Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Hatıralar

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Hatıralar   Salı Ekim 16, 2012 11:08 pm

Biçimsiz boşluk, elleri ve ayakları beyninin emirlerine karşı gelerek hareket ediyor, kapalı göz kapaklarının ardında neler olup bittiğinden habersiz, kim olduğundan habersiz olan biçimsiz boşluk, bir beyni olup olmadığını merak ederek -merak edebildiğini fark ettiğinde cevabını alarak- yürümeye devam etti. Emrettiği göz kapaklarının kayıtsızlığı ona hiçbir şey hissettirmiyor, hissedemediğinin garipliği dahi ona sıradan gelebiliyor, yine de ısrarla denemeye devam ediyordu. Neden? Neden denemeye devam ediyordu? Asla kurtulamayacağı zincirlerle bilinci bile bağlıyken, kim olduğu veya adının ne olduğuna dair en ufak bir fikri olmamasına rağmen çabalamasının sebebi neydi?

O an, göz kapakları, onun emrinin dışında bir emirle açılarak dünyayı gözler önüne serdi.

Cesetler ordusu, binlerce, teninin kendi tenine benzediği, anlamsız ve idrak edemez bakışlarla hareket eden bir ordu. Etrafındaki her şey hem tanıdık, hem de yeni doğmuş bir bebeğin hissedeceği kadar yeni gelirken, kararsızlık ve belirsizliğin getirisi sinir bozulmasını hissedemeyişini fark etti. Böyle bir kaos, hem de düzenli bir kaosun amacının ne olduğunu bilmiyordu, bu kaosa neden dahil olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Tökezledi, dizlerinin üzerine düştüğünde hissettiği acı duyusu, bazı şeyleri hala hissedebildiğini ona kanıtladı ve kolunun etini sıkması için eline emir verdi. Sonuç tahmin edilebilir, bir o kadar da şaşırtıcıydı. Hala dizlerinin üzerindeydi, ve yine isteği dışında ona hissettirilen bir dürtü, devam etmek zorunda olduğunu ona hissettirerek ayağa kaldırdı. Halsiz adımlarına geri döndü, parmakları çenesine giderek, düştüğü yerdeki su birikintisinden sıçrayan suyun ıslattığı sakallarına dokundu. Sakalı mı vardı? Gülümsemek istedi, gülümseyemedi.

Grup sonunda durduğunda başını hafifçe kaldırdı, ve yüzleştiği varlığın bir insan olmadığını fark etti. Onun ne olduğunu biliyor, onu tanıyor, ve dahası ondan korkuyordu. Titremeye başladı, diğerlerinin titreyip titremediğini göremiyor, umursamıyor, adeta ağzında atan kalbini hissedebiliyordu.

Bu Ölüm'dü.

Adrenalin damarlarında bir zehirmişcesine dolaştı, dizlerinin bağını ikinci kere çözdü ve biçimsiz boşluk yere yığıldı. Yer bu sefer kuruydu, aynı kurulukta esen hafif rüzgar onu rahatlatmaktan çok yaşamasını sağlıyor gibiydi. Rüzgarın uçuşturduğu saç telleri görüşüne girdiğindeyse, korkudan kaskatı kesilmiş zihni, aşikâr bir dürtüyle delinmişti. Uyuşmuş zihninde ağır ağır şekillenen görüntüye odaklandı, bunu görmesi emredilmiyordu, lâkin emirle savaşa giren bilinçaltı ağır ağır baskınlığını ortaya koyuyor ve şekil netleşiyordu. Bir görüntü belirdi. Bir gölün kenarı, oturduğu toprağın kokusu, yaslandığı çınarın sırtındaki hissi... Sapsarı saçlar, aniden gözlerinin önüne gelen, rüzgarla uçuşan sapsarı saçlar.

Ve bir isim.

Eritheia Fae Hyxest.

Boğulurcasına aldığı nefes, son aldığı oksijen molekülünün üzerinden yıllar geçmişcesine tesirli olarak gözlerini kararttı. Öksürük nöbetine kapılarak yumruğunu sıktı, vücudunun emirlerine itaat ettiğini hissettiğinde rahatladı, rahatlayabildiğini hissettiğinde hala öksürerek gözlerini açtı. Kim olduğunu bilgisi zihninide ağır ağır belirirken yattığı yerden adını zikretti "Aaron. Aaron. Aaron Matt-" araya karışan öksürükle sözünün kesilmesinden huzursuz olmuştu, huzursuzluğu dahi hissedebildiğine şükrediyordu "Matthias Svensson." çocukluğundan yattığı yere kadarki hayatı zihnine bir nehirmişcesine doldu, titreyen Matthias ağır ağır ayağa kalkarak üzerini silkeledi. Ayağının dibindeki sopayı dürttü. Muggle okulunu hatırlıyordu, on bir yaşına dek yaşadığı sıradan hayatı, ve gelen mektupla baştan ayağa değişen yaşantısını hatırladı. Çatlak Kazan'ı hatırladı, hareket eden duvarı, kendi kendine yer değiştiren eşyaları, Diagon Yolu'ndaki dükkanları. Baykuş dükkanı, asa dükkanı, ilk asası... Asa? Eğilerek eline aldığı sopayı dikkatle süzen Aaron, her şeyin berbat bi kabus olup olamayacağını sorgulayarak anlamsız bakışlarla bir sopayı süzüyordu. Aptal gibi görünüyor olmalıydı, yine de umursadı ve aptallığını giderebilmek için daha kuvvetli düşündü. Yaptığı ilk büyü dudaklarının ucuna geldiğinde, peri masalında olup olmadığını umursayarak büyü yapmaya çalıştı

"Wingardium Leviosa."

Gözlerinin önünde havalanan taşı gördüğündeyse iyiden iyiye dehşete düşmüştü. Bir taşı, elinde tuttuğu bir sopayla havalandırmasının nasıl bir mantıklı açıklaması olabilirdi? Hayalmiş gibi gelen görüntülere yeniden odaklandı, bu sefer her şey çok daha hızlıydı. Ölüm'ün huzurunda olduğu anlar düşüncelerini ara ara böldü, duygu yoğunluğunun ağırlığıyla az önce doğrulduğu yere oturan Aaron, bir çölün ortasında olduğunun hala farkında değildi. Terlemeye başladığında, Ölüm'ün huzurunda özgürce düşünebildiği tek şey aklına geldi, ve on saniye sonra, çorap söküğü misali gelen hafızası ona her şeyi tek tek hatırlattı.

Ölümünü de.

O an başını kaldırıp etrafına baktığında cehennemde olduğu yanılgısına düştü, gözlerini kapatıp aklına gelen ilk noktaya cisimlendi, Hogsmeade'e. Hala cisimlenebiliyor olduğunu ve etrafında kanlı canlı insanlar olduğunu gördüğünde rahatlamıştı. Üç Süpürge'nin tanıdık simasına doğru yürüdü, kapısının önünde durup nerede olduğunu bilmediği Fae'ye ulaşmasını dilediği patronusuna odaklandı "Üç Süpürge'de seni bekliyorum." Tanışma adı altında, Slytherin'li bir çocuğun düzenlediği yemekteydi. Masadaki bifteği kesip büyükçe bi lokmayı ağzına tıktı, ve tam karşısındaki sapsarı saçlara, şaşkın bakışlara, koca tabaktaki her şeyi bitiremeyeceği aşikâr olan narin bedene gülümseyerek sordu. "Yardım etmemi ister misin?"

Kar beyazı, göz kamaştıran bir martı süzülerek yokluğa doğru kaybolmuştu.

İçeri girerek aç karnını doyurma dürtüsüyle büyükçe bir biftek söyledi, bulaşıkları yıkamaya razı olarak önüne gelen yemeğinin yanındaki kaymak birasından bir yudum aldı. Oturduğu masa en köşedeki, diğer hiçbir masayla göz kontağı olmayan ve küçük pencereden giriş kapısını gösteren küçük masaydı. Aaron Matthias Svensson, gitmesinin ardından neler olduğunu tasavvur dahi edemeyecek olan genç Hufflepuff, tutunduğu, tutunabileceği, tutunacağı tek dalını bekliyordu.


Soundtrack
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: Hatıralar   C.tesi Kas. 10, 2012 1:30 pm

Holden yükselen gürültülü kahkahaların arasına serpiştirilmiş bölük cümleler, dudağında silinmesi güç bir tebessüm oluştururken parmak uçlarında yükselip dolabının üzerindeki bir diğer kutuyu yakaladı. Kartonun üzerine italik, çocuksu bir el yazısıyla Bahçe yazılmıştı. Kardeşleri ve kuzenleriyle birlikte geçirdiği çocukluğuna dair bir dizi anıyı daha kapının hemen arkasına, üst üste yığdığı kutuların yanına bırakan Eritheia, geri dönüp en arkada kalan son kutuya uzandı. Diğerlerinin aksine alüminyumdan yapılmış kutuyu kavrayıp yüzüne yağan toz zerrecikleri sebebiyle gözlerini yumarak aşağı indiren genç cadı, parmak uçlarının temas ettiği soğuk yüzeyden tenine doğru akan gerginliğin sebebini epey sonradan fark etti. Kutunun altına yapıştırılan beyaz etikete, titrek ve iç içe geçmiş harflerle bir isim yazılmıştı. Şaşkınlıkla aralanan dudaklarının okuyabilmek amacıyla kıvrılmaya başladığını hissettiğinde iki eliyle birden ağzını kapattı, yere çarpan ağırlığın sesi tüm odada uğursuz bir biçimde yankı bulmuştu. Bir adım geriledi; aralanan kapağın arasından sızıp elim bir tılsım gibi havayı içine çeken girdabın kendisini nefessiz bıraktığını hissediyor, köşede gördüğü hafifçe kıpırdayan resmin ne kadar uzun bir süredir orada beklediğini düşündüğünde boğulacak gibi oluyordu. Bir adım daha geriledi; altın sarısı dağınık saçların ve soğuk, İsveçli tebessümün bedensiz gölgeler kılığında üzerine hücum ettiğini fark ettiğinde, lapis lazuli maviden gözlerinin bu görüntüye temas edebilmek için hasretle beklediği gerçeğiyle yüzleşti. Yutkundu, parmakları dudaklarını serbest bırakıp bedenin iki yanına düştüğünde gördüğü kabusu desteklemek üzere penceresinden içeri süzülen gümüşi bulut şekilleniverdi. Çırptığı kanatlarıyla savurduğu hava bir kasırga olup Fae'yi yuttuğunda, en ince vurgusuna dek zihnine kazıdığı bariton ses gümüş martının bedeninden birkaç sözcük dillendirdi. Ruhu ezilirken hiçbir şey söylemeksizin cübbesini ve asasını alarak odayı terk eden Eritheia, Üç Süpürge'ye varana dek tek bir ismi yüzlerce kez sayıkladı.

Aaron... Aaron... Aaron.

Rutubetten aşınmış meşe kapıyı hızla iterek açtığında girişteki masada oturanların dikkatini üzerine topladıysa da önemsemeyen cadı, Hogsmeade'de kaldığı yaz tatili sırasında hatırı sayılır bir dostluk kurduğu mekan sahibini başıyla selamladı. Gözleri tekinsiz bir öfke ve ardındaki telaş kırıntılarıyla tüm masaları taramaya başladığı anda, en köşedeki, diğerleriyle hiçbir bağlantısı olmadan iki kişilik masada yüzüne buz kristalleri gibi çarpan kanlı canlı o silueti gördü. Dişlerini sıkıp başını öne eğdiğinde omurgasında gezinen soğukluğun eşi benzeri görülmemiş bir sancıyı peyda edeceğini adı gibi bile bile ona doğru ilerledi. Yanına vardığında söylediği sözcüklere kendisi dahi hayret etmişti. “Benimle gelir misin?” Kalkmasını beklemeksizin yürüdü, adımları ise mekan sahibinin genç cadının ziyaretlerinde onu konuk ettiği arka taraftaki küçük odasına doğru seyrediyordu. Kapıyı araladı, iri bedenin de içeri süzülmesini bekledi, ürkütücü bir nezaketle tekrar kapattı. Boğazını temizleyip hâlâ önündeki başını bir milim dahi yukarı kaldırmadan konuşmaya başladığında ne yaptığı konusunda bir fikri olmadığını haykıran iç sesinin soluğunu kesmeyi yeğledi. “Ne çeşit bir şey amaçladığını bilmiyorum, ama yemin ederim ki… Seni iki saniye içinde öldürürüm.” Bekledi. On saniye, yirmi saniye, bir dakika… Hiçbir cevap gelmedi. Gözlerini yumup hâlâ hayatta olduğuna kendini inandırmak ister gibi derin bir nefes aldığında ona doğru bir adım attı, ardından bir tane daha.

Çetin ayazla birlikte çıkagelen kış, duygularını dondurmuş ve suretinin altında eriyip teninden sızamayacak kadar katı bir hâle getirmişti her birini. Eritheia'nın yüzünde hiçbir kas kıpırdamıyordu, zira içine düştüğü kabusu sonlandırmak için hayatında ilk defa varlığına dahi inanmadığı yaratıcıya dua ediyordu. Sağ elini yavaşça kaldırıp kapalı gözlerinin gösterdiği yolla karşısındaki bedenin göğüs kafesini buldu, parmaklarını kalbinin tam üzerine koydu; bastırdı. Avucunun içerisine dolan ritmik atışlar tenini delip ağaç kökleri misali dağılmış damarlarında akan kanı her bir darbesiyle sarhoş ettiğinde niçin direndiğini unuttu. Yüzündeki merhametsizlik maskesi bir atış ritmi bekliyormuş gibi cildinden soyunup yere çarptı hayal sahnesinde, kristal parçaları hâlini aldığında Eritheia, dişlerini alt dudağına gömdü. Kalbinin üzerindeki avucu bir yumruk halini aldığında hâlâ kapalı vaziyette bekleyen gözlerinden taşıp kirpiklerini ıslatan sıvının varlığını uzun zamandır unuttuğunu fark etti. Dudakları, yıllardır şefkatine sığınmadığı ismi dalga dalga hasretle ilk kez döktü.

“Aaron.”

Yumruk hâlindeki elini var gücüyle, attığı için, belki de bir zamanlar atmayı durdurduğu için; kalbinin üzerine indirdiğinde çaresizlikle iyice öne düşürdü yüzünü.

“Aptal…”

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Hatıralar   C.tesi Kas. 10, 2012 2:19 pm

Genellikle hızlı yemek yerdi, fakat o anda, daha önce hiçbir zaman çiğnemediği kadar çok çiğnedi bifteğini. Etin tarifi mümkün olmayan tadını damağında çevirdi, birayla yaptığı kombinasyonun farklı tadını özümsedi, camın kenarına oturmadığı için pişmanlık duyarak barın içerisindeki her hayatı tek tek irdeledi. Tüm duyularına somutmuşcasına dokunmak istiyordu Aaron. Aptalca gelse de canlı olduğuna kendini bir kez daha inandırmak için ellerini yüzüne götürdü, parmak uçlarındaki soğukluğun alnının sıcaklığına yaptığı tezatı hissetti. Saçlarına dokundu, yeni doğmuş bir bebeğinki kadar yumuşak olmasına alışamadığı saçları. Her telin farklı bir anısı olmalıydı, bu kadar yeni olması hala olası durmuyordu.

Sabırsızca, bir kez daha kapıya göz gezdirdiğinde, kendisine doğru hızlı adımlarla yaklaşan kızı gördü, başı öne eğik, saçları gözlerinin önüne düşen ve kan basıncını bir anda yükselten o varlığı. Ayağa kalktı, ona doğru yürümeye niyetlenmeye geç kaldı, fakat kızın sözcükleriyle yürünecek bir başka doğrultu ortaya çıkmıştı. Şaşkın bir ifadeyle kalkan kaşları, olanları idrak etmeye çabalarken kısılan gözlerine eşlik etti ve her şey normalmiş, olağanmış, sanki nereye gittiğini bilmeyen isveçli, yürümek için planladığı yolda yürüyormuş gibi, Fae'yi takip etti. Ta ki, açılan bir kapıdan içeri girip, kalbinin üzerine bir yumruk indirilene kadar.

"Fae."

Kızın gözlerinden damlayan yaşlar, özlemden kor olmuş kalbinin üzerine düşüyordu. Göğsünün üzerindeki eli tuttu, parmakları tek tek açtı, parmaklarını geçirip yükseltti, ve ıslak bir öpücük bıraktı. Diğer eli kızın sırtına gitmiş ve bedenine çekerek ona, kıymetlisine sıkıca sarılmıştı.

"Bana neler oldu bilmiyorum. Neredeydim bilmiyorum, senin hayalini görmesem kim olduğumu dahi hatırlayabileceğimden emin değildim sevgilim. Neden ağlıyorsun? Ne kadar zamandır bilinçsizim?"

Sarı saçları öper ve göğsünde hıçkırıklara boğulan kıza teselli verirken, ne için teselli dahi verdiğini bilmediği için tam anlamıyla bir aptal gibi hissediyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: Hatıralar   C.tesi Kas. 10, 2012 2:42 pm

Adını onun sesinden işittiğinde hiçbir şeyin düşündüğü gibi seyretmeyeceğini bir kez daha idrak eden genç cadı, boğazında tıkanıp soluğunu kesen hıçkırıkları yenilgiyi kabullendiğini ifşa ederek yüksek sesle dışarı döktü. Soğuk parmaklar yumruğunu kavrayıp açtığında ve eline sıcak bir öpücük bırakıldığında kontrolü dışında, kapalı gözlerinin sunduğu karanlık mizansende kendilerini dışarıdan seyretmeye başlamıştı. Beline dolanıp sırtına temas eden ellerini bile hâlâ taptaze anımsıyordu; parmaklarını, avucunun içindeki çizgileri, kuvvetli bileklerini. Bedenine temas eden sıcaklığı ise tanıdık yakıcılığıyla bambaşka bir reaksiyon verdi, Fae soğuk terler döktüğüne yemin edebilirdi.

Daha fazla dayanamayacağı aşikar olduğundan kendisini saran kollara, başını genç adamın göğsüne düşürerek karşılık verdi. Saçlarındaki temasın bedeninde yıllardır bıraktığı noksanlığı hiçbir şey olmamış gibi tamamlayışı özünde acı vericiydi, es geçmekle yetindi. Yanıtsız bıraktığı soruların ardından geçen birkaç dakika, Fae'nin sağlıklı düşünebilmesi için tanınmış yetersiz bir süre zarfından ibaretti. Başını hafifçe kaldırıp çenesini büyücünün omzuna koydu.

“Neler olduğunu bilmiyorsun? Ne kadar zamandır bilinçsizsin?”

Olan biteni idrak etmek istermiş gibi, soruları kendisi için tekrar etmişti. Ani bir hareketle genç adamın kollarından sıyrıldı ve geriye doğru adımladı. Ona bakmaktan itinayla kaçıyordu.

“Kendine hakim olamayıp aptalca bir oyun oynadığından, bir hiç uğruna gittiğinden ve beni terk ettiğinden beri bilinçsizsin. Sana ne olduğu konusunda bir fikrim yok; bana ve bize ne olduğunu anlatmanın da bir anlamı yok. Sen… Yapma, bu çok saçma. Yıllar sonra hiçbir şey olmamış gibi karşımda durman çok saçma.”

Sürekli bir sağa, bir sola kıpırdayan adımlarını durduğunda yakarır gibi sarf ettiği sözcüklerinin de sonuna gelmişti. Kaslarındaki tüm gücün emildiğini hissediyordu.

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Hatıralar   C.tesi Kas. 10, 2012 3:28 pm

Kollarından çıkan kızın sözcüklerini duyduğunda aptallığı bir seviye daha ilerledi, ellerini yumruk yapıp gözlerinin üzerine kapatarak düşündü. Geçmişe yoğunlaştığında bulanan midesi onu kusma seviyesine getirse direndi. Ani bir görüntünün, bir ışık patlamasının kalbini vurduğu o birkaç karenin gerçek olup olmadığını sorgulaması daha fazla yoğunlaşmasına neden oldu, sonunda başına saplanan bir ağrıyla gözlerini açan Aaron, çatlayan kılcallarından kanayan burnunu eliyle silip kıza odaklandı. Göz bebekleri, emin olmak için feci derecede ihtiyaç duyduğu kıza baktığı sırada büyümüştü.

"Yaralıydım! O düelloda, Vladimir denen kaçık göğsümü boydan boya yarmıştı, yere düştüğümü, kan kaybettiğimi hatırlıyorum... Nasıl hayatta kaldım Fae?"

Cevap arayan gözleri odayı seri şekilde tarıyor, ne kadar zaman geçtiğini anlamak için ufacık da olsa bir ipucu istiyordu. Yağmur damlacıklarından nemlenmiş, ve hala rulo halindeki gazeteyi gördüğünde hızlı adımlarla odayı adımladı, becerikli parmaklarla açıp tarihe baktı.

"Neredeyse bir yıldan fazla olmuş, buna inanamıyorum!"

Şokla hafifçe açılan ağzı, ve yeniden fransız güzeline odaklanmış gözleriyle kalakalmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: Hatıralar   C.tesi Kas. 17, 2012 6:26 pm

Olayların akış hızına yetişmekte güçlük çeken zihni, anılarını bir bir önüne koyup geçmişle bugünün oynadığı karmaşık oyunu bir paradoks hâline dönüştürmüştü. Aaron'ın gidişinin somut yaralardan çok daha fazla acı getiren yanları, gözlerini diktiği rutubetli parkelerde yavaş yavaş sahne alıyor gibiydi. Ölüm'ün kendince oynadığı oyunun onların değersiz hayatlarında tüm düzeni değiştirdiğini, onun bu sayede geldiğini biliyor ve karşısında duruşuna mantıklı bir açıklama getirebiliyordu. Ne yazık ki, bu gerçekliğin hayalini uzun zamandır kuran bilinçaltı, doğruluğunu reddederek en büyük oyunu oynuyordu.

“Sadece aklın karışık,” dedi ince bir fısıltıyla.

Birkaç saniye sonra tüm cesaretini toplayıp ciğerlerini iyice şişirerek lapis lazuli gözlerini apaçık ürkekliğiyle ona doğru kaldırdığında, içeride bir şeylerin paramparça olduğunu hissettiyse de tekrar bakışlarını kaçırmadı. Şok içerisindeki büyücüyle yüzleşmek zorunda olduğunu biliyordu, fakat gözlerinin bir kez daha yaşlarla dolmasına mani olamamıştı. Sağ elini hafifçe kaldırarak ona sakin olmasını işaret etti. Akabinde birkaç adım daha gerileyip bedenini mekan sahibinin döküntü yatağının üzerine bıraktı.

“Hayatta kalmadın. Sen öldün, cenazende ben vardım, hatta annenle beraberdim. İsveç'ten iki arkadaşın vardı, hepsi bu. Beni Serpent getirmişti, destek olmak için ve seni hiç sevmediğini de biliyorsun,” deyip çaresizce güldü. Gülüşü ürkütücüydü. “Hayatta kalmadın. Sadece bir şekilde şimdi dirildin. Yarı uyanıkken her ne yaşadıysan ya da her ne duyduysan, muhtemelen rüya sandıkların ölümünün hatırlattıkları. Sen hayatta kalmadın.”

Mantıklı düşünemediği aşikardı, zira genç cadı kendini hâlâ kabullenemediği gerçekliğe inandırır gibi yineliyordu sözcüklerini. Başını tekrar aşağı düşürüp, kucağında titreyen ellerine baktığında dudaklarını ıslattı.

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Hatıralar   Paz Kas. 18, 2012 1:58 pm

Anlamı yoktu, mantıksızdı. Kızın dudaklarından dökülenler hala ellerinde tuttuğu gazeteyi kanıtlayarak taşların yerine oturmasını sağlasa da istemdışı şekilde başını iki yana salladı. Faltaşı gibi açık gözleri, kendine geldiği günden beri gittiği mekanları, ve her bir köşede öyle ya da böyle bir yıldan az sürede gerçekleşmeyecek değişimleri gözlemledi.

"Her şey... Her şey değişmiş."

Üç Süpürge'de dahil, birkaç dakika önce oturduğu masaların değiştirildiğini fark etti, içinde bulunduğu ana yaklaştığı her saniyede, her şeyi, istemdışı şekilde analiz ediyordu. Odaya kadar girdi, kendisine sarılan, göğsünde gözyaşlarını bırakan kızı gördü. Geriye çekilişini, tereddütlü bakışlarını, şaşırmış ve hayal kırıklığına uğramış gözlerini. Kendinden uzaklaşmasını, tutarsız jestlerini.

"Ya sen? Sen de değiştin mi?"

Yüz ifadesinden dahi aradığı sorunun cevabını bas bas bağıran kıza bakarken hafifçe gözlerini kısmış, elindeki gazete kağıdını fark etmeden sıkmaya başlamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eritheia Fae Hyxest
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 1551
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : Venus.

MesajKonu: Geri: Hatıralar   Salı Ara. 25, 2012 10:23 am


Aradan geçen onca yılın üzerini kapattığını sandığı detaylar, onun yanında olduğu her saniye tek tek dirilirken her birini zihninin en mahrem yerlerinde gizlediğini idrak ediyordu. Başını kaldırıp yüzüne bakmaktan dahi acizdi, yaşayacağı yıkımı hafifletmeye çalışır gibi bir hâli vardı. Sonra bir kez daha sesini duydu. Şaşkınlığını, akabinde kırgınlıkla dolup taşmış farkındalığını.

“Ben,”

Şayet onu inciteceğine dair korkusu durmasına sebebiyet vermeseydi, devam edecekti. Derin bir nefes alıp birleştirdiği parmaklarını sıktı. Sessizlik ikisini de yutacak gibi olana dek yüzlerce kez bundan sonra hiçbir önemi olmadığını tekrarladı. Bir kez daha, bir kez daha. Kafatasının içerisindeki her bir hücre ona gerçeği söylemesi gerektiğini haykırırken göğüs kafesindeki tutarsız sancı, hâlâ öylece bekleyen adamın kollarında huzur bulabileceğine dair ufak umutlar aşılıyordu. Yıllar önce onu ilk gördüğü anda hissettiği manasız heyecanın yerini ustalıkla doldurmuş hayal kırıklıkları vardı şimdi. Ölümün yüzü, Fae'nin acılarına eş değerdi. Mermer beyazı kesilmiş yüzünü ona doğru kaldırdı. Büyücünün çehresindeki kontrolsüz öfke kıpırtıları ürkütücüydü. Eritheia ise ilk kez, onun sıcak avuçları tarafından sarılmaya muhtaç, çaresiz bir serçe gibi hissediyordu.

O gittiğinden bu yana değişenleri düşünmeye kendisinden başladı. Aaron'ın aşık olduğu neşeli, masumiyeti hayret edilesi genç kızı İsveç'te diri diri gömüşü, kanadını kıran ilk gerçekti. Onunlayken sadıktı, şimdi ise riyakarlığı kara bir balçık misali bedeninin her yanını örtmüş gölge bir şeytandı. Dudaklarını araladı, ıslak kirpiklerinin ardından bakan gözleri tekrar nemlenince ağırdan alarak göz kapaklarını aşağı indirdi. Eritheia'ya en merhametsiz olan, yine kendisiydi.

..............Sen benim, kutuptaki buzullar kadar sıcak yüreğimsin.
..............Sen benim, gideceğim cehennemdeki soğuk ellerim.


“Sen benim, öldürdüğüm ilk masumum, aciz düşmüş aşkım, yoksun hayallerim ve kibrim. Sen benim, bir azizden günahkâra dönüşmemin hikâyesisin.”

Yeni bir soluğa muhtaçlıkla araladığı dudaklarından süzülen hava, soluk borusunu yakarak ilerledi. Ciğerleri patlamak üzereymiş gibi hızla nefes alıp veriyordu. Başını eğdiğinden bu yana akan gözyaşları elbisesinin yakasını ıslatmıştı, ne yazık ki buna dair farkındalığı yoktu.

“Sanırım artık, sevdiğin cadının anılarını çalmış bir hainim.”

Oturduğu yerden hızla doğrulup büyücünün karşısında durdu. Başını kaldırıp ona baktığında güçlü durmaya çalışmasına rağmen gözleriyle yardım dileniyordu. Çelikten bir yumruk hâline getirdiği parmaklarına uzanıp olanca kuvvetiyle tek tek araladı ve gazeteyi çekip aşınmış parkelerin üzerine bıraktı. Dişleri alt dudağının içini kemirirken başını hafifçe yana kırıp bir şey söylemesini bekledi. Ona ihanet etmişti. Bunun affı olabilir miydi?

_________________

“I love the ground under his feet, and the air over his head, and everything he touches,
and every word he says. I love all his looks, and his actions, and him entirely and altogether.”


₰ my love, my Christ:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Aaron Matthias Svensson
Şifacı
Şifacı
avatar

Mesaj Sayısı : 400
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Hatıralar   Salı Ocak 01, 2013 10:51 pm

Gözlerinin derinlikleri çoğu zaman birçok şeyi açık ederdi, eğer bakmasını bilen biri bakarsa kimin ak, kimin kara, kimin masum, kimin suçlu olduğu görülürdü. Canı gibi bildiği, her hareketine aşık olup, her bakışından ne dilediğini bildiği kıymetlisine dikti gözlerini Aaron. Parmaklarını tek tek açan parmaklara izin verdi, kağıt parçasının düşüşünü duyamayacak kadar odaklanmış, her şeyini onları, lapus lazuli gözlerini okumaya vermişken dudaklarından dökülen kelimeleri duymuştu. Tamamiyle savunmasız, tamamiyle korumasızken, en güvendiğinden gelen bu darbeyle, yeni doğmuş bir bebeğinkiler kadar taze olan ciğerleri sıkıştı, nefesi kesildi.

"Fae..."

Fısıltısını kendi dahi duyamazken, cayır cayır yanarak köpüren öfkesinin üzerinden akan hüzünle el ele hayal kırıklığıyla titremesi duraksadı, boştaki elinin sıkılı parmakları gevşedi. İnanmak istememesi gülünç değil miydi?

"Sana güvenmiştim. Sana her şeyimle güvenmiştim. Ölüm'ün elinde ızdırap çektim, kim olduğumu dahi hatırlayamazken aklımı yerinde tutan tek düşünce sarı saçların, ve her saniye zikrettiğim adınken, sen bir başkasının kollarındaydın."

Titreyen ses tonu her sözcükte biraz daha güçlenmiş, zihninde her düşünce kutuplaşarak, içinde bulunduğu tabloyu gözler önüne sermişti.

"Ölüsün. Ölüm'den bile ölüsün Fae. Kim uğruna, ne uğruna yaşıyorsan lanet olsun. Saflığını kim öldürdüyse, ölümüme hangi kollarda teselli bulduysan, vicdanını rahat tutan sözcükler hangi dilden çıktıysa, hepsine lanet olsun. Canlıyım! Bana bak lanet olası, canlıyım!"

Elini kızın elinden hızla çekip, pencereye doğru attığı iki adımın ardından tüm gücüyle ince cama yumruk atıp dağıttı. Kanamaya başlayan yumruğunu umursamadan çekip çıkarttığı cam parçasıyla geri dönüp, dehşet içindeki gözlerle izlenmesine aldırmadan kolunu sıvadı. Dirseğinin iç kısmından bileğine kadar tek bir seferde, derince bir yarık açtı, ve aralarındaki mesafeyi kapatıp, boştaki elinin parmaklarını oluk oluk akmaya başlayan kana batırıp, bir zamanlar uğruna canını verebileceği dudaklara sürdü.

"Belki de bir necromancerımdır, kalbimi söküp gözünün önünde sallasam ikna olacak mısın Fae? İronik olurdu öyle değil mi? Bana ihanetinin bunu yapmaktan farkının olmaması, ve gözlerinin önünde sallanan, hala atmakta olan kalbim? Belki de beynimi çekip çıkarmalıyım, sadakatine inanarak nasıl bir aptallık yaptığımı gözler önüne sermiş olurum, değil mi?" Yolunu kaybetmiş bir çocuk kadar korkarken, canı pahasına savaşan, dostlarının cesetleri etrafındayken çevresi sarılmış son asker kadar saldırgan, nefes nefeseydi. "Lanet olsun sana Eritheia Fae Hyxest, bu beni son görüşün." Hışımla açtığı kapıyı çarparak kapattı, anında çektiği asasıyla kanayan yarayı seri şekilde kapatarak yürümeye devam etti. Ne yapacağı hakkında hiçbir fikri yokken tek düşündüğü, sadakat kavramının onun için bitmiş olması, ve alkole ihtiyaç duyduğuydu.


-SON-
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: Hatıralar   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Hatıralar
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Bir Ölümün Hatırası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Genel Olarak Wigtown :: Eritheia Fae Hyxest-
Buraya geçin: