Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Zümrüt Şüpheler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Zümrüt Şüpheler   Salı Ara. 25, 2012 12:10 am

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fyodor Nicolai Petrenko
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Salı Ara. 25, 2012 1:08 am

    Gökyüzü, sık ağaçlarla çevirili olan ormanın izin verdiği ölçüde aydınlanıyordu. Burada, bu sert coğrafyada egemen olan tek şey doğaydı belki de. Bir dâhinin peşine takılmış bir avuç insan önceki hayatlarını geride bırakmış ve sanki yeniden uygarlığı yaratırcasına her şeye sıfır noktasından başlamışlardı. Yokluk, kamp arasında dolanan ve genç büyücüler ile cadıları sınayan telaffuzu zor bir kelimeydi. Korkunun ve endişenin arasında yeşeren ümitleri vardı onların. Belki de isyan ateşi bu ümitler sayesinde durmadan harlanıyor, durmadan gökyüzüne doğru yeni bir düzenin başlangıcıymışçasına mesajlar taşıyordu.

    Kampta henüz günün ilk saatleri ile başlayan hareketlenme sayesinde acı dolu uykusundan uyandı büyücü. Yavaşta bedeni saran hayvan derisini üzerinden sıyırdı. Geride bıraktığı hayatı üzerinden kaç takvim yaprağı koparılmıştı, bilemiyordu. Zaten hiçbir zaman vazgeçmeyeceği kadar değerli bir şeye sahip olmamıştı. Sırf bu yüzden bugününü bu kampta geçiyor, yarınını ise Serpent’in fikirlerine emanet edebiliyordu. Buradaki insanlara karşı hissettiği duygular tek sözcük etrafında şekilleniyordu: Aidiyet. Daha önce hissetmediği kadar yakın hissediyordu kendini bu insanlara. Onlara aitti, onların fikirlerine bir parça da olsa sahipti, dolayısıyla onların yaşantısını kendi yaşantısında birleştirmişti. Fyodor için her şey bu kadar basitti! Çadırından kafasını dışarı uzattığında ise sakin bir şekilde yeni güne hazırlanan grup üyelerini gördü karşısında. Dünden kalan bir parça yaban elmasını gizlediği yerden çıkartıp midesini götürdü; lakin açlık giderek onu ruhsal ve bedensel açıdan rahatsız eder hale getirmişti. Kampın orta yerinde sönmeye yüz tutmuş ateşten çıkan bir parça kül rüzgârda oradan oraya doğru savruluyordu. Genç büyücünün gözleri ilk olarak Spring ila Floja’ya takıldı. İki genç kız geceden kalan ateşin etrafına oturmuşlar, hararetli bir şekilde konuşuyorlardı. Bir an için hala modaya, makyaja dair derin bir sohbete giriştiklerini düşündü, hafifçe gülümsedi. Hemen birkaç adım ötelerinde Jacob bir ağaca sırtını yaslamış, gökyüzüne doğru bakıyordu. Daha yeni çadırından çıkmakta olan Sunset ise yorgun bir gecenin izlerini taşıyor gibiydi. Fyodor bu manzaranın içinde kendini küçük bir nokta gibi hissedip, yavaşça kampın su deposuna doğru yöneldi. Attığı her adımla beraber birkaç gündür boyunda taşımakta olduğu sır giderek de daha ağırlaşmaya başladı. Kuşkulu gözlerle etrafını süzerek ağaçtan yapılma küçük su yalağının önüne kadar gelebildi.

    İki avucu arasına dolan su ile ilk önce yüzünü yıkadı. Ferahlık yavaş yavaş bedenine doğru yayılmıştı. Daha sonra ise kana kana sudan içti. Yalnız olduğunu düşünüyordu, fakat bir çift meraklı göz hemen ardında idi. Arkasına döndüğünde ise Melodie’nin tatlı sert bakışları ile karşılaştı. Sanki muziplik yapıp da annesine yakalanan bir çocuk misali bakışlarını hemen cadının üzerinden çekti. Dikkatsizliği yüzünden ıslanan tişörtünün altında ise boyunda taşımakta olduğu sır belirmeye başlamıştı.



daha uzun ve güzel yazmak isterdim. kusra bakma bi dahakine artık.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Salı Ara. 25, 2012 9:12 pm

Yaklaşık bir saattir etrafında dönen muhabbetten habersiz, odakladığı okyanus gözleri ile tek bir çadırı izliyordu Melodie. Efsunlu çimenlerin üzerinde çember oluşturarak oturmuş Fae, Demyx, Aimée, Quillathe ve Jon'ın, her biri dikkatlerini önlerindeki iş ile konuştukları konu arasında ikiye ayırmıştı. Eritheia, endişesini saklamakta pek başarılı olamadığı asil sesi ile konuşuyordu, bir an için dikkati konuşmalara yöneldi kızın.

"Sayı olarak az kişi olacaklar, karşılarına neyin çıkacağını kim bilebilir?"

"Ben olsam Jacob yanlarında olduğu sürece karşılarına çıkacak şey hakkında daha fazla endişelenirdim." Konuşan bunu birinci elden tatmış Demyx'di. Gözleri umursamazlık doluydu.

"O kadar da basit olacağını sanmıyorum. Ayrıca bu Serpent'ın emri." Quillathe Jake'in yaslandığı ağaca doğru bir bakış attı ve sessini biraz daha azalttı.

Melodie de bir an için o sabah kendisine şartlandırmış olduğu görevini unutup kurdun yaslandığı ağaca doğru kaldırdı gözlerini. Düşünceler Jake'in yüzünü tamamen istila etmiş bir biçimde onu yetişkin biri gibi gösteriyorlardı. Kaşlarının ortasındaki çizgi kalınlaşmıştı, ciddiyetine paralel bir şekilde.

"...ten de emin misin?"

Bir an için başını tekrar çevirdi ve gözlerin kendisine bakmakta olduğunu gördü, en ciddi iki göze odaklandı kız. Eritheia, cevabı bilir bakışlarıyla onu toprağa gömüyordu.

"Elbette."

Cevap telafiydi ve çoğunun da bildiği türdendi. Fae, keşif konusunun açığa çıktığı günden beri değişik sebeplerle fikrini değiştirmeye çalışıyordu, son zamanlarda kozunu Cesear'dan yana kullanıyordu kız. Mel, kızın aklında şekillenen yine bir dolu mantıklı cümleyi gözlerinden okuyabiliyordu, yalnız kaldıklarında onları üzerinde kullanmaktan çekinmeyecekti Venüs.

Bir anda gözüne ilişen kıpırtı ile gözleri tekrar bir süre önce odaklandıkları yere doğru döndü ve kalbi hafifçe kıpırdadı kızın. Fyodor, umursamazca saldığı saçlarını yüzünün önünden çekerek gözleri uyku dolu bir biçimde çadırından çıktı ve etrafa bakındı. Kısaca üzerine baktı kız, geçen sefer gördüğünde boynundaydı, ama şimdi giydiği bol yakalı hırkadan orada olup olmadığı belli değildi. Dikkatlice izledi çocuğu, bir yandan da fark ettirmemeye çalışarak. Gözlerine, iki üç gecedir zihnine dolan görülerin odak noktası olan zümrütün parlayan resmi geldiğinde ürpermekten kendini alamadı. Fyodor yüzüne su çarparken bir çırpıda ayağa kalktı ve ona doğru yaklaştı, bir kedi edasında.

Arkasına döndüğünde hala suların eseri minik damlalar kirpiklerindeydi, ama bu damlalar çocuğun rahatsızlığını saklamaya yetmedi. Önüne damlayan sular giysisini boynunda asılı olan taşın yüzeyine yapıştırdığında, içten bir gülümseme Melodie'nin dudaklarına oturdu. Arasındaki mesafeyi koruyarak sağ işaret parmağını kaldırdı ve penyesinin üzerinden taşa dokundu, kasıtlı olarak elini bir süre orda tuttu.

"Bu ne? İsyandan sonra kimsenin yanına bir şey almadığını sanıyordum."

Çocuğun sertleşen yüz hatlarını keyifle izledi ve herkesin içinde dikkat çekmemek için elini tekrar yanına aldı. "Yakacak hiçbir şey kalmamış. Zahmet olmazsa bana yardımcı olmaya gelir misin?"

Çocuk kampa doğru gözlerini gezdirdi, neden bu göreve kendisinin yerine başkasının seçilmediğini öğrenmek ister gibi. Melodie hızla söze atıldı.

"Hepsinin kendine göre işi var, onlardan isteyemem. Sen boşsun."

Hiçbir çıkarı olmadığını göstermeye çalışan bir tatlılıkla gülümsedi çocuğa, tepkisini damla damla ölçerek.

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fyodor Nicolai Petrenko
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Çarş. Ara. 26, 2012 8:39 am

    Tedirginlik, birkaç dakika boyunca süren suskunluğunun ardından bedeni saran yeni duygunun adıydı. Daha önceleri yaşamadığı bu duygu, hayata sıfırdan katılan her yeni duygu gibi damağında kekremsi bir tat bırakıyordu. Fyodor için duygular da tıpkı yiyecekler gibi bir tada haizdi. Şu an hissettiği tat, daha önce hiç algılamadığı egzotik bir meyvenin bilinmezliğiydi. Cadının gözleri kendi ele veremeyecek kadar derindi, tıpkı büyük bir denizin sonu gelmez maviliğini yansıtan tarzda bir derinlik. Üzerinde var olan duygular korkuya dönüşmeden önce bir tepki vermesi gerektiğinin farkındaydı. Çünkü uzun zaman sonra korkunun tadına bakmayı hiç mi hiç istemiyordu. Çocukluğundan beri izleri bir türlü damağından gitmeyen o limonun insanın içini dahi ekşiten tadından kaçınmak Fyodor’un şu an için en büyük arzusuydu.

    Çaresiz bir şekilde cadının önerisini kabul etti. Suskun bir şekilde sadece vücut hareketiyle onu onayladı. Orman içlerine doğru yürürken her ikisi de sessizliğe gömülmüştü. Sessizliği bozan tek şey ise rüzgârın ağaçların arasında raks edişi idi. Büyücünün kulaklarında yankılanan bu uğultu içine düştüğü duruma karşı odaklanmasına engel oluyordu. Düşünmeliydi ve mantık sınırları dâhilinde Melodie’nin meraktan çatlayan gözlerine bir parça huzur bahşetmeliydi. Suçlu değildi fakat bir suçluya ait derin izler taşıyordu. Bir an önce bu psikolojiden kurtulması gerektiğini biliyordu.

    Bir an için yürümekte oldukları çeşitli bitkilerle çevirili yolun bir köşesinde öylece duraksadı. Boyunda taşıdığı ağırlık daha fazla adım atmasına mani oluyordu. Aralarında açılan mesafe ile birlikte Melodie’nin içine düşen kuşku tohumları filizlenmeye yüz tutmuş gibiydi. Elini tişörtünün altına götürdü, yavaşça zümrüt kolyeyi meydana çıkardı. Parmakları kolyenin yıllara meydan okuyan desenleri arasında gezinirken, gözleri ise hala ilk günkü parıldayan zümrüt renginden kendini alamıyordu. Belki de gizlediklerini gün yüze çıkarmanın verdiği rahatlık ile konuşmaya cesaret edebildi, hem de kesintisiz olarak cadının şaşkınlıktan deliye dönen gözlerine bakarak:

    ‘‘ Cevabı olmayan sorulara sahipsin Melodie. Ve gözlerin, zihninde yakaladığın imgeleri ele veriyor. Sırlar var benden başka kimsenin vakıf olamadığı. Sırlar var keşfettiğimden beri yakamı bir türlü bırakmayan ve her gece kabuslarıma ortak olan. Bu karanlık orman sadece bize dair yalnızlıkları taşımıyor Mel.’’

    Fyodor bir anlığına duraksadı. Aslında hala kendisine ait gizleri cadının ruhuna aktarma konusunda emin değildi. Hafif rüzgârda dağılan saçlarını toparladı ve boğazını temizleyip sözlerine devam etti:

    ‘‘ Zihninde yankılanan sorulara cevaplar mı istiyorsun?’’

    Fyodor’un işaret parmağı yürüdükleri yamacın ardını gösterdi:

    ‘‘ İşte tüm cevaplar orada, bu tepein ardında!''

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Çarş. Ara. 26, 2012 12:45 pm

Çocuğun böylesine itaatkâr bir biçimde teklifini kabul edeceğini beklememişti Mel, biraz daha direnişe hazırlamıştı kendisini oysa. Ama diğer bir yandan düşündüğünde, elbette, tek seçeneği buydu. Kızdan ne kadar şüphelenirse şüphelensin, onu reddetmesi büyük ihtimalle normalden daha fazla ilgi çekerdi. Her halükarda, çocuk ormanın kıyısına doğru yerdeki yaprakların eşlik ettiği seslerle beraber ilerledi. Melodie ise şu ana kadar her şeyin olması gerektiği gibi gittiğinin bir sonucu olarak memnun bir şekilde onu takip ediyordu. Gözden uzaklaşana kadar ikisi de ses çıkarmadı, aralarındaki sessizlik, ikisinin de başlamak için birbirlerini beklediğinden mi, yoksa Fyodor'un hâlâ bu işten sıyrılmak için umudunun olduğundan mı kaynaklanıyordu, belli değildi. Sebep ne olursa olsun, bazı cevaplar öğrenip aç zihnini tatmin edene kadar kampa dönmeyecekti, aynı şekilde ona da izin vermeyecekti. Bu kararlılık önüne bir engel çıkardığında ise, sinirlerinin gerildiğini yeni fark ediyordu. Asası yanında değildi, olsa bile bir işe yaramazdı. Bu etkeni düşününce eğer Fyodor ayrılmaya karar verirse onu nasıl durduracağını merak etti ve bir iki dakika öncesinin aksine güçsüz hissetti.

İlk sesi çıkaran Fyodor oldu, rüzgârın bile ürpertisini geçen bir derinlikle konuşmaya başladığında Melodie de gerginliğini üzerinden atmış ve söyleyeceklerini düşünüp sıraya koymaya çalışıyordu. Çocuk görülerinden dem vurduğunda bir an için zihnindeki her şey geri çekildi ve kız sessiz bir şaşkınlıkla ifadesiz suratına bakakaldı. Boş bulunmuşluğunu belli etmekten nefret etmişti, ama zihni bir an için durup çocuğun özel bir yeteneğinin olup olmadığını hatırlamaya çalıştı. Bildiği kadarıyla yoktu, peki Melodie görülerini belli edecek ne yapmıştı? Bir an için dikkati çocuktan ayrılıp kendi hatasını aramaya yoğunlaşsa da, hata yapanın kendisi olmadığını biliyordu. Geldiklerinden beri bilmem kaç tane görüye tanık olmuştu ve hemen hemen hepsi kamptakiler ve onların özel hayatlarıyla ilgiliydi, bunun dışında bir konunun dışına çıkamıyordu kız. Eğer belli etmiş olsaydı, diğerleri çoktan fark ederdi. Elbette, böyle olmalıydı. Fyodor'a özel bir durum. Yine de etkilenmekten kendini alamadı. Bir an için çok da çabalamadığı bir sesle umursamaz bir ifade takındı.

"İmgeler? Neden bahsettiğini bilmiyorum... ama diyelim ki dediklerin doğruydu, o halde benim gibi gücünü ikiye katlamış bir görücünün, sıklıkla imgeler alması yanlış mı olurdu?"

Kendini beğendiği bölümü abartarak belli ettiğinde çocuğa sırtını döndü ve etrafına bakınarak kampın ne tarafta kaldığını bulmaya çalıştı. Bir anlık kafa karışıklığıyla yön duygusu kaybolmuştu, aksine oldukça sakin görünen Fyodor'a döndü tekrar.

"Ama hayır, sen görülerimin nelerle ilgili olduğunu bildiğini düşünüyorsun. Oldukça iddialı bir tez."

Çocuk tepeyi gösterdiğinde şüpheli gözlere o tarafa baktı, sık ağaçların arasından görünen uç, güneşle beraber güzel bir manzara oluşturuyordu. O kadar uzağa daha önce tek başına gitmiş miydi? Bunu düşünmek, bir an içinki eğlenmiş ruh halini silip attı ve çocuğa karşı beslediği acı şüphe çıktı tekrar gün yüzüne.

"Benimle oyun mu oynuyorsun, Nikolai? Ayrıca..."

Ne kadar kendini zorlayıp onu yargılamaya çalışsa da gözlerindeki gerçeği görmemezlikten gelemiyordu. Sonuçta o Melodie'ydi ve derin bir nefes alıp yenilmiş bir tavırla gözlerini tepeden ayırmadan konuştu.

"...orada ne var?"

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fyodor Nicolai Petrenko
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Çarş. Ara. 26, 2012 7:27 pm


    Sessiz ve durgun bir şekilde cadının sözlerini takip etmeye çalıştı. Ağaçların ardına gizlenen güneş yolunu aydınlatamaz olmuştu artık. Sanki hiç bitmeyecek, hiç tükenmeyecek bir enerji ile cadıya söylediği sözcüklerden pişmanlık duyuyordu. Oysa ne kadar da rahat hissetmişti içindekileri kusarken. Öylece ulu orta yere akıtmıştı zehrini. Cadının sözleri bir tokat misali yüzüne çarparken cesareti kırılmıştı. Ama artık geri dönülmez bir yola girişmişti. Melodie’nin merakını dindirmek isterken yeni sorulara, yeni bilinmezliklere yol açmıştı belli ki. Artık cadının gözleri daha büyük bir iştahla bakıyordu.

    Düşündü, hafızanın derinliklerinde yer alan anları geri getirmeye başladı bir bir. Tıpkı eskimiş bir kütüphanenin tozlu raflarına gizlenmiş kitaplar misali zihnini her şeyin başladığı o sisle güne çevirdi. Sıklıkla çıktığı yolcuklardan birindeydi. Kamptan ve grup üyelerinden uzakta, tehlikenin hemen yanı başında ilerliyordu. Gözlerinde kapantıda ise o muhteşem yapının her bir detayını rahatça hatırlayabiliyordu Fyodor. Ve boyundaki zümrüt kolye… Yokluğun içinde ona bahşedilmiş nadide bir hediyeydi o. Sahip olduğu yegane şey. Bütün bu karmaşanın ve Mel’e karşı gösterdiği cüretkârlığın tek sebebi.

    Cadıya attığı her adımla beraber aralarındaki mesafenin mecazi anlamda daraldığını hissetti. Gergin bir şekilde paylaşan bu yolculuğun bir arkadaşlığa, bir sırdaşlığa dönüşmesini temenni etti. Kafasındaki düşünceleri artık daha iyi oturtmuştu Fyodor. Anlatmalıydı, daha fazlasını anlatmalıydı ona. Gördüklerinin ötesini, gizem dolu tapınakta gezinirken hissettiklerinden bahsetmeliydi ona.

    ‘‘ Küstahlığımdan ötürü beni bağışla Mel. Bu ortam ve yaşadığımız bu yeni hayat düzeninin etkisi olacak ki bana kuşkuyla yaklaştığını düşündüğüm herkese karşı otomatik olarak tavır geliştiriyorum. Belki de bu ormanın benim üzerimde yarattığı bir etki bu durum, bilemiyorum. ‘‘

    Cadının yumuşamakta olan bakışlarının etkisinde kalarak sözlerine devam etti:

    ‘‘ Her şey birkaç hafta önce başladı. Sıradan bir güne dair derin izler taşıyan o günün sabahında yine her zamanki gibi gözlerden uzaklarda yaşamaya çalışıyordum Mel. Yürüdüm, epeyce yürüdüm. Bir ara kaybolduğumu bile düşündüm. Ta ki karşıma o muhteşem yer çıkasıya kadar. Önceleri ürkekçe uzaktan seyretmekle yetindim, fakat merakıma yenik düşündüğüm bir an ayaklarım kendiliğinden beni ona götürdü Mel. Ölüler diyarıydı orası. Ölülere ait yıllanmış bir tapınaktı. ‘‘

    Yutkundu ve bir süre duraksadı sadece. Daha fazlasını anlatmak konusunda emin olamıyordu bir türlü. Kafasının içinde yer alan benlikler kendi aralarında kavgaya tutuşmuştu. Kimi Fyodor’lar Mel’e güvenmesi gerektiğini söylerken, kimileri ise yaptığının çok yanlış bir şey olduğu konusunda büyücüyü kesin bir dille uyarıyordu. Beyninin içinde kurulmuş olan mecliste hararetli bir oturum yapılmakta idi. Fyodor’un içinde yankılanan sesler, büyücü tekrar zihninin kontrolünü ele alasıya kadar sürdü. Tekrardan ciğerlerine hava doldu, ses telleri titreşmeye ve ağzı kıpırdamaya başladı:

    ‘‘ Gördüğün imgeler konusunda en ufak bir fikrim bile yok. Sadece ucuz bir tahmin işte. Senden kaçmak, senden saklanmak adına ortaya atılmış saçma bir çift söz dizisi. Fakat saklamaktan yoruldum artık. Seni o tepenin ardında, orada duran kalıntılara götürmek istiyorum. Lakin sana güvenebilir miyim, bir türlü karar veremiyorum. ’'

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Perş. Ara. 27, 2012 3:49 pm

Çocuk sonunda anlatmaya başladığında kendi içinde yaşadığı çelişkiyi görebiliyordu Melodie. Bir an için kendi amacını unutup ona daha fazla çabalamamasını söylemeyi istedi. Anlatmasına gerek olmadığını, eğer bu kadar acı veriyorsa kendisiyle paylaşmasının lüzumsuz olacağını söyleyecekti. Ancak saniyenin onda biri kadar bir zaman diliminde bu saçma yaklaşımı zihninin en derinliklerine fırlattı, bir daha öylesine bir yumuşak başlılık göstermemek üzere. Tekrar gerçek düşüncelerine kavuştuğunda Fyodor'un sonunda mantıklı ve uzun cümleler kurmaya başladığını fark edip heyecanlandı.

Gözleri aynı anda tepeyi süzerken diğer bir yandan da kelimelerin dudaklarından çıkmasına izin veriyordu Nikolai. Silvanesti'nin üşütmeyen tatlı esimleri çocuğun uzun saçlarının arasında oynarken, Melodie'nin dikkatsizce toplanmış saç tellerini gözlerinin önüne düşürüyordu. Sonunda her şeyi tamamen anlattığını düşündüğünde duraksadı, gözlerindeki ikilem kızı ölesiye rahatsız etmişti. Ama ondan önce, görüleriyle ilgili yaptığı yorumun tamamen uydurma olduğunu duymak kızdırmıştı onu. Bir an için gerçekten de güçsüzce ifşa edildiğini sanmıştı, oysa ki bunların hepsi çocuğun sadece bir anlık incelemesinin basit bir meyvesiydi. Hem bu, hem de kendisine olan güvensizlik birleştiğinde, şekilli kaşları çatıldı. Huysuz bir sesle cevap verirken iki yumruğunu küçük bir kız gibi bedeninin iki tarafında sıktığının farkında değildi.

"Bulunduğun yere bak ve nasıl geldiğimizi hatırla Fyodor. Senle bu kardeşlik dediğimiz şey çocuk oyuncağı edilebilecek kadar ucuz mu? Serpent bana olan bu güvensizliğini duysaydı, hayal kırıklığına uğrardı."

Tamamen sinirle ve düşünülmeden verilmiş bir tepkiydi. İçinde ne kadar gerçeklik payı bulunsa da, Serpent'dan dem vurarak sadece onu mutsuz etmek istemişti. Yine de derin bir nefes aldı ve parmaklarını rahatlattı, şimdi daha gerçek olan düşüncelerinin su yüzüne çıktığını hissedebiliyordu.

"Seni zorlayamam, ancak burada sahip olduğun insanlar arkadaşların. Ailen. Leo bize bunu verdi. Ve diğer bir yandan da, bana güvenmeseydin hiçbir güç ağzından şu ana kadar anlattıklarını alamazdı, Fyodor. Böyle düşünüyorum."

Bir kere daha derin bir nefes alarak çocuğun yenilgisini kabul etmesini bekledi ve sonunda söyledikleri üzerine biraz düşündü. Aç gözlerle tepeye doğru bakındı.

"Şimdi şu tapınağı bana gösterir misin?"

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fyodor Nicolai Petrenko
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Cuma Ara. 28, 2012 5:34 pm


    Usul usul yürüyorlardı tepenin yeşillikleri arasında. Sessiz geçen birkaç dakikanın ardından Mel’in yüzünde yansıyan tebessüme binaen mutluluk duyuyordu Fyodor. Şu an için yalnızlığı hayatından ötelemişti. Esinti tepenin başına yaklaştıkça saçlarını daha çok dalgalandırmaya başladı. Pislikle boğuşan saçları rüzgar sayesinde ferahlıyordu. Bu taze hava, etrafa yayılmış kır çiçeklerin kokusu ve en önemli bir insanla bir şeyler paylaşmanın verdiği o tarifsiz huzur Fyodor’un kendisini oldukça iyi hissetmesini sağlıyordu. Gözlerden uzaklarda yaşanan değersiz hayatlara sahip olsalar da büyücülük dünyasının kaderini yeniden çizmek adına her doğan güne yeni bir inatla başlıyordu her ikisi de. Belki de Melodie’nin sözlerinde bu inatın küçük bir özeti gizliydi. Cadı sözleri ile kardeşliğin kan bağından da öte oluşun küçük bir resmini çizmişti. Güven duygusu bütün vücudunu sarmalayan bir sıcaklığa dönüştüğü vakit büyücünün kasları gevşemiş, yüz hatları yumuşamış ve gözleri güler olmuştu.

    ‘‘ Yaklaştık, çok yaklaştık! ’’


    Tepenin hemen ardında uzanan vadi bütün ihtişamı ile iki yabancıyı selamladı. Hemen karşılarında duran sıra dağlarının başında yükselen duman sanki uzaklarda kalmış birilerine onların geldiğini haber veriyordu. Ve vadinin orta yerine kurulmuş binler yıl öncesine ait küçük bir tapınak ise yüzünü güneş dönmüş, usul usul yaklaşmakta olan misafirlerini bekliyordu. Ormanın derinliklerinden kurtulduktan sonra hayatlarına uzun zamandır yüzünü unuttukları bir arkadaşları daha katılmıştı: Güneş! Fyodor gözleri acıyasıya kadar güneşe baktı. Alacakaranlığın içinden çıkıp güneşe dönmek büyücüye yaşama sevinci kattı. Bu temiz duygular büyücünün yüzünden okunabiliyordu. Parmakları vadinin ortasındaki muhteşem gösterdi büyücünün:

    ‘‘ İşte orada! Tüm sakladığım şey orada Mel ’’

    Tepeden aşağıya doğru tıpkı iki küçük çocuk misali koşar adımlarla indiler. Çığlıkları ise derin vadiyi saran iki yükseklik arasında gidip durdu. Yalnızlığa gömülmüş bu toprakların huzurunu kaçıyorlardı ama bu durum her ikisi için de çok küçük bir detaydan ibaret görünüyordu.

    Artık iyice yaklaşmışlardı tapınağa. Fyodor’un heyecanı gözlerinden okunuyordu. Cadının gözlerinde heyecanın yanı sıra endişenin izlerine rastlamak mümkündü. Fakat büyücü yaşanılan o anın etkisinden olsa gerek bu durumu hissedemedi. Konuşmaya başladığında ise büyücünün sesi uzun zamandır kimsenin tanık olmadığı kadar canlı çıkmıştı:

    ‘‘ Ne dersin Melodie, içine girelim mi artık? ’’


    Tapınak.:
     


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Melodie Riley
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 2640
Kayıt tarihi : 25/06/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Ptsi Ocak 07, 2013 5:29 pm

Sözlerinin bir an için çocuğa ulaşıp ulaşmayacağından emin olamamıştı ve sonraki hamlesini sessizce gözetliyordu. Ama yola koyulduklarında bir nedenden ötürü neşesinin yerine gelmiş olduğunu fark etti aniden. Yine tapınağa gidiyor olduğu için miydi? Merak tekrar kızı sarmalarken görüşlerinin güvende olduğu hissine odaklandı. Paranoyanın dibine vurmuş olduğu gerçeği her ne kadar düşünmeyi ertelemeyi tercih ettiği bir durum olsa da yine güvende hissediyordu sonuçta. Ayrıca Fyodor'un eski gizemli halinden sıyrılmış olması da iyiye işaretti. Yola çok fazla dikkat etmediğini fark edince bir an için pişman oldu ve gerisine bakındı, Fyodor yokken buraya tek başına gelmek isteyebilirdi. Yolu tekrar kavradığında hafif yokuştan aşağı indiler.

"Burada hava biraz daha mı farklı, yoksa kendi hayal gücüm mü?"

Sonunda tapınak boydan boya görünür hale geldiğinde bir an için durakladı ve alıcı gözle süzdü yapıyı. Silvanesti'ye ilk geldiği zamanlarda kamp kurdukları yerlerin neredeyse bir cennet güzelliğinde parıldadığını düşünmüştü kız, ancak buraya kıyasla oranın hiçbir pırıltısı kalmıyordu. Binbir çeşit renk yeşilliğe eşlik ederken kulaklarına gelen sesleri çözümleyemiyordu. Fyodor'un sesine yansıyan mutluluğunu fark ettiğinde daldığını fark etti ve yürümeye devam ederek ona yetişti.

"Seni bu kadar heyecanlandıran şeyin ne olduğunu merak etmiyor değilim. Ama diğer bir yandan, burada beni ürperten bir şeyler var."

Kendini şartlandırmamak için cümlesini hemen bitirdi ve çocuğu içeri doğru takip etti.

_________________

I knew that you would scream 'THANK YOU' from the bottom of your heart until the
very end. Holding back your tears & smiles while saying goodbye is kind of lonely, isn't it?

why so cute, rouvas:
 

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fyodor Nicolai Petrenko
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 561
Kayıt tarihi : 06/09/10

MesajKonu: Geri: Zümrüt Şüpheler   Cuma Ocak 18, 2013 10:34 pm

    Dar ve yılların izlerini taşıyan bir koridor içinden sessiz sakin ilerlediler. Korkuya benzer bir şey vardı havada, tıpkı böğürtlen tadında. Bu ıssız, yaşamdan yoksun mabede daha önceleri de gelmesine rağmen ilk kez bu kadar tedirgindi Fyodor. Gözlerindeki heyecan kaybolmuştu ve yanlış bir şeylerin yaptığını farkına varırcasına ayakları geri adım istiyordu. Fakat kendisini takip eden cadıyı merakta bırakmamak adına içindeki endişeleri sessizliğin içinde yoruyor ve tüm korkuları bedeni titreyip yok olasıya kadar sancılı bir şekilde yürüyordu. Dar ve karanlık koridorun sonunda belirlemeye başlayan ışık gözlerini kamaştırmaya başlamıştı. Daha da hızlanmıştı istemsiz olarak. Koşmuyordu fakat koşar adımlarla yürüyordu. Yolun sonuna yaklaştığında yani ışığa ulaşmak üzere iken birden durdu. Kaskatı kesilen bedeni tıpkı masal kitaplarında rastladığı o taşlamış zebanilere benziyordu. Büyük Galderon ve Sıradışı Hikayeleri… Annesinin dillendirdiği karakterler zihninde belirlemeye başladı birden. Fakat bedenine temas eden soğuk bir tenin etkisi ile son günlerde sık sık dalıp durduğu uyanık rüyalarının birinden daha kurtulmayı başardı. Melodie, büyücünün bu ani hareketini tahmin edememişti ve karanlığın tesiri ile büyücüye hafifçe çarptı. Kulaklarını dört açan büyücü bir yılan misali sessizce tısladı:

    ‘‘ Bir ses duydun mu Melodie, sanki birileri çığlık attı. ’’

    Cadıdan gelen olumsuz yanıt sonrası herşeyin mekanın yarattığı bir efham olduğu hissine kapıldı yine de tüm endişelerini bir kenara bırakamadı. Yeniden ışığa, tapınağın merkezinde bulunan lahite doğru yürümeye koyuldu.

    Tapınağın merkezine ulaştıklarında kendilerini taştan yapılmış ve hala ilk günkü ihtişamını koruyan bir lahit karşıladı. Lahit, etrafındaki işlemeler ve üzerinde duran insan bedeni andıran dikdörtgenler prizması biçimindeki yapı ile dar odayı boydan boya kaplıyordu. Taş mezar üzerinde dikkat çeken ilk noktalardan biri ise insan siluetindeki yapının boyun bölgesine tekabül eden kolye şeklinde bir boşluğa sahip olması idi. Fyodor birkaç adım geriye çekilmiş, cadıya lahiti inceleme fırsatı tanımıştı.

    Melodie tüm dikkatini taş mezara vermiş iken büyücünün kulaklarında tekrar aynı ses yankılandı. Giderek şiddetlenen ses dalgaları bedeninde müthiş bir acıya sebebiyet veriyordu. Elleri ile iki kulağını birden kapatmaya çalıştı fakat yine de sesi işitmesine engel olamadı. Derinlerden gelen bir ses sürekli olarak Fyodor’a aynı şekilde bağırıyordu:

    ‘‘ Ereptor, Ereptor, Ereptor... ’’ *

    Daha fazla dayanamadı bedeni bu rahatsız edici edici sese. Yere çömeldi ve hızlı hızlı soluk almaya başladı. Birkaç saniye sonra ise büyücünün haykırışı tüm tapınağı inletecek cinstendi:

    ‘‘ Yeteeerrrrr ! ’’


* Ereptor: Hırsız

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Zümrüt Şüpheler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: