bu sırada beyninde bir ses yankılandı ”Hadi Lassie, aptal mısın, ne yapıyorsun?” Lassie irkildi ve gözleri korkuyla açıldı; içinde yaşamak için çırpınan umut önce soluna, ardından sağına bakması için ısrar ediyordu, o da karşı koymadı ve çekinerek mantığı yerine kalbini dinledi... Kimse yoktu, ders için gelen diğer IV. Sınıflar hariç. Gözleri doldu fakat ağlamamak için kendi dudağını ısırdı sol gözündeki bir damla zemine düşerken. Muhtemelen tanıyordu karşıdan gelenleri ama buğulu gözlerini onların üzerinde tutmak yerine kapıya döndü tekrar ve hızla açtı, az önce dinlediği güzel melodi sınıfa girmesiyle birlikte kesildi, sanki bir an için sağır olmuştu. Ve kör. Çok karanlıktı sınıf. Lassie içeriye doğru birkaç adım attı, her an boşluğa düşecekmiş gibi rahatsız bir his vardı içinde. Sınıf karanlık olduğu kadar sessizdi de ama ondan önce içeriye gelen öğrencilerin takırtıları da duyulmuyor değildi. Lassie bilinçsizce yürümeye devam ederken odanın her yanında meşaleler belirdi, yoktan var olmuş gibilerdi. Ve profesörün aslında sınıfta olduğunu farketti. Adamın neden meşaleleri daha önce yakmadığını merak etmişti. Belki de profesörün kürsüsünün ardında duran heybetli ve bir o kadar da ürkütücü yılan portresi onu kendinden almıştı. Acaba portre lanetli miydi? Yoksa profesör bir büyünün etkisinde miydi? ”Sen gerçekten paranoyaksın.” yine ürktü Lassie. Bu sefer sınıf kalabalıktı, ağlayamazdı, ağlamamalıydı. Derin bir nefes aldı ve kendi kendine ’Aynı zamanda şizofrenim.’ dedi umutsuzca.

Az sonra öylece sınıfın ortasında dikilmek yerine diğer öğrencilerle birlikte sıralara yöneldi ve ortalardan bir yer buldu. Çantasını yere, bacaklarının yanına bıraktı ve o sırada ilk defa yüzünü sınıfa dönen profesörü seyretmeye başladı. Profesörün hareketlerine damıştı, dersi dinlemiyordu o sırada, tabii adam ders anlatıyorsa. Kulaklarında başka bir uğultu vardı, ’Do you care if I don’t know what to say? - Profesör Wood ciddi şekilde Mark Hoppus’a benziyordu – Will you sleep tonight or will you think of me? bir zamanlar Mark Hoppus posterleriyle uyuduğu geldi aklına. Adam karanlıkta ve yüksekteydi, kendini Blink 182 konserinde gibi hissediyordu Lassie. Kısık ışık gözlerinin rengini değiştrimişti ama mavi olduklarını çok iyi biliyordu. ’ Will I shake this off, pretend its all okay that there's someone out there who feels just like me. There is... içindeki ses kahkaha atmaya başladı fakat bu sefer Elanie değildi; bu sefer Lassie gülüyordu kendisine. Neredeyse on beş dakikadır kendi öğretmenine hayran hayran bakıyordu. Başını aşağıya eğip üç saniye bekledi, yüksek sesle gülmemek için tutuyordu bu sefer kendisini. Ardından dikkat çekmemek için kaldırdı tekrar başını ve bu sefer derse odaklanmaya çalıştı, gerçekten, müzik bütün hayatını kaplayamazdı. En azından kaplamaması için uğraşacaktı. “...Büyünün üzerine gidilip püf noktaları kapılırsa, rakibe hayatı boyunca kim olduğunu unutturacak sertlikte bir güce ulaşılabilir. Ters tepme ihtimali çok düşüktür, sağlam olan her asa büyüyü direk olarak rakibinize yollayabilir. Büyünün yapılışı basittir. Asa hareketini yapmak için kaslarınızı esnetmeniz gerekir, nitekim büyüyü uygularken kolunuzu bir kırbaç gibi kullanmalısınız. Kırbaç etkisi bittiğinde kolunuz dümdüz olmalı, dirseğinizden kırılmamış olmalı ve hedefi tam olarak göstermeli. Söylemeniz gereken sihirli kelime ise Obliviate'tir."

Bekledi profesör bir süre, ardından da ilk sırayı öğretmen kürsüsü ile öğrenci sıraları arasında kalan alçak alana davet etti. Lassie’nin üç sıra önü ayağa kalktı ve profesörün dediklerine uyup birbirlerine büyüyü uyguladılar, Lassie de dikkatle onları seyretti. Büyüyü yapabilenlerin karşısındaki öğrenciler sarsılıyor, pek uzun olmayan bir süre zarfında aptal gibi davranıyorlardı. Hepsi kendilerine geldiğinde profesör yeniden sözü aldı ve büyünün kuvvetli ve doğru yapılması ile şiddetli bir fiziksel etkisinin de olacağını belirtti ve sırayı yerlerine gönderdi.

Lassie adamın sonra söylediklerini yine dinlemedi, anlaşılan çok şey kaçırmıştı çünkü Düşünseli olduğunu bildiği kürede gördüğü anıya anlam vermesi, daha doğrusu o sırada bir anıyı yaşadığının farkına varması uzun bir vaktini almıştı. Az önce önünden birileri koşarak gece vaktinde, çimenlerde ilerliyordu. Deli kahkahalar atan cüsseli bir adam. Ve birisi tam adam konuşmaya başladığında sınıfın henüz öğrendiği büyüyü uyguluyor ona. Heybetli bir ses. Lassie az önce canlı canlı koşan adama olanların etkisinde kaldığı için olayın sonunu da kaçırıyor sonra, aynı başını bilmediği gibi. Ve profesörün sesi onu kendine getirdi az önceki görüntü silinip yine karanlık sınıfa döndüklerinde ”Obliviate'in Hogwarts'ta kullanıldığı bir olayı size ödev olarak veriyorum. Olayın kahramanlarını bulacak ve olay hakkında küçük bir metin yazacaksınız. Pratik yapmayı hiçbir zaman bırakmayın, bir sorunuz olursa odamın kapısı hepinize açık.”İçinden karşılık verdi adama ’Afedersiniz profesör, benim için bir şarkı söyler misiniz? Sesinizin nasıl gideceğini merak ediyorum.’

Üzerinde bir uyku hali hissediyordu Lassie eğilmiş çantasını alırken. Profesör çoktan terk etmişti sınıfı. O da kalabalıkla beraber gelişi gibi sessizce çıktı sınıftan.


| 16 // Uygun |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: IV. Sınıf / I. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
IV. Sınıf / I. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: