Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Uçurum

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Uçurum   Paz Ocak 06, 2013 10:26 pm




FREJA FEODORA & GARLYN EDMUND LLOYD
How many days and nights will come and go. While the only light you'll see is from my glow,
There will never be a dawn that breaks the spell surrounding us.
Til the earth dies with the sun.
And you are the wolf. And I am the moon. And in the endless sky we are but one.
We are alive in my dreams,
Wolf and I.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Uçurum   Paz Ocak 06, 2013 11:03 pm

Göğüs kafesini delip geçen kuvvetli bir ağrıyla kabuslarla donatılan uykusundan uyanan cadı, yatağının yeniden boş olduğunu idrak ettiğinde gözyaşlarını saklamayı yeğledi. Günlerdir ve hatta haftalardır onun yokluğunu iliklerine dek hissediyordu. Serpent'ın da ortadan kaybolmasıyla birlikte cevapsız kalan onca soru zihnine hücum ederken özlem bir tümör misali vücuduna yayılmaya devam ediyordu. Amansız bir hastalığın kurbanıymış gibi bitkin düşmüştü lakin gücünden ödün vermemekte bir hayli kararlıydı. Nerede olduğunu, neyin peşinde olduğunu ve en önemlisi de nasıl olduğunu bilememek her geçen gün ruhunu pare pare işgal eden endişeye yenik düşmesine sebebiyet veriyordu. Sağ eli göğsüne doğru yöneldiğinde derin bir nefesle ciğerlerini dolduran Feodora, içindeki kargaşayı durdurmaya çalıştı. Ancak başarılı olamadığı keskin bir hançer misali kendini ifşa ettiğinde ise başını öne doğru eğdi. Gür saçları görüş alanını engellediğinde buz mavisi gözünden süzülen bir damla yaş verdiği savaşa yenik düşmüştü. Lanet olsun sana Lloyd. İç sesi tüm öfkesini kusarken kendine gelmek için büyük bir uğraş sarf ediyordu. Ondan mahrum olmak ve özellikle de yalnızlığı tatmak Feodora kızı için fazlasıyla zor ve bir diğer açıdan da acı verici bir imtihandı. Ve buna daha ne kadar katlanabileceğini kestiremiyordu doğrusu.

Ani bir reflekse kafasını kaldıran Freja, elinin tersiyle azat ettiği yaşın akabinde sert kumaşı üzerinden çekerek ayaklandı. Zifiri karanlığa doğru ilerleyen hırçın adımları, henüz her yerini bilmediği bu yerde kaybolmasına yataklık edebilirdi lakin umurunda değildi. Ona gitmek istiyordu, bildiği tek şey buydu. Kalbi onun çok yakında olduğunu fısıldarken gitmekten başka hiçbir çaresi yoktu. Adımları peşi sıra birbirini kovalarken ürperen bedenine aldırış etmiyordu, ardında bıraktığı büyük ağaçları bile saymıyordu artık. Peki ya, korku? Korku damarlarında gezmiyordu bile şu an için. Kesik nefes alışlarıyla beraber ilerlemeye devam ederken kulaklarında yankılanan inleyiş tüm dikkatini yerle bir etmeyi başarmıştı. Duraksayıp etrafına bakındığında ise hiçbir şey göremiyor olmasına karşın asasını kavrayarak bir demet ışık hüzmesinin geceyi aydınlatmasına müsaade etti. Ve hemen ardından karşı karşıya kaldığı an kalbinin sıkışmasına sebep oldu. Bir ağaca yaslanmış halde duran siluet sevdiği adamdan başkası olamazdı. “Seni lanet olası herif!” Dudaklarından dökülen kelimelere kendi bile inanamıyordu lakin içinde peydahlanan öfke öylesine yoğundu ki attığı her bir adımla birlikte çoğalmaya devam ediyordu. “Seni kendi ellerimle öldürebilirdim, Garlyn! Seni kendi elle-” Büyücünün yanına vardığında karşılaştığı manzara dudaklarını mühürlemişti. Göğsündeki derin kesiği ve yer yer kanı fark ettiğinde asası parmaklarının arasından düşüvermişti. “Ben..” Dizlerinin üstüne doğru çöken cadı, büyücünün yanağını okşadığında birkaç kelime sarf etmek için çabaladı. “Çok... Çok üzgünüm, sevgilim. İyi olacaksın, sana söz veriyorum,” dediğinde boğazında düğümlenen hıçkırığı serbest bırakmamak için elinden geleni yapmıştı. Yırtık bez parçasının ardındaki yarayı aralayarak ne durumda olduğunu görmeye çalıştığında burkulan yüreği buna nasıl göğüs gereceğini kestiremiyordu bir türlü. Endişelenmemesi gerektiğini biliyordu zira o bir kurt adamdı fakat bu haldeyken tüm dünyası allak bullak olmuştu. Onun saçının tek bir teline bile zarar gelmesinden ölesiye korkarken böyle bir durumla sınanmak kaderin kahpe oyunlarından biriydi gözünde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Garlyn Edmund Lloyd
Kurtadam
Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 2539
Kayıt tarihi : 25/01/11

MesajKonu: Geri: Uçurum   C.tesi Ocak 12, 2013 7:43 pm

Örgütlenme zor bir işti ki kendisi iki yıl öncesine kadar ağır bir militarist iken böylesine stratejik bir göreve getirilmek güç ve fedakârlık içeren uzun, çetin bir yoldan geçmekteydi. Öncelikle yetişmesi ve gerekli olan alt yapıya hâkim olması lazımdı. Uzun süredir, isyan dahil, hiçbir eyleme katılma şansı bulamamıştı, savaşın ikmal yolları kendi üstünden geçiyordu; kan, nefer ve nice fedailer. Misyonerlik üstüne bir boy büyük gelmişti gerçek hayatını, gerçek bedenini dahi unutmak üzereydi. Jake’i kabullenmek istemeyen sürüleri boyunduruk altına alıp SFL güçlerinin himayesi altına vermek planladıklarından çok daha zor gözükmekteydi artık gözüne, hele ki Jake’in isyan dolayısıyla başka bir vazifeye koşulmasıyla işler tam bir çıkmaza girmişti, gerisi uçurum… Mavi, kızıl, beyaz bazı geceler kimileri için siyah ay altında ölümüne ve bitmek bilmeyen düellolar, kan yara ve ölümler… Sonuç alarak hala nefes alıyordu belki bunun için şükretmeliydi lakin sigarayı bıraktığı halde nefes almayı zar zor beceriyordu. SFL için ormanlarda sadakat dolu küçük bir koloni oluşturduktan sonra geriye tek bir görevi kalmıştı artık, karısının yanına dönmek, evine dönmek, nefes almak!

Kamp alanına yaklaştığını hissettikçe içi biraz da olsa temizleniyordu lakin artık dermanı kalmamıştı adımları birbirini zor takipteydi. Yüzünden boynuna kadar her yanında bulunan kurumuş kandan korumak için altın kaplama incilerle bezenmiş kolyeye sertçe sıkıp boynundan çekti ve kopardı. Kapağını açıp Freja’nın fotoğrafına bakıp yavaşça birkaç kez daha denedi ancak bitmişti. Ayaklarındaki güç tamamen çekildiğinde tökezleyerek birkaç adım daha attı ve sağ ayağı önü sabitlerken boşlukta kalıp yerde iki kez yuvarlandıktan sonra dev bir meşenin ardına yapıştı. Sert dişleri hala kanıyordu ve hala tükürmekteydi. Son zamanlarda aşırı kullandığı kasları adeta kendi özerkliğini ilan etmiş ve onun hükmünü terk etmişti.

Derin sisin ardından sitem dolu sesler geldiğinde artık kendini korumak zorunda olmadığını biliyordu. Zorlukla doğruldu, tamamen açık gömleğinin bir düğmesini ilikledi, biçimsiz saçlarını geriye attı ve sağa yatıp son bir kez kan tükürdü, kendini tutmalıydı, güçlü olmalıydı! Onun çırpınışını izlemeyeli o kadar zaman olmuştu ki bir an ölü taklidi yapıp gömülene kadar onu izlemekle eğlenme düşüncesi aklını kurcaladı ancak daha sonrasında çekeceği durumu ve işiteceği lafları kaldıramayacağını anladı, artık sadece huzur istiyordu. Ellerini ona uzattı, kendini birkaç kez kaldırmasını denemesine izin verdi ardından onu sertçe çekerek kendi yanına düşürdü, yanağına dokundu ve öksürükle karışık içten bir tonla konuştu


"Sana geldim.”

Dudaklarını emip kanını temizledikten sonra dudaklarına masum bir buse kondurdu, yaralarıyla uğraşmasını istemiyordu sonuçta o bir insan değildi, yaraları birkaç gün içinde ehemmiyetini kaybedecekti ya da en azından kendisi kaybedeceğini düşünüyordu “Umarım Fae’nin düğününü kaçırmadım. Hiçbir şeyden haberim yok, bir an önce anlatmaya başlarsan sevinirim.” Kan bir kez daha ağzına geldi ve büyük bir sabırla onu da yuttu. Kan tadı artık ironik bir şekilde tatlı geliyordu, yaratılışından düşmanı vampirlerle arasında derin bir empati bağı vardı artık. Yaşamdan, hayattan uzak kalmak ona fazlasıyla güç gelmişti ama anladığı bir şey vardı o an için, hayat anlamını tam anlamıyla şimdi bulmuştu, bedeni onun yanında tamdı ve yaralarının hiçbir önemi yoktu. Ona baktı, güzeldi, bahar ona yaramıştı, nasihatlerini dinleyip kilo almayı denemişti alamasa bile yanakları dolu doluydu, bunlar olurken yanında olamamanın verdiği acıyla bir kez daha kavruldu ve tüm acısını bir kez daha unutmak için ona bakıp gülümsedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Uçurum   Salı Ocak 15, 2013 9:00 pm

Sana geldim.

Kulaklarına kazınan iki kelime yüreğini kasıp kavuran alevleri söndüren kutsal yağmurun ta kendisiydi. Garlyn Edmund, kendisine bahşedilen ömrün tamamıydı. Ve ona duyduğu aşkın salt kudretinin boyunduruğunda olmak dokunmuyordu artık. Tüm benliği ile ona bağışladığı aşkın ve sadakatin arkasında dimdik durmayı seçtiği günden beri içi ferahtı. Tıpkı işlediği günahların kefaretini ödeyeceğini bildiği gibi. Dudakları hasretle büyücünün derin öpücüğüne karşılık verirken gözlerini yumdu. Onu öylesine çok özlemişti ki... Kelimeler dudaklarında birer mühür halini alırken sadece içindeki özleme tutundu. Nefesi nefesine karışırken kulaklarının işittiği ufak kalp atışları huzuru bahşetti ruhuna. Aylardır ondan ayrı kalmanın verdiği acıyı iliklerine dek hissetmenin verdiği sızıdan ıraktı şimdi. Geri çekildiğinde narin avuçlarıyla sarmaladığı yüzü seyre daldı. Baş parmağı önde büyücünün dudaklarında yer yer kendini ifşa eden kırmızılığa ardında da sakallarına doğru yöneldi. Küçük bir tebessüm güzeller güzeli çehresini aydınlatırken zihninde yankılanan kelimeleri dinledi usulca.

Sanki bir ömürmüş gibiydi senden uzak kalmak. Cehennemdi. Evet, sensiz uyandığım her sabah cehennemdi, sevgilim. Kor ateşlerle çevriliydi dört yanım. Attığım tek bir adım bile yetecekti yanmama. Sensiz yanmama, sevgilim. Sensiz yanmama.

Daldığı dipsiz uykudan uyanmayı başaran Feodora kızının buz mavisi gözleri yeniden aşık olduğu adamla buluştuğunda derin bir nefes verdi. Zihnine hakim olan düşüncelerin ebedi karanlığından azat ederken ruhunu, günlerdir ne kadar bitkin olduğunu idrak etti. Onun özlemiyle dolup taşarken baş etmeye çalıştığı bu cehennem misali günlerin sona ermesi yeniden kendi peri masalını yaşamasına izin verecek gibi görünüyordu. Düşünce ruhunun derinliklerine dek işleyip eşsiz bir ferahlığı tamah ederken kulaklarına dolan tok ama fazlasıyla yorgun sesi işitmiş ve hayal dünyasından kurtulmuştu. “Hiçbir şeyi kaçırmadığından emin olabilirsin. Üstelik henüz bizim düğünümüz gerçekleşmemişken Fae'nin buna kalkışacağını mı zannediyorsun?” Gülümsemek için bir hayli çabalamıştı lakin o bu haldeyken ne kadar başarılı olabildiğini kestiremiyordu doğrusu. Elleri büyücünün yüzünden düşüp göğsündeki yaraya doğru ilerlediğinde ise dudaklarını kuvvetlice ısırdı. Geçecek, bunların hepsi ertesi gün uyandığında yok olacak, Freja. Kendini büyük bir özenle teselli ederken işe koyulması gerektiğini de anımsamıştı. Hafifçe geri çekilip kara cübbesinin ardında gizlenen geceliğinden kopardığı kumaş parçasını dikkatli bir şekilde yarayı kapatmak için kullandı. Akabinde ise cebinden çıkardığı ufak şişeyi ay ışığına doğru tuttu ve dudaklarını araladı. “Kadının güzel işler başarıyor, Edmund,” derken kelimelerde gizlenen anlamı büyücünün çözeceğinden emindi. Zira Aznavour'un bilgileriyle gelişen Feodora, her geçen gün bu işte ondan bir adım daha öne çıkıyordu. Onun dinmek bilmeyen acıları için keşfettiği iksirlerden birini her daim yanında taşıması lehine işlemişti bu gece. Tıpayı çekip çıkardığında büyücünün dudaklarına dayadığı zümrüt yeşili sıvının boğazından akıp gitmesini seyretti bir müddet. “Bu acını daha hızlı dindirecek. Ve benim sevgili kocam bir kurtadam olduğuna göre yarın bunlardan eser kalmayacak öyle değil mi?” Bu sefer daha içten bir tebessümünün dudaklarına hakim olduğundan emin olarak kelimeleri bulundukları ortama serpiştiren cadı, büyücünün yanağına masum bir buse kondurdu. “Kendini eskisinden daha iyi hissetmeye başladığında söyle ki seni kampa götürebileyim koca adam. Yatağımın ısınması gerek artık,” dediğinde bakışlarını ondan kaçırdı. Gizlediği küçük ama ikisi için fazlasıyla önemli olan sırrı artık gün yüzüne çıkarması gerektiğini düşündüğünde ise gülümsedi. Sence buna hazır mıyız dersin?

Spoiler:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Garlyn Edmund Lloyd
Kurtadam
Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 2539
Kayıt tarihi : 25/01/11

MesajKonu: Geri: Uçurum   Ptsi Ocak 28, 2013 12:07 am

Mühim olan yaralar değildi, yaralar vardı taşıdığı, yaralar vardı bir ömür kurtulamadığı. Daha emeklemeye başladığında acılar vardı hayatında, ona yürümeyi öğreten, her darbeden iz bırakarak onu daha güçlü kılan yaraları vardı ancak hayat artık acılara dairdi, altın bir kup içinde yakuttan kırmızı kanatan ve hayat her yarada biraz daha karalar oldu son yıllarda. Senelerde yaralar kadar acımasız ve gaddardı, hayatın ince çizgisinde saatler geçmek bilmezken aynaya baktığında saçının arasına kıvrılmış tek tük beyazlıkları görmemek elde değildi, yıllar gerçekten onu yaşlandırmış olabilir miydi? Asla genç hissettiğini söyleyemezdi hatta mezara girip bir necromancer olarak kalkmış olduğunu bile tahayyül ediyordu bazen. Serin güz akşamı karanlığı ormanın kalbine doğru taşırken cadının bakışları kendi acılarına ve yüreğine ninniler fısıldıyordu.

Saatler geçerken ona görevde yaptıklarıyla ilgili bilmesi gerektiği kadar bilgi verdi ekseriytinde nişanlısının yokluğunda örgüt yapılanmasının ve SFL isyanın sahada aldığı başarısını dillendirmesi müritlerin tabi tutuldukları eğitimin hakkını verdiği ve hala nefes alabildikleri için bunun ekmeğini yediklerine dair büyük bir kanıttı. Peki ya dirilenler? Onlarla ilgili fazla kuzgun fısıldamıştı kulağına, yokluğunda sevgilisiyle ilgili söylenen asılsız ve sapık dedikodular, ama o güzel ve seksi bir kadındı böyle şeylerin olmasını fazlasıyla doğal karşılamıştı aslında bu durumun eşleniği sadakatine olan inancı, yani eşine duyduğu güven duygusuydu.

İçtiği çamur tadındaki iksir etkisini iki saat içinde göstermişti ve kaslarına hafif bir canlılık gelmişti. Cadının amansız flörtü dermanı olmayan bir adama yapılacak en büyük işkenceydi çünkü ona sahip olabilecek güce sahip değildi ya da isteğe. Ama güç gösterisi yapabileceğine inanıyordu. Kız parmaklarını göğsünde dolandırıp yaralarının etrafını severken güçlü kollarıyla onu ters yüz etti ve yere çaldı, sürünerek üstüne çıktığında ona hala bu ilişkide güçlü olanın kim olduğunu kanıtlamak ister gibi bir hali vardı "Sevgilin her zaman savaşa hazır." Tek eliyle tutup omzuna sabitlediğinde iki üç hareketle dev meşenin tepesine çıktı, eskiden bunu tek hareketle yapardı. Sevgilisini kalın ve kırılması güç bir dala oturttuğunda onun tam aksindeki dala uzanıp ayaklarını ileri saldı ve kafasını ağacın derin gövdesine yasladı. Elini dolaştırıp onun parmaklarını yavaşça okşadı, bu onun her zaman hoşuna giderdi. Sesi rüzgarın ıslığıyla acımasızlığını kaybetti

"Bir düğün her türden saldırıya açık olacaktır hayatım. Kelle avcıları için vereceğimiz bir ziyafet, bu fırsatı kimse kaçırmaz."

Bir an duraksadı hafifçe başını eğdi ve kahkaha atarak doğruldu "Aslında yalnız Serp'i yılanıyla dans ederken görmek için bile bu düğünü verebiliriz. Sence o hayvana bir takım elbise giydirmeyi dener mi?" Kurduğu hayal gözünün önünde canlanırken kendini gülmekten bir türlü alıkoyamıyordu adeta krize tutulmuş gibiydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Uçurum   Ptsi Ocak 28, 2013 7:58 pm

Dakikalar peşi sıra birbirini kovalamaya devam ederken güzel cadının yaptığı tek şey ise büründüğü sessizliğe itaat etmekti. Sevdiği adamın dudaklarından dökülen her bir kelimeyi özenle zihnine kazırken bulunduğu ortama gittikçe alıştığını fark etti. Yaralarının iyileşeceğini ve en sonunda onunla güzel bir sabaha uyanacağını düşündükçe sabretmeyi de öğreniyordu. Onunlayken ve onunla atlattığı onca badirenin ardından sabretmeyi öğrenmek Feodora kızı için aslında büyük bir lütuftu. Gerçi onunlayken öğrendiği bir diğer şeyde güçlü olmaktı. Güçlü olup olmadığına değindiğinde ise dudaklarında kendini belli eden o yersiz tebessümü gizleme gereği duymamıştı zira güçlüydü. Sadece şimdi ki fark onun kadını olduğundan beri daha da güçlü olduğuydu. Gülümsedi. Uzun zamandır ilk defa bu kadar içten bir tebessüm güzeller güzeli çehresinde hayat buluyordu. Dışarıdan bakıldığında küçük bir kız çocuğunun heyecanla masal dinlediğini görebilirdi herkes lakin Freja açısından bu mümkün değildi. Atıldığı her bir macerayı dinlerken göğsüne saplanan amansız ağrıyı hissediyor, onu kaybetmenin ne denli acı vereceği gerçeğiyle yüzleşiyordu aynı zaman diliminde. Bir kaybı daha kaldırabilir miydi küçük yüreği? Üstelik yaraları yeni sarılmışken... Seni kaybedemem. Buz mavisi gözleri onun aşina olduğu bakışlarına değdiğinde içindeki tüm feryadı okuyabildiğini biliyordu. Bunu her ne kadar ona yapmak istemese de kendine engel olamadığı bariz bir gerçekti. Derin bir nefes verdi ve dudaklarını onun alnına bastırırken gözlerini emsalsiz bir uykunun koynuna yatar gibi yumdu. Seni kaybetmek istemiyorum. Derin bir nefes daha... Ardından güçlükle açılan gözleri ile kendini toparlayıp az önceki neşesine geri bürünmeyi hedefleyen Feodora, geri çekildi. Parmakları sardığı yaranın üzerinde gezinirken birden bire kendini serin zeminde bulan cadı, şaşkın bakışlarını büyücüye armağan etmeyi ihmal etmemişti.

Gücünü toparladığını göstermek isteyen adamın rızasını dahi almadan kendisini çıkardığı tepeyi seyre daldığını fark etmesini sağlayan şey hiç şüphesiz onun dokunuşuydu. “Unutmamışsın,” dediğinde dudaklarındaki tebessümün gittikçe genişlediğini hissetti. “Hiçbir zaman, hiçbir şeyi unutmazsın.” Bakışlarını ondan kaçırırken beynine işleyen kelimeleri dinledi. Beni, bizi, bize dair her şeyi. Başını omzuna yaslarken bunu ne kadar çok özlediğini anımsayan cadı, derin bir nefes vererek gevşemeye koyuldu. Hem onun kahkahası kulaklarında yer edinirken rahatlayabileceğine olan inancı gittikçe artıyordu. “Sence sana uygun takım elbise bulabilecek miyiz dersin, koca oğlan?” Meydan okuyan tınısı meltemlere eşlik ettiğinde gülümsemeye devam eden Freja, dudaklarını bir kez daha araladı. “Üstelik Serpent'ın yılanıyla dans edecek kadar yalnız olduğunu sanmıyorum,” derken gülmemek için dudaklarını kuvvetlice ısırdı. Bakışları bulundukları ormanın içinde gezinmeye başladığında ise yüzüne çarpan meltemin kokusunu ciğerlerine çekti. “Sanırım uzun zaman sonra ilk kez beraber güneşin doğuşunu seyredeceğiz. Fazlasıyla uzun zaman sonra.” Son kelimeyi vurgulamak isteyen ses tonu ikilinin kulaklarına bir hayli sert kazınmıştı. Ayrı geçirdikleri zaman için onu suçlamıyordu elbette yahut Serpent'ı. Fakat sayılı ömründen alınan günleri nasıl yad edeceklerini bilemediğinden ötürü bir tarafı hâlâ ona kızgındı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Garlyn Edmund Lloyd
Kurtadam
Kurtadam
avatar

Mesaj Sayısı : 2539
Kayıt tarihi : 25/01/11

MesajKonu: Geri: Uçurum   Cuma Şub. 01, 2013 9:15 pm

Dalın tepesinde buğulanmış yarım hilal altında oturmak ve aya cesurca bakabilmek uzun süredir alışık olmadığı bir duyguydu, kurtadamlar gücünü aydan alır ancak genç adam kadının yanında mavi ay gecesinin verdiği ulvi kuvvetten kat ve kat üstün hissediyordu kendini. Bu küstah duygusu gökyüzünün kendisine darılmış olduğunu gösteriyor olmalıydı ki yavaşça çiseleyen yağmurun ilk tohumları kirli ve kanlı saçları arasından yavaşça anlına süzüldü. Yağmur artmaya devam ederken üstünü kapayan dal birikintisini sol elinin küçük bir hamlesiyle kavrayıp fırlattı ve yüzünü cesurca gökyüzüne kaldırdı, damlalar şakaklarına dolarken elmacık kemiklerinin üstünden akışı adeta bir masaj etkisi bırakıyordu üstünde. Küçüklükten gelen bir refleksle başının sol tarafını kaşıdı ve cadının narin yapısının bu doğa mucizesinden etkileneceğini düşünerek ona kolunu attıktan sonra dev omzunu kafasına siper etti.

Cadının tek bir içten gülüşü bedenin en ücra köşelerindeki yaraları, kalbinin derinliklerindeki kırgınlıkları, düşünceleri üstünde gezen kara bulutları kovmaya yeterdi, peki hangi kişi böyle bir etkiye sahip kuvvetten daha güçlü olduğunu iddia edebilirdi. Onun yanında tamamiyle onun koruması altındaydı ve davranışları tümüyle gerçek ve içten.

Yağmurun bastırmasıyla gecenin seyri kendi açısından güzele seyir etmekteyken bu hoş muhabbet ona duyduğu azılı özlemi bir nebzede olsa giderebiliyordu. Geride bıraktığı Garlyn'in çocukluk heveslerine gelmişti konu; takım elbiseler, o kostümün içine girmeyeli kaç yıl olmuştu ya da bir kızla ayak üstü flört etmeyeli. Yaşamındaki bu hayati değişim için cadıya teşekkür etmesi gerektiğini bir kez daha hatırlasa da takılmadan edemedi, eliyle saçlarının ortasını şakayla oynadıktan sonra alaycı bir tonla konuştu.

"Sanırım birileri eski Lloyd'u özlemiş. Düğünde sanırım saçlarım belli bir şekile sokulacak, üstüne takım elbise giyersem peşime düşecek kadın ordusunu düşünmeye hayal gücün yetiyor mu sevgilim?"

İçten ve temizce ettiği samimi tebessüm yalnızca nişanlısına aitti, beraber gülüştükten sonra ceza sahasına girip gol atmadan dönmek istemiyordu "Basit bir nişan yeter, kendi aramızda." Tamam demesine hiç şans vermiyordu ama denemekten vazgeçmek saçma olurdu, hayatı bu döneme kadar tamamı ile tesadüf iken. Beyaz teninin biraz soğuduğunu hissedince içi cız etti ve onu sertçe kendine doğru bastırdı. "Serp adına sevindim çünkü o yılanın da kendisine ait özel bir hayatı olduğunu düşünüyorum ayrıca sabaha kadar ağaç üstünde durursak eşlik görevimi yapmam zorlaşabilir." Pişkince sırıttı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Freja Feodora Lloyd
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 5690
Kayıt tarihi : 09/10/10
Lakap : Buz Kraliçesi.

MesajKonu: Geri: Uçurum   Cuma Mart 01, 2013 9:50 pm


İhanet.

Parmak uçlarından başlayıp omuriliğine kadar süzülen ürpertinin esiri olduğunda derin bir nefes verdi buğulu havaya doğru. Onu bir daha asla yüz üstü bırakmayacağını söylediğini günü hatırladığında ise içinde açan bahar çiçeklerini düşündü Feodora kızı. Her ne olursa olsun sevdiği adamı hayal kırıklığına uğratmayacak, uğruna savaşacak ve narin avuçlarına emanet edilen bir cam misali kırılgan aşkı koruyacağına yemin etmişti. Titrek bakışlarını usulca onunkilere çevirirken yutkundu. O kadar güzeldi ki... Her dolunayda ürkütücü bir yaratığa dönüşmesine rağmen Garlyn Lloyd, her şeye rağmen onun erkeğiydi. Verebileceği tüm zarara ve acıya rağmen o sevdiği adamdı. Kuvvetli bir şarapnelle karşı karşıya kalarak is tutmuş kalbine dokunmasına izin vermişti ve asla bir kez bile şikayet etmemişti. Bir kez bile pişmanlık gütmemişti. Düşüncelerinin verdiği güçle birlikte gülümsedi. İhanet bir karabasan misali başında nöbet tutmamalıydı artık. Korkmamalıydı yahut ürkmemeliydi, masallarını yazmak için beklememeliydi. Dudaklarındaki tebessümün genişlemesine müsaade ederken beyin kıvrımlarına işleyen kelimeleri dinledi.

Sonsuza dek buzlarım, sadece senin alevlerinle beraber eriyecek.
Sonsuza dek.


Hafifçe çiselemeye başlayan yağmur yerini şiddetli damlalara bıraktığında gözlerini yuman cadı, burnuna çektiği kokuyla birlikte mest olurken gülümsemeye devam etti. Çocukluğuna doğru yelken açan zihnini takip ederken uzun zamandır böylesine bir mutluluğu tattığını hatırlamıyordu. Küçük bir kız çocuğunun masumiyeti her zaman olduğu gibi onun yanında üzerine sinerken buz mavisi gözlerini araladı. Başını büyücünün geniş göğsüne biraz daha bastırırken derince nefes verdi. Yağmurla karışan kokusunu içine çekerken özlemini yad etmekte fazlasıyla baskın olan yanına itaat eden Freja, kulaklarına dolan kelimeler sayesinde küçük bir kahkahanın dudaklarından sıyrılmasına şahit oldu. “Seni kimseyle paylaşmayacağımı hâlâ öğrenemedin, öyle değil mi, Lloyd?” Meydan okuyan tınısı arsız bir fısıltıya dönüşürken burnu büyücünün boynunda gezinmeye başlamış akabinde dudakları o aşina olduğu girintiye yerleşmişti. “Aslında küçük şeylerle yetinmeyi öğreneli fazlasıyla uzun zaman oldu,” dedi ve saklandığı yerden çıkarak gülümsedi. “Sen nasıl istersen.” Parmakları aşık olduğu çehrede keşfe çıkarken dudaklarını ıslatarak son bir kez daha aralama tenezzülünde bulundu. İnce kollarını boynuna dolayarak müstakbel eşini kendine doğru çeken cadı, kurtlara özgü ısısını hissettiğinde ise biraz daha sokuldu.

“Sence beni taşıyacak kadar güçlü müsün?”

Bu kez daha içten bir tebessüm güzel yüzünde yer edinirken içinde yanan kor ateşleri söndüren büyücünün ne kadar başarılı olduğunu düşünmeden edemedi. Birkaç saat öncesinde ona o kadar çok kızgındı ki, kendisini nasıl affettireceğinin büyük bir muamma olduğunu düşünüyordu. Şimdi ise kalbini yeniden açmanın verdiği güvenle birlikte aylardır hasret kaldığı erkeği baştan sona kadar bir şarap misali içiyordu. Bakışları birbirlerine değene ve dudakları dudaklarını bulana dek, tıpkı eskisi gibi. Her geçen gün daha da büyüyen o peri masallarını kıskandıracak kadar güzel aşkın eşliğinde.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Uçurum
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: