Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 V.Sınıfların I.Dersi

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Horace Rufus Allison
Ölü
avatar

Mesaj Sayısı : 1987
Kayıt tarihi : 18/06/10
Yaş : 24
Lakap : Ozyy

MesajKonu: V.Sınıfların I.Dersi   Perş. Mart 03, 2011 8:18 pm

Önemli! Önceki dönem derse katılmış olan öğrencilerin ilk derse yazmaları zorunlu değildir.

Önceden Derse Girmiş Olan Öğrencilerin Aldıkları Puanlar

- Pacretius Sigwald Audrica - 16
- Lucian Luxsouer - 20
- Elena Lemieux - 25
- Milena Daphne Werber - 18
- Quinn Louwheth - 16
- Adalyn Xéna Snow - 24
- Svetlana Talietzin - 19
- Eleadora Skopljak - 20
- Aleksa Stanlavis - 24
- Nicholas Landry - 17
- Darien Ioannou - 22


Dersin Konusu: Barış Yudumu İksiri İksiri
Dersin Profesörü: Horace Rufus Allison
Ders Zamanı/Hava Durumu: Öğleden Sonra İlk Ders / Kar Yağışlı
Dersin İşlendiği Yer: Zindanlar
Dersin İşlenişi: Barış Yudumu İksiri / Uygulama
Sınıfın Durumu: Profesör sınıfın içerisinde öylece sınıfı izliyor. Bu arada her masanın önünde iksiri yapabilmek için birbirinden çeşit malzemeler var, bunun yanında orta boyda siyah bir kazanda masanın tam ortasında bulunuyor. Masanın sağ tarafında ezmek ve kesmek için bazı ıvır zıvır eşyalar bulunuyor. Kazanların içinden gelen sisli dumanlar ve fokurdamalar, dolaplarda bulunan renkli iksir şişeleri, iksir dersi kitapları ve ölçekler... Zindanların muhteşem havasını içinize çekiyorsunuz, rahatlatıcı bir duman ve ardından muntazam derecede eşsiz bir koku. Kokunun nereden geldiğini bilmiyorsunuz ancak öğrenmek istiyorsunuz. Kokunun profesör masasına yakın bir yerlerden geldiğini düşünüyorsunuz fakat profesör masasında olduğu için bir türlü bakmak cesaretinde bulunamıyorsunuz. Sınıfta sisli duman bir kol geziyor ve herkes yerlerinde oturup birbirleriyle konuşuyor. Profesörde bu arada önünde duran yırtık kitabını karıştırmaya başlıyor. Kısa bir süre kitabını inceledikten sonra sınıfı şöyle bir izliyor ve ardından konuşmaya başlıyor.

'' Öncelikle dersime hepiniz hoşgeldiniz. Sizleri görmeyeli baya bir büyümüşsünüz. Oysa ki daha dün gibi birinci sınıftaydınız. Şimdi ise beşinci sınıfa geldiniz. Zaman nasıl da su akıp geçiyor. Ben bile kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum. Her neyse muhabbetimize sonra devam ederiz. Şimdi ders zamanı. Herkes kazanlarının başına. ''

Profesör öğrencilerini izlemeye başlar. Öğrenciler önlerinde bulunan kazan ve malzemelere bakarlar. Profesör kısa bir süre bekledikten sonra tekrar konuşmaya başlar. İksiri yapma vakti gelmiştir.

'' Evet arkadaşlar, ilk konumuz Barış Yudumu İksiri. Bir saat içerisinde kabul edilebilir bir barış yudumu iksiri yapmayı başaran kişiye küçük bir şişecik sıvı şans. Tarifi kitaplarınızın 20'nci sayfasında. Hepinize iyi şanslar. Hadi kaynatın kazanları! ''

Sınıfta hafif fısıldaşmalar başlıyor. Öğrenciler önlerinde duran orta boy kazanlara bakıyorlar, arada yakından inceleyeni de oluyor. Ardından öğrenciler ders kitabının sayfalarını karıştırıyor ve içlerinden bir sayfa da duruyor. Sayfayı şöyle bir inceledikten sonra kazanlarını kaynatmaya başlıyorlar. Profesör masasına doğru yürümeye devam ederken öğrenciler kazanlarının başına geçmiş iksiri yapmaya devam ediyorlar. Profesör masanın altında bulunan çekmecesinden Gelecek postasını çıkarıyor ve haberleri okumaya başlıyor. Profesör, Arna ile yaptığı röportajın yayınlandığını görüyor ve yazılanları hızla okumaya başlıyor. Dersin sonuna doğru kazanlardan muhteşem bir koku yayılıyor. Profesör oturduğu yerden hızla ayağa kalkıyor ve öğrenciler arasında dolaşmaya başlıyor.

'' Ders bitmiştir. Hepiniz çok iyiydiniz. Her ne kadar ben gazeteye göz atsam da bir yandan gözüm üstünüzdeydi. Elinizden geleni yaptınız ve bazılarınız başarılı oldunuz. İksiri yapan ilk arkadaşınız .......... küçük bir şişecik sıvı şans almaya hak kazandı. Peki al bakalım söz verdiğim gibi. Seni tebrik ederim. Bu iksiri iyi kullan. Evet arkadaşlar! Bugünlük dersimiz bitmiştir. Kimin kaç puan aldığını açıklamayacağım. Bunu binalarınıza vereceğim puan ile göreceksiniz. Ayrıca size bir ödev veriyorum. Ödeviniz; Veritaserum, Amortentia ve Felix Felicis iksirleri ne işe yarar? Örnek veriniz. ''

Öğrenciler yerlerinde hızla bir şekilde toparlanırken profesör de masasının üzerinde bıraktığı Gelecek Postasını tekrar çekmecesine koyuyor ve ardından kenara koyduğu paltosunu üzerine doğru alıyor, bu arada dışarıdan gelen ' Gong' ile beraber öğrenciler hızlı bir şekilde yerlerinde toparlanıp sınıftan dışarıya çıkıyorlar. Profesör sınıfın boşalmasının hemen ardından hızlıca bir şekilde masasında toparlanıyor ve özel odasına yürümeye başlıyor...

Önemli:
İksir malzemelerini siz belirleyeceksiniz. Bunu tamamen sizin hayal gücünüze bırakıyorum. İksirin yapılışı (tarifi) hakkında ayrıntılı bilgi veriniz. Derste en yüksek puanı alan öğrenci sıvı şans almaya hak kazanacaktır. Aynı puanlara sahip olan öğrencilerin ise derse katılma günü ve saati dikkate alınacaktır. Derse girmek için 2 hafta süreniz vardır. ( 15 Puan)


Ayrıntı ve püf noktalar: Yazdığınız rp'lerin ders rp'sine uyumlu olmasına dikkat edeceğim, bu nedenle ne olmuş ne bitmiş haberiniz olsun. Derse girişinizle ilgili bilgi verildi. Düzenli ve güzel bir rp bekliyorum. Konunun ilgi çekiciliğinden, önünüzde duran kazanlardan, sınıfın genel durumundan ve ders işlenişinden rp'nizde bolca bahsedebilirsiniz. Ayrıca '' ......... '' olan yere sadece ** yapınız ve kimin kazandığını söylemeyiniz. Bir alt paragrafa geçiniz ve ardından da sınıfı terkettiğinize dair bir kaç cümle yazınız. Bunlar size artı puan kazandırır.

Verilen Ödev: Veritaserum, Amortentia ve Felix Felicis iksirleri ne işe yarar? Örnek veriniz.

Dersin Akışı: Derste herhangi bir olumsuz olay olmamıştır.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Collesius A. Allison
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 3351
Kayıt tarihi : 16/01/11
Yaş : 22
Lakap : Aydişi

MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   Çarş. Mart 09, 2011 11:18 am

    Hogwarts’ın ihtişamını gölgede bırakan bir kar yağışı vardı.Dışarıda ki soğuğa rağmen sıcak, küçücük bir yuva gibiydi Hogwarts. Collesius öğlene kadar dersi olmamasının verdiği rahatlıkla işlerini biraz askıya almıştı. Yanı başında duran saat uzun süredir bir yerlere yetişmek için ayarlanmamıştı çünkü, derslerle pek arası yoktu. En nefret ettiği ders İksir’di, dersliğe ulaşana kadar etmediği küfür kalmıyordu ancak amcasının zevkli ders işleyişi onun dersine girmesinin zorunluluğu konusuna devasa bir gölge düşürüyordu. Adam akıllı takip ettiği belki de tek dersti. Görenlerin inanamayacağı bir memnuniyetle gözlerini açtıktan sonra yatağını sakince terk etti. Yüzüne biraz su çarptıktan sonra etkileyici görünümlü cübbesini giyip aynanın karşısına geçti. Saçlarına baktı, her zaman ki gibi dağınık ve düzensizdi, sağ elini kaldırıp saçını biraz daha bozduktan sonra hazır bekleyen tek ders eşyası olan bıçağını havan ve havan döveceği takımını aldı. Basit malzemelerin derslikte bulunduğundan zaten emindi.

    Elini hareket ettirdi, cübbesini bileğinin arkasına iterek göz ucuyla saatini yokladı. Biraz zamanı vardı, sallanarak koridorda ki kırmızı halının düzenli motiflerini takip ederek ilerledi. Merdivenlerden alt kata ulaşmıştı. Zindanlara doğru ilerlediğinde iksir kokusu değil de amcasının insanların hafızasına kazıdığı o mis koku geliyordu. Ailesinde babasından bile çok değer verdiği bir insandı buna kendiside anlam getiremiyordu.

    Dersliğe adımını attığında temiz görünen kazanların başı sırayla dolmaya başlamıştı. Dersliğin temiz kokusunu içine çektikten sonra saygılı bir selam verdi Profesöre. O’nun dersinde belki de inek görünmek istiyordu çünkü ilgi gösterdiği ender derslerden biriydi, ilgi gösterdiği dersi değil belki de ders işleyişiydi, dersleri kaçırmamasına rağmen iksir Collesius’a boş görünen bir dersi. İhtişamsı kazanın yanında ki keskin rengiyle temiz olduğunu fısıldayan masanın üstünde ki iksir eşyalarının yanına, asası ve iksir için gerekli olan eşyaları bıraktı.

    Profesör kitabını göz yordamıyla karıştırdıktan sonra sözlerine başlıyor.
    '' Öncelikle dersime hepiniz hoşgeldiniz. Sizleri görmeyeli baya bir büyümüşsünüz. Oysa ki daha dün gibi birinci sınıftaydınız. Şimdi ise beşinci sınıfa geldiniz. Zaman nasıl da su akıp geçiyor. Ben bile kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum. Her neyse muhabbetimize sonra devam ederiz. Şimdi ders zamanı. Herkes kazanlarının başına. ''

    Malzemelere büyük bir aşkla bakıyordu Collesius, ardından nerden başlayacağını düşünürken Profesör devam etti. '' Evet arkadaşlar, ilk konumuz Barış Yudumu İksiri. Bir saat içerisinde kabul edilebilir bir barış yudumu iksiri yapmayı başaran kişiye küçük bir şişecik sıvı şans. Tarifi kitaplarınızın 20'nci sayfasında. Hepinize iyi şanslar. Hadi kaynatın kazanları! ''


    Cübbesinin kollarını kıvırdıktan sonra kaynayan kazanın başında bir eliyle kitabı karıştırıp diğer eliyle malzemeleri yokladı. Kasede bulunan ** böceklerine iğrenerek bir bakış fırlattıktan sonra eline aldığı sapla onları ezmeye başladı yirmiye yakınını püre haline getirdikten sonra bu işkenceye katlanamayarak kaseye kazana attı. Az önce kazanla buluşturduğu türün yakın dereceden akrabası olan sülükleri canlı halde kazanın içine bıraktı. Böceklerinin çıkardığı pis koku ve dersliğin eşsiz kokusu arasında boğuşurken bir yandan da Profesöre göz gezdiriyordu. Bir elini beline destekledikten sonra başını eğerek işaret parmağıyla malzemeleri takip etti. Ardından eline geçirdiği cesur Grifin pençesini kazana atıyor. Kazana göz gezdirdiğinde değişik bir hoşafla yüz yüze kaldığını fark eden Collesius, kepçeyle kazandakilerin bütün haline gelmesi için dairesel olarak birkaç kez karıştırıyor. İnsanı içine çeken yeşili görmesi zor olmuyor, Collesius ökse otunu parçaladıktan sonra kaseyle kazana atıyor. Kazanın altında ki ateşi biraz arttırdıktan sonra Kazanı saat yönünde üç kez daha sonra da tersinde üç kez orantılı olarak karıştırıyor. On dakika kadar bekledikten sonra güzel bir koku vermesi için leylak ekliyor üstüne. İşinin bittiğini kazandan çıkan gümüşsü renklerden anlayan Collesius güven içinde dersin sonunu beklerken arkadaşlarına göz gezdiriyor.Kazana göz ucuyla baktığındaysa barışın muzafferiyetini hissediyordu.

    Profesörün dersi bitirdiği manasına gelen sözlerini söyledikten sonra. İçinde bulunan konuşma arzusunu gözlerinde göstererek dersliği terk ediyor.



Değerlendirme:
 


En son Collesius A. Allison tarafından Paz Nis. 03, 2011 10:08 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Malcolm Mourier
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1112
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   Ptsi Mart 14, 2011 9:03 pm



    Her biri farklı şekillerde olan kar tanelerinin yeryüzündeki maddelere değişinin muazzamlığını izliyordu yalnız bir biçimde parıldayan gözlerle. Kendini en mutlu hissettiği mevsim gelmiş ve en sevdiği hava olayı da gerçekleşiyordu. Hiç bıkmadan yarım saat önce buraya gelmiş ve başlamıştı sessizce izlemeye. Hiç de bozmamıştı sessizliğini. Gelen gidenleri umursamadan izliyordu… Derken aniden genelde takmadığı alarmlı kol saatinin çalmasıyla bozulmuştu tüm dikkati. Üzerine giydiği montu çekiştirerek saatin yüzünü ortaya çıkarmış ve iksir dersinin başlamak üzere olduğunu görünce hemen yanındaki kitapları kucaklayarak sessizce oradan ayrılmıştı… Zindanlara geldiğinde adımlarını kesmeden devam edip iksir dersliğinin kapısından içeri girmişti. Etraf çok dolu olmasa da birkaç beşinci sınıf öğrencisi bulunuyordu. Ve masasının başındaki Profesör Allison. Dersi pek sevmese de profesörleri iyi biriydi. Yani en azından büyücü böyle düşünüyordu… Etrafa hâkim olan çekici kokuyu içine çekerek ilerlemeye devam etmişti. Dolaplardaki rengârenk şişelerdeki iksirler ve etraftaki duman dikkatini çekerken gözüne kestirdiği bir masaya doğru ilerledi. Vardığında kazanın yanına bıraktığı kitaplardan gözünü, hiç sevmediği ama bu konuda başarılı olduğunu düşündüğü birkaç malzemeyi inceleyerek ve masadaki fokurdayan kazana bakarak geçirmişti zamanını. Profesörse yırtık kitabı inceleyerek…
    Dersliğin dolmasıyla ve profesörün kitabı bırakıp masasından kalkmasıyla çevirmişti gözlerini kazandan profesöre.
    “Öncelikle dersime hepiniz hoş geldiniz. Sizleri görmeyeli baya bir büyümüşsünüz. Oysaki daha dün gibi birinci sınıftaydınız. Şimdi ise beşinci sınıfa geldiniz. Zaman nasıl da su akıp geçiyor. Ben bile kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum. Her neyse muhabbetimize sonra devam ederiz. Şimdi ders zamanı. Herkes kazanlarının başına.”
    Tekrar malzemelere göz ucuyla bakmıştı büyücü. Ne yapacaklarını çok emin olmasa da tahmin edebiliyordu. Barış yudumu iksiri…
    “Evet, arkadaşlar, ilk konumuz Barış Yudumu İksiri. Bir saat içerisinde kabul edilebilir bir barış yudumu iksiri yapmayı başaran kişiye küçük bir şişecik sıvı şans. Tarifi kitaplarınızın 20'nci sayfasında. Hepinize iyi şanslar. Hadi kaynatın kazanları!”
    Profesör adeta büyücünün içini okumuşçasına onaylamıştı iksiri. Büyücü kollarını sıvayıp hiç vakit kaybetmeden dersliğe girdiğinde kazanın yanına bıraktığı kitaplarından konuyla ilgili olanı açıp yirminci sayfasını okumaya başladı parmak ucuyla takip ederek. İlk önce yapılması gerekeni iyice kavrayınca kitaptan masadaki malzemelere çevirdi gözlerini büyücü. Değişen mevsimler ile yılanın yenilenirken çıkardığı derisini arıyordu. Kavanozun içinde bulduğu malzemeyi kapağını açıp aldıktan sonra fokurdayan kazana atmıştı. Ardından yine kitaba dönerek ikinci olarak yapması gerekenleri hızlı bir şekilde okumuştu. Algılandığında malzemelerden bir kâse içinde duran kurbağa pisliğine baktı. İğrenç görünüyordu. Bir eliyle burnunu tıkamış ve diğer eliyle de kâsedeki pisliği boşaltmıştı kazanın içine. Ardından gözlerini kısarak gelecek postasını okuyan profesöre birkaç saniye baktıktan sonra gözlerini tekrar iksir kitabına çevirmiş ve son adım için yine kavanozda duran yengeç beynine bakmıştı.
    “Lanet Olsun!”
    Titizliğe o kadar düşkün olmayan büyücü şimdi titizlik abidesi olsa da, onun bu tavrı mide bulandırıcı malzemelerden kaynaklanıyordu. Zaman kaybetmeden iksire döndüğünde eline geçirdiği masadaki plastik eldivenler ile kavanozun kapağını açıp beyni alıp bir eliyle tutarken sıvıyı kazanın içine dökmüştü. Elinde bulunan beyni bırakmayıp masada duran bıçağı diğer eline almış ve beyne geçirmişti. Etrafa sıçrayan sıvı büyücünün yüzüne gelince daha da sinir olmuş ve beyni de akan sıvı ile beraber bırakmıştı kazanın içine. Lanet olsun! Lanet olsun! Kazanın içindeki büyük kaşığı alıp karıştırmaya başlamıştı ki bu sıcaklığın daha fazla artması gerektiğini düşünerek kaşığı bırakmış ve cebindeki asasını çıkarıp fokurdayan kazanın dibine tutarak asayı süzüldü dudaklarından büyülü kelimeler.
    “İncendio.”
    Fokurdama sesi ve kazanın altından çıkan alev artınca hiç beklemeden tekrar kaşığa dönmüş ve karıştırarak karışımları devam etmişti. Birkaç dakika böyle devam ederken yerinden kalkan profesöre çevirmişti gözlerini. Nasıl kalktığını gazete başından anlamasa da profesörün yerinden sözlerine kulak vermişti.
    “Ders bitmiştir. Hepiniz çok iyiydiniz. Her ne kadar ben gazeteye göz atsam da bir yandan gözüm üstünüzdeydi. Elinizden geleni yaptınız ve bazılarınız başarılı oldunuz. İksiri yapan ilk arkadaşınız ** Küçük bir şişecik sıvı şans almaya hak kazandı. Peki, al bakalım söz verdiğim gibi. Seni tebrik ederim. Bu iksiri iyi kullan. Evet arkadaşlar! Bugünlük dersimiz bitmiştir. Kimin kaç puan aldığını açıklamayacağım. Bunu binalarınıza vereceğim puan ile göreceksiniz. Ayrıca size bir ödev veriyorum. Ödeviniz; Veritaserum, Amortentia ve Felix Felicis iksirleri ne işe yarar? Örnek veriniz.”
    Profesörün sözlerini ardından ödevini aklına kazıyarak eşyalarını da toplayıp sınıftan çıkmıştı.


Değerlendirme:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lucian Luxsouer
Seherbaz
Seherbaz
avatar

Mesaj Sayısı : 345
Kayıt tarihi : 13/08/10
Yaş : 23
Lakap : Luke

MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   Cuma Nis. 01, 2011 8:19 pm

Dışarıdaki soğuğun içeriye kovaladığı öğrenciler, yemeklerini bitirdikleri halde hala Büyük Salon'da, masalarını zil çalmadan terk etmemekte ısrarcı gibiydiler. Lucian yemeğini yavaşça yemiş, bu kalabalığı arkadaşında bırakmak için ayağa kalkıp koca meşe kapıya yönelmiş, sessiz adımlar atıyordu. İçeriye giren bir baykuş ise kapıdan çıkarken gördüğü son şeydi.

Birinci sınıftan beri iksir hazırlama malzemelerini sınıfa kadar taşımayı alışkanlık haline getirmişti ki şimdi sanki iksir dersine gitmiyormuş hissi uyanmıştı onda. Kulelere girmiş, sanki yeraltı dünyasına gidiyormuşçasına karanlık ve soğuk, aşağı doğru inen sarmal merdivenlere gitmişti. İki tur aşağıda bir cadı ve büyücünün seslerini duyabiliyor, merdivenin kenarından aşağıya baktığında sağa sola uçan cübbelerini görebiliyordu. Lucian bir süre dönerek yol aldığında artık zindanlara geldiğini gördü. Alacakaranlığa gömülü bir koridor derslik kapılarını barındırıyordu. Lucian burayı sıklıkla gördüğü için tenine merhaba diyen soğuk ve rutubetli havaya aldırış etmedi. Beşinci sınıfların dersliğe gidip kapıdan içeri girdi.

Bir kere daha değişen hava Lucian'ın garibine gitmişti. Derslikte başka bir sıcaklık vardı ama etrafa nedeni belirsiz bir duman perdesi çekilmişti. Bunun yanında birde Lucian güzel ve cezbedici bir koku algılıyordu. Dersliğe göz gezdirdi ama aynı anda da gidip kendine bir masa bulup oturdu. Sınıf her zamanki normalliğinden daha da normaldi. Tek değişen profesör koltuğunda oturan kişiydi. Lucian o sevecen ve yılların tecrübeliyle dolu yorulmuş ama bir o kadar da dinamik, kuralcı ama bir o kadar da samimi yüzü tanıyordu. İlk iksir profesörünü nasıl unutabilirdi ki? Profesör Allison. Çok köklü bir ailenin büyüklerindendi. Lucian Hogwarts'ta Allison soyadını çok duymuştu.

Profesörle bir ara göz göze geldikten sıcak bir tebessüm atan Lucian sonrasında profesörün konuşmaya başladığını duydu. Profesör Allison, derse küçük bir giriş yapmıştı. Öncesinde kısa ve sevgi dolu cümleler salmıştı sınıfa. Lucian, bu derste profesörün söylediği üzere barış iksiri yapacaklarını öğrendi. En iyi yapana ödül vereceğini de duymuştu. Masasında gerekli malzemeler olduğu apaçık göz önündeydi. Lucian da biraz bekledikten sonra herkes gibi talimatların bulunduğu kitabının 20. sayfasını açıp önce iki defa içinden yavaşça okudu. Sonra aklında malzemeler bir araya gelmeye başladı. Sanırsa bu iksir ide hemen hemen eksiksiz yapacaktı. Tüm dikkatini toplayarak araç ve gereçlerinin başına geçti.

Lucian ilk önce kazanının altını yaktı. Yarısından fazlasını suyla doldurdu ve suyun kaynayarak yarıya inmesi için onu kendi haline bıraktı. Diğer malzemesi olan zeytin yapraklarını kaynamaya bıraktığı kazana attı. Zeytin, barışın sembolüydü. Lucian, boynuzlu kurbağa dilini ince ince keserek onların üzerine kuru ökse otu serperek yaptığı terbiyeyi bir kenara koydu. Gül yapraklarını bir havana katarak döktü. O kadar zahmetli bir işti ki, o kadar çok yapraktan ters oranda daha az miktarda su çıktı. Lucian Gül suyunu yarıya inmiş kazanındaki suyun içine attı. Kazanının altını kısarak artık suyun kaynamasını yavaşlandırmıştı. Kurbağa dilini de kazanına atıp bir süre saat yönünde kazanı tahta bir kaşıkla karıştırmaya başladı. Su giderek sanki yapısında değişmelere uğruyordu. Lucian karışımına tat vermesi için yarım bardak balkabağı suyu döktü. Barış iyi bir şeydi ama o kadar kolay bir şey de değildi. Bir bedel ödenmesi gerekliydi. Bal kabağı suyu ilk başta yanıltıcı bir malzeme gibi görünse de Lucian sonra anladı ki diğer malzemelerle karışan balkabağı suyu iğrendirici bir tat alacaktı. Görünüşüne nazaran tadı büyük bir işkenceye yol açabilecek iğrençlikte olacaktı bu iksirin. Son olarak fare ciğeri ve iki damla ejderha kanı karışımını da kazana atıp yine aynı saat yönünde kazanı beş dakika aralıksız karıştıran Lucian, kolunun karıncalanmaya başladığını hissetti. Ama çok az kalmıştı. En sonunda kırmızı ve beyaz arasında karar veremeyen bir karışım ortaya çıktı. Lucian süzgeç yardımıyla bir iksir şişesine karışımını süzüp biraz doldurdu. İksir şişesini kazanının yanına koymuştu. Etrafa göz gezdirmek istiyordu ama o sırada profesörün dersin bittiğini haber vermesini duydu. Profesör Allison en iyi iksir yapanı açıkladıktan sonra ödevlerini verdi. Lucian ödevini hemen bir parşömen parçasına not edip cebine sıkıştırdı. Ardından diğer öğrencilerle birlikte derslikten dışarıya çıktı. Sonraki dersine gitmek için önce zindanlardan çıkması gerekiyordu.


Değerlendirme:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Claudius D. Dieudonné
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 4313
Kayıt tarihi : 30/12/10
Yaş : 24
Lakap : Darcy.

MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   Çarş. Mayıs 11, 2011 8:08 pm

“Serpent?” Karanlık sular görüyorum; O var, hissediyorum. Etrafıma bakınıyorum... Tuhaf, buraları tanımam gerekir aslında ama bilmiyorum. Çok karanlık... O’nu arıyorum, yok... Ama buram buram varlığı ve gücü kokuyor burası... Yeşil bir ışık görüyorum, gülümsüyorum. Işığın kimden geldiğini biliyorum. Şaşmaz pusulam, görkemli sevdam, pür güç saçan Tanrım... O’nun bir kağıt kadar solgun yüzünde hoş bir gülümseme var. Kalbim sıkışıyor O’nu görünce sürekli böyle olduğunu anımsıyorum. Kollarını iki yana açıyor. Tereddütteyim. Bana mı, diye düşünüyorum. Her gün, her gece, her saat, her dakika ve abartmıyorum her saniye arzusuyla yandığım o biçimli dudakları aralanıyoru. Dili davetkar bir biçimde dudaklarının üzerinde hareket ediyor. Canım yanıyor ama bu hoş bir his. O’na duyduğum koşulsuz sevdanın damarlarımda dolandığını hissediyorum. Neden onu bu kadar istediğimi bilmiyorum. O’nda böylesine bir teslimiyete sebep olacak ne var, diye düşünüyorum. “Elaisa,” diye seslendiği anda olduğum yerde dona kalıyorum. Birisi omzuma dokunuyor, Elaisa’nın turkuaz gözlerini ve seviyesiz alaycılığını görüyorum. Bedenim bu sefer öfkeden ve kıskançlıkla titremeye başlıyor. O ise bana göz kırpıp Simyacının odasında yaptığı iğrenç konuşmayı hatırlatacak bir biçimde “O benim güzelim, pire kadar bile şansın yok,” diyor. Kollarını Tanrımın, arzuladığım adamın, sonsuza dek bağlılık için yemin ettiğim Liderimin yani kısacası her şeyim olan büyücünün boynuna doluyor. O eller nasıl ona dokunabilir, diye düşünüyorum. Daha da kötüsü oluyor ve onu öpüyor. Mideme acılar giriyor kendime sarılıyorum. Tanrım bana sanki beni yeni fark etmiş gibi bir bakış atıyor. Elim hiç süphesiz Karanlığın Gözyaşı’nı kavrıyor ve beni o anda on binlerce parçaya böle o sözler yankılanıyor. Tanrım “Seni bir çöl toprağının suyu arzuladığı gibi arzuluyorum Elaisa,” diyor. İkinci kez düşünmüyorum asamı çevirip “Crocio!” diye çınlıyorum. Daha önce hiç lanet kullanmadım ve hiç lanet görmedim ancak o an nasıl kullanacağımı biliyor gibiyim. Asamdan güçlü yeşil bir ışık yankılanıyor. Asa kullandığım kolum cayır cayır yanıyor. Gözlerimden yaşlar akıyor ve Tanrım bana kinle bakıp “Claudius Dieudonné, Tanrını ikinci kez hayal kırıklığına uğrattın” diyor.

“HAYIR!”
Cadı çığlıkla yatağından kalkarken Kaos’u doğrulmuş bakar bir vaziyette buldu. Yanvru Basilisk’i kucaklarken boynunu öptü. Kesik kesik nefes almaya başlamıştı. Mırıltılı bir sesle “Geçti değil mi? Sadece iğrenç bir kabus,” diye sayıkladı. Kaos’un tısladığını duydu hafifçe başını yılanın başına yasladı “İçimde seni duyabilecek bir güç var mı? Ah, belki de gelmiş geçmiş en işe yaramaz Dieudonné kızı ben miyim?” diye sordu. Ardından da acı bir gülümsemeyle yatakten kalktı. Saçlarını topladı yine öğlene kadar uyuduğundan dolayı homurdanarak ortak salondan çıktı. İksir Zindanlarına doğru ilerlerken hala Serpent’ın kendisine doğrulttuğu tiksinti dolu bakışı gözlerinin önünden silemiyordu. Horace’ın dersiydi kendisini toplamazsa babalığı çok kızabilirdi. Bunu düşünürek başını iki yana sakladı. Headon’un kendisini hogwarts’tan alıp Durmstrang’a yollamak istemesinin nedeni Horace’ın ve Wood’un bu okulda olmasıydı. Biyolojik banasına Wood’u sevmemesi konusunda katılsa da Horace konusunda bütün iyi(!) dileklerini sunuyordu. Zindanların soğuk havasına tepki olarak cüppesine biraz daha sokuldu. Yürürken hiçbir şey düşünmemeye çalıştı. Ama pek başarılı olduğu söylenemezdi.

İksir dersi hiçbir zaman sıkıcı dersler arasına girmemişti. Horace’ın dersleri babasının onun hakkında olumsuz görüş bildirdiği zamanlarda can sıkıcı oluyordu. Bizzat Alison’larla hiçbir sorunu olmamıştı. Ancak babası onları sevmiyordu. Hoş, o zaman neden Alison’ların elinde büyümesine göz yummuştu kızının? Ah tabii. Verilecek cevaplar vardı verilemeyecek cevaplar vardı. Belki de o sorulmayacak sorulardı. Ama her neyse işte diye düşündü. Horace’la bir iki saniyeliğine göz teması kurduktan sonra burnuna ‘tuhaf’ bir koku geldi. Her ne kadar halasının tütsü niyetine yaptığı iksirler gibi çiçekli koku yaymasa da sabahtan beri öfkeyle kısılmış ve acıyla yanmış kasları rahatlamaya başladı. İstemeden de olsa Venüs’ün dahi özendiği biçimli dudaklarında hafif bir tebessüm belirdi. Etrafını incelerken ilk saplantısı ve feci karın ağrısı olarak tanımladığı Collesius’a gözü çarptı. Ancak bir anda aslında canının ona bakınca fazla acımadığını anladıç O’nu çocuk aklıydı çarpık bir biçimde çok sevmişti ancak sevgisi bazı engelleri (Ailesi) aşamamıştı ve ayrılmışlardı. Tabi o gün bitiminde hayatının anlamı olduğunu fark ettiği kişiyle tanışmıştı. Hatta öyle ki kader o gün lanet olası espiri anlayışının sınırlarını biraz daha genişletmiş ve bir gün çerisinde cadının hem acıyı tatmış hem de ebedi aşka sahip olmuştu cadı. Titsü ya da her ne ise onun kokusu cadıyı tekrar sardığında Horace bakışlarını öğrencilere çevirmiş ve hitap etmeye başlamıştı.

'' Öncelikle dersime hepiniz hoşgeldiniz. Sizleri görmeyeli baya bir büyümüşsünüz. Oysa ki daha dün gibi birinci sınıftaydınız. Şimdi ise beşinci sınıfa geldiniz. Zaman nasıl da su akıp geçiyor. Ben bile kaç yaşımda olduğumu hatırlamıyorum. Her neyse muhabbetimize sonra devam ederiz. Şimdi ders zamanı. Herkes kazanlarının başına. ''Kazanının zaten başında olduğu için etrafındakileri gruplaşmaların dağılışını ve her birinin kazanlarının başına geçişini izlemeye başladı. Sıkkın ve sabırsız bir tavırla oflayıp ayağını yere vurmayı kestiğinde hemen hemen herkes kazanlarının başına geçmişti. Bir kaç çatlak kiremit(!) de yerine zar zor geçtiğinde cadı önüne bakıp malzemeleri incelemeye koyuldu. Eli, ayağı pek rahat durmadığı için beş yıl içerisinde İksir Zindanını havaya uçrmaması büyük bir şanstı. '' Evet arkadaşlar, ilk konumuz Barış Yudumu İksiri. Bir saat içerisinde kabul edilebilir bir barış yudumu iksiri yapmayı başaran kişiye küçük bir şişecik sıvı şans. Tarifi kitaplarınızın 20'nci sayfasında. Hepinize iyi şanslar. Hadi kaynatın kazanları! '' Şan Sıvısını duyunca cadı iksirine girişmek istiyordu ancak arkasındaki Kuzgun grubu kıkırdaşıp bütün dikkatini tuzla buz edince bir süre kollarını dolayıp beklemek zorunda kaldı. Zaten Ravenclaw’ın ‘inekleri’ varken asla zamanında bitiremeyeceğini düşünüyordu. Bir süre boş kazana baktı, baktı, baktı... Üzerinde öfkeli bir bakış hissettiğinde sığ okyanus mavisi gözleri Horace’ın gözleriyle buluştu. Cüretkarca gülümsemek yerine utangaç bir şekilde kızarmayı yeğledi genç cadı. İksir Kitabının yirminci sayfasını açarken göz ucuyla saate baktı. Barış yudumu iksirini halasıyla çalışırken kesintileri saymazsa yaklaşık iki saatte ancak bitirmişti. Bir saatte mümkünü yoktu, yetişmezdi. Yine de oflayarak kollarını sıvadı. Tarifin karmaşık olduğunu düşündüğünden iksir kitabını kapadı ve kendi defterini çıkarıp halasının düzgün el yazısına göz attı. Adımlar bütün ayrıntılarıyla anlatılmış ve adım adım bitmesi beklenen bir iksirdi.

İlk adımı hızlıca okurken yanında bulunan büyük ölçeği zorlukla kaldırarak kaldırarak orta boy kazanının yaklaşık içte ikisini doldurdu. Bir ağaç dalını küçük bir bıçakla soymaya başlarken bir yandan da kaynamaya henüz başlamamış kazanına bakıyordu. Güç bela ağaç reçinesine ulaştığında soymayı bırakmış ve yine epey çaba sarf ederek onu minik parçalar haline getirmişti. Halasının söylediği kıvama gelinceye kadar bıçağı üzerine defalarca vurarak parçaları iyice öğüttü. Ağaç kökünün külleriyle birlikte kazana attı. Kazandan hafif dumanlar çıkmaya başlaması cadıyı gülümsetti ve yan tarafında duran Porsuk’un kazanından çıkan pembe dumanlar kısık sesle kahkaha atmasına neden oldu. Kıza sırıtarak “Süpersin (!)” dedikten sonra bileğindeki saate baktı ve yeterince karıştığına kanaat getirdikten sonra yılan yumurtalarına uzandı. Donmuş yılan yumurtalarından bir tanesine el koyarken içindeki ince zara zarar vermeden yumurtayı kabuklarından ayırdı. Halası zarın gerekli olduğunu söyledikten sonra ilk ayırışında beş altı yumurta harap ettiğini anımsadı. Bu sefer tek denemede mükemmel bir sonuç elde etmişti. Diğer üç yumurta içinde aynı şeyi uyguladıktan sonra dört anka kuşundan alınmış küllerle beraber dört farklı yılan yumurtasını kazana bıraktı. Saat yönünde yaklaşık beş dakika karıştırdı. Kazanından çıkan duman hala beyazdı. Ay taşı tozundan bir tutam kattıktan sonra şurup katması için iki dakika beklemesi gerekti. Tekrar karıştırmaya başladığında bu sefer saat yönünün tersine çeviriyordu bileğini. Kazandan dumanların yükselmeye başladığını gördüğü anda kurutulmuş açelyanın kökünü alıp dört parçaya böldü. Yedi tane açelya kökünü daha aynı şekilde dörde böldükten sonra kazanın içine attı. Nepenthes’in de kurutulmuş kökünü de alıp parçalara ayırdı ve bütün kökleri kazana atıp karıştırmaya başladı. İki dakika saat yönünde üç dakika da saat yönünün tersinde karıştırdı. Bir orman perisinin kanını ve bir yer altı cininin kanını farklı bir ölçekte birbirine katıp bir çubukla karıştırdı. Kazandan çıkan dumanların azalmasını beklerken halasının kan karışımı hakkında söylediklerini anımsadı.



    “Neden böyle yaptık peki ne alaka yani?” Halası sorusu üzerine gülümsemişti ve “Dünya garip bir denge içindedir ve ne hep iyilik ne de hep kötülüğün olması muhtemel değildir. Bunu bulan büyücünün bir Japon olduğu söylenir. Japonların eşitlik ve denge simgesini hatırlıyor musun?” diye sormuştu.Cadı başını olumlu anlamda sallayarak hafif bir tereddütle “Her aydınlığın içinde bir karanlık her karanlığın içinde de bir aydınlık vardır,” diye cevaplamıştı. Halası tereddütüne gülümsemiş ve söylediklerini onaylar bir vaziyette tekrar gülümserken “Haklısın güzelim. Huzur sıvısı için de bir denge söz konusu olduğu düşünülmüş boru değil yani.” Diye cevap vermişti.



Saqued’in en sevdiği özelliğinden biri de bugünkü genç dilini abartmadan kullanabilmesiydi. Kazana baktığında dumanların azaldığını gördü. Kan karışımını yavaşça kazana boşalttı. Kazandan yeniden dumanlar yükselmeye başladığında bu sefer elde ettiği renk gümüşiydi. Yüzüne yayılan gülümsemeyi şen bir kahkahaya çevirecekken kendisini dizginledi. Horace başına geldiğinde gülümseyerek babasına baktı. Horace ta ilk zaman onu evine kabul ettiği zaman yaptığı gibi kızın beyaza kaçan sarı saçlarını okşadı. Cadının gülümsemesi manevi babasının gözündeki onaylayan ifadeyi görünce daha da büyüdü. Horace başından ayrılıp diğer öğrencilerin kazanlarına bakarken diğerlerinin çalışmalarını incelemeyi bitirdi. Ardından da sınıfa dönüp konuşmaya başladı. '' Ders bitmiştir. Hepiniz çok iyiydiniz. Her ne kadar ben gazeteye göz atsam da bir yandan gözüm üstünüzdeydi. Elinizden geleni yaptınız ve bazılarınız başarılı oldunuz. İksiri yapan ilk arkadaşınız ** küçük bir şişecik sıvı şans almaya hak kazandı. Peki al bakalım söz verdiğim gibi. Seni tebrik ederim. Bu iksiri iyi kullan. Evet arkadaşlar! Bugünlük dersimiz bitmiştir. Kimin kaç puan aldığını açıklamayacağım. Bunu binalarınıza vereceğim puan ile göreceksiniz. Ayrıca size bir ödev veriyorum. Ödeviniz; Veritaserum, Amortentia ve Felix Felicis iksirleri ne işe yarar? Örnek veriniz. '' Ödev aldıklarını duyunca yüzünü ekşitse de derste Elaisa ile fazla göz teması kurmadığından ve kazanından yayılan hoş kokunun etkisinde kaldığından moralini bozmadı. Diğerleri ile sınıftan ayrılacağı sırada sanki yeni anımsamış gibi Thierry, diye düşündü. İçi kıpır kıpır olmaya başlamıştı. Tatlı bir gülümsemeyle onun dersi olan Simya Dersliğine doğru ilerlemeye başladı. İki dakika görse yeterli olur, diye düşündü. Ardından sinsi bir gülümsemeyle ‘Belki,’ diye ekledi.

Sevgili Günlük;
İksir dersine girdim. Tahmin ettiğim gibi iyi geçti. Hatta dersin konusunu çok sevdim. O iksirden sürekli yanımda dolandırsam iyi olur galiba. Serpent’ı yeniden ‘Kabuslarımda’ görmeye başladım. Zaten katlanılmaz olduğunu söylemişti bu yüzden yeniden söylemek istemiyorum. Simyacı bizi ormanda yakaladığında çok utanmıştım ama aramız düzeldi galiba. Thierry’yi uzun zamandır görmüyorum özledim be. Aha, halamın FYBS’den çok yüksek bir puan almasına şaşmamak gerek her bir şeye cevabı var. Neyse bugün dafa fazla muhabbet edemeyeceğiz yapmam gereken üç parşömen ödev var. Iyk.


Değerlendirme:
 

_________________

You find the head dozens of times a night, let me means.
In Chains :
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   Perş. Mayıs 12, 2011 2:26 pm

-O da ne demek oluyor ?
-Aklını çalıştır biraz Spring.
-Sonra görüşmeliyiz.

Sabahın erken saatlerinde dikilmişti Spring ayağa ve bu saate kadar olan tüm boş saati iksir çalışarak geçirmişti zaten. Sayfalarca iksir tariflerini okurken gözlerinin ağrımasına hiç aldırış etmemişti sessiz ve nem kokusuyla dolu kütüphanede. Okuduğu onlarca iksir tarifinden belki on belki de beş tanesi kalmıştı aklında fakat kendine kattıklarının oldukça gerekli bilgiler olduğuna emindi. Kütüphaneden çıktıktan sonra yolda karşılaştığı ablası Lomadriethiel ile konuşmasını bölen ise sevgilisinin ona seslenmesi olmuştu. Ablasının neden bahsettiğini düşünürken Lloyd'un yanında hızlı adımlarla yürüyordu. Düşünceli halinin nedenini sormayan çocuğun konuşmaması kızın oldukça hoşuna gitmişti. Henüz kendi bile anlamadığı bir meseleydi ki ailevi konularını kimseye açmıyordu Spring aynı ablaları gibi. Bu konularda, hatta neredeyse genelde kapalı kutudan farksızdı kızıl saçlı cadı. Hogwarts'ın en alt katına ulaştığında ilk kez zindanların arasından yayılan güzel bir koku çekiyordu kız içine. Garipseyerek sevgilisine baktı. Birlikte yürümeye devam ediyorlardı. Sınıfın içinde kol gezen hafif duman ve kokuyla beraber sürüklenerek oturmuştu kız her zaman oturduğu yere. Önünde duran kazana bakış attıktan sonra Profesör'ün artık dersi başlatıp konuyu özet geçmesini bekliyordu. En saygı duyduğu Allison'du yaşlı büyücü, hatta tek bile denebilirdi değil mi ? Spring son kez kolunda duran saate bakarken Profesör de konuşmasına başlamıştı.

Profesör'ün geçtikleri yıllardan bahsetmesi kızıl saçlı cadının yüzünü az da olsa güldürmüştü. Dersten tamamen bahsetmeye başladığında ise ne yazık ki gün içinde öğrendiği bir iksiri yapmayacaktı bugün Spring. Fakat kolay olacağına adı gibi emindi, barış yudumu iksirinin. Hemen yanında duran malzemeler ve önündeki kazanını şöyle bir incelemişti cadı ve kollarını sıvıyordu şimdi. Profesör, şans sıvısı kazanacaklarından bahsedince içinde ufak da olsa bir hırs büyümüştü. Hiç bir zaman klasik kızlar gibi tiksinmiyordu iksir malzemeleriyle uğraşırken. İlk olarak kitabının yirminci sayfasını açtı. Şöyle bir göz gezdirip eline aldığı kaşığı kazanın içine bıraktı. Duman çıkan kazanın kenarında duruvermişti. Tahta kaseler içerisinde kuzu kuzu yatan kemikleri görüyordu Spring. Parmağının ucuyla tutup iki büyük kemiği kazana bıraktı. İki üç karıştırmanın ardından malzemelere dönmüştü gözleri tekrardan. Garip muggle çorbalarından farksız bir görüntü ve koku vardı o an Spring'in kazanından yükselen. Fakat bu kokunun önünü kesen meyan köklerini hızlıca kazana atmasıydı genç cadının. Koku değişmiş ve kaşıkla kazanı iyice karıştırmaya başlamıştı kız. Son malzemeyi kazanın içerisindekiler tamamen eriyince atması gerekiyordu. Toz halini almış kuru böceklerdi bunlar ve son malzemede kazanın dibini boyladıktan sonra hazırdı her şey. Kafasını kaldırdığında profesör masadan kalkmaya yelteniyordu henüz. Ardından öğrencilerin kazanlarının önünden geçip konuşmuştu.

''Ders bitmiştir. Hepiniz çok iyiydiniz. Her ne kadar ben gazeteye göz atsam da bir yandan gözüm üstünüzdeydi. Elinizden geleni yaptınız ve bazılarınız başarılı oldunuz. İksiri yapan ilk arkadaşınız ** küçük bir şişecik sıvı şans almaya hak kazandı. Peki al bakalım söz verdiğim gibi. Seni tebrik ederim. Bu iksiri iyi kullan. Evet arkadaşlar! Bugünlük dersimiz bitmiştir. Kimin kaç puan aldığını açıklamayacağım. Bunu binalarınıza vereceğim puan ile göreceksiniz. Ayrıca size bir ödev veriyorum. Ödeviniz; Veritaserum, Amortentia ve Felix Felicis iksirleri ne işe yarar? Örnek veriniz.''

Kazanından yayılan hoş kokuya bakılırsa işi başarmıştı genç cadı. Ödevini ne zaman yapacağını kara kara düşünmüyor değildi. Fakat, zeka sahibi olan bir Gryffindor için üç tane iksiri açıklamak zor olamayacaktı. Derince bir nefes alıp dersin başında belinden çıkarıp hemen elinin altına koyduğu asasını tekrardan cübbesinin cebine sokuşturup sınıftan ayrıldı.

Değerlendirme:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: V.Sınıfların I.Dersi   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
V.Sınıfların I.Dersi
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: