Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Henrik Kaczmarek'in Odası

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Henrik Kaczmarek
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 147
Kayıt tarihi : 05/01/12
Yaş : 27

MesajKonu: Henrik Kaczmarek'in Odası   Çarş. Şub. 29, 2012 5:10 pm



- RP IN -
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euphemia C. Amaryliss
Kütüphane Görevlisi
Kütüphane Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 162
Kayıt tarihi : 05/04/11

MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   Çarş. Şub. 29, 2012 11:38 pm

Eski taş zeminde ilerleyen dört küçük adım. Kışın tüm soğuğunu kendisine doğru yolladığını düşündüğü için suçlanamazdı zira iki ayağı üzerinde seyahat ederken dahi kuvvetli rüzgarlara karşı koyamayan cadının bu ufacık beden içerisinde verdiği savaş taktire değerdi. Lucien'in özenle taradığı tüyleri böyle giderse tüm ihtişamını kaybedecekti ne var ki geriye doğru yatmış kulakları ile fazlasıyla iyi gören gözlerini kısmış, avluda öylece dururken tüyleri dert etmesi gereken en son şey olmalıydı belki de? Adım atmaya çalışıyordu oysa pençeleri ile tutunmaya çalıştığı zemin gerçek derdinin hava akımına kapılmamak olduğunu anlatabilirdi tüm gören gözlere. Çabalarının boşa gideceğini anladığı bir anda insan formuna dönüşmeye hazırlanıyordu ki bir anda kendisini birilerinin kucağında bulmuştu. ''Gideceğiniz yere kadar götüreyim mi Bayan Roux?'' Şaşkınlığını üzerinden atmayı başardığında bunu yapanın kendisini sık sık ziyarete gelen Ravenclaw'lı bir kız olduğunu fark etmiş ve onu tırmıklama dürtüsünden 'neyse ki' vazgeçmişti. ''Yeni gelen profesörü görmeye gideceğinizi söylediğinizde, size havanın ne kadar rüzgarlı olduğundan bahsetmeye çalışmıştım oysa beni dinlemeden dönüşüp kütüphaneden uzaklaşmıştınız bile.'' İnsanları dinlememek çok sık yaptığı bir şey sayılmazdı, sadece o anda kütüphanenin nemli havası midesini bulandırmış ve temiz bir hava almak istemişti. Bunları sesli olarak dile getiremeyeceğinden, usulca kuyruğunu salladı kedi formundaki cadı. Daha sonra bu cadıya özel olarak teşekkür edebilirdi elbette.

Merak kediyi öldürür, bu tabiri daha kaç kez canlı canlı deneyimlemeye yaklaşabilirdi ki? Elbette okulun kütüphane görevlisinin tüm hocaları tanıması gibi bir zorunluluğu yoktu ne var ki bakanlıkla fazlasıyla haşır neşir olduğu 'sihirli yaratıklar' kısmının profesörü şahsi olarak dikkatini çekiyordu. Genlerinde şekil değiştirmenin fazlasıyla mevcut olduğunun bilincinde iken ağabeyinin bir Meta olmasının akabinde kendisinde var olan animagusluk özelliğini keşfetmesi beklenilen şoku yaratmamıştı aslında. Şaşırtan, Alyss'in bunu uzun bir süre boyunca fark edememiş olması olmuştu öyle ki bakanlığı sonradan yaptığı bir büyüyle değil de doğuştan animagus olduğuna inandırmak fazlasıyla zorlamıştı. Her neyse, şu anda kütüphanenin hırçın kedisi rolüyle fazlasıyla mutlu sayılabilirdi. Bu yeteneğini sadece birkaç kişi biliyor, gizlemek adına büyük bir çaba sarf etmiyor olmasına rağmen bahsetmekten hoşlanmıyordu. Bayan Roux'un her an her köşeden çıkıp sizi azarlayabileceğini bilmek ise öğrencilik hayatına renk katıyordu -yada Alyss sadist bir tebessüm eşliğinde böyle hayal etmeyi seviyordu.

Ravenclaw'lı cadının kollarındaki ufak yolculuğu, cadının kendisini dersin profesörünün kaldığı mekanın önüne bırakmasıyla birlikte sona ermişti. İnsana dönüşmeyi hala düşünmüyordu zira bu bir tanışma değil sadece gözlem olmalıydı. İçeriye girebileceği herhangi bir deliğin olup olmadığını kestiremiyordu bu yüzden elinden gelen en iyi rol kesmeyi deneyip bir kedi gibi davranmayı seçecekti Alyss. Bu çok sık yaptığı bir şey değildi, açıkçası sevimli olmak ona göre değildi bu yüzden normal kedilere daha çok benzemek adına hiç... Miyavlamaya falan çalışmamıştı hani. Nasıl yapılacağını düşünmeye koyuldu, hafif bir ton mu yoksa kulak tırmalayıcı mı? Belki detone olursa kendisini yaralı zannedip içeri alabilirdi -içeride miydi sahi? Umuyordu ki içeride olsun zira kütüphaneye geri dönene kadar donma tehlikesi geçirebilirdi -ek olarak insan formunda çokta kalın giyinmemişti hani. Tam ağzını aralayıp bir iki nota patlatmak üzereydi ki, ormanın kenarında kalmış klübenin etrafında yalnız olmadığını anlamak için başını hafifçe yana doğru çevirmek zorunda kalmıştı. Kendisine fazlasıyla(!) masum bakan iki köpeğin varlığı az sonra gerçek bir kaosa sebep olacak gibiydi; deliler gibi havlayan iki köpek ve onlardan kurtulmak adına çılgınlar gibi koşan bir kedi gibi mesela.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Henrik Kaczmarek
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 147
Kayıt tarihi : 05/01/12
Yaş : 27

MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   Perş. Mart 01, 2012 4:52 pm

Yoğun bir gürültüyle esen rüzgarı duymazlıktan gelmeye çalışan uzun, dalgalı saçlı büyücü karakterine tezat bir şekilde tıkılı kalmayı seçtiği kovuğa alışmaya çalışırken yatağına uzanmış eline aldığı birbirinden alakasız parşömenlere göz gezdiriyordu. Bu işi neden kabul ettiğini halâ sorguluyor olsa da eski dostunu kıramamıştı işte. Hogwarts'ta yıllar önce tanıştığı zeki Rus büyücüyle dostlukları ilk günden itibaren başlamıştı sanki. Henrik'in atılganlığı, Adrian'ın kıvrak zekâsıyla arkadaş çevreleri onların etrafında şekillenmişti hemen. Okuldan sonraysa yolları ayrı düşse de belirli aralıklarda ekseriyetle görüşmeye devam etmişler, bağlantı hiç bir zaman koparmamışlardı. Ortak yönleri olan sihirli yaratıklara merakı çok kez beraber keşfe çıkmalarına da ön ayak olmuştu. Bu merakın geçmişteki filizi bugünlerde genç bir ağaca dönüşmüş ve kaderin bir cilvesi olarak ardı ardına aynı göreve gelmelerine olanak sağlamıştı. Fakat Adrian'ın bir kaç ay süren profesörlük macerası, kız kardeşi yüzünden yarım kalmış ve genç adam gerisin geri Moskova'nın yolunu tutmuştu. Giderken de bir mektupla dostu Henrik'i kendi yerine almaları için okul yönetimini ikna etmiş - ciddi bir emri vaki olmuştu bu - ve çabucak çekip gitmişti. Henrik ise kendini Godric's Hollow'daki mütevazı evinden sonra bir hafta içinde yedi senesinin geçtiği okulun bahçesindeki bir kulübede bulmuştu. Okulun içindeki odalardan birinde kalmamayı kendi istemişti gerçi, dersliğin ev sahipliği yaptığı yaratıklara ve evinden getirdiği iki köpeğine yakın olmak istiyordu. Ayrıca Yasak Orman'ın gizemli havası da her daim çekici olmuştu Henrik için, oradaki maceralarını hep özlemle anardı. Her ne kadar artık daha ciddilerini yaşıyor olsa da, ağaçların gardiyanlık yaptığı karanlığın zindanı olan mekânda almıştı maceraperestliğin tadını.

Karnının üzerine yığılı eski yeni kağıtları üstünkörü yuvarlayıp yatağının başucundaki komodinin üzerine bıraktı Henrik. Esen rüzgarın sesi bile üşümesine neden oluyordu. Bu durum bilinçaltının ona bir oyunuydu zira üzerindekiler, kazak ve sırta atılmış bir cüppe, pek de ince sayılmazlardı. Yine de zihnini yatıştırmak için yirmi üç santimlik esnek asasının yardımıyla şöminenin ince odunlarını tutuşturan genç adam sıcağı hisssetmek istercesine biraz daha yaklaştı o yöne. Evdeyken heyecanla okuduğu son kitabın yüzüne buraya geldikten sonra bir kere bile bakmamıştı. Dünyanın her yerini gezip yüzlerce değişik yatakta uyuyan büyücü yerini yadırgıyordu şimdi. Halbuki ot şiltelerden, urgan hamaklara; kuş tüyü yastıklardan soğuk taş zemin üzerine serilen çuvalların üzerine kadar çok sayıda yerde uyandığını bilirdi. Kendini kafeste bir kuş gibi hissediyordu belki de.

O böyle sıkkın sıkkın odayı adımlayadururken şöminenin hararetli çatırtılarını bastıran sesle irkilmesi bir olmuştu. Yaramazlıkları ve irilikleri dolayısıyla bu dar odanın içine alamadığı iki dobermanın zincirlerinin ani bir şıngırtıyla titrediğini işitti. Bu sesi, kulübelerinin etrafındaki tahta zeminde aceleyle atılan pati adımları ve hafiften yükselerek duyulabilecek şiddete gelen hırlamalar takip etmişti. Aequitas ile Veritas böyle davranan köpekler değillerdi, evdeyken ve burada geçen bir haftalık süreç boyunca da sakin yapılarını sürdürmüşlerdi. Fakat çoğu köpek gibi onların da gördükleri bir kediye karşı agresif tavırlar sergilemeleri çok doğaldı. Ne var ki büyücünün bunu anlaması için kapıyı açıp girişin hemen önünde duran gergin kediyi görmesi gerekecekti. Rüzgarın onu devirmeye çalışan görünmez ellerine karşı gelmeye çalışırken bir de karşısına dikilen iki düşmanı görünce elbette gergin olacaktı. Bundandır ki kapı açılınca tırsarak o tarafa dönmüş bir saniye bile beklemeden büyücünün beşiğinden geçerek odaya dalmıştı. Henrik dışarı bir adım attı ve etrafı kolaçan etti, kendisi ve ona masumane gözlerle bakan köpeklerinden başka kimse yok gibiydi. Sadık dostlarının yanına gidip iki avucuna da başlarına bastıran çiçeği burnunda profesör fısıldadı şefkatle. "Şş, böyle savunmasız birine saldırmak yakışmaz size." Sonrasında gülümseyerek kaldığı odaya geri dönerken köpeklerin sakince yuvalarına çekildiğine emin oldu. İçeriyi girip kapıyı yavaşça kapatmıştı ki kedinin çoktan sandalyelerden birinin üzerine yerleşmiş olduğunu gördü. Yeni odasına kendinden daha çabuk benimseyen kediye şaşkın gözlerle bakan adamsa yer yer kızıl tüylerin serpildiği duman renkli gri kedinin mavi bakışlarını ondan bir an bile kaçırmadığını fark etti. "Hoş geldin dostum, üşümüş olmalısın." dedi ona hitaben. Her zaman hayvanlarla konuşan biriydi Henrik, çakraları açık herkes gibi insanlar dışındaki yaratıklarla da iyi geçinebiliyordu. "Tabi şömine sıcağını hissedince hemen içeri kaçtın," Kaldığı yerin küçük mutfak kısmına yöneldi. "Bakalım sana verebilecek neyim var." Bu sırada kediye sırtını tamamen dönmüş ve dolabın kapağını aralamıştı biraz süt ya da konserve et bulabilmek umuduyla.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euphemia C. Amaryliss
Kütüphane Görevlisi
Kütüphane Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 162
Kayıt tarihi : 05/04/11

MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   Perş. Mart 01, 2012 9:48 pm

Kendisini rüzgara bırakırsa belki iyi bir arkadaş misali uzaklara savururdu bedenini, böylelikle uğraşmak zorunda kalmazdı karşısındaki iki kabadayı ile. Anlamak zordu hayvanların zihinlerinden geçenleri, belli bir kurala göre değil kendi kurallarına göre yaşıyor gibiydi her bir bireyi. Kendi köpeğinin yumuşak tüylerinin arasında kedi formunda uyuyabiliyordu rahatlıkla lakin bazıları da pürüz çıkarıyordu şahit olduğu üzere. Düşüncelerinin derinliğine dalıp içinde bulunduğu durumun getirilerini unutmak üzere idi ki, açılan kapı bir kurtuluş olmuştu kendisine. Bütün gücüyle içeri doğru koşmuş, odanın tam ortasına geldiğinde ise kendisini frenlemeyi başararak çevirmişti başını geriye. Kulakları, bir tehlikenin olup olmadığını anlamak adına radar görevi görürken yolun ortasında durmak yerine gözüne kestirdiği rahat sandalyelerden birine zıplayıvermişti kolaylıkla. Kedi olmak güzeldi aslında, sahip olmadığınız şeyler üzerinde dahi hak talep edebiliyordunuz mesela. Keskin bakışları hızlıca odanın içerisinde gezinirken dikkatini çeken çok fazla şeyin olduğu söylenemezdi zira Hogwarts gibi bir mekanda her şeyin aşırılığına alışıyordu gören tüm gözler. Burası ise Tanrı'nın mütevazılığını göstermek adına kenara ayırdığı bir mabedi andırıyordu; açıkçası bütün tantanadan yorulan cadı için muhteşem bir dinlenme yeri olabilirdi burası. Yeni profesörü sevebileceğini hissetmişti bir anda, en azından yaşamayı bilen birinin profilini çiziyordu şu anda. Kedi olmanın birinci kuralı olan; misafiri olarak burada bulunduğu kişiye misafir muamelesi yapmak adına beklemeye koyuldu Alyss kuyruğunu keyifle sallamaya devam ederken.

Beklenilen kişinin içeriye attığı adımlar elde edilmesi istenen şeydi, oysa büyücünün kim olduğunu gördüğünde patilerinin arasında tutmakta olduğu şeyin fark ettiği büyüklüğü neredeyse şok etmişti cadıyı. Siyah saçların tanıdık dökülüşü, Dünya'ya sert lakin kendisine yumuşacık baktığına inandığı o gözler. Muhteşem bir gülümsemeye ev sahipliği yapan dudaklar ve birlikte geçirdikleri onlarca ana şahitlik etmiş, aşinalığını kazandığı o beden. Bir an için ne olduğunu unutup ismini bağırarak ona doğru ilerlemek istemişti cadı kahkahalarının eşliğinde. Burada ne yaptığını sormak, iyi olduğundan emin olana kadar üstünü başını kontrol etmek ve elbette asla kesemeyeceğine inandığı bir tebessüm takınmak. Zihninden geçenleri yapmaya niyetlenmişti elbet ne var ki, ağzını açtığı anda görüş hizasına giren bıyıkları büyücünün neden kendisine şaşkın bakışlar attığını açıklamaktaydı. Kendi haline sırıttı cadı, büyücü arkasını dönerek kendisine vermek adına bir şeyler aramaya koyulduğunda ise tüylü halinden kurtulup insan formuna dönüşmeye koyulmuştu sessizce. Zihninin bir köşesinden kedi hali ile onunla vakit geçirmek geçmiyor değildi oysa bunu yaparsa büyücünün gerçeği öğrendiğinde kendisine kızabileceği ihtimali uzaklara savuruyordu bu fikri kendisinnde. Birkaç saniye içerisinde omuzlarından dökülen kızıl saçları ile Henrik'in tanıdığı Alyss olmuştu bir kez daha. Dudaklarında muzip bir çocuğun tebessümünü barındırıyordu büyücünün ne kadar şaşıracağını hayal ederken; daha fazla hayaller ile oyalanmak istemediğine karar verdiğinde sesinin kulübenin duvarlarında yankılanmasını sağlamıştı heyecanını gizlemeyi başaramayan bir tını ile. ''Yeni profesörün cadıların dilinden düşmemesinin sebebini şimdi görebiliyorum. Tüm öğrencilerini gülümsemen ile etkilemiş olamazsın öyle değil mi?'' İçindeki hırçın kedi tıslıyordu ruhunu saran kıskançlıktan ötürü. Üzerinde hak sahibi olmadığı şeylerden birini daha benimsiyor, kabul edilemez bir hataya düşüyordu bu fani bedenin derinliklerinde. Gözlerine bakanlar anlayabilirdi belki bunu ama şimdi değil, zira uzun zamandır özlemekte olduğu kişi hiç beklemediği bir anda çıkıyordu karşısına ve zafer mağruru idi cadı. Büyücüye doğru bir iki adım attı, ona sarılmaya niyetlenmiş iken yanlış anlaşılacağının endişesi ile duraksadı adımları. Yaşadığı ikilemi yansıtmamak adına gülmeye devam ederken çınlamıştı sesi keyfinin en yüksek doruklarında olduğunu anlatmak ister gibi. ''Sanırım hayal görüyor olmalıyım. Lucien, bana bir oyun falan oynamıyorsun öyle değil mi?'' Gözleri bunun gerçek olması için neredeyse yalvarırken sorgulamaktan uzaktaydı hareketlerinin ardında yatan sebepleri. Bu da demek oluyordu ki karşısında duran kişi bir metaformagusun yapmacık silüeti değildi. Hissedebiliyordu, o gerçekten Henrik idi. Bu büyücünün yanında, bir nebze olsun rahatlamayı başarıyordu beyni sanki.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Henrik Kaczmarek
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 147
Kayıt tarihi : 05/01/12
Yaş : 27

MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   Ptsi Mart 05, 2012 9:22 pm

Tam dolapların kapaklarını aralamış, bir şişe süt için bakınıyordu ki arkasındaki havanın aniden değişiverdiğini hissetti. Daha arkasını dönmeye kalmadan o çok tanıdık ve sıcak bulduğu sesin konuşmaya başladığını işitmişti. O tarafa doğru döndüğünde duyduğu sesin sahibinin gerçekten orada bulunduğunu görünce de istemsizce gerileyip dolaplardan birinin kapağına çarptı ve kapağın büyük bir gürültüyle kapanmasına sebep oldu, şaşkınlıkla.* Alyssandre'yi gören o karanlık kahve gözler şaşkınlıktan kocaman açılmıştı şimdi. İçeri aldığı kediyi tamamen unutmuştu şimdi, cadının nasıl olup da sessizce burada bitiverdiğini düşünüyordu. Cadının yüzündense heyecanla karışık bir mutluluk okunmaktaydı, büyücünün bu emri vaki yüzünden ne hale geldiğini görünce oldukça eğlenmişe benziyordu. Durumun güzelliğinin hâla farkına varamayan Henrik titreyerek "B-ben Lucien değilim," diye mırıldandı. Bir soluk alıp kendine gelmeye çalışırken fark etmişti ona bu sürprizi yapanın Alyss olduğunu. İşte o zaman fark etmişti tekrar kızın ne kadar güzel olduğunu. O masmavi, parlak yuvarlakların canlılığını görünce sanki denizleri andıran o gözlerde yüzüyormuş gibi hissetti kendini. Kızılın en güzel tonunun çepeçevre sarmaladığı saçlarına uzanıp dokunmak istedi büyücü büyük bir şevkle. Onun gülümsemesiyle tıkılı kaldığı bu oda bir anda cennete dönmüş, sesinin çınladığı duvarlar şarkı söyleyen bir ormanın gür yapraklı ağaçları misali çevrelemişti onları. Büyücü, içeri aldığı kedinin bu hale gelmesine mi yoksa cadının ona yaptığı bu ufak oyuna mı şaşırsın bilemiyordu. Gözlerinin kocamanlığını korur halde cadıya doğru bir adım attı. "Sen, sen nasıl oldu da..." Sözcükleri doğru bir sıraya koyabilmek için büyük çaba sarf ediyordu. "Bu nasıl bir şaka böyle Alyss?" Kalem gibi parmaklarıyla uzanıp cadının ince ve üşümüş omuzlarını tuttu. "Gerçekten sen misin ?" Böyle sıkıcı bir yerde görüp görebileceği en mutluluk verici kişiyle karşı karşıya olduğu için yaşadığı şok büyüktü doğrusu. Tanrı eli değmişçesine özenle yaratılmış bu varlıkla yolları, hayatın sayısız cilvesinin ardından yine kesişmişti. Lakin Henrik'in aklı o kadar uzaklara uçup gitmişti ki Alyss'in burada, Hogwarts'ta olmasının ne kadar olağan olduğunun farkında değildi.

O saniyede aklına düşen bir şüpheyle irkildi ve yavaş adımlarla geri çekildi uzun saçlı büyücü. Asasını cebinden çıkarıp mutfağa doğrultarak sözsüz büyüsünü düşündü. Bununla beraber mutfak denemeyecek kadar küçük olan o köşe hızla toparlanmaya başladı. Fakat bunu bir gizleme olarak kullanmıştı Henrik, asıl amacı başkaydı. "Zihnefend..." diye fısıldadı cadının duyamayacağı kadar derinden. Belki Adrian'ın sebepsiz ortadan kayboluşunun etkisiydi bu paranoya, lakin Henrik işini şansa bırakacak biri değildi. Artık burada bulunduğu dakikalar boyunca cadının her bir düşüncesi ve hissi büyücünün akıl süzgecinden geçecekti. Bunun bilinciyle ve büyük bir bencillikle aylardır kendi kendine sorduğu Alyss odaklı soruların cevabını bulabilmek umuduyla cadıya doğru bir hamle yaptı ve uzun kollarıyla onu sarmalayıp kendine çekti. "Seni gördüğüme çok sevindim." Bunu ilk kez yapıyordu ve içindeki sıcaklık hissi tavanı buluyordu o sırada. Aklını ise bin bir zorlukla cadının hissettiklerine ve düşüncelerine vermeye çalışmaktaydı.



*Henrik'in tepkisi:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Euphemia C. Amaryliss
Kütüphane Görevlisi
Kütüphane Görevlisi
avatar

Mesaj Sayısı : 162
Kayıt tarihi : 05/04/11

MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   Ptsi Haz. 11, 2012 6:04 pm

Değişik bir Dünya idi içerisinde bulunduğu. Sınırlarından içeriye adımını attığı ev, cadının nazarında muhteşem bir olaya ev sahipliği yapan sahneden ibaret gibiydi. Kendisine sarılan kollar bir yabancının soğukluğundan ziyade değer verme içeriyordu ruhunu okşayan tatlı bir kalp atışının bağırdığından anladığı kadarıyla. Duyduğunun kendisine ait mi yoksa karşısında bulunan büyücüye mi ait olan kalp olduğunu ayıramıyordu lakin umurunda değildi. Cadı, güvende olmak hissine o kadar hasret kalmıştı ki, belki de kendisinden binlerce şey saklayan çok az miktarda tanıdığı bu büyücü sığınacak limanı olmuştu o anda işte. Şaşkınlıkla irileşmiş göz bebekleri ve hava kalmış kolları uzun süreli bir manzara olmamıştı bu vesile ile, usulca güçlü omuzların üzerinde naif bir dokunuş bırakmıştı beyaz parmakları. Başı, bundan keyif aldığını söylemek ister gibi usulca sola yatıp yanağını büyücünün gövdesine yasladığında gözleri kapanmıştı rahat etmeyi başarmış kediler misali. Derin bir nefes çekti ciğerlerine kendisine tatlı gelen o kokudan ve mırıldandı usulca. ''Dolaplara çarptıktan sonra beni gördüğüne ne kadar sevindiğini anlamak zor.'' Tebessümü içten idi, dudaklarından çıkan kelimelere eşlik eden düşünceleri de öyleydi; Seni çok özledim.Bir müddet daha maruz kaldı cadı başını döndüren varlığına lakin kıpırdamadı bir rüyada olduğundan hala endişe eder biçimde. Ayrılırsa yok olacağından endişe ediyor, evi olarak benimseyemediği bu taş binanın bir kez daha Lucien'in yokluğunda kendi cehennemine dönüşeceğinden korkuyordu. Bencillik mi yapıyordu acaba? Büyücünün düşüncelerini umursamadan zihninden geçirdiklerinden utanmıyor muydu? Kalbine düşen sancı dudaklarını ısırmasına sebep olmuştu belki de her karşılaşmalarında anımsadığı şeylerin eşliğinde. Henrik'i kullanmıyorum. Bana kendimi iyi hissettiriyor, bu yanlış bir şey değil öyle değil mi? Gidecek yerim kalmadığında konabileceğim bir dal ya da sığınabileceğim bir liman misali. Bu kötü biri olduğumu göstermez, sadece zayıf olduğumu gösterir. Büyücünün üzerindeki gömlekte dans eden elleri yumruk olmuş, avuçlarının arasında sıkmaya başlamıştı şimdi kumaşı.

İrkilerek kendisine geliyordu kedi mizaçlı dişi bedenini biraz daha sokulursa sonsuza kadar ona bağlı kalacakmış gibi hissettiği bedenden geriye doğru çekilirken. Yüzünün önüne düşmüş birkaç tutam saçı kulağının arkasına atarken zaman kazandırıyordu aslında toparlanmak adına kendisine. Gözleri odayı inceledi usulca, birkaç ufak ayrıntıya tebessüm etti ne var ki yine büyücünün karanlık gözlerinde karar kılmıştı onlarda. Bu bakışı seviyorum. Lucien'inkilere benzediğinden dolayıda değil üstelik. İçinde neşe var, her seferinde aklıma ilk tanıştığımız gün ki neşeli hali geliyor. ''İyi göründüğünü söylemek isterdim ama kafese tıkılmış bir kuş gibi halin var. Burada ne aradığını sorarsam kabalık mı etmiş olurum?'' Buraya senin için falan gelmedi. ''Hem ne şakası, yoksa bilmiyor muydun?'' Cadı usulca elini bir pati misali yukarıya kaldırıp kıvırmış, başını usulca yana eğerek ufak bir kedi taklidi yapmaya çalışmıştı oysa ciddi bir kimlikle büyüdüğünden şirinlik kendisine uğramayan bir sıfattı. ''Hiç bir şey yavru bir kediden daha oyuncu, yaşlı bir kediden daha ciddi olamaz demiş Thomas Fuller. Oyun zamanlarımı geçeli çok oldu, ben sadece yeni profesöre bakmak istemiştim karşıma senin çıkabileceğini nereden bilebilirdim ki?'' Neden buradasın? Bakışları buğulandı kızıl cadının, bir kez daha büyücünün karşısında sıkça sergilediği hareketlerden birini sergiledi; düşünmeden hareket etti. İçinden geldiği gibi. Birkaç adım ile az önce açtığı aralarındaki mesafeyi kapatarak kollarını boynuna sarmış, ona sıkıca sarılan taraf kendisi olmuştu bu sefer. ''Seni özledim.'' Uzun süreli yokluğunun hesabını daha sonra sorabilirdi, şimdilik biraz sakinleşmeye ihtiyacı var gibiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Henrik Kaczmarek'in Odası   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Henrik Kaczmarek'in Odası
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Raw GM[Genel Başkanı] Randy Orton'ın Odası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: