Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Amethea Adrasteia
Astronomi Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu & Admin
Astronomi Profesörü & Ravenclaw Bina Sorumlusu & Admin
avatar

Mesaj Sayısı : 679
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.   Salı Ağus. 31, 2010 3:07 am



Zaman
-------

Okulun ilk haftası, salı.


Yer
---

Yerden yukarı doğru tamamen camla kaplı olan sınıfın öğlen sıcağını engelleyen büyük yıldızlı perdeleri dikkat çekmektedir. Her öğrenci masasının yanında altın sarısı renkli orta boy bir teleskop bulunmakadır. Öğrenciler, öğretmen masasını saracak şekilde, hilal biçimindeki sıralarda ders görürler.


Konu
-----

Gezegenler ve Özellikleri


Ödev
------

Verilmedi


Ders
-----



Ay, Dünya ile Güneş arasına girdiğinde, kalbimize garip bir büyülenme hissi kök salar. Ve bir anda, her şey mümkün olur. Gücü inkar edilemez. Güzelliği büyüleyicidir. Çekiciliği ilahi, anlamı ise bilinemez. Bizleri, Tanrı'nın gözünde ne kadar değerimiz olduğunu düşünmeye iterek, geldiği kadar hızlı bir şekilde ortadan kaybolur. Ama her şey ışıkla başlar, ışıkla son bulur. Ve başlangıçla son ortasında, karanlık vardır. Umut haricinde hiçbir şey yoktur. Hiçbir şey imkansız değildir o anda. Olimposluların babası Zeus, gün ortasında geceyi çökerttiğinden, gün ışığını saklayıp insanoğlunun üzerine karanlık korkusunu saldığından beri, hiçbir şey beklenmedik değildir.

Yaldızlı masasında oturmuş, her zamanki yoğunluktaki kahvesini içerken, bir yandan da bu derste işleyeceği konuyu zihninde tekrar ediyordu. Buna ihtiyacı olduğundan değil, her ayrıntıyı biliyordu. Sadece kafasını biraz dağıtmaya ihtiyacı vardı. Ve Astronomi, kendisini tam da istediği gibi başka yönlere çekiyordu. Bugün yıllardır görmediği bir rüya yüzünden, korku içinde uyanmıştı. Şimdi de kendini onu düşünmekten alı koyamıyordu. Düşünceleri, birbirlerini çeken mıknatıs gibiydi, her ne kadar onları dağıtmaya çalışsa da, onlar tekrar birleşiyorlardı. Ve elinden hiçbir şey gelmiyordu. Evlerine gelen o adam, kendisini bağlayışı, gözlerinin önünde anne ve kardeşini öldürmesi... Düşündükçe daha da sürüklendiğini hissediyordu. Bu bataklık misali şeyden kurtulmak zorundaydı. Yavaşça gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı. Olan olmuştu sonuçta. Yapabileceği hiçbir şey yoktu artık. Tıpkı o zaman da olmaması gibi.

###

Sonunda zamanın geldiğini anlayınca yavaşça masasından kalktı ve deminden beri içeri giren ve girmekte olan öğrencilere bir gülümseme gönderdi. Onları gördükçe, kendi öğrencilik yıllarını ve arkadaş ortamını hatırlıyordu. En eğlendiği yıllardı o sıralar. Sınıfın hilal şeklinde dizilmiş sıralarının tam ortasına geçerek kendini tanıttı. ''Merhaba çocuklar. Ben Cornelia Athena Campbell. Ve bu sene Astronomi derslerini birlikte geçireceğiz.'' Kendinden emin bir şekilde gülümsedi ve kendini baştan aşağı süzen öğrencilere aldırmamaya çalıştı. ''Bugün işleyeceğimiz konu, gezegenler ve özellikleri. Buna bağlı olarak içine burçlar da giriyor. Eğer zamanımız kalırsa onlara da değineceğiz. '' dedi ve asasını eline alarak duvarda asılı duran geniş tahtaya doğru savurdu. Tahtanın üzerinde değişik renk ve şekillerde tüm gezegenlerin küçük şekilleri çıkmıştı. Yavaşça kendi yörüngelerinde, havada asılı olarak dönüyorlardı. Onları teker teker anlatmak için tekrar sınıfa doğru döndü ve masasına yaslandı.

''İlk olarak, kendi gezegenimizden başlıyoruz.'' Tahtada bulunan gezegenlerin içinden mavi renginde olanı asasıyla çıkardı ve boyutunu büyüttü. ''Dünya. Dünya gerek atmosfer, gerek diğer özellikler bakımından diğer gezegenlerden çok farklıdır. Güneş sistemi içinde önemsiz bir konumu olduğu çok açık; ancak o bizim gezegenimiz, bizim evimiz, üstelik tam bize göre.'' dedi gülümseyerek. ''Ayrıca Dünya, bencilliği ve yaşamı temsil eder. Tam da insan doğasına göre, ha? '' diye kıkırdadı kendini tutamayarak. Asasının küçük bir hareketiyle minyatür Dünya'yı yerine yerleştirdi ve hemen yanında duran, kızıl renkli gezegeni ortaya çıkardı. ''Mars. Gökbilimi ölçütlerine göre bize yakın sayılabilecek olan Mars'ın gözlemlenmesi düşünüldüğü kadar kolay değildir. Öncelikle çok küçüktür. Çapı altı bin yedi yüz doksan km kadardır. Yakın bir karşı-konumda olmadığı sürece, yüzeyindeki şekilleri ayrıntılı olarak sadece büyük teleskoplar kullandığımızda görebiliriz. Zaten çağımız öncesinde çok çeşitli tartışmalara yol açması da bu yüzdendir. Ayrıca Mars öfkenin ve şiddetin gezegenidir.'' dedi yavaşça kaşlarını çatmış, sinirli bir biçimde oturmakta ve dersle alakası olmayan bir öğrencinin gözlerinin içine bakarak. Mesajını iletince sınıfın içinde dolaşmaya başladı. '' Üçüncü gezegen, Jüpiter. Jüpiter'in kavuşum dönemi yaklaşık on üç aydır. Bunun beş ayında sabahları, beş ayında ise akşamları görülebilir. Geri kalan üç ay boyunca Güneş'in diğer tarafındadır ve görülemez. Güneş, Ay ve Venüs'ten sonra en parlak gök cismidir. Küçük teleskoplar ve dürbünler ile yuvarlak şekli kolayca görülebilir. Zaten ileriki derslerimizde, inceleyeceğimiz gezegenlerin içinde Jüpiter de olacak. Jüpiter, insan karakteri açısından beğeni duygusunu temsil eder.'' Jüpiter'i de aldığı yere geri koyarken, sıradaki gezegeni yavaşça çıkardı asasıyla. Orta boyuttaki saydam küreyi sınıfın ortasına doğru getirdi ve açıklamaya başladı. ''Satürn, görünüş bakımından diğer gezegenlerden biraz daha farklıdır. Onu benzersiz yapan halkalarıdır. Bugün bütün devrelerin halka sistemleri olduğunu biliyoruz; ancak hiçbiri Satürn’le yarışamaz. Bu halkalar, ilginin gezegenin kendisinden sapmasına neden olur. Zaten, yüzey şekillerinin etkileyici bir tarafı olmadığı da bir gerçek. Satürn temelde Jüpiter’e benzer; onun da bulut kuşakları ve lekeleri vardır, ancak gözlemlenebilecek etkinlik çok daha azdır. Yoğunluğu suyun yoğunluğundan daha düşüktür. Halkaları ise buz yapıdadır. Satürn, farklılığı sembolize eder.'' Öğrencilerin daha iyi görebilmesi için minyatür Satürn'ün boyutunu boyutunu biraz daha büyüttü. Öğrencilerin incelemesine izin verdikten sonra, onu da diğerleri gibi yerine koyarak, asasının minik bir hareketiyle diğer gezegeni yerinden çıkardı. Gezegen süzülerek dersliğin ortasına gelirken, bir yandan açıklama yapmaya başladı. ''Plüto’nun durumu hala bir bilmece.'' diye başladı sözlerine. Tabii ki bu cümlesi birçok kafanın şaşırarak kendisine doğru bakmasına neden olmuştu. Hiçbir öğrenci, bir profesörden böyle bir laf beklemezdi herhalde. ''Gezegene benzemiyor; normal bir asteroid de değil; gezegenimsi olduğundan da emin değiliz. Çağımız içinde onu yakından inceleme imkânımız olacak. Plüton’un hayal edebileceğimiz en yalnız ve ıssız dünya olması muhtemel ama yinede görülmeye değer olduğundan hiç kuşkum yok.'' Öğrenciler hala şaşkın bir biçimde önlerindeki parşömen kağıtlarına notlarını düştüler.

''Sırada Merkür var. Çıplak gözle görülebilen gezegenler arasında en az dikkat çeken Merkür’dür. Büyük olasılıkla onu görmemiş birçok insan vardır, çünkü onu görebilmek için doğru saatte doğru yere bakmak gerekir. Şehirlerde yaşayan kişilerin onu görebilme sansı neredeyse hiç yoktur. Merkür’ün çıplak gözle görülebildiği anlarda ufka çok yakın bir noktada bulunur, ve bu da gözlemini zorlaştırır.''

''Gökbilimci William Herschel'in Uranüs'ü keşfederken, önüne birçok zorluk çıkmıştı. Gerek o zamanki havasal değişimler, gerekse Bakanlık'ın bir süre gökbilimine engeller koyması. Ama sonunda ne olursa olsun, keşfi başarıyla tamamlandı. Neptün, Güneş sisteminin derinliklerinde, Uranüs’ün bir buçuk milyar kilometre ötesinde dev gezegenlerin sonuncusu olan gezegendir. Neptünlü gökbilimciler -tabi eğer varlarsa- Dünya hakkında hiçbir şey bilmiyor olmalılar. Ama çok gariptir ki, Dünyalı gökbilimciler daha onu gözlemlememişken bile varlığından haberdarlardı. Uranüs gezegeninin hareketlerindeki düzensizlik daha dış yörüngedeki başka bir gezegenin çekim etkisini akıllara getiriyordu.''

En güzelini, en sona saklamıştı Cornelia. ''Ve işte benim favorim ve sonuncusu. Venüs deyince hepimizin aklına tutku ve çekicilik gelir. Ki zaten, simgesi de budur. Bu sembolü almasına neden olan şey gizemliliğidir. Teleskopla bakıldığında hayal kırıklığına uğranır, çünkü gerçek yüzeyi kalın ve bulutlu atmosferinin arkasında kalır. Venüs üzerinde Mars’taki gibi sert ve keskin izlerin olmayışı dikkat çekicidir. Üstelik Dünya’ya en yakın olduğu zaman yani iç kavuşum konumundayken karanlık yüzü bize dönüktür. Venüs'ün yüzeyini görmekte başarısız olan gökbilimciler tarafından bu benzetme yapılmıştır.'' Derin bir nefes alarak derse son noktayı koydu. Öğrenciler de sözsüz bir itaat gibi, eşyalarını toplamaya başladılar. ''Bugünlük bu kadar. Bir dahaki dersimize parşömen getirmenize gerek yok, tamamen uygulamalı ve açık havada olacak.'' dedi göz kırparak. Bir yandan öğrenciler çıkarken, bir yandan da minyatür gezegenleri yok etti.



_________________

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.   Paz Eyl. 12, 2010 5:18 pm

    Fazla derin bir okyanusta nereye gittiğini bilmeksizin yüzüyormuş gibi geliyordu Fae'ye, O'nun hakkında bir karara varamayışı. Garipti, hiçbir zaman böylesi çaresiz ve pervasız hissetmemişti benliğini. Ne diyeceğini bilmiyordu, ona söylediklerinde bir anlam yoktu. Evet, belki de ilk defa düştüğü hissine kapılıyordu. Dünde kalanlardan bir sonuca varamıyor, bugün yapacakları konusunda en ufak bir fikri olmadığından yarınını da şekillendiremiyordu. Bitkinlik miydi bu? Uzun süredir düşünüyor olmanın zarif omuzlarına bıraktığı taşınması zor bir yük müydü yahut dört bir yanını saran haşin bir rüzgâr mı? Bilmiyordu, dudakları ince bir şerit şeklinde sabitlenmiş, kıpırdamıyordu. Ne söyleyecekti ki, O'na? Brandon yıllardır Fae'ye olan sevgisini kalıplara sokmaya lüzum görmeden hür bir şekilde yaşayabilmişti, genç cadı ise ona sürekli yakın bir arkadaş, bir dost gibi davranmıştı. Gerçekten, şimdi karşısına geçip ona ne diyecekti ki? Üzgünüm Brandon, ama seni sandığım gibi dostça değil ölesiye saplantılı bir aşkla seviyormuşum. Hah! Ne büyük katastrofiydi bu böyle.
    Derin bir nefes aldı, yorgunluğun geçip gideceğini umarak. Daha okulun ilk haftasıydı halbuki, bitkin hissetmeye hakkı yoktu Eritheia'nın. Birini diğerinin üzerine attığı zarif bacaklarını indirdi ve incecik parmaklarını birbirine geçirerek kollarını gerdirdi. İster istemez gözlerini kısmıştı, esnemesine ramak kalmıştı. Gece pek uyuyabildiği söylenemezdi kezâ bu sözü geçen cadı için kesinlikle ve kesinlikle sıradışı bir durumdu: onun uykusu dupduru bir göl gibiydi daima. Esnemesini son anda bastırarak, baş dadısının tembihlerinden birinin silik lâkin kalınca harflerle gözlerinin önünde süzülmesine sebep oldu. "Unutmayın Bayan Hyxest, genç bir kız kesinlikle o çirkin hareketi yapıp ağızını kocaman açarak esnemez. Ah, bu saygısızlıktır, onur fakirliğidir." Çocukken deli gibi ciddiye aldığı bu kurallar silsilesinin gün geçtikçe üzerine yapıştığından unutulduğunu fark edince, dadısı Margeret'ın zihninde canlanan silik silüetine bir gülümseme hediye etti. Onu bu kadar iyi eğittiği için, kendisi gibi kusursuz bir hanımefendi olmasını tembihlediği için. Gülümsemesinin solmasına ve gözlerini kocaman açıp şokla küçük bir feryat koymasına sebep olan ise kucağına atlayıveren koca tüy yumağı oldu. O kadar dalmıştı ki; yumuşacık, upuzun tüylere sahip kedisinin bacakları üzerine zıplayışı elini kalbine götürüp ritmini düzeltmesini emretmesine neden olmuştu. "Ah, bebeğim. Beni ne kadar korkuttun biliyor musun?" Sol gözünün çevresinde bulunan siyah, üç cılız tüyü çekiştirerek kedinin haşin bir mırıltı koyvermesini sağladı Fae. Ödeşmelilerdi, değil mi? Belki iki, belki de üç dakika sonra genç cadı kedisinin kuyruğuna doğru vurarak ona yatakhaneye çıkmasını söyledi ve gözlerini devirerek koltuğa kıvrılan kediye karşı homurdandı. "Tekila, yatakhaneye çıkar mısın lütfen? O uyuz kızın köpeği gelirse tekrar dalaşmanızı istemiyorum. Crystalline kızıyor." Kedisinden anlayış beklediği için aklını kaçırdığı hissine kapılsa da; Çilekli Tekila'nın ona itaat ettiğini görünce memnuniyetle gülümsedi. Evet, şimdi Crystalline'in kedisine mukayet olmasının dışında istediği bir diğer şeyi yapıp; bina başkanı olarak derslere katılımını arttırabilirdi. Cübbesini düzeltti, akabinde sol eli ile başının arkasında altın sarısı kelebek şeklinde bir tokayla birleştirdiği iki tutam saçını daha sıkı sabitlerken bir yandan da el yordamı ile yuvarlak masaya fırlatıp attığı astronomi kitabını ve iki parça parşömenin arasına sarılmış marine mavi tüy kalemini aldı. Artık hazırdı.
    **
    "Merhaba çocuklar. Ben Cornelia Athena Campbell. Ve bu sene Astronomi derslerini birlikte geçireceğiz." Biliyorum, Profesör. Okul işleri ile fazlasıyla haşır neşir olmanın bir diğer negatif yanı daha: yeni profesörler asla ama asla sürpriz olmaz. Meşeden olduğunu tahmin ettiği koyu kahverengi, sertçe sıranın zeminine koyduğu dirseğini; avuç içine yerleştirdiği çenesinin ağırlığını taşınmaya zorlarken derin bir iç çekti. İyi ki astronomiyi seçmişti. Her ne kadar Darja bunun saçmalığın daniskası olduğunu düşünse de; Fae'nin pozitif düşünce getirilerine, burçlara ve gezegenler ile insan psikolojisinin etkileşimi hususlarına inancı tamdı. İkizler burcuydu ve burcunun getirdiği her özelliği de taşıyordu. Profesör kendi hakkında ufak bir konuşma yaptıktan sonra derse giriş yapmaya başlamıştı ve Fae karakter analizini yanlış zamana denk getirdiğini biliyordu. Profesör Campbell oldukça güzel bir cadıydı. Güneşin ilk doğduğu vakitler Hogwarts'ın kehanet kulesinin sağından süzülen ışıkları tonunda; parlak sarı saçları vardı. Hilal şeklinde düzenlenmiş sıraların ortasında olduğundan -dolayısıyla bu en geniş ve en uzak sıra demek- Profesör Campbell'in göz rengini seçemiyordu lâkin hoş bir fiziği olduğundan güzelliğini göz renginin gölgelemeyeceğini biliyordu. Emin olmasının sebebi ise bu cadının veela geni taşımasıydı. Hayır, elbette bu konuda bir bilgisi yoktu fakat dokuz kuşaktır pür veelalık kanına sahip Profesör Ruthvell'in her hareketini ezberlediğinden; Cornelia'nın saçını savuruşundan dahi veela olduğunu anlayabiliyordu. Ona kanının ısındığını hissetti Fae ki bu astronomiye ekstra ekstra sempati demekti. "Ayrıca Dünya, bencilliği ve yaşamı temsil eder. Tam da insan doğasına göre, ha?" Evet evet, kesinlikle öyle. Eritheia ister istemez koyu çilek rengi dudaklarına bir tebessüm düşürdü, on yedi yaşında bir cadıya göre fazla ağır yaşanmışlıkları vardı. Kimse bilmiyordu tabii, dertlerini ötekileştirmişti farkındalık canını yaktığından. Profesör Campbell, Fae içsel gevezeliğini sürdürürken tam karşısında kalan tahtanın önünde fazlasıyla gerçekçi gezegen figürleri çıkarmıştı. Her biri birbirinden farklı renklerin hakim olduğu, büyüklükleri birbirine oldukça yakın yuvarlaklardı. En ufak detayını dahi astronomi ilgisinden bildiği Dünya geçtikten sonra, genç cadı not alması gerekebileceğini düşünerek Mars hakkında bilgi verilirken parşömenini açtı ve sevdiği büyücünün gözlerinin rengindeki tüy kalemini hazırladı. Mars'tan sonrası o kadar çabuk ve tek kalp atımlık zamanda öğrenilmişti ki; gezegenlerin ufak figürleri profesörün asasının basit bir hareketi ile öne çıkıp büyürken, güzel cadı sıraların ön tarafında gezinirken her şey gezegenler ve aldığı notlardan ibaretti. Her gezegeni italik el yazısı ile büyükçe başlıklar hâlinde sıralayıp, Profesör Campbell'in anlattıklarını maddeler şeklinde not düşen Eritheia; sıra favori gezegenine geldiğinde kaldırdı başını parşömeden. Venüs... Onun hakkında o kadar çok şey biliyordu ki okuduğu kitaplar, yaptığı araştırmalar ve mitoloji sayesinde; Profesör Campbell bu derste ne söylerse söylesin en az yüz kez okuduğu ayrıntılar olacağını biliyordu Fae. Kezâ öyle de oldu; yakın dostları tarafından kendisine bir lakapmış gibi aksedilen gezegenin o kusursuz adı; gözlerinin önünde maketi diğer gezegenlerle raks ederken usulca doldurdu kulaklarını. İster istemez şampanya rengi ojenin süslediği yuvarlak şekilli uzunca tırnaklarını asasına temas ettirdi, bu lakabın üzerine yapışması onun sayesindeydi. Venüs'ün Kibri'ni iyi taşıyordu, o Fae'nin ellerine layıktı. Profesör Campbell dolgun dudaklarından derin bir nefes koyverirken Eritheia toparlanmaya başladı, ders bitmişti. Not tuttuğu parşömeni ve tüy kalemini astronomi kitabının arasına sıkıştırdı ve kitabı da göğsünün alt kısmında kollarının arasına yerleştirip büyükçe sınıftan ayrıldı. Profesöre tebessüm etmeyi ihmal etmemişti, onu sevmişti çünkü. Ve bu kesinlikle ve kesinlikle alışılagelmişin dışında bir şey değildi. Şimdi gidip Syrinx'i bulabilirdi, Brandon konusunda fikrine güvenebileceği bir tek o vardı.



19 + 7 = 26 Puan

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Xavier William Allison
Bakanlık Müsteşarı
Bakanlık Müsteşarı
avatar

Mesaj Sayısı : 2191
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 24
Lakap : Will,Xavi

MesajKonu: Geri: IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.   Paz Eyl. 19, 2010 7:31 pm

Rüzgar özür dilesede dal kırıldı bir kere...
Elveda bitanem...


Günün en anlamsız saatlerini böyle boş bir yerde aşk acısı çekerek geçiriyordum. Lumi'siz bir hayat düşünüyordum, ne kadar da acıydı. Açtığım o bembeyaz sayfalar içerisinde kara leken süren kişi yine o temiz sayfaları mahvediyordu. Acının son noktaya geldiği bu dakikalarda artık onu kendimden arındırıyordum. Geçirdiğim onca günün içimde yarattığı huzuru şimdi dışarı çıkarıyordum, iyi - kötü günler geçirdiğimiz, kavga ettiğimiz ve ilk öpüştüğümüz ana kadar her şeyi ama her şeyi şuan içimden boşaltıyordum. Tertemiz bir sayfa açıyordum kendime, bu sayfada Lumi olmayacaktı, onsuz bir hayat kuruyordum kendime. Günlüğümün her bir köşesinde yazan bu ismi artık çöpe atacaktım, benim için bir hiç olmuştu. Onla ömrümün sonuna kadar konuşmayacaktım, tavırları, hareketleri her şeyi değişmişti sanki eski Lumi gitmişti, yeni bir Lumi gelmişti. Yeni gelen Lumi oldukça umarsamaz, haylaz ve bir o kadar da erkek meraklısıydı, bunlar benim düşüncelerimdi. Onun bana çektirdiği acıları bende ona çektirmek istiyordum, artık içimdeki öfkeyi kusuyordum belki de bunu çoktan hak etmişti. Düşüncelerim arasında gidip gelirken birden okul arazisinde olduğumu fark ettim ve etrafıma bakındım. Buraya nasıl geldiğimi hatırlamıyordum, ne zaman gelmiştim ve burada ne yapıyordum? Lumi'nin bana çektirdiği onca acı ve ızdırap sonrası böyle sessiz bir yerde kafa dinlemek kulağa hoş geliyordu, belki de bende bunu yapıyordum. Kafa dinlemek en iyisiydi, sessizlik bana göre mutluluktu, aşk ise bana göre bir ızdıraptı. Geçmişin tozlu raflarında o kara lekeyi süren kişiyi arıyordum, onun her bir ismini görüşümde günlüğümden bir sayfa yırtıyordum ve o gün hiç yaşanılmamış gibi farz ediyordum. Okul arazisinin bu kadar boş olması beni epey sevindirmiş, ileride birbirine sarılan sevgililer dışarısında kimse yoktu. Doğanın etrafa yaydığı o muhteşem koku ve kuşların cıvıltısı vücuduma büyük bir huzur veriyordum, rahatlıyordum. O acılardan kendimi arındırmanın zamanı gelmişti, şimdi derslere yoğunlaşmalıydım ve bir üst sınıfa geçmeliydim. Okul arazisinde oturmuş etrafı seyrederken birden kolumda yanan gri gümüş saatime baktım, saatim bugün ders olacağını bildirir bir şekilde ses çıkarıyordu sanırım derse gitmek için alarm kurmuştum ve şimdiden hızla yola çıkmalıydım. Oturduğum çimenlerden hızla doğrularak ayağa kalktım ve ezilmiş çimenlere doğru baktım sanki bende onlara benziyordum. Kendime daha fazla acı çektirmemek için hızlı adımlarla kulelere doğru yürümeye başladım, bugün Astronomi dersi vardı ve ben bu dersi kaçırmamalıydım. Gazetelerde çıkan bu güzel profesörün dersine şimdi bende girecektim, bakalım dedikleri var mıydı, görmek için sabırsızlanıyordum. Yürümüye devam ederken etrafıma da bakınmayı ihmal etmedim, muhteşem gölün güzelliğini uzaklardan görebiliyordum, ormanla çevrilmiş olan bu muhteşem göl şimdi gözleriyle bana bakıyordu, Lumi ile geçirdiğim onca güzel günü hatırlatan karagölden şimdi nefret ediyordum, bunun tek sebebi de Lumi idi. Ondan bir kez daha nefret etmiştim, günlerimi boşa harcayan bu kıza artık bir böcek bakıyordum, gözümde bir karınca kadar değeri yoktu. Kafam karışıyordu, acıdan arındığım halde neden ondan kurtulamıyordum, beni neden bu duruma getirmişti, ne amaçlamıştı? Kalbimin acıdığını hissedebiliyordum ama bir buna merhem olabilecek hiç bir şey yoktu. Kelimeler kifayetsiz kalmıştı kendimi bir an önce toplamalıydım ve derse odaklanmalıydım. Gözlerimi karagölden alarak kulelere doğru yürümeye başladım. İşkence gibi gelen bu merdivenlerden nefret ediyordum, her dersliğe çıkışımda gözümün önünde canlanan o anıdan artık tiksiniyordum, keşke o günler hiç yaşanmasaydı keşke Lumi denen bir deli bir kız olmasaydı. Merdivenlerden istemeyerekte olsa yukarıya çıktım ve son basamağa geldiğimde derin bir nefes çekerek ciğerlerimin rahatlamasını bekledim. Nefes nefese kalmış bir şekilde göğsümü tutuyordum, günler öncesinden yaşadığım bu ağrının ne olduğunu merak ediyordum, bir an önce hastane kanadına gidip muayene olmalıydım. Şifacılar belki bu aşk acısına bir ilaç bulamazlardı ama belki göğsümdeki ağrıya bir merhem bulabilirlerdi. Merdiven basamaklarını bitirmemle beraber karşımda artık o muhteşem sınıfı görebiliyordum, öğrenciler hilal biçiminde dizilmiş sıralarda oturuyorlardı. Profesör ise yaldızlı masasına geçip bir şeyler düşünüyordu, tabi düşünmeye devam ederken kahvesini de yudumlamayı ihmal etmiyordu, gözleri bazen öylece donuk kalıyordu, bu kadar çok ne düşündüğünü merak etmiştim. Sınıfın kapısının önünde içeriyi izlerken birden dersin başlayacağını fark ettim ve hızla sınıfın içerisine dalarak hilal biçiminde dizilmiş olan masalardan birinin önüne oturdum, bu arada profesörde masasından kalkıp konuşma yapmak için sınıfın hazır olmasını bekliyordu, konuşmaya başlamadan önce o tatlı gülümsemesini tüm sınıfa göstermişti, oldukça sıcak kanlı bir kadındı. Güzelliği kusursuz denilecek bir düzeydeydi, yüz hatlarının keskinliği ve pembe dolgun dudakları onu daha da seksi yapıyordu, gazetelere çıkmasının nedeni buydu demek ki. Profesör hilal biçiminde dizilmiş olan masaların en önüne doğru gelerek konuşmaya başladı ve bende tüm dikkatimi profesöre doğru verdim.

Öncelikle bilindik bir giriş konuşması yapmıştı, ardında kim olduğuyla ilgili bir bilgi vermişti. Konuşmasını bitirdikten sonra kendinden emin bir şekilde güldü ve konuşmaya devam etti, bende bu arada profesörün o muhteşem güzelliğine dalmıştım. Gözlerim onun gözlerinden eksilmiyordu, sınıftaki çoğu kişi gözleriyle profesörü süzerken, profesör sanki hiç bir şey olmamış gibi konuşmaya devam ediyordu, böyle profesörleri her zaman sevmiştim, doğal olucaklardı aynen benim gibi. Profesör konuşmasına bugün hangi konuyu işleyecekleri ilgili bilgi verirken bende cebimde tüy kalemimi ve parşömenimi çıkardım. Tüy kalemimi hızla elime alarak büyük harflerle '' Gezegenler ve Özellikleri - Yan Konu: Burçlar '' diyerek parşömenimin en başına bir not aldım. Sıra anlatım kısmındaydı, profesör eline asasını alarak duvarda asılı duran geniş tahtaya doğru savurdu ve ardından tahtanın üzerinde değişik renk ve şekillerde tüm gezegenlerin olduğu küçük şekiller ortaya beliri verdi, bu arada gezegenler kendi yörüngelerinde, havada asılı olarak dönüyorlardı, benim gözlerim faltaşı gibi açılmıştı, gezegenleri inceliyordum, hepsi de birbirinden güzel bir renge sahipti. Şekillerinin güzel olması bir yana renkleri de oldukça hoştu. Şimdi profesörü dikkatle dinleyecektim, önemli olan yerleri de parşömenime not alacaktım. Ders için epey bir heyecanlanmıştım. Sıra şimdi profesördeydi, elimdeki tüy kalemim ile konuşmasını bekliyordum. Profesör masasına doğru yaslanırken bende elimdeki tüy kalemimle oynamaya başlamıştım. Aradan saniyeler geçiyordu ki profesör konuşmaya başladı ve bende profesörün dediklerini birer birer parşömenine not almaya başladım. Profesör ilk gezegen olarak dünyadan başlayacağızı söyledi ve bende ismini parşömenime not aldım, ben profesörün dediğini yazarken profesörde tahtada asılı duran dünya şeklini aldı ve boyutunu büyüterek konuyu anlatmaya başladı.


'' Dünya. Dünya gerek atmosfer, gerek diğer özellikler bakımından diğer gezegenlerden çok farklıdır. Güneş sistemi içinde önemsiz bir konumu olduğu çok açık; ancak o bizim gezegenimiz, bizim evimiz, üstelik tam bize göre. Ayrıca Dünya, bencilliği ve yaşamı temsil eder. Tam da insan doğasına göre, ha? '' Profesörün dediklerini hızla parşömenime geçirirken yanımda arkadaşın kıkırdadığı fark ettim ve '' Neden gülüyorsun? '' dedim. Oldukça şaşırtıcıydı, neden gülüyordu ki. Ardından yanımda arkadaşım cevap verdi ve ardından bende içimden kıkırdadım, yapmacık bir gülümseme de olsa arkadaşıma karşılık vermiştim. Aslında profesörün dediği aynen doğruydu, malum insanlar dünyaya yaşamak ve bencillik yapmak için geliyorlar, bunda her hangi bir gülümsenecek durum görmeyerek dersi dinlemeye devam ettim, bu arada profesörün de kendi kendi kıkırdadığını da fark ettim ve aldırış etmeyerek dersi dinlemeye devam ettim. Profesör asasının küçük bir hareketiyle minyatür Dünya'yı yerine yerleştirdi ve hem yanında duran, kızıl renkli gezegeni ortaya çıkardı, hangi gezegeni çıkardığını çok merak ediyordum. Kızıllığı sanki patlayan bir volkandan çıkan sıcak bir lava benziyordu. Profesör konuyu anlatmaya devam ederken bende not almaya devam ediyordum, elimin yorulduğunu hissedebiliyordum, parmaklarımın ucu titrer bir haldeydi ama dersi kaçırmak istemiyordum, istemeden de olsa yazmaya devam ettim. '' Mars. Gökbilimi ölçütlerine göre bize yakın sayılabilecek olan Mars'ın gözlemlenmesi düşünüldüğü kadar kolay değildir. Öncelikle çok küçüktür. Çapı altı bin yedi yüz doksan km kadardır. Yakın bir karşı-konumda olmadığı sürece, yüzeyindeki şekilleri ayrıntılı olarak sadece büyük teleskoplar kullandığımızda görebiliriz. Zaten çağımız öncesinde çok çeşitli tartışmalara yol açması da bu yüzdendir. Ayrıca Mars öfkenin ve şiddetin gezegenidir. '' Demek kızıl renkli bir gezegen mars idi, oldukça ilgi çekiciydi. Gerek özellikleri gerekse şekli ile diğer gezegenlerden çok farklıydı, elips olması dışında aralarında pek bir benzerlik yoktu. Mars gezeni, öfkenin ve şiddetin gezegeniydi, gerçekten de öyle olabilir miydi? Bu bilgi sanırım burçlara göre yorumlanmıştı, burçlar gezegenler bağlantılıydı, o gezegenlerin özelliklerinden bizde etkileniyorduk. Demek burç yorumcuları Satürn dönemiyle ilgili bilgi verirken o gezegenin özelliklerinden etkileniyordu, işte şimdi bağlantıyı kurmuştum. Profesör son cümlelerini söylerken kaşlarını çatmıştı ve arka taraflardan oturan bir öğrencine doğru bakmıştı, anlaşılan çocuk derse ilgi göstermiyordu, profesör de bundan dolayı sinirlenmiş olabilirdi. Oldukça sinirli olan bu çocuk sanırım kendini kontrol edemiyordu, bunun sonucunda da derse karşı ilgi gösteremiyordu, ben profesörün daha anlayışlı olmasını beklerken, profesör daha çok sinirlenmişti. İşte beklenmedik bir durumdu. Profesör gözlerini öğrencinin üzerinden aldıktan sonra sınıfın içerisinde dolaşmaya başladı ve konuya anlatmaya devam etti. Ellerim yoruldu profesör! Yeter bu kadar! '' Üçüncü gezegen, Jüpiter. Jüpiter'in kavuşum dönemi yaklaşık on üç aydır. Bunun beş ayında sabahları, beş ayında ise akşamları görülebilir. Geri kalan üç ay boyunca Güneş'in diğer tarafındadır ve görülemez. Güneş, Ay ve Venüs'ten sonra en parlak gök cismidir. Küçük teleskoplar ve dürbünler ile yuvarlak şekli kolayca görülebilir. Zaten ileriki derslerimizde, inceleyeceğimiz gezegenlerin içinde Jüpiter de olacak. Jüpiter, insan karakteri açısından beğeni duygusunu temsil eder. '' Teorik kavramları hızla parşömenime not alırken Jüpiter gezegeninin insan karakteri açısından beğeni duygusunu temsil ettiğini öğrendim ve bunu kafamın bir köşesine not ettim. Gezegenlerin neyi temsil ettiklerini bilmeliydim, sınavlarda bu gibi soruların çıkacağını biliyordum, ' Mars gezegeni neyi temsil eder. ' gibi. Profesör dediklerini hızlı bir şekilde parşömenime not aldıktan sonra tüy kalemimi yavaşça masanın üzerine bıraktım ve parmakları açıp kapadım, şimdi parmaklarımı daha iyi hissediyordum. Profesör elindeki minyatür gezegeni aldığı yere geri koyarken, sıradaki gezegeni asasıyla yavaşça öne çıkardı. Orta boyuttaki saydam küreyi de sınıfın en ortasına doğru getirdi ve konuya anlatmaya devam etti. '' Satürn, görünüş bakımından diğer gezegenlerden biraz daha farklıdır. Onu benzersiz yapan halkalarıdır. Bugün bütün devrelerin halka sistemleri olduğunu biliyoruz; ancak hiçbiri Satürn’le yarışamaz. Bu halkalar, ilginin gezegenin kendisinden sapmasına neden olur. Zaten, yüzey şekillerinin etkileyici bir tarafı olmadığı da bir gerçek. Satürn temelde Jüpiter’e benzer; onun da bulut kuşakları ve lekeleri vardır, ancak gözlemlenebilecek etkinlik çok daha azdır. Yoğunluğu suyun yoğunluğundan daha düşüktür. Halkaları ise buz yapıdadır. Satürn, farklılığı sembolize eder. '' Bu gezegen işte tam benim özelliğimi taşıyordu, farklılık özelliği benim karakterimde mevcuttu, bu gezegeni fazlasıyla sevmiştim, Satürn benim gezegenimdi, ayrıca bu gezegen diğer gezegenlere göre biraz farklıydı, farklı olmasının sebebi de onu benzersiz yapan halkalarıydı, görünüşü oldukça dikkat çekiciydi. Profesör elindeki gezegeni daha ayrıntılı görebilmemiz için boyutunu biraz daha büyüttü ve bende gezegeni daha ayrıntılı bir şekilde inceledim. İncelememin ardından da etrafıma bakındım, herkes gezegene doğru bakıyordu. Profesör kısa bir süre daha bekledikten sonra gezegenin boyutunu eski haline çevirdi ve aldığı yere geri koydu, ardından da diğer bir gezegeni yerinden çıkardı. Gezegen süzülerek dersliğin ortasına gelirken, profesör de konuyu anlatmayı ihmal etmedi.'' Plüto’nun durumu hala bir bilmece. '' Profesörün bu söylediğine şaşırmıştım, Plüton'un ne gibi bir özelliği vardı ki? Şaşkın bakışlarla profesöre doğru baktım ve konuşmasını beklemeye başladı. Neyse ki konuşmasını uzun sürmemişti. '' Gezegene benzemiyor; normal bir asteroid de değil; gezegenimsi olduğundan da emin değiliz. Çağımız içinde onu yakından inceleme imkânımız olacak. Plüton’un hayal edebileceğimiz en yalnız ve ıssız dünya olması muhtemel ama yinede görülmeye değer olduğundan hiç kuşkum yok. '' Profesörün söylediklerini hızla parşömenime not alırken sınıfta da tüy kalemin çıkardığı ses duyuluyordu. Şaşkın bir halde profesöre doğru bakıyordum, dediklerinden tam olarak bir şey anlamamıştım. Profesör konuyu anlatmaya devam ederken bende elimdeki tüy kalemimi masaya bırakma zahmetinde bulunmamıştım. '' Sırada Merkür var. Çıplak gözle görülebilen gezegenler arasında en az dikkat çeken Merkür’dür. Büyük olasılıkla onu görmemiş birçok insan vardır, çünkü onu görebilmek için doğru saatte doğru yere bakmak gerekir. Şehirlerde yaşayan kişilerin onu görebilme sansı neredeyse hiç yoktur. Merkür’ün çıplak gözle görülebildiği anlarda ufka çok yakın bir noktada bulunur, ve bu da gözlemini zorlaştırır. Gökbilimci William Herschel'in Uranüs'ü keşfederken, önüne birçok zorluk çıkmıştı. Gerek o zamanki havasal değişimler, gerekse Bakanlık'ın bir süre gökbilimine engeller koyması. Ama sonunda ne olursa olsun, keşfi başarıyla tamamlandı. Neptün, Güneş sisteminin derinliklerinde, Uranüs’ün bir buçuk milyar kilometre ötesinde dev gezegenlerin sonuncusu olan gezegendir. Neptünlü gökbilimciler -tabi eğer varlarsa- Dünya hakkında hiçbir şey bilmiyor olmalılar. Ama çok gariptir ki, Dünyalı gökbilimciler daha onu gözlemlememişken bile varlığından haberdarlardı. Uranüs gezegeninin hareketlerindeki düzensizlik daha dış yörüngedeki başka bir gezegenin çekim etkisini akıllara getiriyordu. '' Profesör söylediklerini uzunca bir şekilde not aldıktan sonra artık bittiğimi fark ettim ve tüy kalemimi yavaşça masama bırakarak profesörü dinlemenin daha faydalı olacağını düşündüm, çünkü böyle giderse parmaklarımı bir daha kullanamayacaktım, bundan kesinlikle emindim. Profesör konuyu anlatmaya devam ederken bende kulağımın duyma mekanizmasını ayarladım ve söylenenleri aklıma not almaya başladım. Oldukça uzun bir dersti, dersin ne zaman biteceğini merak ediyordum. '' Ve işte benim favorim ve sonuncusu. Venüs deyince hepimizin aklına tutku ve çekicilik gelir. Ki zaten, simgesi de budur. Bu sembolü almasına neden olan şey gizemliliğidir. Teleskopla bakıldığında hayal kırıklığına uğranır, çünkü gerçek yüzeyi kalın ve bulutlu atmosferinin arkasında kalır. Venüs üzerinde Mars’taki gibi sert ve keskin izlerin olmayışı dikkat çekicidir. Üstelik Dünya’ya en yakın olduğu zaman yani iç kavuşum konumundayken karanlık yüzü bize dönüktür. Venüs'ün yüzeyini görmekte başarısız olan gökbilimciler tarafından bu benzetme yapılmıştır. '' Demek profesörün favori gezegeni Venüs idi, tam onun özelliklerini söylüyordu, doğru söylemişti, tutlu ve çekicilik onda vardı, gazetelere çıkmasının diğer bir nedeni de buydu sanırım. Söylenenleri aklıma bir bir not ettikten sonra derin bir nefes aldım ve dersin bitmesi beklemeye başladım, bu arada masama koyduğum tüy kalemimi ve parşömenimi hızla cebime yerleştirerek profesörün ' çıkabilirsiniz ' emrini beklemeye başladım. Oldukça teorik bilgi içeren bir ders olmuştu, aklım bir gidip bir geliyordu ve başım ağrımaya başlamıştı, bir an önce yatakhaneye gidip dinlenmeliydim.

'' Bugünlük bu kadar. Bir dahaki dersimize parşömen getirmenize gerek yok, tamamen uygulamalı ve açık havada olacak. ''
Sonunda ders bitmişti ve yüzümde bir gülümseme oluşmuştu, çok mutluydum. Profesör gelecek dersin uygulamalı olduğunu söylüyordu ama ben o derse gidip gitmemek konusunda epey bir kararsız kalmıştım fakat dersin açık havada olması kulağa hoş gelmişti. Masamda hızlı bir şekilde toparlandıktan sonra adımlarını sınıf kapısının olduğu yere yönlendirdim ve kendimi derslikten dışarıya attım. Bu ders beni epey bir yormuştu...



20 + 5 = 25
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
IV. Sınıfların I. Astronomi Dersi.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» `Mitoloji Dersi; Ders Alımları´

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Ders Arşivleri-
Buraya geçin: