Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Gümüş Alevler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Gümüş Alevler   Salı Kas. 20, 2012 9:55 pm




Jesus Adrian & Melodie & Jacob Liam
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Gümüş Alevler   Salı Kas. 20, 2012 10:03 pm

Koca bedenini diz kapaklarının üzerinde taşıdığı saniyeler, gözlerini Serpent'in hareketsiz vücuduna sabitlenmişti. Sol elini, büyücünün platin rengi saçlarının arasından bir kere geçtikten sonra, onu rahatsız etmemeye özen göstererek geri çekti. Toprak zeminden destek alarak doğruldu ve ardında duran aslanın peşinden çadırın eski püskü kumaştan kapısını aralayarak dışarı çıktı. Sık dalların, yaprakların arasından sızan ışık huzmesi, batmakta olan güneşin son demleriyle beraber zar zor yeşil gök yüzünün rengini sararmış yapraklara yansıtıyordu. Jesus, gökyüzünü görmeye harcadığı çabayla kaldırdığı başını tekrardan kamp alanına çevirdiğinde gözlerinin ilk olarak takıldığı kişi Melodie olmuştu. Elindeki parşömen tomarına bir şeyler karalıyordu cadı, uzun zamandır yaptığı gibi. Kamp alanına hakim olan umutsuzluğun pençesinden dostlarını kurtarmak pek de kolay değildi. Jake, kampın diğer yanına doğru ilerlerken Jesus da Melodie'nin yanına ilişivermişti. Cadı elindeki parşömenleri ters çevirip gözlerini Jesus'a çevirdiğinde, büyücü sıcak gülümsemesiyle beraber cadının omzuna omzuyla hafifçe dokundu. Kızın suratına yayılan gülümsemeyle kendisi de gülümsemişti. Kolunu Melodie'nin omzuna atıp onu sıkıca sardıktan sonra kendisini ayağının ucuyla dürten bedene döndü. Jake, omuzlarına aldığı mızraklarla beraber dikiliyordu başında. "Kurtlu mudur nedir, durmuyor. Sen daha iyi biliyorsun bunu." Melodie'nin kıkırdamasıyla beraber ayaklandı. "Gidelim tabii canım kardeşim. Sen nasıl istersen." Aslan mızraklardan ikisini Jesus'a uzatmıştı ilerlemeye başladıklarında. Büyücü iç çekerek Melodie'ye göz kırptı ve sinirlendiğinde neler yapabileceğini bildiği oğlanın uzattığı mızrakları aldı. Kamp alanının çıkışında göz göze geldiği, Jake'in eseri olan, Demyx'i de selamladı. Büyücü kırık kaburgalarıyla yaşamayı hala başarmış gibi görünmüyordu.

Uzunca bir süre birlikte ilerlemişlerdi. Jake'in neşeli tavırlarıyla zaman oldukça hızlı geçiyordu. Avlanmayı Jake'ten, Silvanesti'de yaşamaya başladıklarında öğrenmişti. Hızla gelişmişti av yeteneği çünkü aslan her seferinde yanında Jesus'u da sürüklüyordu. Birlikte çıktıkları kaçıncı av olduğunu bilmese bile, bu süre boyunca Jake'i, öz kardeşi Jon Ander kadar benimsemişti Adrian. En son sırtına inen ağır darbeyle sarsıldı büyücünün vücudu. "Kemiklerimi kırma." Öksürükler eşliğinde söylediği sözlerinin ardından güldü. Jake'in de kendisi gibi neşesinin yerinde olduğunu görmek, en azından birilerinin mutlu olmaya çalıştığını bilmek içini rahatlatıyordu. Jesus, eliyle göğsüne baskı uygulayan oğlanın emri üzerine sustu ve hareketsiz kaldı. Jake'in ön sezileri sayesinde nereden hangi hayvan geçiyor, dişi mi, kamptaki herkesi doyuracak kadar etli mi, hepsini biliyorlardı Aslanın mızraklardan birini hızla fırlattığı yönde neyin öldüğünü kontrol etmek üzere hareketlenmişlerdi tekrardan. "Sen nasıl bi canavarsın, ben de bunu anlamıyorum." Jesus kahkaha atarken Jake'in alaycı, ters bakışlarına maruz kalmıştı. Oflayarak ölmüş olan geyiğin etindeki mızrağı hızla çekti. Ustasının kendisine öğrettiklerini kapmıştı ki bir kerede çıkarmıştı kanlı mızrağı geyiğin boynundan. Geyiğin boynu nasıl bir şiddete maruz kalmışsa neredeyse boydan boya yarılmıştı. Jake'in geyiğin bacaklarına bağladığı ince halatı çekiştirerek geyiği yerde sürüklemesini izledi. "Sen bu işi biliyorsun." Jesus, aslanın vahşiliğine her seferinde daha da çok şaşırıyordu. Dar ağaçların arasından çıktıklarında büyücünün yanına ulaşmıştı tekrar. "Dinlenelim artık." Sesindeki isyankar tavır yeterince açıktı. Jake'in omzunun üzerinden geçirdiği halatı yere bırakıp bir kayaya doğru ilerlemesini bekledi. Ardından geyikten mümkün olduğunca uzak bir yere oturdu. Yerdeki yaprakları eşeleyerek toprağa ulaşmıştı. Vücuduna yayılan yorgunluk hissiyle beraber sırtnı ağaca dayadığında başını istemsizce havaya kaldırdı. Yaprakların arasındaki hafif açıklıktan gördüğü şeyin tam olarak korktuğu şey olduğuna emin olmak için olduğu yerden kalktı. Elleriyle pantolonunu temizlerken hareketleri yavaşladı. Kısılan gözleri aynı hızda Jake' dönmüştü. Aslanın, dolunayın bu gece çıkacağını bilmesi gerektiğini düşünüyordu. Gördüğü gümüşi tam aya tekrar baktı. Tüm kaslarının gerildiğini hissediyordu.

"Jacob..."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Gümüş Alevler   Salı Kas. 20, 2012 11:19 pm

Gözleri iki gece önce nefesler içinde uyanıp kendisini tekrar parşömenin başına attığında yazdığı kelimelerin üzerinde tekrar gezindi, sanki ne kadar fazla tekrar ederse çıkaracağı anlama o kadar yaklaşacaktı. Ama artık göz bebekleri sulanıp ağrımaya başladığında derin bir nefes alıp sırtını ağacın gövdesine yasladı ve omurgalarının sesini dinledi. Artık Silvanesti'nin yaprak dolu gökyüzüne bakıyor olsa da cümleler zihnini işgal ediyordu bu sefer de.

Düğümle boğazını kızıl isyan tohumlarını dökmeden evvel...

İsyan tohumları. Hogwarts? Yaprakların arasından güneş ışığı kaybolmak üzereydi, akşam çöküyordu.

...terk et ama bırakma...

Anlamsız. Sinirli bir biçimde saçlarını önünden çekti. Artık Laudine'i görmediği için uzun zamandır kakülleri kesilmemişti, artık onları yana atmak zorunda kalıyordu.

Tekrar parşömeni önüne çekti ve tüy kalemi eline aldı. Kalemi elinde tutmak en azından bir şeyler yapıyormuş hissi veriyordu, çaresizliğini süpürüp alıyordu. O anda yanındaki bedeni fark edip gözlerini kaldırdı ve Adrian'la göz göze geldi. Gülümsemesi kızı gevşetti ve o da karşılık verdi. Jesus, Silvanesti'deki ciddi havayı kolaylıkla dağıtabilen nadir insanlardandı ve bu Melodie'ye bazen oldukça fayda sağlayabiliyordu. Düşüncelere saplanmış durumundan çıkarabiliyordu onu, tam da o anda olduğu gibi. Jake de yanlarına geldi, sonunda görünün lanetli cümleleri aklından çıkmıştı az da olsa. Ava gidiyorlardı, Mel de giderdi ama o an için yerinden kalkmak istemedi. Açıkçası şu sıralar nedenini bilmediği bir biçimde yayından ve sadağından uzak duruyordu. Onu kullanacak cesareti, oraya geldikleri ilk günden beri kaybetmiş gibi hissediyordu. Bunu hatırlamak tekrar kararttı içini ve derin bir nefes aldı.

*

Parşömeni rulo yapıp köşeye fırlattı, aklını meşgul eden, etmesi gereken başka bir şey vardı sanki ve bunu hatırlayamamak sinir bozucuydu. Belki de bu yüzden odaklanamıyordu başından beri. Ne? Etrafına bakındı, karanlk çökmüştü. Serpent ilerde Fae ve Floja ile konuşuyordu, Pierretta malzemelerini düzenliyordu, Jesus ve Jake av için ayrılmışlardı...

Gözleri bir anda gökyüzüne döndü, göğsünde minik bir hareketlenmeyle. Gümüşi dolunay göz bebeklerinde parladığında kalbi gümbürdüyordu. Yanına gelen Spring'in sesi kulaklarına ulaştı.

"Mel, ne oldu?"
"Jesus...av. Ve Jake-"

Derin, uzun soluklu ve geceyi yırtan bir uluma.

Kızı bıraktı ve sese, Jake ve Jesus'ın gittiği tarafa doğru atıldı ağaçların arasından. Akciğerlerini patlatacak kadar hızlı koşuyordu. Ama ne yapacaktı? Asasını kullanamazdı, Jake'i durdurabileceğini nerden çıkarıyordu? İlk defa böyle bir duyguya kapılmıştı, sevmemişti. Sanki Melodie Riley kendi ölümüne koşuyormuş gibiydi.

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Gümüş Alevler   Çarş. Kas. 21, 2012 12:40 am

Ormana yol aldıklarından beri, durduk yerde gerilen sırt kasları ve kaynayan kanıyla, en ilkel içgüdülerini salıvererek, avlanmayı neredeyse mızrakla değil dişleriyle gerçekleştirmek isteyen Jacob, durumunun sabitliği endişe vermeye başlayan lordunu, yoldaşını, kardeşini, bir an olsun aklından çıkaramıyordu. Diğerlerinin, Demyx'i parçalarına ayırdığı gece kendisine bakışları da bu duruma tuz biberdi, Jake her ne kadar kurtluğundan utanmayı uzun süre önce bırakıp, bunu övünç kaynağı haline getirse de en yakını saydıklarının kendisinden korkmasını dilemiyordu. Bunun için neredeyse en başa, ısırılmasından önceki dönemdeki neşeli haline bürünmeye çalıştı, nitekim başardı da. Melodie'nin yanından ayrıldıklarında, neşesinden hiçbir şey kaybetmeyen Jesus'un ön ayak olmasıyla, gevşeyecek olmanın verdiği rahatlama, anlık eğlenceyi de beraberinde getirmişti.

"Şşt."

Tek bir hareketiyle, laçkalığından sıyrılıp odaklanan Jesus, bir saniye daha gecikseydi, kampın akşam yemeğini rahatlıkla çıkaracak çatalboynuzlu geyik ürkebilir, ve eğlence yerini sinir harbine bırakabilirdi. Açlık, birçoğunun daha önce karşılaşmadığı, azılı bir düşmandı. Silvanesti'nin hastalıkları da Londra'dakinden oldukça uzaktı, şehirden uzak oldukları kadar, eski yaşantılarından da ırak haldeydiler. Gecenin bir yarısında, neredeyse sebepsiz yere çıkan tartışmalar, beraber yaşamaya alışmaya çalışan topluluğa bariz şekilde zarar veriyordu.

Tüm bu düşünceler zihninden ışık hızıyla geçti, kaybetmek üzere olduğu odağını içgüdüleriyle toparlayan kurt, omuzunun verdiği tüm kuvvetle, sadağından çektiği mızrağı fırlattı. Boğulmaya benzer, acı dolu bir inilti, ve düşen bir beden üzerine, rahatlamak üzere kaslarını gevşetti, fakat gevşemeyi reddettiler. Dik durdu, geriye doğru gerilerek sırtını açmaya çalıştı, fakat anlamsız az önce yaşadığı heyecandan daha heyecanlıydı. Adrenalin kan dolaşımına büyük ölçülerde pompalanıyor, tek harekette köklü bir ağacı devirecek kadar kuvvetli hissediyordu. "Lanet olsun, neler oluyor?" İnce ince, fakat kontrol edilemez şekilde titremeye başladığında, henüz on gün kadar önce dönüştüğünü düşünerek kendini rahatlatmaya çalıştı, akabinde gelişen tüm olaylar film şeridi gibi gözlerinin önüne gelerek neredeyse onu kör etti, kemiklerinin yavaş yavaş ısındığını hissediyordu. Saldırı planı, Serpent'ın bildirisi, Gryffindor Ortak Salonu, Kedavra lanetiyle işlediği cinayet, Ravenclaw'ların yardımı, profesörlerle düellolar, bacağından asılması, geri çekilme emri, anahtarlarla bir bir Silvanesti'ye seyahat.

Silvanesti.

Şokla büyüyen gözlerindeki son insancıl bakış, ağır ağır yükselen gecenin kandiline odaklıyken, neredeyse bir kıta kadar yol aldığı, konumunu değiştirdiği, ve başta Jesus olmak üzere tüm dostlarını tehlikeye soktuğunu idrak etti.

Zangır zangır titremeye devam ederken, Ravenclaw'a seslenemedi, gözlerinin önüne düşen saçlarının ardından, ağır ağır uzayıp insani kemiklerini birer birer kıran diz kapaklarına baktı, vücudundaki her damla onu cayır cayır yakarak öldürüyor, en ufak kılcalın dahi acısını, gitgide büyüyen beyni ona tüm kuvvetiyle hissettiriyordu. Bedeni buna hazırlıklı değildi, zayıftı ve neredeyse zaptedebildiği kurt, genişleyerek tişörtünü bir paçavra gibi yırtan göğüs kaslarına vuran ışıkla, her geçen an kuvvetleniyordu. Acı dolu bir haykırış yarı yolda havlamaya dönüştü, büyüyen omurgasının kuyruk sokumundan, bel kemiğini paramparça eden kuyruğu santim santim büyüyor, bileğinden parmak uçlarına kadar ağır ağır delen kurt pençeleri, insan bedeninin tırnaklarını kanlar içerisinde ikiye bölerek dışarı çıkıyordu. Bu denli büyük bir acıyı daha önce hissettiğini, kim olduğunu, nerede olduğunu, karşısında ne olduğunu, hiçbirini hatırlayamıyordu.

Uzayan tüyleri, çatırdayarak genişleyen çenesi, diş etlerini delip dişlerini döken jilet taneleri, kürek kemiklerinin arasında ezilmeye yüz tutan omuriliği, ayakkabılarını parçalayan pençeleriyle o an, tümüyle Ay'ın kontrolünde, tümüyle Ay'ın çocuğuydu.

Kan bürümüş gözleri yeni çevresini süzdü, mükemmelleşen burnu tatlı et kokusunu çok yakınında sezdi, insan olduğunun ayırdına vardı, boynunu hoyratça çevirerek hedefini gördü. Nefesleri sıklaştı, her üfleyişi soğuk havada buharlaştı, sersemliğini atmasına saniyeler kala insanla gözgöze geldi.

Tek bir hareket, tek bir kıpırtı, tek bir ses...

Beklediği işaret, şok içinde kalmış avının karanlığa dönüp koşmasıyla geldiğinde, son kez, geriye doğru gerilip kollarını iki yana açarak, tamamı dolu ciğerlerini parçalarcasına derin bir uluma koydu, hava keseciklerinin her biri bomboş kalıp büzülene dek, Silvanesti Ormanları'nı başlı başına inletti.

Mükemmel bir hız patlamasıyla atılan kurt, her adımda daha ileriye atlayarak hızlandı, zikzaklar yapan avına gece görüşü mükemmel olan gözleriyle kilitlenmişti. Tek bir sıçrayışta, ulu bir çınarın en üst dallarına ulaştı, bir tilkinin sessizliğinde ilerleyip takibe devam etti, avı durana dek, her adımında tam tepesinde bekledi.

Pençelerini önüne doğru uzatarak diklemesine atladığında, ne olduğunun farkına dahi varamayan insanın üzerine çullanmış, iki tur yuvarlanmanın ardından omzundan büyük bir ısırık almış, ve boydan boya, boynundan kasıkları boyunca giden derin iki pençe darbesi vurmuştu. Saldırdığı hızla gözden kayboldu, merkezi belirleyerek etrafında muazzam hızla dönmeye başladı, gecenin ilk kurbanıyla gönlünce eğlenecekti. Titreyerek ayağa kalkan insan, her tarafından gelen çatırtılar ve gölge misali hareket eden yaratığın silüetiyle, tam da arzulandığı gibi olduğu yerde mıhlanmıştı. Kurt bir kez daha, bu kez öldürmek için atıldı.

Sırtına çulllandığı kurbanının boynunu, çenesi kapanana dek kuvvetle ısırdı, dört pençesi de sırtını neredeyse derisiz bırakacak şekilde paramparça ederken geceye yayılan kan kokusu iştahını kabartıyordu. İnsanın dengesizce arkasına dönüşü, kurdu yeniden önden saldırmaya itti, ön pençeleriyle yerden destek alan yaratık, arka iki pençesiyle, kurbanının diz kapaklarına tüm gücüyle vurdu ve tersine doğru kırılmalarına sebep oldu. Mecalsizce yere yuvarlanan zavallı et parçasına çektirdiği acının hayvansal tadını damağında gezdirdi, semaya doğru dönerek bir kez daha, bu sefer zaferle uludu, ve dişleriyle bir kez daha atıldı. Alt çenesi alnına, üst çenesi kafasının arkasına denk geldi, geriye doğru çektiği boynuyla kurbanının kafa tasının arka tarafı tuzla buz oldu, alnında, beynine ulaşmasa da kafatası iyiden iyiye delindi. Uzun diliyle dişlerini yalayan kurt gökyüzüne bir kez daha baktığında, tadını çıkarmanın eşiğinde olduğu avından ilgisini çekmiş, ve kendisine güç veren ışığın önünün küçük bir bulut kümesiyle kesildiğini görmüştü.

Çabucak, fakat büyük acılarla eski haline dönen bedeniyle, kararmış gözleri akını ve bedenini yeniden kazandı. Az önce yakın dostunu neredeyse bir cesede çevirdiğinin farkında dahi olmayan Jacob kontrolü ele geçirdi, ve hala dışarıda olan diliyle, deli gibi nefes alıp vererek, sebep olduğu tabloyu gördü.

"Jes-Jesus... Jesus!"

Yaklaşan ayak seslerine şükrederken titreyerek ayaklandı, bulutların ardındaki ayın ışığıyla görünen Melodie'ye, ve ardından hareket halindeki bulutlara baktı.

"Kurtar onu... LANET OLSUN KURTAR ONU MELODİE! Onu kampa götür... Onu kampa götür ve diğerlerini uyar, hiç kimse güvende değil."

Üzüntüyle dolan gözleri, yorgunluk ve acıyla titreyen sesiyle son bir kez, tüm kalbiyle kurtulmasını, bi şekilde başarmasını dilediği dostuna bakmış, ve hiç vakit kaybetmeden ardını dönüp, damarları laktik asitle adeta eriyene dek, kampın ve ikilinin aksi yönüne koşmuştu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jesús Adrian Vargas
SFL & Kurtadam
SFL & Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 665
Kayıt tarihi : 19/02/12
Yaş : 26

MesajKonu: Geri: Gümüş Alevler   Çarş. Kas. 21, 2012 11:39 am

Jesus gözlerini gümüşi dolunaydan aldığında yüzleştiği manzara, yaprakların bile korkudan titremesine sebep oluyordu. Aslanın dolunayla yüzleşmesi, tanıklık etmek isteyeceği son vuku olabilirdi bu hayatta. Zira şahit olursa ister istemez şahit olduğu son olay bu olacaktı. Yutkundu. Kulaklarına çalınan tiz sesten hemen sonra etraf, ormanın karanlığı gibi sessizleşmişti. Göz bebekleri korkuyla büyümüşlerdi. Gri gözleri o dakikalarda simsiyah bakıyorlardı dönüşmeye başlayan kurta. Daralan damarlarından daha hızla salgılanmaya başlayan adrenalinin kalbine vuruşunu, kalbinin üzerindeki gri tişörtü yırtarcasına çarpmasını engelleyemiyordu. Nefesleri dengesizleştiğinde beyni geç de olsa oradan uzaklaşması gerektiğini idrak etmişti. Ama, artık gerçekten iş işten geçmişti. Jake'in insan formundan çıkıp iğrenç bir yaratığa dönüşmesini saniye saniye izlemişti Vargas. Pençeleri, uzayan ve genişleyen suratı, ağzı, koca dişleri ve ürkütücü bedeni, bir dakika bile geçmeden görmenin bile birilerini öldürebileceği şekli almıştı. Olduğu yerde yaprakları hışırdatmamaya bile özen göstermeyerek avına kilitlenen kurtun gözlerinden aldı gözlerini ve geriye iki adım attı. Hızla inip kalkan göğüs kafesinin içinde taşıdığı kalbi bir süre işlevsiz kalacaktı. Büyücü ciğerleri yokmuş gibi koşmaya başlamıştı. Ayak tabanları ağırana kadar uzunca bir süre ya da kendisine uzun gelen bir süre boyunca ağaçların arasında koştu. Bir kaç kez ağaç köklerine takılıp tökezledi. Can havlinin ne demek olduğunu öğreniyordu. Düşündüğü tek şey ise, şimdi ölmemesi gerektiğiydi. Nereye gittiğini kendi dahi bilmiyordu fakat, kuzeyde kalan kampın aksine doğru koştuğunun bilincindeydi hiç yoktan. Aradığı tek şey bir sığınaktı. Jake'in ulaşamayacağı kadar ufak bir deliği olan ya da parçalayamayacağı kadar dayanaklı bir sığınak...

Nefes alamadığını hissettiği sırada durdu. Sadece üç saniye, iki nefes çekmek istemişti ciğerlerine. Bir, gözlerini kapayıp elleriyle dizlerinden destek aldı. İki, aldığı derin nefesi diyaframına kadar soludu. Doğrulmaya mecali bile yokken belini zorlayıp dikleştirdi. Aynı hızla üzerine kapanan kurt sayesinde yere yapışmıştı. Omzunda hissettiği o acı, daha önce tattığı en büyük bedensel acıydı. Crucio lanetinin kendisine çektirdikleri ile ölçüşebilir nitelikteydi. Kurtulmak için hareketlenmeye, hamle yapmaya çalıştı. İçinde taşıdığı aptal umut çok geçmeden bir pençe darbesiyle tamamen yıkılmıştı. Bedenine boydan boya koca bir yarık açılmıştı. Yarığa baktığında, kemiklerini görebilecek kadar bilincindeydi henüz her şeyin. Ayağa kalkmaya çabaladı bir kez daha. Kırılmış olan kemiklerini hissedebiliyordu ve seslerini duyabiliyordu. Acıyla inliyordu büyücü fakat yine de bedenini kaplayan acıyı önemsemiyor, sadece korkuyordu. Uzun zamandır göremediği tek isim aklında yer etmişti. Uzun zamandır düşünmediği tek kişiydi. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayıp düzene koyarken hayatının en önemli noktasını eksik etmişti bir süredir. Pamelia Cauas, bu geceden sonra bir daha asla ulaşamayacağı olacaktı. Korkusu, ölmek değil; cadıyı yalnız bırakmaktı. Kendisini tamamıyla tanıyan tek kişinin kalbini kırık dökük bırakarak gidecekti. Dizlerinin üzerinde, elleri yerden destek alırken gri gözleri iyiden iyiye kaymaya başlamıştı. İniltilerine engel olamıyordu. Etrafında oluşan rüzgarın, kurttan başka bir şeye ait olmadığını bilmek, büyücünün içler acısı durumunu gözler önüne seriyordu. Zoraki aldığı nefesle ayaklarının üzerine bastı. Beyaz etinin göründüğü kısım, baskıyla beraber kanlanmaya başlamıştı. Bir kaç saniye içerisinde oluk oluk kanların aktığını görüyordu Jesus. Var gücüyle kurtun içinde bir yerlerde kaldığını bildiği kardeşine seslendi. "Jake yapma!" Tek bir adım atmaya çalıştı, kardeşiyse buna izin vermedi. Sırtına geçen pençelerle tamamen yere yığılmıştı. Omurgasının kırıldığını hissetmişti. Attığı acı nidasını duyacak birilerinin olmayışı, olsa da bu saatten sonra bir şeye yaramayacağı gerçekti. Kalbi direnip hızla atmaya devam ederken büyücü pes etmişti. Gözlerini kapadı. Kendisine olacakları görmek, fark etmek ve hissetmek yerine iki yıl öncesine gitti.

"Hatırlıyor musun, beni ilk nerede görmüştün?"
"Ben seni ilk gördüğümde ortak salondaydın, yeni gelmiştin Hogwarts'a..."

Hogwarts, baykuşhane, elindeki mektup ve Pamelia... En ince ayrıntısını bile hatırladı o günün. Omuzlarına değen sıcak elleri, o an hissettiğinden daha çok hissetmişti. Cadının mavi gözleri, her zamanki kadar kızgın ama büyücü için yine ölesiye sakindi. Tereddütle yapılan ufak hatayla başlamışlardı her şeye. Hata yine Adrian'ın hatası, çocukluk yine kendisine aitti. Onda bıraktığı silinmeyecek ilk izin ardından gözlerini araladığında bebeksi suratı görmüştü. Özenle, taştan yapılmış bir heykel gibiydi. O an dilediği özür fayda etmediği gibi, daha sonra iki yıl boyunca kalbinden dilediği binlerce özür de fayda etmemişti. Genç büyücünün, ikisini de çektiği büyük ve karanlık dünyası perdesini sonunda kapatıyordu. Aşığı olduğu cadıyı daha iyi bir hayata bırakmak istemiyordu, ikisi beraber kaybolsalardı ya kendi kaderinde. Bencilliğine söz geçiremiyordu ölümünde bile.

Göz kapaklarına inceden çarpan ay ışığı da sonunda yok olmuştu. Kulakları hiç bir şey duymuyor, gözleri görmüyordu. Kalbi durmaya yüz tutmuştu, onun içinde taşıdığı tek temenni ise bencilce yaptığı her hareketini affetmesiydi Cauas'ın, ona yaşattığı tüm acıları unutabilmesiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Gümüş Alevler   Salı Ocak 15, 2013 2:15 pm

Kız ciğerleri parçalanırcasına gecenin içine koşuyordu.

Koştukça almaya çalıştığı derin nefesler, kalbine ve tüm vücuduna kam pompalayan damarları çatlatırcasına hırpalıyordu. Kulaklarına dolan hırıltılı hayvansı ses artık daha yakından geliyordu. Artık daha tanıdık geliyordu.

"Jake! JACOB!"

Güç buldukça bağırıyordu ama ciğerleri tüm bu keşmekeşi kaldıracak kadar güçlü değildi. Aklında beliren resim, birkaç sene öncesinde, Wood'un bir dolunay gecesi yaptığı derse aitti.

Dersin olacağı yere gittiklerinde gördükleri kafes. Gümüş demirler. Ve kafesin içerisinde, korkutucu bir güzelliğe sahip yırtıcı. Kan içmiş gözler, kar beyazı azı dişleri. O gece, Jacob'ı ilk defa kurt olarak görmüştü Melodie. Gözlerini ayıramamıştı. O, Eritheia ve diğerleri, çocuğun keskin çığlıkları gecenin karanlığına her deyişinde dişlerini dudaklarına saplamışlardı.

Kardeşlerine işkence edilişini seyretmişlerdi sessizce. Kıpırdayamadan.

Ama şimdi, o geceyi hatırladığında, kalbine dolan üzüntü ve sempatiyi bulamadı. Kesif bir korku kemiklerine kadar sarsıyordu kızı. Melodie Riley, zamanın akışının duruşuna hiç şahit olmamıştı.

O gece, Jesus'ın günah çıkartırmışçasına, kırmızı ruhtan arındırılmış cesedini görene kadar.

Jacob bağırdı ve ona odaklandı gözleri. Bu sefer kendisine hırlıyordu. Sıra onda mıydı? Anlayamdığı kelimelerin sonuna yetişebilmişti ancak. Hiç kimse güvende değil. Çocuğun gözlerinde gördüğü nefret karışımı korku, kendisinden başka kimseyi hedef almıyordu. Ayakları tutmadı ve Jesus'ın cesedinin başına çöktüğünü hissetti. Zaman durdu, beyni düşüncelerin esiri oldu.

SFL'in kendi iç çatışması, ilk ölüsü.

Leo... affetmeli. Bilmiyordu. Jacob bilmiyordu.

Lanet olsun. Pamelia, Jon... kahrolacak.

Kulaklarına varan hırıltılı nefes, düşünceleri tek bir seferde parçalayıp atarken kızın gözleri kocaman açıldı ve elini dokunmaya korktuğu yıpranmış bedene doğru eğildi. Kulağını çocuğun kanlı göğsüne dayadı, yapışkan kırmızılık tüm suratını kapladı, saçlarına bulaştı. Zayıfça çırpınan kalbi, küçük bir çocuk edasında sessizdi. Son tıklamaları... Belki de geç olmadığını umarak, karanlıkta gördüğü tek ele uzandı ve çocuğun başını dizlerinin üzerine almaya çalıştı. Kanı ziyan olup akarken burnu bakırımsı kokuyla dolmuştu. Saçlarını bağladığı bez parçasını çözdü ve omuzlarına düşmelerine izin verdi. Bezi göğsüne, en fazla kanın çıktığını düşündüğü yere bastırdı, bu haliyle bağlaması imkânsızdı. Yapabileceği en fazla buydu. Gözlerine dolan yaşlar görünüşü bulanıklaştırıyordu, ama düşmelerine izin vermedi.

"LEO!" Biriniz... "DEMYX! FAE!" Herhangi biriniz...

İşe yaramaz asası, kamptaki çadırındaydı.
Melodie, geldiklerinden beri ilk defa, cennet olarak gördüğü kadim Silvanesti'ye lanetler ediyordu.

- RP SONU.

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Gümüş Alevler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: