Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 VI. Sınıf || II. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Matthew Wood
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
KSKS Profesörü & Slytherin Bina Sorumlusu & ZAY Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2126
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 26

MesajKonu: VI. Sınıf || II. Ders   Ptsi Mayıs 23, 2011 2:18 am

Zaman
-----------

Cuma, normalde son iki saatte olması gereken ders akşam yemeğinden sonraya ertelenmiş durumda.

Hava
-----------

Açık ve temiz bir gökyüzü Hogwarts'a hakimken, tüm parlaklığıyla göz dolduran muhteşem bir dolunay var.

Mekan
-----------

Bir savaş arenası misali, oldukça genişletilmiş ve çatıdan yeksan hale getirilmiş durumdaki sınıf, ay ışığına maruz kalıyor. Sıralar anfi modelinde dizilmiş, öğrenciler bu savaş alanının çevresine yerleşmek durumunda. Dersin bolca görsellik içereceği aşikâr. Profesör masası ortada yok, alanın ortasındaki iki büyük kafesin üzeri kara örtülerle kapatılmış.

Konu
-----------
Karanlık Virüsler - Vampirlik

Ders
-----------

Bilindik sınıflarına, alışılmadık bir zamanda, akşam yemeğinden sonra giren öğrenciler karşılaştıkları manzaranın üzerine duraksıyorlar. Sınıflarının ortadan kaybolması, savaş sanatı arenasına benzer bir mekana gelmiş olmaları ve mekanın ortasında kara örtülerle kapatılmış kafesler, adım attıkları ilk andan itibaren fısıltıların başlamasına sebebiyet veriyor. Kimisi alana yakın ve aç gözlerle, kimisiyse çekingen bir şekilde arkadaki sıralara yerleşiyor. Derslerinde sıklıkla kullandıkları düşünseli kaselerinin orada olmaması şaşırtıcı değil, nitekim bir anıdan ziyade bir ana tanıklık edecekleri aşikâr. Birçoğu girer girmez asasını çekerek hazır hale gelme içgüdülerine uyuyor, Marlon Karle ise en uçtan geçtiği sırada alana daha da yakınlaşma amacıyla başını aşağıya sarkıtmayı deniyor ve başı sihirsel, şeffaf bir duvara çarpıyor. Diğerlerinin dikkatini de çekebilecek tok bir sesin ardından gergin olanlar rahatlıyor "Profesör Wood önlemini almış."

Alandaki kapı, yine sıradışı bir şekilde sarsılarak açılıyor ve gözlerinden kudret saçan bir Wood içeri giriyor. Uzun ve hızlı adımlarla iki kafesin ortasına geçiyor ve krem rengi paltosunun cebinden çıkardığı asasını savurarak sınıfın kapısını kapatıyor.

"Derse hoşgeldiniz. Gördüğünüz gibi farklı bir dizayna sahibiz, düşünseli aracılığıyla gördüğünüz anıların etkili olduğunu düşünsem de, son günlerde oldukça hassas olan ve birçok tehlikenin ortasına düşmenize sebebiyet verecek bir konuyu gözlerinizle görmeniz daha sağlıklı."

Enerjinin gerginlik verecek kadar yükselmiş olması, konunun belirsizliği ve Profesör Wood'un alışılageldik, gizemli ve resmi hareketlerinin ötesinde bir tavır takınması, birçok öğrencinin solumayı unutmasını sağlıyor. Sadece anılarda gördükleri öfkeli gözlerin tam karşılarında olması garip, ve kesinlikle nahoş.

"Bugünkü konumuz-"

Örtüler basit bir asa hareketiyle sertçe sıyrılıyor ve demirden kafeslerin içi gün yüzüne çıkıyor. Ölmek üzere gibi görünen bir beden, zifiri karanlığın ardından gözünün içine giren dolunay ışığından korunmak için kolunu gözüne siper etmekte. Hızlıca çekilen nefeslerin bir sebebi bu, diğer sebepse ikinci kafesin içindeki yaratık. Bir kurtadam. Buluttan zerre nasibini almamış semadan tüm vücudunu kavuran ve vahşileştiren dolunay ışığıyla kudurup kafes demirlerine saldırıyor, lâkin demirlere işlenmiş tılsım yüzünden acıyla haykırarak geriliyor. Bakışları Wood ile diğer kafesteki beden arasında gidip gelirken, hangisine daha öfkeli olduğunu kestirmek oldukça güç.

"Profesör, bi- bir insan mı kurban edeceksiniz? Şeye, köpeğe."

Titreyerek konuşan Hufflepuff'lı kıza bakan Wood, Cennet'in Kılıcı'nı çekerek, insan görünümlü bedene doğrultuyor.

"LUMOS SOLEM!"

Nefretle çıkan büyülü sözlerin ardından, tıpkı nefretin büyüklüğü gibi bir kudrete sahip gün ışığı beden üzerine düşüyor. Acıyla dolu, hayvansal bir haykırışı takiben yayılan yanık kokusu diğer kafesteki kurdu çıldırtmak için yeterliyken, Wood'un ikinci ve sözsüz büyüsü adamın tüm gürültüsünü kesmeye yetiyor.

"Bir muggle gibi düşünmeyi kesin, ve bana bu iki kafeste ne bulunduğunu söyleyin."

Emir açık, lâkin Wood, kendisine dönen birçok bakışın sıradışı olduğunu, beklediği cevabı alabilmek adına baktığı bedenlerde görüyor. Endişe, üzüntü, öfke ve nefret, sırasıyla Pierretta, Freja, Melodie ve Eritheia'nin gözlerinden koyu kahverengi gözlere ulaşıyor.

"Vampir, ve kurtadam."

Çatallı, soğuk ve umursamaz bir ses. Serpent Felis Leo'dan kendisine ulaşan cevap ile bakışlarını ona çeviren Wood, konuşmasına devam etmeden tüm sınıfı tek tek süzüyor.

"Karanlık Orman'da yakaladığım kurtadam, bugünkü dersin konusu değil. Dördüncü sınıf simya dersinde organik yapılarının, iyileşebilme özelliklerinin ve hayati fonksiyonlarının nasıl işlediğini öğrendiğiniz vampirlerle nasıl başa çıkılacağını, nasıl yok edilebildiğini göreceksiniz ve elbette Ay'ın Çocukları'ndan herhangi biri, bunu size ustalıkla gösterebilir. Bir sorun mu var Bayan Riley?"

"Hayır, profesör."

Gözlerini kaçıran Melodie'nin ardından Wood, konuşmasına seri bir şekilde devam ederken, adımları kafeslerin etrafını turluyor.

"Mükemmel. Gördüğünüz gibi, vampirlerin gün ışığına karşı olan zayıflıkları Lumos Solem'i bizim için bir silah haline getiriyor. Çeşitli inanışlara göre bir mit olan kavramın gerçek olduğu ortada, bu noktada hurafelerle gerçekleri oldukça iyi ayırt edebilmeniz şart. Vampirler gümüşten etkilenmezler, nitekim kafesler gümüşten. Onlara bir haçla yaklaşmanız mantıksız, kutsal su ise onları temizlemek açısından oldukça iyi bir araç. Sarımsak, kereviz, kuş üzümü de onlara zarar vermez, ve bu sınıftaki hiçbir büyücünün bu saçmalıklara inandığını zannetmiyorum."

Öfkeli bakışları ve pervasız ses tonu ne kadar gererse gersin, anlaşılmaz bir huzur dalgası bedenleri sarmayı başarmış durumda. Kimilerine göre bu lanetli bir tılsım, kimilerine göreyse iyiliğe hizmet eden her güçlü büyücünün yaydığı güven hissiyatından ibaret.

"İyileşebildiklerini biliyorsunuz, fakat bazı fiziksel darbelere dayanmaları olanaksız. Olağanüstü hızlarına rağmen kafalarını koparmayı başarırsanız, onları öldürebilirsiniz. Tabutlarında uyudukları sırada yollayacağınız alev büyüleri de, fark edemedikleri sürece onları kavurabilir. İncendio!"

Alevler zayıf bedeni kavurarak yakarken, ölümün kıyısına gelmiş ve Silencio ile susturulmuş vampir şiddetli kıvranma nöbetleri geçiriyor.

"Çok hızlılar, en zayıfları bir filin gücüne sahiptir, sivri dişleri boynunuzda kilitlendiğinde kaçmanız oldukça güç hale gelir. İzinizi başka bir ülkeden dahi sürebilirler, koku alma, görme ve işitme duyuları olağanüstüdür. Isırıp beslendikleri ve sizi öldürmedikleri takdirde, duygusal anlamda sizi bağlayabilir, mantıklı kararlar vermenizi engelleyebilirler. Ayrıca bakışları gözlerinize odaklandığında, sizi hipnotize edebilir, bir hindu ineği kadar sakin hale getirip kolayca avlayabilirler. Tüm bu güçlerine karşın, elinizde tuttuğunuz asalarla dize getiremeyeceğiniz ve kendinizi savunamayacağınız hiçbir yaratık olmadığını kanıtlar nitelikte bir tablo görüyorsunuz. Bir zaman yavaşlatma tılsımı, güçlü bir sersemletme, ve tılsımlanmış bir kafesin ardına kapatılmış savunmasız bir kan emici."

Sözlerinin yarattığı etki, olması gerektiği gibi, pür dikkat dinleyen öğrencilerin, söylenilen her özelliği zihinlerine kazıdığıysa aşikâr.

"Kanı midesi kaldırmayanların dahi izlemesi şart, ders sonunda yazacağınız detaylı analizde istediklerimi göremezsem ömrünüz boyunca Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'dan geçemezsiniz. O yüzden gözlerinizi açın."

Geldiği gibi, hızlı ve uzun adımlarla kapıdan girip, platformun üzerine çıkan Wood, asasını bir kez daha sallıyor ve kafesler ortadan kayboluyor.

Zayıflatılmış, kandan uzak tutulmuş ve ölümle burun buruna kalmış vampir de, dolunayın en şiddetli olduğu anda, tamamen sağlıklı ve kuvvetli kurtadam da birbirlerine doğru atılarak saldırıyor. Irsi olarak birbirlerine duydukları nefret ikisinin de gözlerinden okunabilir durumda, nitekim hızları bu denli detaya engel. Vampirin vuruşu kurtadamı birkaç metre ileriye uçuruyor, kuvvetli bir pençeden kaçıp yaptığı hamleyle tecrübeli olduğu gözler önünde. Duvara çarpıp sendeleyen kurdun ardından ayağa fırlayan Feodora, çatal dilindeki oldukça sert tıslamayla bembeyaz kesilip korkuyla yerine oturuyor, bu durum mücadeleyi izleyen Wood'un dikkatinden kaçmış durumda. Ayağa kalkan Ay'ın Çocuğu, bir kez daha atılıyor, bu sefer de kan emici çevik davranıp hem hamleden kurtuluyor, hem de kurdu diğer duvara vuruyor. Bu sefer kalkması ve atılması milisaniyeler dahi almayan devasa hayvan, bu denli hızlı olmasını beklemeyen vampire, önce kuvvetli bir pençe, ardından bir kurtadamdan beklenmeyecek kadar teknik bir tekme vurarak, az önce rakibinin zedelediği duvara çarpıp içeri çökertiyor. Bununla da yetinmeyen kurt, öfkesi ve hızıyla oldukça genç olduğunu adeta bağırırken kan emiciyi tekrar yakalayıp, başını aynı duvara vuruyor ve jiletten keskin dişleriyle boğazına saldırıyor. Direnmeyi deneyen ve kansızlıktan titreyen elleri pençeler basitçe etkisiz hale getiriyor ve boğazdan sonra boyun da parçalanıyor. Vampirin kafasını tutan uzuvlar bir bir koparılması ve etkisi geçen susma lanetinin sayesinde geceye acıdan haykırışlar savurulmasından sonra, diğerleri fark etmeden alana giren Wood kurtadamı müthiş bir hızla lanetliyor. Bir kas demeti ve birkaç kılcalla kafasını tutan vampir, sonraki hayata geçmek üzereyken, hırlamaların üzerinden yükselen ses, son bir detayı da öğrencilerine sunuyor. Konuşan profesör, alanın diğer tarafından aldığı tahtadan mızrağı kavrayarak vampire doğru yürümekte.

"Son olarak, şaşırtıcı şekilde, mugglelar tarafından keşfedilen ve birçok büyücünün lugatında dahi bulunmayan bir zayıflığa sahipler. Vampirler, kalplerine batırılan ve batıran kişinin bizzat şekle soktuğu, tamamen tahtadan bir kazıkla da öldürülebilir."

Sözlerini bitirip kan emicinin yanıbaşına gelen beden, ifadesiz bakışlarla, tutmakta olduğu kazığı yavaşça, vampirin kalbine batırıyor. Umutsuz gözlerdeki son bir tepkinin ardından beden, yaşlanmaktan esgeçtiği yılların anlık saldırısı üzerine, büyük bir hızla çürümeye başlıyor ve dağılarak yok oluyor.

Parçalanmış pisliği basit bir asa hareketiyle yok eden Wood, asasını kurda doğrultarak yok olmasını sağlıyor. Kurdun bedeni ormanın tam da yakalandığı noktasında tekrar belirirken, profesör alanın ortasına doğru yürümekte.

"Zihninize kazıyıp ezber ettiğinizi bilsem de, her birinizden, derste gördükleriniz ve saptamalarınız konusunda detaylı bir inceleme yazmanızı istiyorum. Ders bitmiştir."



Ödev PM yoluyla gönderilecek.

_________________
Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: VI. Sınıf || II. Ders   Ptsi Haz. 27, 2011 8:59 pm

    “Neden dersi erteledi dersin?”
    “Hâlâ alışamadın mı, Mel? Wood’un işlerine anlam veremezsin, ama bize bir sürpriz hazırladığı belli.”

    Kumral cadının çehresini saran anlayış dolu ifadenin aynını takınmak istediyse de pek başarılı olduğunu söyleyemezdi Fae. Zira zihni epey doluydu; kontrol edemediği ve biçim kazandıramadığı bir dizi problemi peşi sıra yerleştirip hepsine aynı anda çözüm üretmeye çalıştıkça tökezliyordu. Olan biten her şeyi bırakıp gitmek kolay olandı, delicesine cezbedici gelen bu ihtimali değerlendiremeyecek olmak da bir o kadar can yakıcı. Göğsüne bastırdığı kitabının üzerinde birleştirdiği kollarını huzursuzca kıpırdattı, marina mavisi tüy kalemi her zamanki gibi yanındaydı lâkin bir akşam vakti dersi için not almaya ihtiyaç duyacağını hiç zannetmiyordu. Son günlerde pek yemeğe ihtiyaç duymadığı gibi akşam da büyük salona inmemiş ve kitaplarını toparlayıp Mel ile buluşmak için anlaştıkları yere gitmişti. Düğüm olan her şeyi içindeki köhne vadilerde çözebileceğini umdukça yanılışına inat, yüzünde hissettiği iri gözlere bakıp gülümsemeyi denediyse de tek yapabildiği dudaklarını kıpırdatmak olmuştu. Fransa’ya döneceği günü, sevgiliye duyulan arsız arzu misali iple çekerken bir de Aurelié’nin dönüşüyle uğraşmak Eritheia’nın omuzlayamayacağı türden yükleri peşi sıra sırtına bindiriyordu. Melodie’nin yanında duyduğu, o alışkanlık hissine ne denli minnettar olduğunu gösterebilmek adına cadıya teşekkür edecekti ki odak noktasının artık kendisi olmadığını fark etmesi uzun sürmedi. Vücut hatlarını belli etmeyecek kadar bol kesilmiş siya cübbenin yeşil ve gümüş işlemeli yakası rüzgârdan dalgalanan beden iki cadıya doğru yaklaşmış ve doğrudan Melodie’yi hedef almıştı. Cesear, kitabından boşta kalan elini cadının beline sarıp yanağına küçük bir öpücük kondururken Eritheia, yalnızca dostunun yüz hatlarını seyretti. Melodie’nin, Cesear gibi birinin yanında hissettiği huzuru o kadar garipsiyordu ki kendisini hak etmediğini bile bile böyle birine aşık olmanın önüne neden geçmediğini sık sık düşünüyordu. Her ne kadar hislerini kontrol etmenin ne denli imkânsız olduğunu tecrübe etmiş olsa da, Melodie’nin zekâsının kendisini ikili ilişkiler kulvarında önde koşturacağını düşünmüştü. Cadının üzülmemesini diledi bir kez daha, yaşanan her şeye rağmen onun bir kez daha üzülmemesini diledi. “Merhaba, hayatım. Ve Fae.” Büyücünün donuk bakışlarını kendi yüzünde hissedince Eritheia istemsizce de olsa başını kaldırıp ona baktı. Cesear ile güçlü bir geçmişleri vardı, zira Eritheia’nın şimdi duyduğu kinin büyüklüğü de bu ortak geçmiş sebebiyle an ve an katlanıyordu. Bembeyaz tenin üzerine dökülen koyu kestane rengi kahküller, çikolata kahvesi sıcacık gözlere işlemiş ketum sırlar ve çoğunun aklını hayalini durduracak pür güzelliği ile Syrinx’in tebessümü can bulduğunda Cesear’a baktığı yönde, Eritheia acı ile yüzünü buruşturup bakışlarını kaçırdı. Büyücünün her seferinde ona hatırlattığı anılar bu denli mahrem ve bu kadar can yakıcıyken ona duyduğu öfkenin de her geçen gün katlanarak artması gayet doğaldı. Adımlarını biraz hızlandırıp önden yürürken büyücünün kolunu cadının beline doladığını ve kendilerine has bir beden dili ile konuşmaya başladıklarını fark etti. Rahatsızlığını gizlemeksizin tok, iğneleyici bir şekilde büyücüye hitap etti.

    “Merhaba Cesear, Mel ile özel bir konu konuştuğumuz ihtimalini es geçtiğin için sağol.” Büyücüye bakmaya lüzum görmese dahi kendisine çevrilen okyanus mavisi iki gözbebeğinden süzülen delici nefreti idrak etmesi zaman almamıştı. Melodie’nin aralarındaki gerginlikten rahatsız olabileceği ihtimali söz konusuydu elbette, lâkin ikisinin de bunu önemsediğini pek zannetmiyordu cadı. Biraz daha kısa adımlar atıp onların kendisine yetişmesine izin verdiğinde göz ucuyla süzdüğü ikilinin ayrıldığını, hatta aralarına kat-i bir soğukluk girdiğini görebilmişti. “Tekrar hayata dönmüşsün ya da üzerindeki ölü toprağını kaldırdın, Eritheia.” Cesear’ın kulaklarında defalarca yankılanan sözcükleri o denli hunharca sarf edilmişti ki aralarında çığ gibi büyüyen nefreti kendisine bir kez daha hatırlattığı için, büyücüye minnettar dahi olabilirdi cadı. Sertçe dönüp bakışlarını direk olarak büyücüye yerleştirdiğinde, kuzeninin ölümü de dahil olmak üzere birçok arkadaşlarını kaybedişlerinden nasıl bu kadar basit ve ucuz birkaç sözcükle bahsettiğini merak etti. Melodie’nin ellerinin terleyip, yüzünün endişeyle kasıldığını adı gibi bilmese asasını çekip Cesear’da kalıcı olması muhtemel derin yaralar bırakmayı tercih ederdi. Lâkin bu vahşi öç, ne şimdi alınabilirdi, ne de Melodie yaşadığı müddetçe başka bir zaman diliminde. Eritheia, Cesear’ın vücudunu delip geçmek istiyormuş gibi bakmayı kesse de göğüs kafesinin üstünde kaburgalarını parçalayabilecekmiş gibi bir müddet takılı kaldı. Akabinde Melodie’ye döndü çünkü büyücüye hitap ettiği her an onunla muhattap olduğu için kendine öfkeleniyordu. Dudaklarına profesyonelce bir umursamazlık gülümsemesi yerleştirip konuyu bambaşka bir yere sürükledi.

    “Sevgilin haddini aşıyor, Mel.” Eritheia, önüne dönüp seri adımlarla ilerlemeye devam ettiğinde Melodie’nin ne yapması gerektiğini bildiğinden şüphesi kalmamıştı. Kısa bir duraksamanın ardından cadının aşina olduğu sesi yükselip Cesear’a, enerjisini Wood’un dersine saklaması gerektiği ile ilgili bir kınama savurdu ve büyücünün koyverdiği homurtu Eritheia’nın önemsemediği küçük detaylar okyanusunun derinliklerini boyladı. Cadı, ufak sürtüşmelerin dindiği dakikadan itibaren büyüklerine, daha da büyüklerine sürüklenip duruyordu kendi içinde. Herkesin öldüğünü sandığı kuzeni karşısına çıkmıştı ve Erithieia; ona, ailesini öldüren kişinin ebeveynleri olduğu gerçeğini söyleme zorunluluğundan sıyrılmayı istiyordu. Onu kimsesiz bırakmışlardı, keza cadı; birilerinin varlığında kendini yapayalnız hissetmenin daha zor olduğunu bildiğinden bu hâli ile yetinmesini söyleyebilirdi az kalsın. Dersin işleneceği mekâna gelmelerine birkaç metre kala Eritheia, başını iki yana sallayarak ders boyunca hiçbir şey düşünmeyeceğine dair ant içti. Profesör Wood’un dersinde bunu yapamazdı.

    ωωωω

    Dersliğe giriş yaptıklarında Eritheia, olağan dışı bir şekilde değişmiş sınıfı gözlemlemek için pek bir çaba harcamadı. Keza ana alana doğru ilerlediğinde gözüne çarpan unsurlar fazla belirgin ve detay olmaktan uzaktı. Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersliği alışılagelmişin dışında neredeyse ortadan kaybolmuştu, savaş sanatı arenasını hatırlatacak kadar geniş ve bir o kadar da vahşi bir mekâna giriş yapmıştı öğrenciler. Cadı, huzursuzlukla etrafına bakındığında `derslik´ terimi altında bulundukları geniş alanın tam ortasına yerleştirilmiş iki büyük kafesin üzerini örten gece karası örtüleri fark etti. Melodie'ye yakın yürüyordu lâkin cadının da kendisi gibi duruma anlam veremeyip bunu tartışmakla meşgul olanlara nazaran, soğukkanlılıkla karşıladığını görebiliyordu. İçeri doluşan öğrenciler sözleşmiş gibi kara örtülerle kapatılmış büyük cisimlere belli bir mesafe uzaklıkta çember şeklini almış olsalar da, iki cadının adımları pek ilerleme isteğiyle dolu değildi. Mümkün olduğunca ırak bir noktaya çekilip, bitişik omuz ve gövdelerin arasından olanı biteni seyretmeyi yeğleyen Eritheia; dersin ehemmiyetini bulundukları mekândan anlamamış olsa boyu genele nazaran uzun olduğu için şükredebileceğini fark etti. Eğilip kitabını ayak ucuna bıraktı ve kollarını göğsünde kavuşturup Wood'un hazırladığı sürprizi beklemeye koyuldu. Hafifçe çattığı kaşları ve sürekli farklı bir noktaya odakladığı bakışları ile gözlem hâlinde olduğunu fazlasıyla belli eden cadı, Marlon'ın çarptığı sihirsel duvarı da gözden kaçırmamıştı. Dersliğe giriş yaptığından beni göğüs kafesini sıkıştıran o kötü his ansızın, sert bir darbe almışçasına şiddetlenirken önsezilerinden emin oldu Eritheia. Bu ders onlara iyi şeyler getirmeyecekti, hem de hiç.

    Wood'un yaptığı girişin akabinde tüm dikkatini Profesör'e odaklamış olan cadı, tüm öğrencilerin üzerine yerleşmiş o nahoş ürkekliğin kendisini es geçtiğine şaşırmamıştı. Profesör'de ters bir şeyler vardı; Eritheia her ne kadar bunu adlandıramasa da, koyu kestane rengi gözbebeklerinin derinliklerinden çıkagelen parıltının bambaşka hayaller cehenneminden alevleri sunduğunu görebiliyordu. Dersliği aydınlatan dolunay daha da belirgin bir hâl alıp bulutlar çekildiğinde, ön saflardan birkaç cadının gerilediğini fark eden Mel'in dudaklarına küçük bir gülümseme düşmüştü. Wood, birkaç adım ilerleyip bugünkü konuları ile onları kucaklaştırmak adına asasını sertçe oynattığında kara örtüler havalanmış ve alanın ardına, sonsuzluğa doğru uçup gölgelerde kaybolmuştu. Eritheia, gözlerini hemen altındaki cisimlere çevirdi. Kendisine yakın olan kafeste cılız, derisinin kemiklerinin üstünü örtmekten başka bir işlev görmediği kanı çekilmiş bir beden öylece yatıyordu. Derin derin soluklar alıyor, lâkin sanki ciğerleri olmadığından bunların tadına varamıyor gibi bithap bir hâli vardı. Cadı, yüzünde tek bir kasın bile oynamayışına şaşırmadı bu kez; vahşete aşina oluşundandı soğukkanlılığı. Normal şartlar altında ön saflardan fısıltıların yükselip hayret dolu feryatlara dönüşmesi gerekiyordu fakat karşılaştıkları görüntü, sınıfın çoğu için o denli ürkütücüydü ki; herkes kulak kesilmişti. Eritheia'nın içinde o akıl almaz tersliğe gebe önsezi git gide kuvvetlenirken korku ve hayret dolu fısıltıların yavaş yavaş kaynamaya başladığı sınıftan bakışlarını uzaklaştırıp göğe baktı. Birkaç dakika önce dolunayı koynuna alan bulutların birinden dahi eser yoktu; sema berrak, dolunay tüm şeffaflığı ile tepelerindeydi. Bir feryat. Öfke dolu, buram buram acı kokan, vahşetin İsrafil'i bir feryat.

    Eritheia, gözlerini gökten indirip odaklanmayı reddettiği kafese çevirdiğinde içerisinde debelenen, parmaklıklara saldırıp çıkmak için delicesine çırpınan güçlü, ulvi bir lanetle kutsanmış yaratığı gördü. Ne olduğunu o denli iyi biliyordu ki, duyduğu muazzam feryadın tanıdıklığını bu ırka olan aşinalığına borçlu olduğunu düşündü. Cılız bir kız sesi, aptalca bir soru yöneltti; Profesör ise cevabını tüm gerçekleri gün ışığına çıkaracak türden kesin bir sonuçla verdi. “LUMOS SOLEM!” Wood'un sesinin hiç bu kadar kin dolu ve yüksek oktavda çıktığını hatırlamıyordu cadı. Öfkeli kahverengiye karışan alaca kabuslardan uyanmış vahşi haykırışlar ile tiksindirici bir yanık kokusu. Vahşetin habercisi bu çığlığa karşı kulaklarını koruyabilmek adına ellerini kaldırmak arzusuyla dolsa da Fae, kılını kıpırdatmadı. Wood'un sarf ettiği sıradaki sözcükler, o denli aşağıya hitap ediyor ve o kadar tiksinircesine bir nefretle çıkıyordu ki, Eritheia duyduğu acının bir hayranlığın sönüşünün ilk işaretleri olduğunu idrak etti. Ürkütücü bir sessizliğe gömülen dersliğin ardından verilen emrin üzerine, kafesteki yaratıkların ne olduğunu bilmesine karşın Eritheia da diğerleri gibi gözlerini bir kez daha onlara dikti. Soluk benizlinin üzerinde pek durması, keza kendisine hatırlattığı kan kızılı saçları rüyâlarından atalı uzun zaman olmuştu. Hafifçe kaydırdı gözlerini, vahşide debelenmeye devam eden görkemli kurdun vücudunu ayaklarından başlayıp yukarı doğru süzdü. Güçlü, kasılmış çenesinin tek bir ısırıkta yapabilecekleri fazla şatafatlı bir yaradılışın somut örneklerini kendisine sunuyorken gözlerine bakma arzusuyla doldu. Kurt, ona bakıyordu. Çırpınıyor, kafesten çıkmak için muazzam bir güç sarf ediyor lâkin kendisinin olduğu yöne bakıyordu. Eritheia durdu, kollarını çözüp aşağıya sarkıttı ve şaşkınlıkla aralanan dudaklarından nefesini koyverip gözlerini iyice kıstı. Ansızın göğüs kafesi sıkışmış ve kalp ritmi delicesine yükselmeye başlamıştı. Ne yapması gerektiği konusunda bir dizi düşünce alelacele zihnine üşüşüyorken, farkına vardığı gerçeği teyit etmek için sınıfı taramasına lüzum olmadığını biliyordu. Zira Jake, derslikte olmayacaktı. Başını tedirgin bir biçimde çevirip Melodie'ye baktığında kendisine odaklanmış, yoğun kahküllerle örtülmüş iki ceylan gözbebeğiyle karşılaştı. Melodie bekliyordu fakat, Eritheia bunu yapamazdı. İleriye doğru hızla atıldı, Jake'in bu oyuna alet olmasına her ne pahasına olursa olsun izin vermeyecekti. Gerilmiş bileğini saran ince parmaklar derisini delip içine işleyecek kadar kuvvetli bir çekime gebe olduklarında, müdahele etmesinin anlaşılacak bir yanı olmadığını kabullenmesi gerekmişti. “Dur, bu ona zarar verir.” Melodie'nin fısıltısı, durmasını istemişti. Sarışın cadı eski yerini alırken sükûnetini koruyabilmek adına kollarını tekrar göğsünde kavuşturdu ve gözlerini kısa bir müddet için yumdu. Yalnızca sesleri dinleyecekti, böylece Jake'in maruz kaldığı saçma oyunu anlayışla karşılaması gerekmezdi. Öfkeden kasılan ve gerilen vücudunu kontrol etmek git gide zorlaştığında dişleri arasından kurtulan vahşi tıslamaya hâkim olmayı reddetti cadı. “Eğer Wood bunu bilerek yaptıysa...” Gözleri hâlâ kapalıydı fakat Mel'in kendisi kadar alışkanlıklarına bağlı biri olmadığını bildiğinden gözlem yaptığını adı gibi biliyordu. Cadı, görülmeye değer bir şey olup olmadığının telaşına girip gözlerini açtığında Wood'un bakışlarının Melodie'yi geçip kendisine temas ettiğini hissetti. Karşısındaki bedene ilettiği tek his, nefretti. Serpent'ın sesi tüm dersliğin gömüldüğü sessizliği yarıp Profesör'e ulaştığında Eritheia, beklediği bu durum karşısında tepkisiz kalmayı yeğledi. Wood, tekrar konuşmaya başlar başlamaz Melodie de fısıltısını kendisine doğru yaklaştırıp gözleminin yegâne meyvelerini sunmuştu fakat cadı, sözcüklerin arasında gizlenmiş ümidin ağır bastığını fark edecek kadar onu iyi tanıyordu. “Hayır hayır, yapmadı... Yapmazdı.” Melodie'nin fısıltısını işitmişçesine cümlesinin sonuna iliştirdiği soruyu cadıya yönelten Wood'un delici bakışlarını tekrar kendisinden yana hisseden Eritheia, ürperdi. Melodie ise hemen başını çevirmiş, kafesleri inceliyormuş gibi yapmaya yeltenmişti. Profesör, kafeslere iyice yanaşırken tekrar konuşmaya başladı ve bu kez cadının kaçırdığı bir önceki cümlede neler söylemiş olabileceğini anlamasına yardımcı kelimeler seçti. Derslerinin konusunun Jake'le ve kurtadamlarla bir ilgisi yoktu. Wood, yalnızca dersi onunla süslemek istemişti ve bu, Eritheia'nın kanını daha da donduruyordu. Muggle işi birkaç abuk sabuk karşı koyma tekniğiyle alakalı, laubali tipleri gülümsetebilecek sözcüklerin akabinde durumun ciddiyetini iliklerine dek hisseden azınlık kesime hitaben fütursuzca savrulan can alıcı yöntemler, Eritheia'nın zihnindeki Wood görünümünü daha da alt üst etmişti. Etrafa yaydığı o ulvi güvenilirlik hissi ile ters orantılı öfkesinin ve bunun gayrimeşru çocuğu kasvetinin kime ait ve kimin için olduğunu tahmin etmesi imkânsızdı.

    Soluk benizlilerin alevlere karşı hassasiyetini bildiğinden basit bir büyü ile susturulan vampirin birkaç dakika önce aldığı yaraların çırpınışları ile aşınan izlerini süzüyordu Eritheia, içinde zerre acıma duygusu olmayışı şimdi kendisine ironik geliyordu işi aslı. Bakışlarını son bir kez daha Jake'in üzerinden geçirip vampirin durgunluğu ile ilk âna nazaran biraz daha sakinleştiğini görünce derin bir soluk aldı. Profesör, söyleyebileceği her şeyi söylemiş ve bu yaratıkların temel özellikleri hakkında deşifre edebileceği her şeyi tüketmişti. Eritheia, dersin başından beri pür dikkat Profesör'e odaklanmış olmasına rağmen birkaç dakika sonra duyduğu sözcükler kendisinin bile tüylerinin diken diken olup gözlerini daha da geniş bir kadraja açmasına sebebiyet vermişti. “Kanı midesi kaldırmayanların dahi izlemesi şart, ders sonunda yazacağınız detaylı analizde istediklerimi göremezsem ömrünüz boyunca Karanlık Sanatlara Karşı Savunma'dan geçemezsiniz. O yüzden gözlerinizi açın.” Sözünün, öğrenciler üzerinde yarattığı etkiyi görmeyi beklemeden uzun ve seri adımlarla oradan uzaklaşıp muntazam bir biçimde oturtulmuş platformun üzerine çıkan Profesör, asasını bir kez daha sallamış ve dersin başından beri ilgi odağı olmuş kafeslerin ortadan kaybolmasına sebep olmuştu. Dakikalar sonra olacakları görmüş gibi âni bir endişeye kapılan Eritheia'nın kolları yine çözüldü ve iki yanından sarmaya başladı. Irkları gereği birbirlerine duydukları köklü kini gözler önüne sermek istiyormuş gibi atağa geçen iki yaratık, vahşi saldırılarını yaptıklarında vampirin tecrübesi sebebiyle kolaylıkla savuşturduğu kurt birkaç metre savrulup kendini eski bir meşenin yakınlarında, yerde buldu. Eritheia, ileri atılıp bu işe bir son vermemek adına dişlerini alt dudağına gömüp tırnaklarını avuç içine iyice bastırırken kurdun savurduğu geniş pençeden, güçten düşmüşlüğüne rağmen kolaylıkla sıyrılabilen vampir, egosunu tatmin etmişe benziyordu. Sihirsel duvara çarpıp sendeleyen kurda gözlerini kısarak bakan Eritheia, Freja'nın çataldilinde savurduğu birkaç sözcüğün ardından tekrar ona odaklandı. Kurt, alabildiğine bir hırsla yerinden kalkıp soluk benizliye doğru koştuğunda Eritheia duyduğu güveni hissettirebilecekmişçesine Jake'e odaklansa dahi vampir, heybetli gövdeyi tılsımlı duvarın diğer köşesine fırlatmıştı. Cadı, nefesini alabildiğine bir öfkeyle koyverip tıslamayı andıran bir homurtu çıkarırken tek düşünebildiği Jacob'ın böylesi bir vahşete malzeme oluşunun ne denli içler acısı durduğuydu. Eritheia, Jake'i iyi biliyordu. Bunu da atlatacağına dair duyduğu sonsuz güven ağır basıyorken ona verdiği değerin bu güven altında ezilemeyecek kadar kıymetli olduğu da gün be gün ortadaydı. Cadının hiç beklemediği bir anda kurt atağa geçti; belli ki vampir de beklemiyordu, keza yediği pençenin sillesinden sıyrılamadan bir tekme darbesiyle başka bir yana savulması da bir olmuştu. Öfkesini kontrol etmek hususunda her zaman derin izler altına saklanmış problemler yaşayan Jake, bir Ay'ın Çocuğu'na dönüştüğünde tanıdıkları kişi olmaktan ne denli uzaklaştığını kanıtlamak istercesine kan emiciyi yakalamış ve başını duvara vurmaya başlamıştı az sonra. Eritheia, olan biten her şeyi soğukkanlılıkla izleyebildiğine eskiden olsa hayret ederdi. Lâkin, kurdun tüm benliğine işlemiş kudreti sivri dişlerinin ucuna bağlı asaletine enjekte edip soluk benizlinin boynuna saldırışında dahi bir takdir görüyordu. Jake'in yarattığı kaos ortamına şaşkınlıkla değil, özünü kabullendiği için bir takdirle karşılık verecek son kişi Eritheia'ydı halbuki. Vampirin başını gövdesine bağlayan her bir detay ince ince işlenmiş bir mimariyi saniyesinde çökerten bombalar misali kurdun kin dolu dişleri ile paramparça edilirken, feryat figan kan damlacıklarının yankılandığı geniş arenayı daha fazla görmeyi reddetti cadı. Kendisine sunduğu karanlık hayal âlemini işittiği sesler ile, tüyden fırçalarla boyayacak olmak daha masum görünmüştü gözüne. Jake'in dakikalardır kulaklarına dolan vahşi sesinin birden kesilmesinin akabinde Wood'un duruma el koyduğu sonucunu çıkarmıştı çünkü kurdun, pür dolunay ışığı ile körüklenen öfkesinin tek başına dinmeyeceğinden emindi. Ardından kısa bir sessizlik. Yere dökülen birkaç damla kan. Vahşi hırıltılar, savaşın son dakikalarında kurtulabileceğine dair duyulan inancın boşa olduğunu kabullenen hunharca homurtular. Profesör'ün tok ve duygusuz sesinden işittiği son sözcüklerin akabinde gelecek hamleyi adı gibi bildiğinden gözlerini aralama zahmetine girmedi cadı.

    “Zihninize kazıyıp ezber ettiğinizi bilsem de, her birinizden, derste gördükleriniz ve saptamalarınız konusunda detaylı bir inceleme yazmanızı istiyorum. Ders bitmiştir.” Son iki kelam da sarf edildiği an gözlerini aralayıp önce Jake'e bakan Eritheia, büyünün de etkisiyle yatıştığını ve önünü bulutların örttüğü dolunayla dinginleştiğini gördüğünde huzurla nefesini koyverdi. Profesör'ün onu bilerek buraya getirdiği ihtimaline inanmayı reddediyordu, Melodie'nin de dediği gibi böyle bir şeyi yapacak kadar duygu fakiri değildi karşısındaki adam. Cadının gözleri istemsizce büyücüye kaydı, gözlerinde gördüğü kinin ve nefretin kalbe saplanmış bir kazıkla dindiğini umarak bakıyordu ona. Uğradığı hüsran tek bir şeyin kanıtıydı; Wood değişiyordu. Başını hafifçe iki yana sallayıp Melodie'nin bileğinden çekiştirdi ve onu topluluktan uzaklaştırdı. “Jake'i görmeye gitmeliyiz, hem de en kısa zamanda.” Cesear'ın sabırsız adımlarını fark ettiği an saklaması gereken bir şey varmış gibi cadıdan uzaklaşıp ders boyunca durduğu noktaya gitti ve yere bıraktığı kitabını alıp elinin tersiyle üzerindeki kuru dalları savuşturdu. Seri adımlarla oradan ve vücuduna kirlenmişliği geçiren vahşetin dölü kasvetten uzaklaşabilmek adına ilerlerken omuzunun üzerinden kurda son bir kez daha baktı. Daha önce hiç bu kadar güzel bir şey gördüğünü hatırlamıyordu.


Olağanüstü || 25

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: VI. Sınıf || II. Ders   Çarş. Haz. 29, 2011 8:39 pm


    ‘‘ Benden bir şeyler gizlediğin aşikar. Hem de günlerdir. ’’
    ‘‘ Gizlediğim hiçbir şey yok. ’’
    ‘‘ Evet, geçen gece ortalıktan kaybolan bendim. ’’ Buz mavisi gözleri kardeşininkilerin içine doğru hapsolmaya başlarken, alt dudağını ani bir refleksle ısırdı cadı. Hala ondan ve çevresindeki herkesten birlikteliğini saklamaya devam etmesi canını sıksa da, en çok Floja’ya dokunduğu belliydi. İnce parmakları arasına dolanan yüzüğe doğru kaydığındaysa bakışları, dalgın bir havaya doğru yelken açmaya başladı Feodora. Ne yaptığını, nereye gittiğini ve gideceğini kestiremeyecek gibi hissettiğini fark ettiğinde, çocuksu korkuların ruhunu işgal ettiğini düşünmeyi yeğledi. Başparmağıyla, işaret parmağı arasına sıkıştırıp, çevirmeye başladığı yüzüğün anısı, beyninde bir bulut oluşturduğunda derin bir nefes aldı. Garlyn’i hak ediyor muydu? Bunca zamandır kafasının içinde cevapsız kalan tek soru buydu. Aşka kucak açtığından beri Scott’la beraberdi Feodora kızı. Onun gidişinden sonra verdiği yemini bozmakla kişiliğinden çok ruhunu zedelediğini bilse de, kendini kandırdığı onca yalanla yaşıyordu zaten. Garlyn ise, onun için fazla iyiydi. Yalanlarla dolu bir hayatın içinde koşup duran arsız bir kızın saklanacak köşesiydi. Temiz, güvenli, sevgi dolu. Ona güveni bahşeden bir eş daha… Onu ne kadar hak ediyordu, bilmemesi bu yüzden doğaldı. İstediği aşkı sadece rüyalarında mı verebilecekti yoksa, kahpe dünyanın içinde de ona bir tutamda olsa aşk sunabilecek miydi? Cevapsız onca soru beynine hücum etse de, çoktan başladığı bir işin ardından hesap kitap yapmak saçmalığın daniskasıydı cadıya göre. Gittiği yere kadar gidecek düşüncesine odaklanmayı denediği gibi, beyninin içinde dönen manzaradan kendisini çekmesi bir olmuştu. Buz mavisi gözlerini yeniden kardeşininkilere doğru çevirdiğinde, yüzüğüyle oynamayı bırakıp, azap çektirdiği dudaklarını aralaması bir oldu.
    ‘‘ Sadece bana biraz zaman ver Floja. Yaşadığım şeylerin ne denli ağır olduğunu biliyorsun, toparlanmamın da nasıl bir süreçte geliştiğini. Senden istediğim tek şey biraz daha anlayış. ’’ Gereğinden fazla anlayış gösteriyordu kardeşi ona aslında ama Feodora’nın dudakları yaşadığı şeyleri anlatmak için bir türlü aralanamıyordu. Ya da Garlyn’le olan birlikteliğini henüz duyurmaya. Kafasının allak bullak olmasının sebeplerinden biri de buydu işte. Sadece birkaç gece önce bulmacayı tamamlamak istemezken, şimdi yapmak istediği tek şey bu olmuştu. Garlyn’le beraberken dikkati fazlasıyla dağılıyordu, ama onunla değilken çözmek istemediği bu bulmacaya karşı hırs dolu bir savaş açıyordu. Kaybeden kim olacaktı, meçhul olanda buydu.

    Beyaz çarşafların içine doğru gömülmek için hazırlandığında, bakışlarını kardeşininkilerden çekip, çıplak ayaklarını soğuk mermerle temas ettirdi. Yatağına vardığında bacaklarını karnına doğru çekip vicdan azabı denilen o duyguyu azap etmeyi diledi. Scott’un olmadığı gecelerde yaptığı bu şeyi, şimdi vicdan azabından kurtulmak için yapmaya başlamıştı. Onun gidişinden sonra o kadar fazla şey değişmişti ki hayatında, kafasının allak bullak olması ve zehir dolu bir dumanın zihninde dönüp durmasının sebebi buydu. Derin bir nefesi daha ciğerlerine doğru çekerken, düşüncelerini ve hatta o zehirli dumanı bir kenara itip, buz mavisi gözlerini yumdu cadı ağır ağır. Kim bilir hangi rüyanın peşinden sürüklenecek ve o rüya ona ne denli işkence edecekti ya da huzur verecekti. İstediği şey işkence değil, huzurdu. Uykuya doğru teslim olurken, sadece huzuru istiyordu hırçın cadı, başka hiçbir şeyi değil. Buzdan duvarlarının arkasında saklandığından beri yorgun düşmüştü. Her gece onların arkasına saklanıp uyumak, hiçte kolay bir şey değildi. Onlara aşan iki adam olmuştu hayatında. Biri Scott, diğeri ise Garlyn. Ama Garlyn’le ilgili kafasında o kadar soru vardı ki, kimi zaman hala buzdan duvarlarının arkasında saklanmak zorunda kalıyordu cadı. Uyu artık Freja.
    Zihninde yankılanan sesle beraber, gülümsedi cadı. Uyumalıydı, çünkü uyku bilinmedik bir huzur sunardı kimi zaman Kibrin Kraliçesine. Ve kimi zaman bir yılanda, huzuru arzulayabilirdi.

    **


    ‘‘ Biraz daha kalsan olmaz mı? ’’
    ‘‘ Wood’un dersine gitmem lazım ve inan, yine neler hazırladı bilmiyorum. ’’
    Son dersten bu yana Profesörün onlara ne gibi bir sürpriz hazırladığını içten içe merak etmiyor değildi hırçın cadı. Her bir dersin üzerinde bıraktığı etki, bedenini sarmaladığında anlıyordu bu dersin onu ne denli mest ettiğini. Zarif elleri arasına doladığı kitabını daha da sıkı kavrayarak, sevgilisinin yanağına küçük bir buse bıraktı gitmeden önce. Her zamanki kuytu köşelerinin birinden seri adımlarla ayrıldığında, rugan ayakkabıların sesi kulaklarında büyük bir esaretle yankılanmaya başladı. Gülkurusu rengindeki dudaklarını dişlerinin gazabına doğru bırakırken, sımsıkı kavradığı kitaplarıyla beraber aşina olduğu koridorları birer birer arkasında bıraktı. Ne olup ne biteceği hakkında en ufak dahi bir fikri olmaması onu telaşlandırıyordu. Wood’un bu sefer ne gibi bir görsel şölen hazırlayacağını merak etmeyen bir öğrenci yoktur diye düşünmemek, elinde değildi hırçın cadının. Her geçen yıl, ağırlaşan dersler birçok öğrenciyi zorlasa da Wood’un dersleri gittikçe görsel bir şölen halini alıyordu. Zorluğuyla da işe ayrı bir efekt katması da öğrencilerinin yılmamasını sağlayan en önemli etkendi Feodora kızına göre. Dersliğin önüne vardığında, seri adımlar yerini ufak olanlara doğru bırakmış, buz mavisi gözleri en ince detayına kadar sınıfı incelemeye başlamıştı. Dolunayın o kusursuz ışığı dillere destan bir şekilde açılan geniş alanla bir kombine içindeydi hiç şüphesiz. Dikkatini çeken ilk nokta bu iki ana unsur olmuştu cadı için. Merlin aşkına, bu adam gittikçe ürkütücü olmaya başladı. Kafasını sağa ve sola doğru ikişer defa salladıktan sonra, düşüncelerinden sıyrılıp kendine gelmeyi denedi. Wood’un gerçektende neler hazırladığını merak etmeden önce ürkmesi bile Feodora kızına yetmişti. Örtülerle kaplı olan iki büyük kafese kaydığında ise bakışları, onların altında ne olduğunu merak etmemek elinde değildi. Adeta bir savaş arenasını andıran bu geniş alanın tam ortasına doğru maruz kalmış dolunay ışığıysa Jake’i düşünüp ürpermesine sebep olmuştu birden. Nerede ve nasıl olduğunu çok ama çok iyi biliyordu Feodora kızı. Bu durum, Pieretta ve onun arasında olan o nefret dolu anı hatırlamasına neden olurken, derin bir nefes daha aldı. Jake iyi Freja, kendine gel. İç sesinin verdiği güven dolu ses cadıyı biraz olsun rahatlatsa da içindeki şüphe dalgasını bir türlü söndürememişti. Rugan ayakkabılarından çıkan bir öncekinden daha yumuşak olan adımlarla beraber, her zamanki edasıyla sırasına doğru ilerlemesi bir olmuştu. Gözleri birer birer, sınıftakilerin üzerinde geçip gittikten sonra, Profesörü beklemeye koyuldu. Marlon’ın çarptığı sihirli duvarı gördüğünde, hafifçe dudağının sol köşesi yukarıya doğru kıvrıldı. Profesörün tok sesini kulaklarında hissettiğinde, buz mavisi gözleri onun üzerine doğru yoğunlaştı bir kez daha. Gözlerinde gördüğü kudret, hiç olmadığı kadar yoğun bir şekilde dalgalanırken Freja’nın içini kemiren o şüphe bir kez daha gezinmeye başladı zihninin derinliklerinde. Bu işin ve bakışların, hiçte hayra alamet olmadığının kanısına varması, sadece birkaç saniyesini almıştı. Tüm dikkatini Profesörün üzerine doğru yoğunlaştırdığında açılan örtülerin ardındaki sır perdesi yok olmuş, tüm gerçekliğiyle beraber ürkütücü denilebilecek dozdaki gizemi yok etmişti adeta. Buz mavisi gözlerini cılız bedenin üzerinde gezdirdiğinde, tiksintiyle buruşan yüzüne aldırış etmemeyi denedi Feodora. Azrail’in gelip canını alması için yalvaracak kadar çaresiz bir bedende zorda olsa ciğerlerine çekmeye çalıştığı havayla hayatta kalmaya çalışan bir zavallıydı sanki. Wood’un dudaklarından büyük bir kudretle harmanlanmış nefret dolu iki kelime kasvetli havanın içine dağıldıktan sonra adeta feryat dolu bir çığlık kulaklarını doldurdu cadının. Az önceki yüz ifadesinin bin kat daha fazlasını yüzünde hissettiğinden emin olduğunda, oluşan yanıklarda gezdirdi gözlerini. Yeterince iyi yemek yemiş olması, ona bir ayrıcalık kazandırmıştı doğrusu. Tamamen derse yoğunlaştığı anda, tüm dikkatini dağıtan ses kulaklarını delip geçtiğinde anılar zihninde yankılanmaya başlamıştı. Aynı sesi, aynı azabı bir kez daha duyduğunu çok ama çok iyi hatırlıyordu Feodora kızı. Gözlerini diğer kafese doğru çevirmeden önce derin bir nefes aldı. Onun olmamasını dilerken gördüğü manzara karşısında alt dudağını korkuyla karışık bir feryatla beraber ısırdı cadı. Gözlerinin içine yansıyan korku ve acının bir anlıkta olsa Wood’la buluşmasına şahit olduğunda, bakışlarını ondan kaçırdı. O cılız bedeninde, karşısında duran güçlü yaratığında ne olduğunu hiç şüphesiz bildiği halde, dudakları adeta mühürlenmiş bir edaya bürünmüştü. En ufak bir kelime dahi edemiyordu. Çatallı ve soğukkanlı sesi hissettiğinde bakışları saniyeliğine de olsa liderininkilerin içine doğru kaydı. Adeta öğüt verici bakışlarla karşılaştığında, çatallı dilini kullanmak yerine sadece gözlerinin derinliklerindeki anlamı çözmek Feodora kızı için yeterli bir etkendi. Bakışlarını yeniden kafese doğru çevirdikten sonra, adeta çıkmak için saldıran kurda odaklandı sadece. Buz mavisi gözleri onunkilerin içine doğru akarken, yapabileceği hiçbir şeyin olmaması cadıyı deli ediyordu. Lanet olsun, bu da nerde çıktı şimdi? Çok üzgünüm Jake, gerçekten çok üzgünüm. Adeta çaresiz gözlerle ona bakarken Wood’un sesiyle irkilmesi bir olmuştu.

    Alevlerle beraber yanıp kavrulan vampirin çektiği her bir işkenceye şahit olan gözlerinin yanı sıra içinde hissettiği ürperti, sanki ölümün habercisiymiş gibi ensesinde dolanıyordu. Wood’un söylediği son kelimeler üzerine dudaklarını ısırmayı bırakmayı denedi önce cadı. Ardından ciğerlerine çektiği kasvet dolu havadan sonra, buz mavisi gözlerini olacakları izlemek üzere yönlendirdi. Kahretsin…
    Zihninin içinde yankılan kelimeyi susturduktan sonra, birbirlerine doğru atılan varlıkların olağanüstü hallerini incelemeye başladı. Dolunayın verdiği kudretle harmanlanmış nefrete sahip olan Jake’in, kendine olan özgüveniyle beraber başaracağına karşı hiçbir şüphesi yoktu Feodora kızının. Bu yüzden içten içe sakinleşmeye çalıştığında, dudaklarını bir kez daha kemirmemek için zor tuttu kendini. Bakışlarının içinde karmakarışık bir hali alan onca duygunun Feodora’da yarattığı etki tiksinç verici nitelikteydi oysa. Vampirin vuruşuyla beraber hemen yanındaki duvara doğru sendeleyen Jake’in üzerine mühürlenen dudaklarının arasından çatal bir tıslama kaçıp gittiğinde korkunun esiri olduğunu anlaması da bir oldu Feodora’nın.
    ‘‘ Lanet olsun Ja-’’
    ‘‘ Feodora, sakın. ’’
    Liderinin de kendininkiyle eşdeğer tıslamasına karşılık ürkmüş bakışlarını ona çevirdi birkaç saniyeliğine de olsa. Yeniden yerine oturup, seyrekleşen nefesini eski haline getirmeye çalıştı cadı. Hemen ardından ayaklanan kurdun büyük bir öfkeyle saldırışına doğru şahit olduğunda buz mavisi gözlerini ona doğru yoğunlaştırması bir oldu. Bir kez daha duvara doğru sendelediğinde Freja’nın tek yaptığı şey gözlerini yummak oldu istemsizce. Hayır, Jake’in yapacağını adı gibi bildiği gibi, ona beslediği sonsuz güvenin içinde bir yerlerde deli gibi koşturduğunu bildiği için gözlerini yeniden aralayıp, ona bakmaya başladı sadece. Tıpkı onun gibi mücadeleyi takip eden sınıftaki her bir öğrencinin yanı sıra Wood’un da pür dikkat bir şekilde bakışlarını bu olağanüstü meydan okuyuşa diktiğini gördüğünde az daha yapacağı hatayı fark etmemiş olması, Feodora’nın aleyhine işlemişti. Büyük bir öfkeyle ayaklanan Ay’ın Çocuğu ondan hiç beklenmeyecek şekilde hünerlerini sergilerken, Feodora’nın adeta şok olmuş bir şekilde açılmış iri gözleri olayı birebir incelemekten başka hiçbir şey yapmıyordu. Önce attığı pençeden hafif bir şekilde sağ çıkan vampire geçirdiği tekmeyle beraber az önceki duvara şimdi de onu geçirmesi, intikam çanlarının bütün derslikte hissedilmesine neden olmuştu düpedüz. Ve son bir hareketi öldürücü darbe niteliğini adeta büyük bir hırsla taşımıştı. Jilet kadar keskin dişlerini vampirin boyuna geçirdiğinde Feodora kızının gözleri bu manzarayı daha fazla kaldıramayacaktı lakin, olanları görmesinin gerektiğini de çok iyi biliyordu. Bu yüzden acıyla buruşturduğu yüzüne rağmen, gözleri hala Ay’ın Çocuğunun üzerindeydi tüm dikkatiyle beraber. Vampirin acı dolu çığlıklarını kulaklarında hissettiğinde işinin bittiği artık tamamen ortaya doğru serilmişti hiç şüphesiz. Başardın Jake. Feodora’nın yüzünde aydınlanan hafif tebessümle beraber, içini kaplayan derin bir huzur demetine doğru yelken açması da bir olmuştu. Etkisinden kurtulup savaş alanına doğru yürüyen Wood’a doğru çevrildiğinde bakışları, kulakları yeniden sadece onu dinledi. Muggle’lar tarafından keşfedilen son bilgiyi de sınıftaki her bir öğrenciyle paylaştıktan sonra harap olmuş vampirin son nefesini vermesi adına kalbine doğru geçirdiği kazıkla beraber dersin sona erdiğinin göstergesi kasvet dolu havanın içinde yankılanmaya başladı adeta. Ardından yok ettiği kalıntılardan sonra Ay’ın Çocuğunu da sınıftan bertaraf etmesi bir olmuştu.
    ‘‘ Zihninize kazıyıp ezber ettiğinizi bilsem de, her birinizden, derste gördükleriniz ve saptamalarınız konusunda detaylı bir inceleme yazmanızı istiyorum. Ders bitmiştir. ’’ Son bir cümle daha kulaklarında yankılandığında zorlu bir dersin daha omuzlarından kalkıp gittiğini hissettiğinde, rahatlaması bir olmuştu. Tüm okul hayatı boyunca bu kadar zorlu bir ders geçirdiğini hatırlamıyordu Feodora kızı. Tamamen zihnine kazıdığına emindi tüm olayı saniyesi saniyesine. Bakışlarını Profesörden alıp, çevresindekilerde son bir defa gezdirdikten sonra, ince parmaklarının arasına sıkıca kenetlediği ders kitaplarıyla beraber sınıftan bir an önce çıktı hırçın cadı. Arkasında bıraktığı kasvetli havaya umursamadığı aşikardı. Zihninde yankılanan tek şey; Jake’i görmesi gerektiğiydi. Ay’ın Çocuğunun bir kez daha onu mest edişine şahit olmasının yanı sıra, şuan nasıl olduğunu da deli gibi merak ediyordu.


| 20 // Beklenenin Üzerinde |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Brendan Finnerty
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 380
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: VI. Sınıf || II. Ders   Perş. Tem. 07, 2011 8:44 pm

Gözlerini açtığında birkaç yıl sonrasına uyanmış gibi endişeyle kendisine geldi. Gözleri yuvalarında hızlı bir tur atarken, boşluğa kurban verdiği saniyelerin ne derece işe yaradığını sorguladı. ‘’ Hiç.’’ Hafızasındaki kara deliklerde kaybolan birkaç anının asla geri dönmeyeceğini, çırpınışlarının yalnızca yorulmasına sebep olacağını ve bu kadarla kalacağını kanıksayan genç adam, elindeki çatalı masaya batırdığının farkında olmadan, yanı başından geçmekte olan profesörle göz göze geldi. Omzuna dokunan el, davetkar bir dişiyle anlayışlı bir annenin şefkati arasında bir titreşim hissettirirken, gözlerini kaldırıp kadının mavi çizgilerle bezeli gözlerine dikti. ‘’ Dersten sonra odama uğrayın Bay Finnerty.’’ Hipnotize olmuş gibi bir anlığına duraksayan Brendan, itaatkar bir cevapla profesörün yanından geçip giden rüzgarına fısıldadı. ‘’ Nasıl isterseniz Bayan Aznavour.’’

Yemeğinin son lokmalarını midesinde hissedebilen Hufflepuff’lı büyücü, sessiz sakin oturduğu yerden kalktı. Nefesi düzensiz, garip şekilde etrafında dönüp duran karmaşaya ve tepkilere ilgisizdi. Kanırtarak çıkardığı taşın bir parçası elinde dönüp dururken, öğle vaktinden beri aynı taşı elinde tuttuğunu fark ederek, hiçbir özelliği olmayan ufak meşgalesini elinden attı. Büyüyle taşları şekillendirmeye merak saldığı günden beri, ister istemez düşünme fursatı bulan genç adam, kifayetsiz saatlerini intikam planlarını yansıttığı taşlarla harcıyordu. Aznavour’un odasına yaptığı ziyaretlerin her birinin sonunda bilinci temizlenmiş hissetse de, kaybolmaya başlayan parçaların endişesiyle yüzünü buruşturarak akşam yemeğinden sonraya ertelenen dersliğe ilerlemeye koyuldu. Karanlık sanatlara olan ilgisi henüz gün yüzüne çıkmamış yeni yetme bir büyücü kadar hazırlıksızdı. Yanında sadece asası dururken, derste Dean Wood’dan azar işitme, aşağılanma duygusuna kendisini hazırlamıştı. Merdivenler ayaklarının altında ezilen toz parçalarına boğulurken, kapıya ulaşan büyücü kaşlarını çattı. Aldığı derin nefes sıkıntıyla burun deliklerinden dışarı itildiğinde, her zamanki derslik yerine farklı bir zemine çarptı. Bir arenanın etrafına anfi halinde kurulmuş sıraların ve alanın genişliğinin ölçüsünü göz önüne aldığında, sıkıntılı nefesin yerinde olduğuna kanaat getirdi. Basamakları kendisine önlerden bir yer almak için tırmanırken, yaz rüzgarının neden olduğu çatlakları engellemek için dudaklarını ıslattı. Seçtiği yerde sakin görünerek beklerken, dersliğin sınırlarını sınayan Marlon’un başını çarpmasıyla dudağının kenarı kıvrıldı. Farkedilemeyecek gülümsemesinden sonra büyücünün herkes için yaptığı uyarıysa sırıtarak etti teşekkürünü. Sırtını yasladığı yerden alana baktı. Az sonra orada kopacak kıyameti hayal etti. Hala tam anlamıyla iyileşmemiş yaralarının verdiği acıyla,yüzüne yeniden kara bir örtü misali hakim olup her mimiğini gizleyen ifadenin arkasında, çocukluk korkularını yeniden yaşamayı bekler gibi heyecanlı biri vardı. Dersliğin dolmasının ardından yavaşça eli asasına uzandı, hazırlandı ve alana giriş yapan profesörün her zamankinden daha tedbirli ve hazır görünen halini incelemeye başladı konuştuklarını dinlerken.

Sorular ve onlara verilen cevapların yanında, kontrolünü kaybetmek için fırsat kollayan iki yaratıktan birine odaklandı Brendan. Kurtadama. Dolunayın ışığı, herhangi bir ölümcül yarayla etkisini yitirir miydi? Yahut vampir tarafından ölesiye paralansa, bedeni insanlığına yeniden kavuşur muydu merak ediyordu. Bu yüzden vampirin beklendiği üzere yaratığı harcamasını beklerken, zayıf düşmüş haliyle bile ne kadar güçlü olduğunu aklının bir köşesine not etti. Üzerinde çalışması gereken büyü ve tılsımlar birbiri ardında rahatsız edici bir sabırsızlığa sebep olurken, hızlı ilerleyen ders asıl aksiyonunu gözler önüne sermek üzere profesör tarafından başlatılmıştı.

Kısa süren savaş anını bir bir aklına resmeden büyücü, duvara çarpan kurdun ağzından çıkan inilti ulumalarıyla dudaklarını birbirine bastırdı. Başına kimbilir neler gelmiş vampirin yakılması ve güneş ışığına maruz kalmış olmasına rağmen, hala kurdu böylesine savurmasına şaşkınlık içerisinde şahitlik ediyor, gücünün boyutunu sorguluyordu. Simya dersinde öğrendiği virüsün kaynağını araştırma konusunda heveslenen büyücü, ne kadar cezbedici olduğunu bildiğin gücün, gündüzlerini feda etmeye değip değmeyeceğini düşündü. Hız, güç, ölümsüzlük, asasından çıkacak herhangi bir büyüyü alt edebilecek olsa, ihtimalleri gözden geçirecek kadar kendi intikamına odaklandığını anlayan Brendan, ailesinden aldığı sebat özelliğini son damlasına kadar kullandığı saniyeleri harcıyordu.

Tersine dönen savaşın bir sonraki hamlesinde, kurdun terlemiş derisinin altında hareket eden kasların zorlanmadan nasıl hızla hareket ettiğine şahit olan büyücü, gözlerini garip şekilde, yalnızca bir saniyeliğine yakalayabildiği kurdun gözlerine dikti. Uzaktan rahatça görebildiği yüzde, sivri keskin dişler, salyayla kirlenmiş ağız ve alabildiğine geniş omuzlarının üzerinde damara bürümüş bir boyun vardı. Farklı ve tanıdık bir enerjinin yayıldığı hayvanın neden kendisine yakın geldiğini sorgularken, tek sebebin evcil hayvanı olduğunu düşünerek, kan revan içerisinde devam eden savaşın ortasında aşağılayan gülümseyişiyle alana bakmaya devam etti. İki oyuncak bebek gibi dövüşen eksik yaratıkların her biri diğerinden daha çaresiz ve zavallı görünürken, aklında beliren en güçlü ve mantıklı düşünce, tamamlanmış tek ırkın, ulaşabileceği boyutları henüz kestirilmemiş insan ırkı olduğuydu. İğrenç ve handikaplı yapıları ile vampir, kurtadam ya da farklı gece yaratıklarının her birinin insanlığın sahip olduğu bir avantajın eksikliğini yaşadığını, yahut sahip olmadığı bir dezavantajın çilesini sürdüğünü biliyordu. Vampirler gündüzlerini güneşten uzak yaşıyor, kurtadamlar kontrolden uzak bir gücün vücutlarında dolaşmasına engel olamıyorladı. Kendi sevdiklerine bile düşünmeden zarar verebilecekleri bir bilinç hali, insanlarda yalnızca yıpranmış psikolojinin yahut lanetin getirisi olabilirken ve engellemek için kesin yollar varken, bir kurtadam yahut vampir için kendi hayat lanetini engellemenin kesin bir yolu yoktu. Üstün ırkın en alengirli oyunlarının farkında olan Brendan, beynindeki kıvrımların tamamını kullanmaya kararlı bir büyücü olarak yaşayacağı süreyi umursamadığına kanaat getirdi. Yalnızca yaşadığı süreyi en güçlü olarak yaşamanın değeri vardı. Yalnızca gücün kendisine verimli ve istediklerine zararlı olmasıydı mutlu bir hayatın anahtarı. Aitliği de, hükmü de, laneti de kendisine bir ırkın mensubu olarak, kafası bedeninden ayrılmak üzere olan yaratığın profesörce katledilişini izledi. Bir anda derisi yanaklarından içeri çöküp mor damarlara bezenen yüzünden boynuna devam eden ölümün dokunuşunu izledi. Gözleri önünde çizilen olağanüstü bir resmin dağılışına da şahitlik ettikten sonra, duvara rağmen kendilerine ulaşan kan ve çürümüş ceset kokusundaki acizliğe burun kıvırdı.

Yanında hayretle olanlara kendince yorum yapan binadaşlarından birine bakıp, bir saniye sonra gözlerini yeniden profesöre doğrulttu. İnceleme yazısının istendiğini duyduğunda, gösterinin bittiğine kanaat getiren büyücü, yazıyı hafızasındaki görüntüler tazeyken yazmak için dersliği terketmek üzere davrandı. Verilen tepkiler, öğrencilerin şaşkınlık ve anlayamadığı endişeler içerisindeki halleri, profesörün kurtadamdan kurtulmadaki aceleciliği, vampirin neden böylesi bir ölüme layık görülüğünün kendilerine açıklanmayışı... Rapordan çok bilgi talep edeceği bir dilekçeye dönüşecek yazı için güçlü kalemini oynatmak üzere dersliği terkediyordu kafasındaki düşüncelerle.


| 25 // Olağanüstü |
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: VI. Sınıf || II. Ders   Paz Tem. 17, 2011 9:59 pm

    Güneşin büyük bir meşakkatle ardına saklanmış olduğu bulut kümeleri, yeterince kesif olamamanın verdiği zayıflıkla ayın yüzeyinden geceye salınan gümüşi ışıkların demetlerinin büyük bir kısmını Hogwarts Büyücülük Okulu’nun engin arazisi üzerine sızdırırken, iki kız bu huzurdan payını almaya niyetli bir şekilde karanlığı delen meşalelerin eşliğinde yürüyorlardı. İkisi de pek bereketli sayılmayacak bir muhabbetin ardından kulaklarına dolan ve geceyi tanımlayan sesleri umursamadan kendi düşünce çemberleri içinde kaybolmuşlardı. Saçlarına vuran zayıf ışığın içinde yarattığı boşluk ve soğukluk hissi, pek ihtiyaçları olmayacağını bilse dahi göğsüne sıkı sıkı bastırdığı kalın kaplı kitabı daha sıkı sarmasına ve derin, iç ürpertici bir nefes almasına neden oldu. “Neden dersi erteledi dersin?” Dolunay, zarafetinden zerre kaybetmeyerek onları izliyordu. Çoğu zamanın aksine, yoğun düşüncelere boğulmuş değildi Melodie. Tam tersi, gecenin onu bir huzur dalgasının içerisine soktuğu söylenebilirdi. Yanında istediği diğer bir kişinin de onu beklediğini bildiğinden, endişe kavramına yer yoktu o gece için kızın zihninde. Kız cevaplarken, oldukça bariz bir gerçekten bahsediyormuşçasına rahattı. “Hâlâ alışamadın mı, Mel? Wood’un işlerine anlam veremezsin, ama bize bir sürpriz hazırladığı belli.” Kız haklıydı, daha fazla tartışmaya da gerek yoktu. O dersliğe adım atıp profesör gelmeden önce ders hakkında en ufak bir bilgiye sahip olamayacakları gerçeği, konunun devam etmesini engelledi. Dolunay ışıklarını cömert bir şekilde araziye damlatırken, orman tarafından gelen sesler gecenin uyanmakta olduğunun habercisiydi. İçinde binbir türlü yaratık barındıran arazi, önlerindeki patika ile birleştiğinde binanın çevrelediği avluya gelmeyi başarmışlardı. Ama daha gece yeni başlıyordu. Düşündüklerinin Wood, ders, Cesear ve uzun zamandır yanına gelmeyen ve nerede olduğu belli olmayan kedisi Luxor hakkında sınırlı kaldığını gördüğünde, hafif bir şaşkınlık yaşadı hazırlıksız bir şekilde. Her halükârda birden fazla şey ile meşgul olan yorgun zihni, bugün kendisini rahatlatıcı bir tembelliğe bırakmış olmalıydı. Düşünceleri, gittikçe solarak zihninde yankılanıyor, geçen her saniye onları çözebilmek daha zor oluyordu. Wood ders için bu sefer ne planlamıştı? Gece olmasının ayrı bir önemi var mıydı? Luxor... nerelerdeydi? Fae ile ilerlerken, Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersliğinin önünde, onu beklediği belli olan Cesear’ı gördü. Gözleri buluştuğu an içine dolan rahatlama duygusu, uzun süre suyun altında kalmış birinin su yüzüne çıkmasıyla ciğerlerine aldığı oksijenin yarattığı huzurla eş değer nitelikteydi. Aniden onun dışındaki her şey bulanıklaştı, odak noktası o oldu. Fae’nin de varlığını unutarak kendisine sol eli hafifçe öne uzatılmış bir biçimde yaklaşan çocuğa doğru birkaç adım attı. Dudaklarının kenarları, hiçbir zaman inmeyecekmişçesine kıvrıktı, göz kamaştırıcı gülümsemesi o an için Melodie’nin diğer her şey ile irtibatını kesen birkaç etkenden sadece bir tanesiydi.

    Kız arkasında en iyi arkadaşının gerçirdiği bir nevi değişikliği fark etmeden kendisini çocuğun kollarına bırakırken, belini saran, özlemin en yakıcı korları ile sımsıcak olmuş kola bıraktı kendini, çocuk aynı anda yanağına küçük bir öpücük bıraktığında. Birkaç saniye göz göze gelerek birkaç gündür duydukları özlemi en iyi şekilde anlatabilme çabasıyla çırpınırlarken kendini güçlükle ayırarak arkada kalan Eritheia’ya döndü Melodie, neden geride kaldığını öğrenmek adına. Kızın, ekilen nefret tohumları üzerine gölgede kalan yüzünü seçebilmesi sadece birkaç dakikasını almıştı. Bakışlarının oda noktasını bulmak için izlemesine gerek yoktu, gözler tam yanındaki çocuğu aşırı bir duygu yüklenmesi ile izliyorlardı. Kızın pür güzelliği, hararetinden önüne düşen saçları geriye atmasını bile gerektirmeyecek kadar güzelken, Melodie birden her şeyi anladı. Syrinx, hiç beklenmedik bir şekilde gittiğinde kalbi kırılan sadece Serpent olmamıştı elbette. Fae ile onun ne kadar yakın olduklarını ve nasıl her anlarını birlikte geçirdiklerini hatırladığında boğazına oturan yumru, baş edilir cinsten değildi. Kız çok şey atlatmıştı, üstüne üstlük Aaron’ın da bedeninin ketum bir kaderle toprağa değmesi belki de onu taşıran son noktaydı. Kafasından atmaya gücü yetmediği kelimeler zihnine bir sırı açıklamak isterlermiş gibi hızlıca dolarken, Fae’den gözlerini kaçırdı. Melodie Eritheia’ya aynı arkadaşlığı sağlayabiliyor muydu? “Merhaba, hayatım. Ve Fae.” O sırada kendisini çekip kurtaran Cesear’a minnettar gözlerle tutunurken Fae’nin eski tavrından hiçbir şey kaybetmediğini görebiliyordu. Yapabileceği tek şey bugünü herhangi bir sürtüşme olmadan atlatabilmekti. Ama sonuçta, birazdan Wood’un dersine gireceklerdi ve ikisinin de orada herhangi bir polemiğe girişeceğini hiç sanmıyordu. Hayır, bundan emindi. Çocuğun iki duyguyu da içinde fazlaca bulunduran selamı ile tekrar küçük ama aklını dolduranlar yüzünden buruk bir gülümseme oluştu dudaklarında. Fae, gereğinden biraz daha hızlı adımlarla ikilinin önüne geçerken onun belki de Cesear’ı görmeyi reddetmek ve düşüncelerini sesli dile getirmemek için biraz uzaklaşmaya ihtiyacını olduğunu düşünse de birkaç saniye sonra yavaşladı. Melodie büyük bir hüzün bedenini sararken onun gidebileceğini düşünmüştü, eğer böyle bir şey yaparsa da haklı nedenlerle yapardı kız. Onu durduramazdı, durdurmazdı. Kız yavaşlayıp onların kendisine yetişmesine izin verirken hafif de olsa bir rahatlık duygusu, hüzün ile berrak ama delici bir karışım oluşturdu. “Merhaba Cesear, Mel ile özel bir konu konuştuğumuz ihtimalini es geçtiğin için sağol.” Kız gülümsedi, gitmesindense böyle olmasını, karşı durmasını tercih ederdi. Eritheia onlardan tarafa bakmayı ısrarla reddederken Cesear’ın gözlerine kilitlendi gözleri. Fae’yi anlamasını diliyordu, o an için tüm benliği ile istiyordu bunu. Ama Cesear onun tarafında saf almamasına bozulmuş bir şekilde ellerini kızın bedeninden çekti ve aralarına birkaç santim koyarak tamamen katı bir engel çekti. Melodie gözlerini sıkıca yumup iç geçirmemek için kendisini zor tutarken Cesear’a bakmasına gerek yoktu, çünkü ne kadar isterse istesin, Fae’ye bir şekilde söylediklerinin karşılığı olarak cevap vereceğini biliyordu. Birkaç dakika sonra dudaklarından süzülen ve sivri bir okun keskinliğini taşıyan kelime öbekleri kızın haklı olduğunun başlıca kanıtıydı. O an sadece tükenmiş hissetti. Yorulmuş, iyi bir uykuya ihtiyacı olan bir kız gibi.

    “Tekrar hayata dönmüşsün ya da üzerindeki ölü toprağını kaldırdın, Eritheia.” Cesear’a morali hayli bozulmuş gözlerle bakarken bunun hiçbir fayda etmeyeceğini görerek kafasını salladı hafif bir biçimde. Kelimeleri duyar duymaz keskin bir kıvraklıkla aniden Cesear’a doğru dönen Eritheia’yı görünce, uzaklaşan bir nebze endişesi de geri gelmişti. Bu sefer öncekinden daha delici olan göz bebekleri çocuğu süzerken, Cesear’ı da istifini bozmadan, aynı sertlikle cevap verdiğini görmesi için bakması gerekmemişti. Fae’nin gözlerindeki pırıltı, öfke ile yoğrulan bu güç, ona neler yaptırırdı bilemiyordu, ama en azından Melodie’nin hatırına kendisine engel olacağını düşüncü, Fae bunu yapardı. Artık tepki vermeyi bırakmıştı; şayet iki katı bedenin de hissettikleri öfkeyi bastırıp kendisine ulaşabileceklerini düşünmüyordu. Ama o anda duyduğu berrak, kendinden emin ses, kafasını gözlerini diktiği boşluktan kendisine çevirmesine neden oldu. “Sevgilin haddini aşıyor, Mel.” Konuyu değiştiriyordu, minnettar gözlerle ona bakarken Cesear’ın hâlâ yanında olduğunu bilerek gülümsemesine engel olmak istedi. Cesear, tekrar yavaş bir tempoda ilerlemeye başlayan kızı hala süzüyorken, gözlerini kıza çevirdi. Kendisini savunacağı o kadar barizdi ki, yüzünün bir çoktan kasılmış olduğunu görebiliyordu kız. Çoktan çıkması için hazırlanmış ve sıralanmış cümleleri durdurmak amacıyla başparmağı ile ağzını kapattı çocuğun. Kelimeler sadece birkaç homurtu halinde çıkmıştı, Cesear ise hala öfke parıltıları barındıran gözleri ile çaresizce bakıyordu. “Şşt. Bu enerjini Wood’a ve bize hazırladıklarına sakla hayatım.” Elinin altında dudaklar oynamadı, bu yüzden parmağını çekti Melodie. Cesear homurtularını kısık seste tutarken önden giden Eritheia’nın saçlarına baktı. Sen Hyxest, her zaman ne yapılması gerektiğini bilirsin, değil mi?

    Daha önce, her adım attığında içinde büyük bir helezon oluşturan dersliğin oldukça meşakkatli bir değişime uğramış olduğunu gördüğünde, kaşları olan biteni anlayabilmek üzere etrafta gezinen mavi gözlerin üzerinde çatıldı. Derslik ile ilgili hatırladığı en keskin anı, sırasına oturduğunda, yukarıdan her daim kendisini izliyormuş gibi hissettiği büyük yılan portresiydi. Şimdi o olmadan oldukça genişletilmiş dersliğe bakarken gözleri meraklı bedenlerin fısıltılarını ifşa eden öğrencilerin çevrelediği iki örtülü kafesin bulunduğu yere çevrildi. Wood’un ise her zamanki görkemden uzak girişi ile kendi ve geri kalan öğrencilerin dikkatini farklı bir yöne yöneltmesi çok zaman almamıştı. Asasının kendinden emin bir hareketiyle emrine uyan iki örtü de önlerindeki öğrencilerin birkaç adım geri çekilmesini sağlayacak şekilde kaybolurken iki kafes içerisindeki hapsedilmiş ketum bedenlere baktı Mel. Gökyüzünde, önünde cürretkârlığına hiçbir şekilde engel çıkmaya cesareti yokmuş gibi görünen parlak semadan gelen gümüş ışıklardan korunmak amacıyla kafesin köşesine biraz daha kıvrılan beden yerine, onun hizasındaki kafeste sanki tüm öfkesini açığa vurmak için fırsat kollayan dev kurtadam çekti önce dikkatini. Aniden demir parmaklıklara doğru atladığında etkisini gösteren tılsım ile geriye savrulurken buluştu gözleri. Mavi ve kahverengi birbirine karışırken kalp atışlarının, Wood'un solan sesi ile orantılı olarak yavaşladığını hissetti kız. Gözlerin içindeki bakışın ona sunduğu sayısız anılar aklının bir ucundan diğerine hedefi belli olmayan bir ok misali geçerken yavaşlamış kalp atışları, sanki biri tekrar zamanı serbest bırakmış gibi yüksek bir tempo ile atmaya başlamış, aynı anda da Wood'un temiz sesi daha yüksek perdede kulaklarına varmıştı. Diğer kafese doğru salıverdiği gün ışığı, bir deri bir kemik kalmış bedenin iğrenç bir koku eşliğinde çığlıklara gömülmesine neden olurken kulaklarına dolan sesin farkında bile değildi Melodie. Kafesteki vampirin acısı ve çığlığı ile beslenen beden tekrar hırlamalarla boğuştuğunda, onun gözlerindeki bakışın bilinçli olduğunun ve Eritheia ile Melodie'nin üzerinde gezindiğinden emindi. Gözlerinin önüne düşen karartıyı kovmak istercesine sıktığı sol yumruğu avuç içine baskı yaparken başını mekanik bir biçimde yanında her şeyi çözmesine ramak kalmış olması gereken Eritheia'ya döndürdü. Yanında gerginliğinin nedenini anlayamayarak duran Cesear'ı es geçerek kıza doğrulttuğu ısrarlı bakışların karşılığını alana kadar tekrar kurtadamın devasa bedenine bakabileceğini düşünmüyordu. Tahmin ettiği gibi birkaç saniye sonra ağzı şaşkınlıkla açılan kız, daha büyük bir şok dalgası bedenini sararken Melodie'nin gözleri ile buluşturdu gözlerini. Ne hissettiğini, düşündüğünü ve bildiğini öylesine iyi anlıyordu ki, o an için aralarında geçecek kelime öbekleri oldukça gereksizdi. Sözsüz iletişimleri devam ederken şaşkınlığını atlatan kızın bedenine dolduğunu hissettiği öfke geceyi kıskandırır nitelikteydi. Bekliyor muydu, bilmiyordu. Ama Fae kendini tutma gereksinimi duymadan ileriye doğru atıldığında içinde baş gösteren acının farkındaydı kız. Bunu tahmin etmesi için herhangi bir görüye gerek yoktu, kolu sarışın cadının bileğini kabulleniş dolu bir biçimde sararken aniden geriye doğru gelip tekrar yerine geçen Eritheia, ihanetin her kamçısını fazlasıyla yemiş olan iri gözleri ile Melodie'yi süzdü. Neler hissettiğini biliyordu, durdurulmamalıydı. “Dur, bu ona zarar verir.” Kızın hissettikleri içinde savaş verirken kendisi de o bilinmezliğin içinde yutulmuş gibiydi, ama her şeyden önce tek bir düşünce dolanıyordu kafasında. Olan olmuştu, Jake, o kafesin içindeydi ve bir şekilde oraya Wood tarafından konulmuştu. Sorulması gereken tek soru, gelecekte belki de tek sorun haline gelecek belirsizlik abidesiydi. Wood, kendisine karşı hissettikleri arasında en büyük payda saygısını ve hayranlığını esirgemediği profesör, yaptığı davranış için herhangi bir kasıt beslemiş miydi? Dakikalar sonra aynı düşüncelerin, yanında duran ve öfkesini dizginlemeye çalışan cadının dudakları arasından çıktığını hissetti. “Eğer Wood bunu bilerek yaptıysa...” Evet, soruları buydu. Melodie ise çoktan yıllanmış yüz hatlarının oluşturduğu ve her birinde farklı bir deneyim, farklı bir savaş gizlenen Wood'un yüzüne bakarken Jake ile ilgili herhangi bir gerçeğin farkında olup olamayacağı ihtimalini tarttı kafasında. Dakikalardır kıpırdatamadığı vücudu, donmuş bir heykel gibi dikiliyordu orada. İçinde Jake'e zarar verme isteği bulunabilecek adama karşı olan nefretini bastırmaya çalışarak her şeyi tarafsız görme üzerine yoğunlaştırdığı çabası daha da kuvvetli bir hale gelirken gözlerini kıstı. Yılların verdiği tecrübelerini, öğrencilerinin korunması üzerine onlara her türlü karanlık sanatı detayıyla anlatan bu adam, o önemsediği çocuklardan herhangi birine böyle bir şeyi yapamazdı. Melodie, dakikalar öncesinden bu cevabı biliyormuş gibi hissediyordu kendisini. “Hayır hayır, yapmadı...” Gözleri kahverengilerle tekrar buluştuğunda, içinde Jake için hissettiği savunma duygusu yerini itaatkârlığa bıraktı. “Yapmazdı.” Eritheia'nın gözlerini üzerinde hissettiğinde tekrar kafasını döndü ve artık enerjisini salan kızın narin bileğini bıraktı. Aynı anda, Wood’un bir cümlesinin sonuna iliştirdiği kontrol, yerinde biraz daha doğrulmasını ve kafeslere gereğinden fazla bir ilgi ile bakmasını sağladı. “Hayır, profesör.” Gözlerini kafeslerden tekrar profesöre diktiğinde ise çoktan anlatmaya devam etmeye başladığını gördü. “Tabutlarında uyudukları sırada yollayacağınız alev büyüleri de, fark edemedikleri sürece onları kavurabilir. İncendio!” Wood’un asasından fırlayan kasvetli ateş, acısını dışarı vuramayan sessiz vampirin bedenini sardığında etrafa yayılan iğrenç koku burunlarına doldu. Vampire karşı bu davranışının, kurtadam için de bir karşılığı olmamasını umuyordu Melodie, zira Eritheia’yı durdurmasına rağmen Jake’in acı çekeceği her saniyeyi nasıl yerinde geçireceğini merak ediyordu. Gelmesini hiçbir şekilde istemediği zaman gitgide yaklaşırken, ulu kurdun gözlerindeki hedef olan Wood, hararetli bir şekilde dersi anlatmaya devam ediyordu. “Kanı midesi kaldırmayanların dahi izlemesi şart…” Duydukları karşısında gözlerini sıkıca yumdu, bir şeyler olacaktı. Karnına saplanan ağrıyı es geçebilmesi imkânsızdı, onu yapmak yerine Jake'i hatırlayarak sancının bedenini ele geçirmesine izin verdi. Sabırsızlığını dizginlere vurduğu an geldiğinde Wood asasının küçük bir hareketiyle kafesleri yok ettiğinde gözleri açılmıştı kızın. Şimdi berrak dolunayın altında iki beden de serbestti, ikisi de doğalarının kaderlerine yansıttığı düşmanlığı birbirlerinin bedenlerine kazımakta özgürdü. İkisi de aynı anda birbirlerine doğru gözlerin yakalayabileceğinden çok hızlı bir şekilde atıldıklarında vampirin savrulan kolu, koca kurdu metrelerce geriye savurdu. Şimdi Fae'nin koluna yapışmış tırnaklarını hissedebiliyordu, lâkin onunkilerin zararı sadece kendi avuçlarınaydı. Jake, duvarı devirecek derecede sertlikle yere yığılırken fırlayan Freja'nın kulaklarına dolan tıslama, Melodie ve Fae'ye yetişebilecek nitelikteydi zira bu sesi daha önce duymuşlar ve belleklerine kaydetmişlerdi. Ne olduğunu çözme fırsatına nail olamayan Feodora şok dolu gözlerle geriye çekilirken gözlerini tekrar kurda kilitledi Mel. Kurt aynı şekilde doğrulup öfkesini kim bilir kaça katlamış durumda ileriye atıldığında hamleden kaçan vampirin onu bir kere daha savurmasına engel olamamıştı. Şimdi Melodie'nin kalp atışı ile doğru orantılı olarak nefesleri hızlanmış, sahra krizine yakalanmış bir hasta gibi sadece yerinde kalabilmeyi diliyordu. Sanki belinde duran asası kıza biraz daha batıyormuş gibiydi. Ama kurt, gözlerinde o tanıdık ifadeyi ve öfkeyi seçebildiği kurt, bu sefer kontrolü devraldığını belirtircesine savurduğu tekme ile vampiri karşıya gönderdiğinde içine dolan zafer, Eritheia'nın hissettiğinin aynısıydı, söyleyebilirdi. Jake, sonu hazırladığını sanki onlara gösterir gibi vampiri artık hareketsiz hale getirdiğinde, herkes final vuruş için nefeslerini tutmuştu. Debelenmesine bile fırsat bulamadan tenine sapladığı sivri dişler, görevini en mükemmel şekilde yerine getirerek vampirin kafası ile boynunu acımasızca birbirinden ayırdı. Hala birkaç uzuv ile yeniden iyileşmeye çalışırken kontrolü tekrar Wood'un ellerine geçen Jake yarısını ancak atabildiği yoğun öfkesi ile hırlamaya devam ederken Wood tahta bir kazık ile kan emicinin işini bitirmişti bile. Eritheia'nın tekrar koluna yapıştığını hissedebiliyordu ama bu sefer, tamamen farklı bir amaçla, tamamen farklı duygularla yapıyordu bunu. Derin bir nefes, nefes borusundan dışarı verilirken gözlerini yumdu ve küçük gülümsemesini saklamaya pek özen göstermedi. “Jake'i görmeye gitmeliyiz, hem de en kısa zamanda.” Kızın kendisini çekmesine izin verdi, bedenini dolduran zafer, kurt adamın olduğu yerde yok olması ile yerini merağa bırakmıştı. Son bir kere daha karşısındaki adama bakarken düşüncelerini, planlarını, zaferlerini, hüzünlerini, yenilgilerini, serzenişlerini, vicdan azaplarını, sevgisini ve her şeyini merak etti. Matthew Dean Wood farklıydı, ve Melodie bunu yadırgayabilecek son insandı.





| 25 // Olağanüstü |

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: VI. Sınıf || II. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
VI. Sınıf || II. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: