Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Revnaklı Tebessümler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Revnaklı Tebessümler   Perş. Haz. 28, 2012 6:13 pm



...Göl kenarında yaşlı bir meşe ağacının gölgesine uzanmış iki birinci sınıf öğrencisi küçük kızdan sarışın olanı uzun bir iç çeker ve gülücüğünü susturur.
“Beraber sürekli güldüğümüzü fark ettim, Melodie.”
Kumral olan gözlerinin önüne düşen kâküllerini yana doğru savurup doğrulur.
“Bu kötü bir şeymiş gibi konuşuyorsun ama.”
Diğeri hızla ayağa kalkıp savunmaya geçer, uzun kirpiklerini hızla kırpıştırmaktadır.
“Hayır hayır! Elbette değil, sadece, bozulmasından korkuyorum.”
Ceylan gözlerini irice açmış, şaşkınlıkla ellerini ağzına kapatan cadı başını iki yana sallamaya başlar.
“Böyle bir şey olmayacak! Görürsün, hep güleceğiz. Baksana şuraya, etrafımızda ağaçlar, çiçekler-”
“Saçımızda benim yaptığım papatya taçları da var. Çünkü sen beceremiyorsun!”
“Tamam tamam, el işlerinde kötü olabilirim ama bu içinde bulunduğumuz durumu değiştirmez, değil mi?”
Kumral kız iki avucunu havaya kaldırıp açtığında başını da hafifçe sağa kırdı. Sarışın cadı yüzüne dökülen kocaman bir gülümsemeyle arkadaşına doğru yaklaşıp küçük ellerinden biriyle onun sol elini kavradı.
“Haklısın. İki güzel elf kızına benziyoruz.”
Meşe ağacının gölgesi tekrar onlar için tatlı meltemi kucakladığında yemyeşil çimenlere dökülen güneş sarısı ve fındık kabuğu rengindeki dalgalı saçların küçük sahibeleri, masumiyet dolu kahkahalarını yüksek sesle şakımaya devam ederler...


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Revnaklı Tebessümler   Perş. Haz. 28, 2012 11:48 pm

    Piglet sidled up to Pooh from behind. “Pooh?” he whispered.
    “Yes, Piglet?”
    “Nothing,” said Piglet, taking Pooh's hand. “I just wanted to be sure of you.”
    “We'll be friends forever, won't we, Pooh?” asked Piglet.
    “Even longer,” Pooh answered.”

    Winnie-the-Pooh



    Güneş, kum tanesi rengindeki saçlarını yudumlarken, gözlerini kapatıp kirpiklerini de teslim etti isteklice. Hafif bir gülümseme dudaklarına kondurulmuş, zamanı çoktan gelmiş bir ödül gibiydi onun için. Birkaç adım, sadece birkaç adım sonra orada, beyazın hapsettiği sarı papatyaların arasında olabilirdi. Ama koskoca yere bir daha baktı ve ruhunda kabaran isteğe dizgin vurmaya çalıştı. Buraya her geldiklerinde iki kız beraber girmiş ve beraber çıkmışlardı, tekrar öyle olacaktı. Ama farkındaydı, ilk defa bu kadar arayı açmışlardı, biricik çiçeklerinden ilk defa bu kadar uzak kalmışlardı. Geldikleri en son gün, kızın anne ve babasının ölüm haberinin ulaştığı günün sonrasındaydı. Fae, kendisi bile ne yapacağını bilemezken onu buraya getirmiş ve tamamen farklı bir dünya inşa etmişti ona. O gün, oradan dışarıya adımını attığında, daha da güçlü olduğunu hissetmişti Melodie. Hâlâ akıl erdiremese de, hissetmişti. Bu, tüm sihirlerden daha üstündü. Gözlerini açtı yavaşça. İçinden taşacak gibi hissettiği tüm duygular aynı anda onu daha dirençli kılarken anahtarın bulunduğu yere doğru bir kere daha göz attı. Oracıkta bulunan ve yosun bağlamış ağaç parçasına oturdu ve Cesear’ın aylar önce ona verdiği madalyona gitti eli. Farkında olmadan sahiplendiği bir alışkanlık olmuştu artık bu hareket. Dakikalar akarken yıllar öncesinin belli belirsiz görüntüleri zihnine doluyor, iki küçük kızın papatyaların arasından birbirini yakalama çabaları belli belirsiz kıkırdatıyordu onu. Aniden eli saçlarına gitti. Aklına gelen şeyle beraber tekrar ayağı fırladı ve erken gelmiş oluşuna şükretti.

    On dakika kadar sonra kucağı papatyalar ile dolu bir biçimde, tarlanın sınırına geldi tekrar. Fae olmadan ilk defa adımını atmıştı papatyaların arasına, ama bu kuralları bozmayacak bir amaç uğrunaydı. Taze koparılmış papatyaların kokusu burnuna ulaşırken eski yerine tekrar oturdu ve iki parçaya ayırdı topakları. Gözlerini yumdu ve cadının maharetli ellerinin nasıl işlediğini hatırlamaya başladı. Her geldiklerinde bir kere daha izlerdi ama o mükemmellikte yapmaya bir adım dahi yaklaşamazdı. Bir kere daha sabırlıca papatyaların fazlalık kısımlarını kopardı ve düğüm atmaya çalıştı. Dakikalar sonra ise, elinde birkaç santim ilerlemiş bir papatya tacı vardı, pes etmiş bir biçimde bir kenara bıraktı çiçekleri. Kafasını kaldırdığı anda gözlerinin içine dolan gülümseme, ani ve kısa bir biçimde kalbinin ritmini değiştirmişti. Bu durumu kabul etmediğini belirtir bir biçimde başını salladı, bir yandan da hâline gülüyordu.

    “Hiçbir zaman senin gibi yapmayı öğrenemedim.”

    Ağırdan alarak oturduğu yerden kalktı ve kehribar gözlere bıraktı kendisini. Okulda, tatilde, her an yan yanalardı, ama bir şekilde hiçbir zaman yan yana değillerdi bir süre için. Serpent, Jason ve Cesear, Hogwarts, bir şekilde onları yalnız bırakmayan bir şey oluyordu. Şimdi ise her şey o kadar sakin ve huzurluydu ki, kendi düşüncelerinin sesi onu ürkütüyordu. Daha fazla beklemeden önünde duran çiçeklerin üzerinden bir hamlede atladı ve kollarını kızın boynuna sardı. Ani hareketi karşısında kızın dudaklarından salınan ahenkli kahkaha, ona sadece karameli hatırlattı. Koyu karamel.

    “Olması gerekenden daha uzun zaman oldu. Ama şuna bak ki, tek bir şeyi bile unutmamışım.”

    Ve işte gelmişlerdi. İkisi de aynı anda, tam sınırda duraksadı. Burası sadece o güneşin bile uyumunu kıskandığı çiçeklerin yanına gidiş yolları değil, aynı anda iyi ve kötüyü, güzel ve çirkini, doğru ve yanlışı geride, arkalarındaki dünyada bıraktıkları sınırdı. İnsanlar doğmaya ve ölmeye devam edecekti, aşık olacaklardı ve nefret edeceklerdi. Dünyada olan biten her şey yine olup bitmeye devam edecekti, ama bu iki küçük kız çocuğu umursamayacaktı. Çünkü artık o dünya onlarınki değildi.

    Tek bir bakış yeterliydi. Karamel gülümseme okyanusunkiyle buluştuğunda, beraber arkalarındaki dünyayı geride bıraktılar.


_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: Revnaklı Tebessümler   C.tesi Ekim 06, 2012 6:02 pm

    Tüm bildiklerim, kendi seçimlerimden ibarettir.

    Eritheia, kabulleniş dolu derin bir nefesi içine çekerken uzun bir zamandır mukayese ettiği gerçeği daha fazla göz ardı edemeyeceğinin farkına vardı. Çok fazla yalnız kalabilen biri değildi, ne var ki bundan olsa gerek kendisine ait birkaç dakikayı bile yeri dolmaz kararlarını tartarak dolduruyor, hayatı hangi köşesinden tuttuğunu düşünüyordu. Birçok seçim yapmıştı bugüne dek, hiçbirinden pişmanlık duymamış, hatalarını dahi 'benim' demeyi bilecek kadar cesurca sahiplenmişti. Asla geriye dönmemişti, zira geçmişte takılıp kalmanın kusurların en büyüğü olduğunu bildiğinden bu özelliği benliğinden bertaraf etmeyi bilmişti. Durdu, sağ elinde taşıdığı mürdüm rengi ayakkabılarından kaydırdığı gözlerini çıplak ayaklarına sabitlediğinde parmaklarına temas eden nemli çimlerin soğukluğunu daha keskin bir şekilde duydu. Sol ayağını hafifçe kaldırıp yavaş bir adım attığında geçmişi düşünmeyeli ne kadar uzun zaman olduğunu da fark etmişti; verdiği her kararı, attığı en ufak adımları dahi gözden geçiriyordu. Bugüne dek tüm bildikleri, kendi seçimlerinin doğrultusunda geldiği noktada kazandıklarından ibaretti. Diğer yolu seçtiği takdirde ne bulacağını, nasıl bir mutluluğa erişeceğini veyahut kendisine neler getireceğini bilmediği gibi; ne tür problemleri göğüslemek zorunda kalacağını da seçemezdi. Yaşadıklarından pişman değildi, yalnızca bambaşka bir doğuşta, bambaşka bir hayatı yaşayan diğer Fae'nin hayatının da kendisininki kadar yaşamaya değer olmasını diliyordu. Ne kadar acı çekmiş olursa olsun en sonunda mutluluğa erişebilmesini, hâlâ uğruna gülümsemeye dair bir şeyler bulabilmesini istiyordu.

    Neredeyse kırık dakikadır yürüdüğü uzun vadinin sonlarına geldiğinde her iki tarafı da sümbül çiçekleriyle bezenmiş patikayı arşınlamaya başlayan genç cadı, Melodie'nin kendisinden önce vardığını tahmin etmesine rağmen hızlanmaya lüzum görmedi. Bu ânı ne kadar uzun zamandır beklediklerini düşündüğünde iç çatışmasını ve kafasındaki soru işaretlerini gidermesi için kendisine ayırdığı kısa bir süreyi tüketmeyi çetrefilli bir iş gibi görmüyordu. Yukarı doğru eğim kazanan patikayı bitirdiğinde bir metrelik kısa ağaçların arasından geçip gizli bahçelerine açılan büyük dalı yukarı doğru kaldırdı. Hemen önünde kucağına döktüğü bir ton papatyayla Eritheia'nın ezbere bildiği bir şeyi yapmak için itinayla didinen cadıyı görmüş ve dudaklarına kocaman bir tebessüm döküvermişti. Melodie'nin iri gözlerini kaldırıp kendisine baktığında itiraf ettiği küçük detay üzerine gülümsemesini büyütmeden edemeyen sarışın cadı, zayıf kollar boynuna dolandığında da ince bir kahkaha koyvermişti. Geri çekilip arkadaşının söylediklerini dinledikten sonra lapis lazuli maviden gözlerini onunkilere sabitleyip öylece bekleyen Eritheia, her ikisinin de giderilmesi güç bir özlemi yıkmak için birbirlerine doyasıya bakma ihtiyacı hissettiğini fark etti. Dudaklarını birbirine bastırıp ıslattı ve aniden çöken hüzün bulutunu dağıtmak ister gibi başını iki yana salladıktan sonra papatyaların yanı başına, çimlerin üstüne oturdu.

    “Bazı düşünceler haddini aşıp bugünün güzelliğini bölmeden önce otursan iyi edersin, Riley. Sana bir kez daha Fae'nin Papatya Taçları'ndan armağan edeceğim.”

    Körpe papatyalara uzanıp seri bir şekilde birinin sapını diğerininkine bağlayarak kuvvetli bir zincir oluşturmaya başlayan genç cadı, bu uğraşın kafasını dağıtmak için gerekli olduğunu hissedince uzun bir süre öylece elindeki çiçeklere baktı. Tacın yarısını tamamladığında aklına gelen şeyle beraber gözlerini irice açarak başını kaldırdı ve sessizce onu izleyen cadıya şaşkınlıkla baktı.

    “Hey, bugün için birbirimize söz vermiştik. Mezun olduğumuz yıl bu bahçede... Hatırlıyorsun değil mi?” Tek kaşını kaldırıp kendisindeki heyecanı Mel'de de görmeyi dileyerek bekledi, zira ışıldayan gözlerin hafif bir karışıklıktan sıyrılıp neşeyle kocaman açılması birkaç salise içerisinde gerçekleşmiş gibiydi. “Ben şu tacı bitireceğim,” deyip başıyla krem rengi yazlık ceketinin cebini işaret etti. Dakikalar sonra neler göreceklerini düşündüğünde bu kadar sakin bir tutum takınmasına kendisi dahi şaşırıyordu, ancak soğukkanlı dış görünüşünü bir kenara bıraktığında tacı tutan parmaklarının birkaç papatya sapını çoktan katlettiğini fark edecekti.

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Revnaklı Tebessümler   Paz Kas. 25, 2012 1:55 pm

    Eritheia gelene kadar zihnini meşgul eden anılar, yakasını bırakmak bilmez şekilde esir almıştı kızı, ama onları baştan sona tekrar yaşamanın verdiği duygu, bağımlılık yapacak cinstendi. Biri daha canlandı gözlerinde, ama bu sefer başka bir isim daha vardı. Jake'in Karanlık Sanatlara Karşı Savunma dersinde deney olduğu gün, dersliğe giderken ikisinin de içini sıkan kasveti hatırladı kız. Güneşin büyük bir meşakkatle ardına saklanmış olduğu bulut kümeleri, yeterince kesif olamamanın verdiği zayıflıkla ayın yüzeyinden geceye salınan gümüşi ışıkların demetlerinin büyük bir kısmını Hogwarts Büyücülük Okulu’nun engin arazisi üzerine sızdırırken, iki kız bu huzurdan payını almaya niyetli bir şekilde karanlığı delen meşalelerin eşliğinde yürüyorlardı. İkisi de pek bereketli sayılmayacak bir muhabbetin ardından kulaklarına dolan ve geceyi tanımlayan sesleri umursamadan kendi düşünce çemberleri içinde kaybolmuşlardı. Saçlarına vuran zayıf ışığın içinde yarattığı boşluk ve soğukluk hissi, pek ihtiyaçları olmayacağını bilse dahi göğsüne sıkı sıkı bastırdığı kalın kaplı kitabı daha sıkı sarmasına ve derin, iç ürpertici bir nefes almasına neden oldu. Her şey bir yana, bazen algılarının bile aynı düzende çalıştığını reddedemiyordu Melodie.

    Eritheia'nın yanında bittiğini fark ettiği an yüzüne odaklanan gözleri, saflığı mağrurca taşıyan duyguların izlerini gördü ipek yüzünde. Güneşin de gözlerine oynadığı oyunla beraber parıldayan göz bebekleri, Melodie'ye yıllar öncesinden kalan, silinmeye yüz tutmuş bir senaryoyu getirdi rüzgârla beraber. Melodie, yıllar öncesinden beri kızın bal rengi saçlarına hayran olmuştu ve o zamanlar bunu her dakika dile getirmekten bıkmayarak arada bir Fae'yi çıldırtma noktasına getiriyordu. Bence sen gerçekten de Venus'sün, Fae! Yani, sadece lafta değil, bence tanrıçanın ruhu yıllar sonra yeryüzüne inmeyi isteyip seni seçmiş olabilir. Bu olasılıkla beraber düşüncelere ve hayallere boğulan genç zihni çeşit çeşit kurgularla bezenmiş rüyalar görmüştü o zamanlar. Henüz ham olan yeteneğinden bihaber, gün boyunca aklını meşgul eden her şeyin rüyalarına döküldüğünü sanıyordu masumca. İlk zamanlarda, gördüğü rüyalar öylesine mükemmeldi ki, birkaç kere yalın ayak Hufflepuff yatakhanesine koşturup Fae'yi uyandırmaktan kendini alamamıştı. Ama bu durum birkaç kere daha tekrarlanınca Fae, Mel'i kesin bir dille uyarıp yatakta olması gereken saatlerde yatakta kalması gerektiğini iyice tembihlemişti. Artık küçük kız rüyalarını gördüğünde ya unutmamak için not alıyor, ya da canı isterse resmini çiziyordu. Zihni, bu çizimlerin bulunduğu küçük sandığın resmini getirdi gözlerinin önüne, onları hâlâ sakladığını fark etti sevinçle. Bir ara Fae'ye de göstermeliydi. Kızın hatırlattığı söz, bir an için kaşlarını çatmasına neden olup zihnini bulandırdığında tanıdık bir görüntü daha canlandı. Sözleri olduğunun farkında bile olmadan buraya gelip onu gerçekleştiriyor olmaları, kızın içtenlikle gülmesini sağladı. Mezun olduğumuz yıl... Leo geldi aklına, bu sene nasıl sonlanacaktı? Bu düşüncenin zihnine sızmasına izin vermesinin olanağı yoktu, o yüzden bakışlarını kıza çevirdi.

    "Şükürler olsun ki hatırladık. Şükürler olsun ki tek unutan ben olmadım... Henüz yaşamam gereken yıllar var."

    Son cümlelerini mırıldanırken gülümsedi ve Fae'nin gözdağı veren bakışlarını kabul etti hak ederek. Yıllar öncesinin sözünü hatırlaması, zihninde sanki bir şeyi unutuyormuş gibi bir aciliyet yaratmıştı. Bir şey daha vardı, ne? Kelimeler geçmişin yankılarıyla kulaklarını doldurduğunda hatırladı ve bir an için kalbinin çırpınışını hissetti. Kız ceketini işaret ettiğinde ise iyice emin oldu.

    "Bana bir şey gösterecektin, ama sadece bu gün olması gerekiyordu... Ne? Sana çok yalvardığımı hatırlıyorum, ama ısrar etmiştin. 'Her şeyin bitmesi lazım Mel, köklerimizi buradan kurtarmadan gerçek olanı göremeyiz.' Fae! Düşündüm de sanırım papatya taçları bekleyebilir."

    Elbette bekleyemezdi, Fae'nin onları bitirmeden oradan kalkmayacağını biliyordu. Ne söyleyeceğini bilemez bir heyecanla kızı izledi, yerinde duramamasına gülmesiyle beraber ona katıldı.

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Revnaklı Tebessümler   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Revnaklı Tebessümler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Sözel Bölümü Tercih Edilebilecek Alanları
» Yugioh Gx Tüm Bölümler

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Eritheia Fae Hyxest-
Buraya geçin: