Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 4. Sınıflar - II. Ders

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Belinda Dieudonné
Simya Profesörü
Simya Profesörü
avatar

Mesaj Sayısı : 37
Kayıt tarihi : 28/04/12
Lakap : Altın Melek

MesajKonu: 4. Sınıflar - II. Ders   Paz Nis. 29, 2012 5:14 pm



Kulakları tırmalayan bir gıcırtı çıkartarak açılan kapının ardındakiler yüzünde mevcut bulunan memnuniyetsiz ifadenin iyice yerleşmesi için güzel bir sebepti. Sert hatlarının başının üzerinde sıkıca topuz yaptığı saçlarından mı, yoksa ciddi anlamda burada olmayı arzulamadığından mı kaynaklandığını kestirmek zordu ne var ki sıralarda oturan öğrenciler için sebepler önemsiz olmalıydı. Tozlu duvarlara, koyu renkli pencerelere kaçamak bakışlar atarak ilerlemekteydi cadı, konuşmaya başlaması için bir miktar zamanın geçmesi gerekmişti neyse ki sessizlik hakim idi ortama. ''Bendeniz Simya profesörünüz Belinda Dieudonné.'' Sınıfın sessizliğine karışmayı arzulayan, oysa fısıltıları cadının beyninde yankılanan öğrencilere döndü usulca ve tebessüm etti. ''Görünen o ki Dieudonné profesörlerinden kurtulmanız yakın bir zamanda mümkün görünmüyor.'' Geldiği gibi büyük bir hızla kaybolan tebessüm yerini etrafı inceleyen meraklı gözlere bırakmış gibiydi. Öğrencilere hitap etmekten uzakta, duvarlardaki fotoğrafları daha ilginç buluyormuş gibi bir hali vardı. ''Simya'nın böyle bir ortamda öğretilmesine karşıyım. Bu, hafta içerisinde birkaç saatlik uğraşlarla öğrenebileceğiniz bir şey değil. Bütün hayatınızı buna adayıp elinize hiçbir şeyin geçmemesi demektir bazen Simya. Kurban edilen şeyler karşılığında yeni şeyler elde etmektir. Bu yüzden tahmin edersiniz ki, bir avuç çocuğa ölümsüzlük iksiri ya da ölüleri geri getirmeyi anlatmam mümkün değil.'' Gözleri hala öğrencilere çevrilmekten uzaktaydı öyle ki, artık duvarlarda ilgisini kaybetmiş, boşluğa çevirdiği gözleri kendi ruhunu tartıyormuş gibi bir hale bürünmüştü. Boştu gözleri, dudakları titriyordu hafifçe. Gittikçe hayallerine daldığını irkilerek fark ettiğinde ise kaşlarını kaldırarak renk cümbüşüne benzeyen sınıfı süzmeye başlamıştı. Kırmızılar, maviler, sarılar ve yeşiller. Renk cümbüşü gözlerini fazlasıyla rahatsız ettiğinden kıstı iri gözlerini, Rusya'da bu kadar renkli şeylerle karşılaşmaya alışık değildi. Buna rağmen söylediklerinin büyüsüne kapılıp hareketlenmeye başlamış kişileri gördükçe gülümsemeye zorlamıştı kendisini. ''Kitaplarınızın 22. sayfasını açın. Simya'nın ne olduğunu tam olarak idrak etmediğiniz sürece size hiçbir şey öğretecek değilim. Sen, kırmızılı olan! Evet, orantısız burnu olan, senden bahsediyorum. Okumaya başla.'' Ayağa kalkan Gryffindor kızı, yediği ufak hakarete rağmen yüksek sesle okumaya başlamıştı ilk paragrafı.

Simya; kimya, metalurji, fizik, tıp, astroloji, semiotik, mistisizm, spiritüalizm ve sanat'ı bünyesinde barındırır.

İşte bu defa gülümsemesi yüzünü tamamen kaplamış, halinden memnun olduğunu göstermeye başlamıştı. Simya'nın yüceltilmesine bayılıyordu. ''Yeterli. Görüyorsunuz ya, böylesine büyüleyici bir şeyle uğraşmak için buradasınız.'' Cümlesinin sonu ile tahtaya dönmesi ve hararetli bir biçimde bir takım semboller çizmeye başlaması bir olmuştu. ''Simya, Muggle'ların kimyasına benzer. Elementleri bir takım harfler ile göstermeye bayılırlar oysa biz Sihir Dünya'sı, bunları şekiller ile göstermeyi tercih ederiz.'' Çizimle işi bittiğinde tebeşiri usulca tahtanın kenarına bırakmış, kollarını birbirine dolayarak sırtını duvara yaslamıştı. ''Fazlasıyla artistik, öyle değil mi?''



''Not alın. Bir süre boyunca tahtaya ya da havaya çizdiğim şekillerin anlamlarını altına yazacağım lakin sonrasında hala ezberleyemediyseniz simya kitaplarında kendinizi kaybetmeniz gerekecek.''
Siyah renkli tahtanın üzerinde neredeyse canlanacakmış gibi duran sembollere gururla bakan cadı, kalbinin daha hızlı atmaya başladığını hissedebiliyordu. Sesi heyecanla yükselmeye başlamıştı. ''Hissedebiliyor musunuz? Neredeyse canlı gibiler. Bir maddenin işaretini ve ismini bilmeniz onunla iletişim kurmanızı sağlar. Simya maddeler ile anlaşma yapmaktır. Var olan her şey ile...'' Elleri titriyordu, nefesinin neredeyse kesilmeye yaklaştığını anladığında güçlüce yutkunmak zorunda kalmıştı. Görüşünün bulanıklaşması ise masadan destek alma seviyesine kadar düşürmüştü kendisini. Kendisini çağırıyorlardı. Hissedebiliyordu. Öğrencilere bakmaktan uzakta, son sözlerini kendisiyle konuşuyormuş gibi sarf etmişti cadı. ''Ders bitmiştir. Umarım Simya'nın ciddi bir şey olduğunu anlamışsınızdır. Bir sonraki dersimde sadece bu tutkuya nail olmak isteyen güçlü cadı ve büyücüleri görmek istiyorum. Sonraki derse kadar bu sembolleri ezberleyin, çok daha fazlasının yolda olduğunu unutmayın ve her şeyden önemlisi; hissedin.'' Sınıftan pelerinini hızla savurup çıkarken aklında sadece tek bir fikir vardı o da biraz temiz hava almaktı. Tutkusu, aşkı kendisini çağırıyordu ve Belinda, buna direnmek zorundaydı. ''Henüz değil.'' diye fısıldadı cadı. Öğrencilerin ürkmüş olabileceği düşüncesi ise bulanıklaşan görüşü ile koridorları geçerken kendisini gülümseten tek şey olmuştu.


Rp Out: İlk dersimiz olduğundan basit bir şeylerle başlayalım dedim, Rplerinizin 10 satırdan az olmamasına lütfen özen gösteriniz. Kurguya uygun ve kaliteli Rp'ler bekliyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Harley McMannon
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.


Mesaj Sayısı : 1658
Kayıt tarihi : 25/10/10

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Perş. Mayıs 10, 2012 9:36 am

    Pencereden içeriye esen meltem odada ki kağıtların uçuşmasına sebebiyet vermişti. Masanın üzerine özenle dizilmiş eski parşömenler ve ders notları rüzgarın fısıltılar eşliğinde ki ziyareti neticesiyle kelebek misali odanın içinde uçuşmaya başlamıştı. Normal de bunu pek umursamazdı, lakin gözünün önünde uçuşan ders programı cadının gününü şimdiden ilginç kılmaya boy göstertmeye yetmişti. Seri adımlarla odada daha fazla kargaşa olmaması açısından pencereyi kapatarak hızlı adımlarla ortak salonu terk etmek üzere ayrıldı. Aslında acele etmesini gerektirecek hiçbir koşul yoktu onun için, simya dersinin kulelere yakın olduğu gerçeği hatta odanın içinde ki karmaşayı düzenleyecek vakit bile sunuyordu. Fakat genç kız küçüklüğünden bu yana duyduğu nasihat ve sözlerin büyük kısmı cadının yaşamının birer parçası olmuştu: hiçbir zaman işlerini erteleme. Hayatında hiçbir zaman işlerini ertelememişti, bu sebeple öncelikli seçeneği derse gitmek olmuştu. İhtişamlı şatonun hollerinde ilerlerken, taş duvarlara belirli nizamla yerleştirilmiş meşalelerin sağladığı gölge oyunları çoğu zamanlar kuzgunun tek eğlencesi oluyordu. Yol boyunca eşlik eden rüzgarın fısıltısı, eski hollerde yankı halinde duyuluyordu; aslında bu cılız melodi kuzgunun hoşuna gitmişti. Zaten cadı hiçbir zaman yalnızlığı sevmeyen biri olmuştu, kimi zamanlar kendi başına eline aldığı kitapların içinde ki dünya’ya gömülmek istese bile her daim çevresinde ki insanların varlığı ve fısıltılı konuşmaları onu mutlu ettiği bir gerçekti. Çoğu zamanlar konuşmalarına katlanamadığı dedikodu arayışı içerisinde ki tabloların boş lafızları bile kimi zamanlar ona tatlı bir muhabbet havası veriyordu. Aklının bir karış havada olmasının hiçbir zaman bir önemi yoktu, Hogwarts’ta geçirdiği dört yıl boyunca artık istemese bile ayakları onu sadece düşündüğü yere götürüyordu. Dudaklarına konan şarkıyı mırıltılar eşliğinde bitirerek önüne de ki ahşap kapıyı gıcırtı eşliğinde açtı. Duyduğu tiz sesten rahatsızlık duymasından ötürü bir an refleks olarak gözlerini kısmıştı, kesinlikle hademenin kapıları kontrol etmesi gerekliydi. Aklına gelen teftişleri bir kenara atarak direk sırasına geçti. Dersliği saltanatı altına almış sükunet genç kız için iç oldukça huzur doluydu, çoğu zamanlar kütüphaneye gitmesinin sadece sebebi de bu ortamı yakalamaktı kuzgunun. Gökkuşağının yalnız belirli renklerini çalan sınıf kesinlikle göz alıcı durduğu kesindi: mavi, yeşil, kırmızı ve sarının tonları adeta dille gelecek gibi kendisini ısrarla belli ediyordu. Sessizliğin hakimiyetinin sürdüğü derslikte sanki tek konuşan renklerdi, heyhat profesörün konuşmasıyla sessizliğin saltanatı sona ermişti. Cadı, profesörün konuşması üzerine dikkatini aniden bayan Dieudonné’ye verdi. Rutin konuşmalardan biri olduğunu biliyordu, lakin bazen derslerle ilgili anahtar kelimeler insanın hiç ummadığı rutin açılış konuşmaları arasında yer alabiliyordu. Bu kadında kesinlikle bir şey vardı, gerçek ciddi tavırları kimi zamanlar kuzguna ürkütücü gelse bile içten içe bir hayranlık besliyordu. Kendisini daima işine adayan insanlara beslediği hayranlık duygusu profesör Dieudonné’de de boy göstermişti. Kadının konuşma stili cadıya soğuk gelse bile, simya hakkında anlattıkları profesörün soğuk tavrını gözünde yok etmeye yetmişti. Aslında bunu Gryffindor’lu öğrencinin kitapta ki paragrafı okuması esnasında profesörün gözünde ki parıltıdan da görmek mümkündü. Gryffindor’lu öğrenci son kelimeye geldiğinde Anna’nın gözleri de en azından profesör Dieudonné’nin ki gibi parıldamıştı; sanat işte bu kuzgunun gördüğü husustu. Dikkatle bakıldığında aslında bu kelimeye çevresinde ki pek çok yerde görmek mümkündü, pencerenin dışında meltemin ahenkle vals ettirdikleri sararmış yapraklarda bile. Kuzgun, cadının tutkuyla anlattığı derste bunu gördüğüne artık emindi. Genç kadın eline aldığı tebeşirle siyah tahtaya dersin anahtar konusunu niteliğini taşıyan bir takım semboller çizmeye başladı. Çizdiği semboller kuzguna tanıdık gelse bile son iki sembolün karşılığı ilgincine gitmişti; ölüm ve yaratılış; diğer üç elementi sembolize eden çizimlerden oldukça farklı ve hilaflardı. Cadı, önünde ki parşömene özenle not alırken diğer yandan da tahtada ki kelimeleri ezberlemek için sık sık tekrar ediyordu. Sınıfı hakimiyetine alan sükunetin de sembolleri ezberleme konusunda yardımcı olduğu tartışılmaz bir gerçekti. Elinde ki tüy kalemini bırakarak parşömene çizdiği sembollere baktı, azur mavisi gözleri hâlâ son iki sembole takılmıştı ama profesörün dersin bittiğini söyleyen sesini duyduğunda içinde ki düşünceden bir an sıyrılmıştı. Seri bir şekilde eşyalarını toparlayarak, eski şatonun ihtişamlı hollerinde hayalet misali fısıltısı duyulan meltem gibi derslikten ayrıldı.


*20 + 5 = 25
Derse ilk katılım: 25 + 10 = 35 puan.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eliesha Shurochka
Ravenclaw IV.Sınıf
Ravenclaw IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 21
Kayıt tarihi : 14/02/12

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Cuma Mayıs 18, 2012 7:24 pm

'İşte yeni bir ders ve ben bu derse hazırım.' Kendimi avuturcasına söylediğim sözler her ne kadar kendime de saçma gelmiş olsa da sonuçta bu derse girmek zorunda olduğumu hissediyordu. Kendimi o kadar çok kütüphaneye kapatmıştım ki dersin olduğu bile son anda gelmişti aklıma. Koşar adımlarla çıktığım merdivenlerde ya tökezlemiştim ya da kitaplarımı yere düşürmüştüm. Sınıfın kapısına geldiğimde derin bir nefes alarak içeriye girdim ve Bertnard’ın yanına oturdum. Hafif bir gülümseme ile selam verdiğim sevgilimin ardından sürekli aynı şeyleri düşünmeye başlamıştım. 'Lütfen soru sormasın.' Kendimi belki de ilk defa bu kadar hazırlıksız hissediyordum. Bir kuzgun olarak böyle bir şeyi kendime yakıştıramayaraktan sıramın yanına koyduğum çantamdan not defterimi kitabımı ve tüy kalemimi çıkardım. Her zaman bana uğur getiren yakut tüy kalemin bu sefer de uğur getirmesini dileyerekten profesörü incelemeye başladım. Konuşmasındaki serilik dikkatimi çeken ilk şey olmuştu belki de böyle şeylere dikkat ettiğimden kaynaklanıyordu ama bilmiyordum dersini seven ve bununla oldukça fazla ilgilenen birine benziyordu. Dikkatimi profesöre yoğunlaştırırken bir yandan da söylediklerini not alıyor kendim açısından önemli olan şeyleri defterime geçiriyordum. Dersin ortalarına gelmeye başladığımızda tüy kalemin elimi ne denli acıttığını ilk kez fark ettim. Aldığım notlar neredeyse bir sayfaya ulaşmıştı. Genellikle not alırken bakmadan yazdığım için çoğu zaman ne kadar yazdığımı fark etmem sayfanın sonuna geldiğimde veya elimin acısıyla irkildiğimde fark ederim. Birkaç sıra yanımda oturan aslan kızının konuşmasını fark ettiğimde kafamı ona çevirmiştim. Söylediklerini dinlerken zaman, zaman gözüm profesöre takılsa da o daha çok öğrenciye odaklanmıştı. Havaya ve tahtaya çizilen şekilleri özenli bir biçimde defterime geçirirken bir yandan da profesörün sözlerine kulak vermeye çalışıyor kendimi soru sormamak için tutuyordu. Dersin bittiğini belirten sözler profesörün dudaklarından dökülen sözlerle birlikte dağıttığım masanın üstünü toplamaya başlamıştım. Profesörün son sözleri istemsizce bir gülümseme oluştursa da bende kitaplarımı toplayıp çantamı aldıktan sonra derslikten ayrıldım.

* 20 + 5 = 25 puan

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Bertrand Carlens
Slytherin IV.Sınıf
Slytherin IV.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 22
Kayıt tarihi : 09/09/11

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Cuma Mayıs 18, 2012 7:27 pm

Karşısında duran profesöre baktığında yüzünde biraz da olsa memnuniyetsizlik ifadesi belirmişti; bu durum dersi sevmemesinden kaynaklanmıyordu, o her dersi az da olsa severdi onun düşündüğü şey derslerin sıkıcı geçiyor olmasıydı. Her sene başında sürekli kendine aynı sözleri söylüyordu ‘Dersler lütfen sıkıcı olmasın’ ama her sene sonunda hep aynısını yaşıyordu. Not almak üzere parşömenini açarken bir yandan da zümrüt yeşili tüy kalemini eline alıyordu. Bir önceki derste biraz da olsun kendi kendini istemeden hayal kırıklığına uğratmıştı en azından bu derste onu yaşamak istemiyordu. Elindeki tüy kalemi profesörün konuşmalarına eşlik edercesine sallarken bir yandan da sınıfa göz gezdiriyordu. ‘Anlaşılan simya aşığı bir profesörümüz var’ Sözler, düşünceler beyninde yankılanırken elindeki tüy kalemin ucuyla oynamaya çoktan başlamıştı. Profesörün yazdıklarını ve söylediklerini özenli bir şekilde not almaya çalışırken gözleri sürekli koyu renkli pencerelere takılıyor bundan rahatsız olduğunu belirtircesine pencereleri kıracakmışçasına bakıyordu. Not aldığı parşömenin bir tarafını dersle ilgili ayrıntılarla doldururken bir tarafını da çeşitli şekillerde yılanlarla dolduruyordu. Kendinden tek emin olduğu şeyi her yere kazımak istiyordu âdete; içinde yankılanan ruhu her zaman onu cezp etmesine karşılık sürekli bunu belirterek belki de kim olduğunu hatırlamaya çalışıyordu. Profesörün tahtaya ve havaya çizdiği şekilleri not almakta zorlanan Bertnard zaman, zaman bu durumdan nefret edip çizmekten vazgeçmek istese de dönemi bitirmesi için bunların gerekli olduğunu sürekli kendine hatırlatıyordu. ‘Ders bitmiştir’ duymak istediği söz kulaklarında çınlarken masasının üstünde dağınık duran parşömen ve tüy kalemini olabildiğince hızlı bir şekilde topladı. ‘Gerçekten mi? Hissetmek mi? Ben almayayım.’ Derslikten ayrılırken arkasından çıkan öğrencilere şöyle bir göz attıktan sonra ortak salona gitmek üzere merdivenlere yöneldi.

* 16 + 5 = 21 puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Elena Pearl
Hufflepuff V.Sınıf
Hufflepuff V.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 644
Kayıt tarihi : 02/01/11

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Cuma Mayıs 18, 2012 9:57 pm

    Mecbur olmasa gireceği son dersti Simya.Hatta elinde olsa girmeyeceği.. Ama yine simya dersliğindeki sırasında oturuyordu işte.Tüy kalemiyle oynarken saçı sıkı sıkıya toplanmış, sert mizaçlı profesör dersliğe girmişti bile.Elena dağılmış olan haline çeki düzen vermek istercesine kendini toparladı.Yeni simya profesörüne dikkatle bakarken o da herkesin ona baktığını anlamış olacaktı ki kendini tanıtmaya başlamıştı.Dieudonné.. Tahmin etmeliydim.. diye geçirdi içinden.Dieudonné'lar profesörlük yapmak için yaratılmıştı sanki.Sert tavırları dersin ne kadar sert ve sıkıcı geçeceğinin en basit kanıtıydı sanki.Profesör Dieudonné dersi özetlerken Elena yine dağılmaya başlamıştı bile.Kendisini dışarıda hayal ediyordu.Elena tekrar dikkatini profesöre verdiğinde neyseki profesör öğrencilere bakmak yerine tablolara bakarak konuşuyordu.Elena tam zamanında sınıfa dönmüştü ki profesörün bakışları da öğrencilerin üzerinde gezinmeye başlamıştı.Kitabının 22.sayfasını bulmaya çalışırken seçilen Gryffindor'lunun kendisi olmadığına şükreder gibi derin bir nefes aldı.Kız satırları okurken Elena'da en azından takip ediyormuş gibi görünmek adına satırları bulmaya çalışıyordu.Fakat satırları bulduğunda kız çoktan okumayı bitirmiş sözü profesör devralmıştı.Elena gözlerini devirip camdan dışarı baktı.Tabi ya gerçekten büyüleyici bir dersti ama bu büyü Elena üzerinde bir türlü işe yaramıyordu nedense.. Bakışlarını tekrar sınıfa çevirdiğinde tahtaya çizilmiş şekillere dikkatle baktı.Çokta zora benzemiyordu ezberlemek.Tüy kalemiyle şekilleri not alırken şaşkınlıkla profesöre baktı.Sanki kendini kaybediyor gibiydi.Elena gözlerini hafifçe kısmış, profesöre odaklanmıştı.Eğer Simya profesörü bile bu kadar etkileyen bir şeyse bu dersle ciddi ciddi başı beladaydı Elena'nın.Kitaplarını toplayıp sınıftan çıkarken koridorda yavaş yavaş kaybolan profesöre bir kez daha baktı..


* 10 + 5 = 15 puan
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jeremiah Ocean Hyxest
Slytherin V.Sınıf
Slytherin V.Sınıf
avatar

Mesaj Sayısı : 136
Kayıt tarihi : 26/06/12

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Ptsi Tem. 02, 2012 11:05 am

    Evvet! Ders simya Profesör Dieudonné'nin burnu büyük hareketlerine bayılıyorum. Bana bulaşmadığı sürece sorun yok.
    Ders programına baktığında söylediği ya da aklından geçirdiği ilk şey buydu aslında. Gülümsemesi yüzünde daha büyük bir hal aldı. Genellikle sessiz ve hiyerarşik olarak saygıya muhtaç simya dersleri yine aynı şekilde geçecek gibi bir his olsa da içinde, profesörün takındığı hoşnutsuzluk ve buna bağlı aşağılayıcı hareketleri Jeremiah'a çok eğlendirici geliyordu. Genelde arkadaşlarına bunu yapan hep kendisi olurdu. Aynı anlayışta bir profesörle derse girmek ise isteyebileceği şeyler listesinde orta sıralarda yer alıyor denebilirdi. Gülümsemesinin daha da yayılmasına izin vererek şaşırtıcı şekilde erken kalktığı bu okul günü yine büyük salondaki kahvaltıya inmeyi reddetti. Çantasının içerisine geçen gün Mitoloji dersinden sonra yemek için mutfaktan aşırdığı ama hepsini bitiremediği sandviçi geldi aklına. Yatağından kalkmaya üşenerek çantasını asası ile yanına çağırdı ve ardından içerisindeki ekmeği jelatininden kurtarıp oldukça gürültülü bir şekilde yemeye başladı. Hala uyuyanlar için bir sorun teşkil etmiyordu elbette. Ama üzerini giyinenler, yeni uyanmış ve sabah şekerlemesi yapanlar için yaptığı şeyin adına iğrençlik denebilirdi. Peki bunu umursayacak mıydı? Tabii ki hayır? Jeremiah zaten onların çoğu şeyine katlanıyordu. Mesela şuan yatağında şekerlemesine devam eden Haiden. Merlin aşkına ayakları bu kadar kokan başka bir çocukla daha önce karşılaşmamıştı. Ya da hemen onun iki yatak çaprasındaki Stefan. Sanırım yüzyıllar boyunca bu duvarların izole ettiği en güçlü horlama sesi onundu. Duruma bu açıdan baktığında Jeremiah onların yanında gayet geçinilesi biri olarak kalıyordu. Ki, kesinlikle öyleydi. Yemeğini bitirdikten sonra kalktı ve üzerini giyinmeye başladı. Pantolonunu bacaklarına geçirdikten sonra kemerini bağladı. Gömleğini giyindi ve ardından cüppesini sırtına geçirdi. Saçlarını düzeltmek için ayna karşısına geçtiğinde ise biraz duraksadı. Fazla mı yağlanmışlardı? Bir ara banyo yapmayı aklının bir köşesine not ederek son işini de halletti. Çantasını ve asasını yanına aldığına emin olarak yatakhaneden ortak salona açılan kapının önünde duraksadı. Yüzünü buruşturarak Haiden'e döndü ve dudaklarını aralaladı Ben kaçıyorum millet. Derste görüşürüz. Bu arada Haiden, bir ara şu ayaklarını yıkamayı dene dostum. Bu yaz ev cininizin öldüğünü duymuştum. Sebebi kesinlikle bu koku olmalı. Sözlerinin bitimine eklediği kahkahası ile tam ortak salona inmeye hazırlanırken sinirlenmiş bir biçimde yatağında doğrulan Haiden'in ona bir yastık fırlattığını farketti. Hemen kapıyı açtı ve dışarı çıktı. Iskalamıştı. Kahkahalarına bir süre devam ederken adımladığı taşın, zindanların zeminine ait olduğunu farketti ve duraksadı. Gerçekten bu kadar uzun süre aklında sadece bu fikirle mi dolaşmıştı. Daha fazla umursamadan ve Haiden'in o pis ayak kokusunu aklından çıkartmaya çalışarak yedinci kata geldiğinde her şey normal ve diğer çocukların değimiyle sıkıcı görünüyordu. Ama Jeremiah çok eğleneceğine adı gibi emindi. Tepkisiz yüzünü diğerlerinin ifadesine uydurmaya çalışarak sınıfa girdi ve orta sıralardan birine geçip oturdu. Profesörün anlattığı dersi dinlemeye başladı. Yine sert bir şekilde derse giriş yapan cadı, ününe leke sürmüyor, sıkıcı bir dersin sonuna doğru ilerliyordu. Sıkıcılık evet herkese göre farklıydı. Ama bu profesörde takdir edilmesi gereken en iyi yanlardan biri de dersine olan tutkusuydu. Her zaman için kendine böyle bir tutku, böyle bir gaye edinmek için can atan Jeremiah, gözleri biraz daha açılmış şekilde dinledi profesörü. Gryffindor'lu bir kızı kaldırıp simya ile ilgili kitaplarının bir bölümünü okuturken kıza takılan sıfatları duydu ve gülmemek için kendini zor tuttu. Bu sırada kendi kitabını ve not gereçlerini çantasından çıkartmadığını farkedip onları tedarik etti masasının üzerinde. İlgili sayfayı açtı ve gülmesini engellemeye dair büyük bir çaba sarf etti. Kızın kelimelerinin, okuyacaklarının sona erdiği kısa zamanda ise yerine oturmasını bekledi genç büyücü. Yakınlarında olan sırasına eğildi ve profesörün dikkatinin onlarda olmadığı bir sırada dudakları fısıltı şeklinde Gerçekten o burunla gezmeye utanıyor olmalısın. gibi bir cümle uçurdu Gryffindor'lu kızın kulaklarına. Tam bu sırada dersin akışını yakalamak adına başını çevirdiğinde profesör tahtaya tebeşir yardımıyla bir kaç şekil çiziyordu. Simya ile ilgili olduğundan emin olduğu bu şekilleri hızlıca not almaya başlayan JEremiah, en sonunda gelen açıklama ile başını nedensiz bir onaylama hissiyle salladı ve parşomeninin üzerindeki mürekkebi kurutmak amacıyla üzerine üfledi. Özellikle ateş şeklini çizmekte oldukça zorlanmıştı, özenmişti. Bu yüzden çizimlerinin heba olmasını istemiyordu. İşi tamamen bittiğinde profesörün şekiller ile ilgili kurduğu şekillerin canlılığı temalı konuşmayı işitince yüzü birden buruştu. Bu mümkün olabilir miydi? Tamam simya çoğu zaman diğerlerinin önüne geçebilecek, efsunlu bir dersti ama profesörün derse olan tutkusu bazen gerçeğin çemberine giremeyecek bir biçimde konuşmasına mı neden oluyordu? Herneyse, sorgulamak onun haddine değildi. Hem az önce alay edilen kızla ilgilendiğinden duyduklarını feci derecede yanlış anlıyor da olabilirdi. Üzerinde durmamaya karar vererek profesörün bedeninin kasılmasını ve biran olsun yüzünün ekşimesini izledi. Cadı, acı mı çekiyordu? Bir şey olmuş gibiydi ve Jeremiah tam yardım için ayağa kalkacakken karşısındaki bedenin çaresiz toparlanışını izledi. Ardından dersin bittiğini müjdeleyen sözlerin akımına uyarak eşyalarını topladı. Sınıfı terkettiğinde ise aklı biraz olsun profesördeydi. En azından bir sonraki koridora geçene kadar aklını meşgul eden konu, çevresinde gördüğü diğer arkadaşları ile açılan sohbetler sonucu sekteye uğradı, dağıldı. Şimdi aklında simya dersini ödevsiz bir biçimde atlatmalarına dair bir hoşnutluk vardı. Ama yine de o şekilleri bir ara ezberlemesi gerektiğini aklına not etti. Ateşin sembolünü unutmayacağından emindi. Peki ya diğerlerini? ...
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lacroix Rouvas
Büyücü
Büyücü
avatar

Mesaj Sayısı : 270
Kayıt tarihi : 08/06/12

MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   Salı Tem. 10, 2012 1:27 am

Sınıfa en son giren kişi, oldukça havalı Dieudonné olmuştu. Zagreb onu görür görmez yine büyülenmiş gibi fal taşına dönüşen gözleriyle izlemeye koyuldu. Parıldayan gözleri adeta gülümsüyorlardı. Sert hatlara sahip olan cadının hareketlerini incelerken derin nefesler alıp veriyor, neredeyse iç geçiriyordu. Kendinden böylesine emin, öz güveni tam olan kadınlara bayılıyordu Zagreb. Bu yüzdendi yaşıtlarıyla birlikte olamamasının bir sebebi de. Dudaklarını ıslatıp cadının konuşmasını dinlerken hiç bir dersi böyle istekle dinlemediğini fark ediyordu, tılsım hariç. Söylediği cümlelerdeki hakaretleri bile görmezden gelebiliyordu bu uğurda. Çünkü güzel cadı, çoluk çocuk yerine koyduğu öğrencilerine bir şeyler anlatmaya pek hevesli durmuyordu. Hatta onları şevk etmek yerine iyice heveslerini kırıyordu. Zagreb, profesörün kullandığı kelimelerden sonra yüzü düşen öğrenciler gördüğüne dair yemin edebilirdi fakat o an ilgi odağı olarak aldığı isim Belinda'ydı. Hakaret edercesine kitap okutmaya başladığı Gryffindor'lu kıza acıdı bir an kuzgun fakat, bu profesörün etkisinde olduğu için pek de uzun sürmedi yine. Zagreb, anlaşılan dersten çok profesör ile ilgilenmeyi yeğliyordu. Bir zamandan sonra gözlerinin kamaşmaya başladığına yemin edebilecek derecede tesiri altına girmişti. Belinda'nın kara tahtaya hevesle çizdiği şekilleri Zagreb'de hiç alışkanlığı olmamasına rağmen bir parşömen parçası üzerine çizdi gözlerini tahtadan ya da profesörde ayırmayarak. Sonrasında ise parşömene bir göz atıp ikiye katladı ve kitabının arasına yerleştirdi. Bakışlarını profesöre yönlendirdiğinde yaptığı işi öven sözleri ve onları aşağılayan sözlerine bir son vermişti çoktan. Şimdiyse simya'ya olan aşkını dile getiriyordu. Hoş bir kadın olmasına rağmen tek itici yönünün bu olduğuna kanaat getirdi Lacroix. Dersin bittiğini söyledikten ve sınıftan ayrıldıktan sonra öğrenciler arasında omuz omuza sınıftan çıkmaya çabalarken gördüğü Benson'a gülümseyerek "Fazla abartıyor, değil mi?" deyiverdi. Genç kızdan gördüğü sıcak tavra aynı şekilde karşılık vermeyi ihmal etmeden birlikte sınıftan ayrıldılar.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 4. Sınıflar - II. Ders   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
4. Sınıflar - II. Ders
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» I.Snıflar---I. Ders:Astronomiye Giriş ve Tanışma
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´
» sol beyin mi sağ beyin mi
» Sınıflar

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: