Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Tenimdeki Çığlık

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Tenimdeki Çığlık   Çarş. Ocak 09, 2013 10:54 pm




Spring & Jacob Liam


En son Spring Righelli tarafından Ptsi Şub. 04, 2013 1:55 am tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Çarş. Ocak 09, 2013 10:55 pm

Nereden geldiğini bilmediği parşömen parçalarına, yeni gelen avın derisini yüzmeye bu sefer tek başına uğraşacağına dair söz veren Floja'nın içler acısı halini çiziyordu Spring. Avın derisini etinden ayırmaktan, kendisine acıyan Slytherin sayesinde kurtulmuştu cadı. Feodora ile herkesten daha iyi anlaşıyordu. Onun güler yüzlü hali ve sıcak tavırları sayesinde huysuz maskesini bir ona indirmişti. Kendisi gibi sivri karakterli kişilerle aynı çatı altında olmaya uzun süre dayanamıyordu. Kuru dudaklarını hızla ıslattıktan sonra "Biraz sola doğru!" diye bağrındı. Floja, o haldeyken bile kafasını kaldırıp Spring'e gülümsemeyi ihmal etmemişti. Zoraki bile olsa. Spring de ufak bir kahkaha koyvermişti. Ardından gelen sese, kahkahasını taklit eden kişiye doğru çevirmeye çabaladı yüzünü. Henüz görüş açısına girmemiş olan oğlanın kim olduğunu tahmin etmek pek de güç değildi. Vargas, yine muzipliğinden ödün vermeden devam ediyordu yoluna. İkizi Jesus, Jake tarafından oldukça ağır yaralandığında bile kampı neşelendiren tek isim Jon Ander olmuştu. Spring'in omzuna tutunarak cadının sağ yanına yerleşti. Elindeki çizimlere bakmaya çabalasa bile Righelli buna izin vermemişti. Suratına yerleştirdiği yapmacık gülümsemeyle beraber "Yine çok neşeliyiz." dedi. Jon Ander ise kızın mimiklerini oldukça usta bir şekilde kendi suratına uygularken zorlanmamıştı. "Her zaman." Floja, birbirleriyle tatlı tatlı atışan ikilinin haline kıkırdaya kıkırdaya zavallı geyiğin derisinden bir parça daha koparmıştı. Deri parçasını diğer parçaların tarafına doğru yollarken ağrıyan kolunu dinlendirdi bir kaç dakika. Her zamanki gibi dirseklerine kadar kana bulanmış olan Floja, kendisini tiksinerek izleyen ikiliye gözlerine belerterek "Siz birbirinizi yemeye devam etsenize." demişti. Elindeki bıçağı ise istemsizce savurmuştu bu sırada. Jon şaşkın surat ifadesiyle Spring'e döndü ve kısık bir ses tonuyla "Ne zaman bu kadar vahşileşti?" diye sordu. Spring gülerek Jon Ander'ın omzundan destek alarak ayağa kalktı. Attığı bir kaç adımdan sonra kendi çıkardığı yaprak hışırtılarıyla beraber parşömenlerin sesini de duymuştu. Hızla ardına dönüp eğildi ve Jon Ander'ı omzundan tüm gücüyle itti. Elindeki parşömenleri alırken "Yemin ederim, ben de senin derini yüzeceğim!" demişti. Çadırına doğru yollanırken parşömenleri kenarlarından kaldırarak kontrol etti. Floja'nın çiziminin altındaki dört, beş boş parşömenin arasına saklamaya çabaladığı çizime baktı. Neyse ki Jon Ander henüz Floja'nın yarım kalmış çizimini incelerken kurtarmıştı parşömenleri, Spring. Durumun gittikçe daha da can sıkıcı bir hal almaya başladığını fark ediyordu. Huzursuzluk, en tahammül edemediğiydi ve artık ufacık noktalar bile cadının gözüne batmaya başlamıştı. Oysaki Floja'yı çizdiği gibi Jacob'u çizdiğini de söyleyebilirdi. Sıkı sıkıya tuttuğu dizginlerini bıraktı. Yanlış veya doğru, düşünmek istemiyordu. Uzun süredir içinde tuttuğu, biriktirdiği şeyleri biriyle paylaşması gerekiyordu ve o kişi de Jacob olmak zorundaydı. Birileriyle göz göze geldiğinde, gözleriyle anlatacak kadar büyütmüştü kurtu kendi içinde. Duraksadığı bir kaç saniye boyunca hiç olmadığı kadar kararlıydı. Çadırına üç dört adım kala yolunu değiştirdi.

Ormanın içinde dikkatli adımlar atarken Jake'in kendisini avlamayacağından emin olmak istiyordu. Bunun için belki ıslık bile çalmaya başlayabilirdi. Parşömenleri rulo haline getirip pantolonunun arka cebine tıktı. Neredesin be çocuk, içinden geçirdiği en masum cümle olmuştu. Ormanı avcunun içi gibi bilen birini bulmaya çabalıyordu. Kim bilir hangi deliğe girmişti şimdi. Belki de kamp alanında kalıp onun dönmesini beklemek daha iyi bir fikirdi. Anlık verdiği hiç bir kararın doğru olmadığına bir kez daha kanaat getirdi ve kat ettiği uzun mesafeyi görmezden geldi. Araması bir sonuca ulaşmayacaktı. Durup beş saniye kadar etrafına baktı. Ormanın olağan sesini dinledi. Jacob'un yakınlarında olmadığına tamamen emindi. Beline koyduğu ellerini çaresizce iki yanına bıraktı. Geldiği yoldan geri dönmek için kendi çapında yüz seksen derece döndüğünde ufak bir çığlık attı. "Arkamda ne işin var!" İki elini de üst üste gelecek şekilde göğüs kafesinin üzerine koymuştu. Hızlanan kalp atışları normale dönene dek göğsüne ufak bir baskı uyguladı. Ardına kadar açılan gözleri normal hallerini almaya başladığı zaman dışarıdan ne kadar komik göründüğünü fark ederek kıkırdadı. Yaşadığı ufak çaplı korkudan sonra büyücüye doğru bir iki adım atıp konuştu.

"Gökte ararken yerde bulmak dedikleri bu olsa gerek."

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Cuma Ocak 11, 2013 3:08 am

"Çok daha iyisin, bu harika."

"Sol kolunu kaldır."

"Ben iyiyim lordu-"

"Kaldır."

Ağır ağır kalkan uzvun omuz hizzasından sonraki zorlanması barizdi.

"Dört haftadır çıkık bir omuzla mı dolaşıyorsun Demyx?"

"Neredeyse hissetmiyorum bil-aaah! LANET!"

"Yanlış kaynamış bir kaburga. Buna Floja mı baktı?"

"Kimsenin bakmasına izin vermedi."

"Sen kapa çeneni köpek bozuntu-AAAAH!"

Kemiğin kemiğe vurması ve tatmin edici bir oturtma sesi, derme çatma kurulmuş sağlık çadırında yankılanırken Jacob, Demyx'in acı dolu suratına sırıtmıştı.

"Bunlar şifa tılsımları. Sayıları kısıtlı, ancak Silvanost'ta daha fazlası olduğuna inanıyorum."

"Silvanost?"

"Adanın en batısındaki şehir, keşfe çıkmanızı bu yüzden istiyorum."

"Tek başına halledebileceğinden emin misin sırma saç? Orman sandığımızdan daha tehlikeli olabilir."

"Belaya bulaşmadan ilerleyeceğim, küçük bi grup olmalı."

"Mızrak kullanmayı yeni çözebilmiş sevgilin- LANET OLSUN!"

Kaburgasına bastırılmış parşömenden çıkan alevlerle beraber yükselen duman, Demyx'in en az ikinci derece bir yanığa sahip olduğunu işaret etse de, morluklarla dolu derisi tamamen normale dönmüş ve görünüşe bakılırsa acısı geldiği gibi gitmişti.

"Omzunu askıya alacağız, tılsım harcanacak kadar mühim değil. Üç gün boyunca dinlendir, üç günün sonunda bi kartal gibi kanat çırpamazsan, dediğimi yapmadığını anlarım. Jacob, Freja taze etin bittiğini söylüyor, git ve bize etli bi geyik getir."

Cevap verme fırsatı dahi bırakmadan fırtına gibi çıkıp giden liderinin yeniden ayakları üzerinde olması kurdu duygulandırmış bile olabilirdi, yine de Demyx'in yanında bunu açığa vurmanın getireceği sonuçlar ve bilimum rahatsız edici lakabı göze alarak doğruldu, çocuğun sağlam omzuna hafifçe vurarak lordunu takip etti.

Yirmi dakika sonra, kamp alanından neredeyse yarım saatlik yürüyüş mesafesi uzaklıkta, seri ve sessiz adımlarla takip ettiği izlere odaklanmış halde yere bakıyordu. Beline bağladığı ve bilimum silahın sadağı haline gelen kemere, nadiren görünen güneşle bunalıp çıkardığı tişörtü de bağlıydı. Sol koluyla hafifçe nemlenen alnını silerek görüşünden ziyade işitme duyusuna odaklandığında, hafif ayakların yapraklarla çıkarttığı çıtırtıları fark etti. "Bariz şekilde insan, delip geçmeden önce bakmayı dene Jacob." Körüklenen içgüdülerini bastırarak, sesin geldiği yönü tam olarak tespit etti, ve bedenine tezaten gölge kadar sessiz şekilde gafil avlayabileceği noktaya doğru ilerledi. Ardına saklandığı çınara yaklaştığında kalp atışları ister istemez hızlanmıştı, ruhundaki kurt doğru anda sert bir saldırıyla yere serip parçalamak için ısrar etti ve Jake dolunayın bu kadar yakın olmasına küfrederek bekledi. Adımlar neredeyse yanına ulaştığında, derin bir nefes çekerek kokladı ve o an, gerilen tüm kasları gevşeyerek, kokusunu tanıdığı, ve özlediğini fark ettiği kızın geçişini hareketsiz şekilde izlemişti. Kararsız şekilde duraksadığında tam arkasına geçti, döndüğünde tek kelime bile etmedi ve zevkle sıçramasına sırıtarak konuştu. "Senin önümde ne işin var güzelim? Ormanın bu kadar derininde yolunu mu kaybettin?" Ürkütücü ses tonunu yüz ifadesine yansıtamayıp onunla beraber güldüğünde, onunla gülmeyi de ne kadar özlemiş olduğunu fark ederek duraksadı, Pierretta'yla yaptığı sohbet aklına geldi ve midesinde, nasıl girdiğini anlam veremediği kelebeklerin fır dönmesini şaşkınlıkla karşıladı. "Sakin ol oğlum, sakin ol." Renk vermeden yaklaşmış ve yanağına bıraktığı öpücüğün ardından, alaycı yapısını kusursuz bir şekilde taklit ederek konuşmuştu. "Köklerde oturmaktan sıkıldım, yukarı tırmanmak ister misin?" Yanından geçerek, kalınca bir dala doğru kuvvetlice sıçradı ve kendini ağır ağır yukarı çekip, ayaklarından bulduğu destekle dala tırmandı. Kök kısmına yakın durmaya dikkat etti, zira kırılırsa Serpent'ın sağlık tılsımlarından birine fena halde ihtiyacı olabilirdi. Yeterince sağlam olduğuna kanaat getirdiğinde, bir diğer kalın dala basarak aşağıya doğru elini uzattı. Sırıtması tüm yüzünü kapladığında uzun süre sonra eğlendiğini hissediyordu. "Boyun yetecek mi?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Cuma Ocak 11, 2013 6:26 pm

Alıştığı tok sesi duyduğunda parlamaya başlayan gözlerini genç büyücüden kaçırdı. Kendisine yaklaşıp yanağına ufak bir öpücük bırakan büyücünün nefesini hissettiğimde tüyleri diken diken olmuştu. Onu ne ara böylesine sevmişti, sorgulamıyordu artık. Hızlanan kalp atışlarını görmezden gelmeye çalıştı. Gözlerini kısa bir süre kapayıp yüzüne yayılan gülümsemenin tadını çıkardı. Aldığı derin nefesten sonra tekrardan gözlerini araladığında Jacob arkasına dolanmıştı. Büyücü yüksek ağaca tırmanmak için hamle yaptığında Spring oraya nasıl çıkacağını hesaplıyordu. Yüzüne yerleşen bariz şüpheli ifadeyle beraber Jake'in ağaca tırmanışını izlemişti. Kendisine seslenip elini uzatan büyücüye doğru tereddüt etmeden yaklaştı ve "Devede de boy var ama..." deyip elini tuttu. Kendisine, koca bedeni ve kaba hareketlerine rağmen nazik davranmaya çalışan büyücü bir çırpıda yukarıya çekmişti cadıyı. Jacob'un gözüne kestirdiği kalın ve sağlam dala ulaştıklarında ikisi de oturmuştu. Ağaç, gencin ağırlığını taşıyabilirse geçirecekleri gün Spring'in miladı olacaktı. Kamp alanı dahil ormanın her noktasında yerdeki ölü yapraklarla haşır neşir olan cadı sonunda onları ezmeden, çıkardıkları sesler olmadan rahatça oturuyordu. Aşağı sarkıttığı ayaklarını küçük bir kız misali sallarken düşmemek için elleriyle dala epey bir baskı uyguluyordu. Gözlerini yerdeki yapraklardan alıp Jacob'a çevirdiğinde gülümsedi.

"Beni avlayacaksın diye korkarak yürüdüm. Nasıl oldu da seni göremedim?"

Gözlerini uzun süre Jacob'un gözlerinde tutamadığı için gerisin geri yaprakları izlemeye koyulmuştu. Yürüdüğü yol boyunca belki de neler söyleyeceğini düşünmeliydi. Onunla iletişim kurmak için ne iki kelimeyi bir araya getirebiliyor ne de gözlerine bakabiliyordu. Bu rahatsız edici huyundan ne zaman vazgeçeceğini kendisi de bilmiyordu. Fakat oraya buna bir son vermek için gitmişti. Plansız ve biraz da acemiydi. Zihnine, bedenine hakim olabildiği kadar gözlerinin söylediklerine hakim olamıyordu ve büyücünün gözlerine baktığında onun konuştuklarından da kaçıyordu. Daha önce tatmadığı bir duyguydu utangaçlık. Kulakları ısınıyor, yanakları kızarıyor ve elleri bir ölünün elleri kadar soğuyordu. Önüne gelen uzun saçlarını bir omzunda topladıktan sonra yavaşça başını Jacob'un omzuna yasladı. Büyücünün, cadıya doğru bakınca görebileceği sol gözü kapalıyken sağ gözünü sonuna kadar açmış yukarıya, Jacob'un yüzüne bakmaya çalışıyordu Spring. Jake hafifçe eğilip kızın tüm yüzünü görmek üzereyken kapadı cadı diğer gözünü de. Büyücünün nefesi yüzüne vurduğu sırada hala görüş açısında olduğunu tahmin ederek açtı gözlerini. Kendisine sunulan içten gülümsemeye karşılık verdi. Hayatında ilk kez bilerek isteyerek yaptığı bir yanlışın bedelini sonrasında seve seve ödeyecekti belki. Kardeşlerinin ona vereceği tepkiyi kestirebiliyordu. Fia'nın gururdan dem vuracağını ve kayıp olan Lomadriethiel'in bir gün çıkageldiğinde ihanet olarak adlandıracağı birliktelikle ne derece yıkılacağını tahmin ediyordu. Ailesini dahi karşısına almaya hazırdı cadı ya da şimdilik öyle hissediyordu. Beyninden zar zor ayrıştırdığı düşünceleri geldikleri yere tıkmak için derin, titrek bir nefes aldı. Büyücünün teninden yayılan ve Spring'in aşığı olduğu koku cadının ciğerlerine dolarken aptallaşmaması mümkün değildi.

"Buraya geldiğimiz zaman, her şeyin günden güne daha kötü olacağını düşündüm." Kafasını büyücünün omzundan kaldırırken gözlerinin, onun gözlerine kenetlemesi için emir veriyordu beyni cadıya. Zor olsa da her şeyi olması gerektiği gibi yapmalıydı. Nefesini tuttu ve gözlerini Jacob'un gözlerine kilitledi. İlk kez uzun uzun baktığı gözlerde gördükleri, kaçtıkları cadının gönlünü fethetmeye belki de çok daha önce yetecekti. "Ama, iyi şeyler de olabiliyormuş." Kendi ağzından cımbızla çekip alıyordu laflarını sanki. Hislerini birer birer yakalayıp özenle sıraya koyup onları doğru kelimelerle dile dökmenin bu kadar zor olacağını hiç düşünmemişti. Çok zordu. Dışarıdan bakıldığında huysuz, sinirli hatta belki taş kalpli olarak görülen cadı kendisinden bile şüphe etmeye başlamıştı. İnsan öldürmek bile daha kolay, diye düşündü. Jacob ise Spring'in söylediklerinden hiçbir şey anlamamıştı. Zaten Spring de söylediklerinin ne kadar saçma olduğunun farkındaydı. Henüz kendini anlatmaya başlayamamıştı dahi. Burnunu kaşıdı. "Güzel şeyler." Kurt kaşlarını şaşkınlıkla havaya kaldırmıştı. "Mesela, Floja'yı daha iyi tanıdım. Vargas'ların aslında pek de itici olmadıklarını anladım. Mantık delisi Melodie'nin bile duyguları olduğunu fark ettim." Melodie'ye çamur atarken önce kendi elleri kirlenmişti. Ona benzediğini düşünmekle kalmadı, itiraf da etti. "Kendim gibi." Dudaklarından çıkan son iki kelimeden sonra yutkundu. Gözlerini bir kaç kez kırptıktan sonra umutsuzca yapraklara döndü. Koskoca Hell kızı bir erkeğin karşısında en fazla ne kadar eriyebilir, sorusunun yanıtını Spring şu an açıkça veriyordu. Sözde başaramayacağı hiç bir şey yokken aslında en kolayını, birini sevmeyi, bile doğru düzgün başaramamıştı bu güne kadar. Şimdiyse, deli gibi tutulduğuna karşı konuşmaktan acizdi. Aklının mantığının almadığı gönül işlerine katiyen uzanmayacağını düşünürdü hatta bundan emindi. Şimdi tam ortasındaydı. Peki, ya derdini nasıl anlatacaktı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Perş. Ocak 17, 2013 2:30 am

Omzunda hissettiği baş ile sırt kasları yay gibi gerildi, fakat bunu belli etmemek için elini kızın omzuna atarak rahat görünmeye çabaladı Jacob. Rahat değildi, olamıyordu ve kendini bu kadar kasması hem gülünç, hem de sinir bozucu geliyordu. Aşk denen şey bu denli rahatsızlık verici miydi? "Aşk ha Jacob... Kendine itiraf edemediklerin ağzından kaçıyor." Son düşüncelerini sesli söyleyip söylemediğini dehşete düşerek merak etti, neyse ki söze giren Spring'in kelimeleri onu duymamış olduğunun göstergesiydi. Boştaki elinin tersiyle, hafifçe terlemiş alnını silerek dinledi, sesindeki samimiyet ruhunu ısıtıyor ve yavaş yavaş gerginliğini alıyorken saçlarının kokusu içgüdülerini bir kez daha kamçılıyordu. Öpmek, nehir misali tellerde boğulmak, bir daha hiç ayrılmayacakmış gibi sarılmak istiyordu. Spring Righelli kıymetliydi, daha önce hiçbir Righelli'nin olamadığı kadar. Gözlerini inceledi, şikayetçi olduğu şartlar altında yaşadığı halde rimelini sürmeyi ihmal etmemiş olduğunu fark ettiğindeyse gülümsemesini zor tuttu, yanlış anlaşılmak istemezdi.

"Her şeyin iyi olmasını beklemek aptallık olurdu. Fakat ben yine de iyimser yaklaştım, doğa vahşi olduğu kadar güzel de olabiliyor."

Direk olarak göz göze geldiği kıza bakıyor olması, Spring'in nadiren kızaran yanaklarını allaştırırken uzandı, kapadığı gözlerle yanağına yöneldi, elmacık kemiğinin altından, dudağına oldukça yakın bir noktasına küçük bir buse bıraktı. Ardından verdiği nefesi kızın boynunda hissedilirken geri çekilmesi gerektiğini fark etti, fakat hiçbir kası emirlerine uymayarak onu yarı yolda bıraktığında, derin bir nefes çekti.

Onun kokusunu duydu, yalnızca onun.

"Sana hissettiklerim, dostluğun ötesinde, bir anda alevlenen tutkudan oldukça uzak bir bağlılık." Başını yükselterek saçlarını, ardından alnını öptü. Heyecanla kesikleşen nefesleri boynunda hissettikçe, tüyleri tepeden tırnağa diken diken olsa da uzaklaşamıyor, aylardır süregelen ızdıraplı sonuçsuzluğa artık katlanamıyordu. Kımıldamadı, eğer dolunayın onu dönüştüreceklerinden çekinmeseydi sonsuza dek saçlarını soluyabilirdi. "İçimdeki yaratığı yalnızca sen anlayabiliyorsun Spring. Ona yalnızca sen dokunabildin."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Cuma Ocak 18, 2013 10:38 pm

Kendisine doğru yönelen büyücüyü fark ettiğinde beyninin bir yani kendisini ağaçtan atması gerektiğini söylerken diğer yanı sıkı sıkıya sarılmasında ısrar ediyordu. Tepkisiz kaldı Spring. Dudağının kenarına bırakılan öpücükle kulaklarında attığından emin olduğu kalbinin sesini Jake'in duymadığına şükrediyordu. Utangaçlığının en uç noktasındayken gözlerini kapamış büyücünün nefesinin boynuna dolanmasına izin vermişti. Kendisi de zorlukla soluklanıyordu sanki. Kurt cadının nefesini gerçek anlamda kesebiliyordu. Büyücünün soluğunu duymasını engelleyen yine büyücünün sesi olmuştu. Aylar, yıllar boyu konuşsa sıkılmayacaktı Spring o sesi duymaktan. Anın getirdiği heyecanla Jake'in söylediklerini tam olarak idrak edemese de anladığı kadarıyla sevinci utangaçlığını bastırmaya başlıyordu. Saçlarının arasında gezinen nefes ürpermesine sebep oldu. Tanıdık koku yine cadının ciğerlerine dolmaya başlamıştı. Jacob'a yakın olmak, kokusunu duymak güven hissi uyandırıyordu cadıda. Jacob konuşurken Spring, parmaklarını büyücünün boynundan köprücük kemiklerine kadar yavaş yavaş gezdirdi. Ona ilk kez dokunuyordu. Kendisinden nispeten uzaklaşmış, suratını izleyen büyücüye döndü gözleri. Olabildiğince derin bir nefes aldı. Uzandı ve Jacob'un dudaklarının tam ortasına bıraktı ilk öpücüğünü. Kapadığı gözlerini ağır ağır araladığında, büyücünün tişörtünün yakasında olan elini oradan çekip elinin üzerine koydu. "Sen de buraya dokunabilen tek kişisin." Jacob'un elini yavaşça kaldırıp kalbinin üzerine koydu. Artık tüm heyecanını büyücüyle paylaşıyordu. Kalbinin üzerine kapanan elin üzerine koyduğu el bile kalbinin titreşimlerini rahatça hissedebiliyordu.

Bir eli büyücünün elinin üzerindeyken diğeriyle de yanağına uzandı. Gencin burnunun yanındaki is lekesini nazikçe sildi. O anların tadını çıkarmak istiyordu. Bir daha kampa geri dönmese de olurdu. Onunla beraber sonsuza kadar bir ağacın tepesinde aç, susuz yaşayabilecek kadar çok seviyordu onu. Sağ omzundaki meleğe inat, her geçen gün daha da sevmiş, yanlış olduğunu bile bile kurtun haberi olmadan bağlanmıştı ona. Lomadriethiel'in dönebileceği, kamptakilerin ağızlarını büzmek zorunda kalabileceği ihtimalini göz önüne alarak yanındaydı şimdi. Zamanında kardeşinin elini tutan kişinin şu an kendi elini tutuyor olmasını kendi bile yadırgıyordu. Kampa döndüklerinde, birileri ikisini öğrendiğinde kim bilir neler diyeceklerdi. Aldığı nefesle daha da itti kendini düşüncelerin içerisine. Lomadriethiel, Jacob ve Lysander ile oturdukları o uzun geceyi düşündü istemsizce. Hogwarts'ın emektar çınarının altında, Lysander ve kendisi koca bir kaya üzerinde Lomadriethiel ve Jacob ise, birbirleriyle sürekli zıtlaşan ikilinin tam karşısındaki çınarın köklerinin üzerinde oturuyordu. Karşısındaki cadının mutluluğunu en ufak hareketinden dahi anlayabiliyordu Spring. Büyücüye her dokunduğunda, ona her baktığında artan bir sevgisi var gibiydi. Acı çekmeye meyilli olsa dahi, Jake onunlayken her şey Lomadriethiel için daha iyiydi. Gözlerindeki parlaklığı düşündü Hell. Kardeşinin mutluluğunu çalmıştı. Lomadriethiel'in gözlerindeki ışık artık kendi gözlerindeydi. Oysa her zaman yalnız olmaya alışık olan kendisiydi. Peki ya ablası döndüğünde onu geri isteyecek olursa, asıl o zaman neler olacaktı? Hiç olmamış, yaşanmamış gibi kendi avuçları içindekini gerçek sahibine bırakır gibi bırakıp gidecek miydi?

Düşüncelerle bulanıklaşan görüş açısı tekrardan normale döndüğünde, Jake'in gözleriyle karşılaştı. Sıcak gülümsemesinin, ifadesizleşen suratına yayılmasına her şeye rağmen zevkle izin verdi. Uzun zaman olmuştu cadı kimseye bu denli içten gülümsemeyeli.

"Ben o yaratığı seviyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Salı Ocak 22, 2013 8:27 pm

İlk öpücük. Halihazırda alevlenmiş yüreğini harlayan, hormonlarını tavana vurdurup ellerini titreten, zaferle haykıran içgüdülerini zorlukla dizginleyen Jacob'ın ateşini yükselten bir eylemdi bu. Ellerinde atan kalbe, herhangi bir kalbe bu denli bağlanabileceğini hiçbir zaman düşünememişti. Kalpler dönüştüğünde tadına vardığı aperatiflerdi ve kurt ilk defa içindeki yaratığın bu denli vahşi olmasından rahatsızlık duyuyordu. Spring'in bilmediği birçok şey saklıyordu kurdu, bilseydi belki de gerçek anlamda sevmez, sevemezdi. O kurt gaddardı, nefret doluydu, anarşiyi araç olmaktan çıkarıp amaç haline getirmiş bir yıkım, ölüm makinesiydi ve kontrolden çıktığında gözü hiçbir şeyi görmezdi. Jiletten keskin dişleriyle yenilmezliğinin tadını çıkarırken, dönüşmemiş haline dahi tesir edebildiği anları düşündü, paramparça ederek başlarını mızrağına sapladığı vampirleri avlamayı başaramayan sürü üyesinin ölüm fermanını tek bir emirle verdiği, daha önce hiçbir zaman karşılaşmadığı o canavarla.

Ellerini beline doladığı kızı kendine çekerek bir kez daha, aylardır arzuladığı yasaklı dudakları tutkuyla öptü. Alnını alnına dayadığında kapalı gözlerle mırıldadığındaysa, ilk defa, lafını geçirmekten itinayla kaçındığı, ablası Lomadriethiel'in varlığını hatırlatan cümleler dudaklarından dökülmüştü. "Yasaktın Spring. Belki de hala yasaksın, ve ben bu yasağı umursamayacak kadar tutuldum." Nefesle beraber verdiği ufak hırlama, ruhunun karmaşasını işaret ederken, virüsle insanlığını ayıran kesin çizginin giderek inceldiğini fark etmişti. "Seni başka kollarda gördüğüm kabuslarım Than Thalas'ı kırmızıya boyuyor. Vahşiyim Spring, belki de tahammül edemeyeceğin kadar vahşi."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Perş. Ocak 31, 2013 3:22 pm

Yasak kelimesinin ağırlığını uzun süre omuzlarında taşımıştı cadı. Hatta her ne kadar üzerinden atmaya çalışsa da ağırlık hala omuzlarındaydı. Sadece paylaşılmıştı. Belli ki, Jacob da bu konudan oldukça muzdaripti. Dertlerin paylaştıkça azalacağını, sevginin ise tam tersi paylaştıkça çoğalacağını kim söylemişse bir konuda yanılmıştı. Jacob'un dudaklarının arasından çıkan o kelime eşliğinde paylaşılan dert daha da büyümüştü sanki. Sadece ağırlık odak noktasını değiştirmişti. Omuzları hafiflerken yüreğine giren sancılar bu sefer sevginin değil, ihanetin sancılarıydı. Kardeşine olan bağlılığına oldukça acı bir ihanetle son vermemesi gerektiğinin bilincinde olmasına karşın elinde değilmiş gibi, ıztırar halindeymiş gibi hareket ediyordu. Bencillik, damarlarındaki kanı çepeçevre sarmıştı. Ele geçirilmiş bedeni beyni değil, sol yanında onu oldukça rahatsız eden kalbi tarafından yönetiliyordu. Spring, Serpent'e bile bu kadar itaat ettiğini anımsamıyordu. Kardeşlerine ihanet edecek kadar, körü körüne bir itaatti bu. Düştüğü her boşlukta yapmaması gerekeni yapıyor, kendini bulmaktan korktuğu yerde, kurtun yanında buluyordu. Fakat bu sefer, diğerlerinden daha farklıydı.

Kapalı gözlerini araladığında hala burun buruna olduklarını fark etti. Alnını, cadının alnına dayamış olan büyücünün yüzünde gezdirdi gözlerini. Sevgisinin boyutunun hayranlık olduğunu bir kez daha anladığında kapadı gözlerini utançla. Ne zamandan beri böyle olduğunu düşünmek istemedikçe daha da çok düşünüyordu. Lomadriethiel ile birlikte oldukları zamanlardan bu zamana kadar olmalıydı. Böyle adi olmayı nasıl becerebilmişti, kendisi de merak ediyordu. Derin bir nefes aldı. Kurtun sözlerinin üzerine Spring, geçen günler içinde düştüğü yanılgıyla bir nevi samimileştiği Malcolm'un kollarında aldığı son şekli hatırladı. Nasıl da utanmıştı kendisinden o an. Jacob'un bu vahşilikle onu öldürmemesi için hiç bir sebep yoktu. Cadının vücudu ürperirken yüzünü büyücünün yüzünden uzaklaştırdı. Gözlerini aralayan kurtla göz göze geldiğinde endişelerinden ona nasıl bahsedeceğini düşündü. Lomadriethiel meselesi, kardeşi çıka gelene kadar sürüp gidecekti. Bunu konuşmanın ikisine de bir faydası yoktu. Aksine onları daha fazla gerebilirdi. Peki ya, günlerdir içini kemiren diğer mesele ne olacaktı? Yutkundu. Kendisini Malcolm'un kucağına durup dururken atmamıştı. Kızaran burnu ve gözleri bir kaç dakika içerisinde dökülecek olan gözyaşlarının habercisiydi. Başını hafifçe kaldırdı ve gözlerini ağacın epey yukarısında kalan tepesine dikti. Gözyaşlarının damlamaması için en etkili yöntemi kullanıyordu. Bir yandan da huysuz tavrından taviz vermemeye çabalıyordu. Omuzlarına dökülen saçlarını savurdu. Gözlerindeki mutsuz ifadeyi suratına yansıtmamakta oldukça başarılıydı. Bir heykel soğukluğundaki suratında çaresizliğin firesini veren iki yer, burnu ve gözleriydi. Kendisini toparlamayı başardığını düşündüğü vakit ağacın tepesinden aldı gözlerini. Aralarındaki uzun sessizliği bozmak için konuştu. "Görücü değilsen, o kabusların hiç bir önemi kalmaz." Sesindeki sertliği bir nevi azaltarak devam etti. "Uyumazsan kabus görmezsin. Ama benim duymamak için kulaklarımı kesmem gerekir." Jacob'un kendisini yine anlamadığı belliydi. Aldığı soluğu oldukça gürültülü bir şekilde vermişti. Az önceki çaresizliğinden eser kalmamıştı. Öyle bir duygu değişimiydi ki bu stres cadının tüm vücudunu kaplamıştı. Alacağı cevabın ne olacağını, cevabı alsa da kıskançlığını büyücüye nasıl açıklayacağını ve cüretinin bedelini nasıl ödeyeceğini bilmiyordu. Dudaklarını ıslattı. "Etta ile olan yakınlığınızı kamptakiler yanlış anlıyor." Cadı, suçu üzerinden atmaya çalışmıştı. Fakat bunu düşünebilmesi bile kendisini kamptaki yoldaşlarıyla aynı kefeye koyduğunun kanıtıydı. Sorgulayıcı tavrı hoş değildi. Hatta cadı o dakikada hem sorguluyor hem de yargılıyordu aslında.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Çarş. Şub. 06, 2013 3:13 pm

Duydukları üzerine tek kaşı havalandı, ve hafifçe geri çekildi kurt. Bu karşılaştığı kıskançlık mıydı, fesatlık mı emin olamamışken, ardından konuşuluyor olduğu gerçeğiyle gerildi, kanının ısınıp fokurdaması içten bile değilken sakinleşmeye çabaladı. Hogwarts'a başladığı ilk gün tanıştığı, yeri geldiğinde bağır çağır kavga ettiği, yeri geldiğinde koyun koyuna uyuduğu küçük kardeşiydi Etta. Onu kırmamak için, onun iyiliği için her şeyi göze alıp, davalarına ihanet ederek kendisine meydan okuyan sevgilisi Damir'i Roma'nın Collesion'una dahi gömmüştü. İşin kötü kısmıysa ardından konuşup laf çıkaran insanlar her gün yüz yüze baktığı ve kardeşi olarak bellediği insanlardı. Çatılmış kaşları ile değişen ifadesiyle beraber zihninde dönen düşünce anaforuna son vererek dünyaya döndü. "Yalnızca kamptakiler mi yanlış anlıyor? Kimsenin bu konuda herhangi bir şeyi yanlış veya doğru anlamalası haddi değil." Verdiği nefesle beraber tutamadığı hırıltısıyla gözleri karardı. "Sakinleş oğlum." Göğüs kafesinde hapsettiği yaratık dışarı çıkmak ve kim olduğuna bakmaksızın parçalamak istiyordu. "Pierretta benim asla sahip olmadığım ailem, küçük kardeşim. Lütfen Spring, bana bak ve bundan şüphe duymadığını söyle." Gözleri gözlerindeydi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Perş. Şub. 07, 2013 8:02 pm

Jacob'un beş dakika önceki halinden eser yoktu. Onun gözünü böylesine döndüren kişinin Etta olduğunu bilmesi, Spring'in kıskançlık damarlarını gittikçe kabartıyordu. Kurtun boğazından duyduğu hırıltılara karşılık, bir yılan misali boğazına dolanmak ve onu nefessiz bırakmak istiyordu. Aklına dolan tüm düşünceleri oradan söküp atmanın tek yolu buymuş gibi düşündü bir an. Etta'yı düşünüp Spring'in nefesini keseceğine, kurtu boğup yaşam ve ölüm arasındaki ince ipte yürütmek bile daha cazipti. Kıskançlık, kendisi dahil ona dokunan herkesi yakabilirdi. Jake'in, Etta'yı savunması Spring'i iyiden iyiye çileden çıkarmıştı. O an söylemesi gereken kelimeleri seçebileceğinin en üst düzeyinde yanlış seçmişti. Şüphe etmek kelimesi kurtun dudaklarından çıktığı an Spring boğazına dizilen o kelimeleri yutmayacağına tamamen karar vermişti. Mavi gözleri, büyüyen göz bebekleriyle siyah halini alırken, suratı öfkeden neredeyse patlayacak kadar gerilmişti. Elini Jacob'un hırıltılar saçan göğüsüne koydu. Büyücüyü hafifçe iterken olduğu yerden kalkıp düşmeyi göze aldı ve bir alt dala doğru gayet temkinsiz bir şekilde adım attı. Yerden yaklaşık iki metre yükseklikteki daldan atladı. Olduğu yerde oturmaya devam edip büyük bir ihtimalle kendisini sakinleştirmek için uğraşan büyücüye kafasını kaldırıp baktı. "İhanet, bir anlık yanılgı ya da saçma sapan duyguların patlaması, ufak bir kıvılcımla başlayan koca bir yangın. Ben öz kardeşime ihanet ediyorum." İnce bedeninden çıkan ses ona ait değildi sanki. Nefesi, kelimelerine ve gözyaşlarına dolanırken bir anlık kesintiden hemen sonra devam etti. İşaret parmağı, büyücüyü suçlar gibi ona işaret ediyordu. "Kendimden bile şüphe duyuyorum. Bana bunu mu sunuyorsun?" Öyle bir patlamıştı ki, kendisi bunu nasıl yaptığını bilmiyordu. Hiç beklenmedik bir anda, sadece kıskançlıkla sürüklenip gelen tüm acılarını kusmaya başlamıştı. Kendisini durdurmadı. "Senin için ailemi hiçe sayıyorum. Sen bana, Etta'nın kardeşin olduğunu mu iddia ediyorsun?" Sonunda yaşlarının gözlerinden süzülmesine izin verdi. Belki de Jacob'un yanına gelmeden önce ormanda kendisini kimsenin görmeyeceği bir yere gidip çığlık çığlığa hıçkırarak ağlaması gerekiyordu. Böylece içindekileri boşaltıp bir süre daha kurt olmadan yaşamına devam edebilirdi. Elini indirip ağacın diğer tarafına doğru geçti. Onun kendisini böyle görmesini istemiyordu. Belki de yeterince küçülmüştü. Yanaklarındaki yaşları hırçınlığından ödün vermeden silerken sakinleşmek için de derin nefesler alıyordu. Hızlanmış olan soluklarını dizginleyemezken kurtun yaprakları ezdiğini duyabiliyordu. Belki de birazdan Jesus'u yaptığı gibi kendisini de parçalayacaktı. Umursamadı. Gözleri yapraklardayken öfkeyle inip kalkan göğüs kafesine hapsediyordu sözlerini.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Çarş. Şub. 20, 2013 6:56 pm

Lanet olsun.

Spring'in içine düştüğü çelişkinin, onun canını ne kadar yaktığını gördüğünde aklından geçen yalnızca bu iki sözcüktü. Lomadriethiel gitmişti, ardında iz bırakmadan kaybolmuştu, bu doğruydu, fakat Jake'in onu bu kadar kolay unutabilmesi, öz kardeşinin de unutabileceğini işaret edemezdi. Ellerini yüzünde kapadı, göz çukurlarına bastırarak başına aniden saplanan ağrıyı geldiği gibi defetmeye çabaladı. Ne bekliyordu ki, peri masalı mı? İhanet duygusu dünyadaki en ağır yüklerden biriydi, buna özlem ve vicdan da eklendiğinde omuzları çökmeyecek bir insana şahit olmamıştı, muhtemelen de olmazdı. Kızın geri döndüğünün haberi gelirse ne olacaktı? Ölüm haberi daha mı iyi olurdu? Hiç kalkışılmaması gereken bir işe kalkıştığında genellikle parçalayarak yolunu açan kurt için bu durum aşinalıktan uzaktı, ve sinirden ne kadar köpürürse köpürsün, elini kolunu bağlıyordu.

Atladı, tek hamlede yaprakların üzerine inerek ilerledi. Ne söyleyeceğini, ne yapmak istediğini, ne yapacağını bilmez halde kıza yaklaştı. Gözlerinin önüne düşen saçları geriye atmaya üşenecek kadar enerjisiz hissettiğini fark ettiğindeyse yavaşladı, aklında bir şeyler tasarlamazsa tek kelime dahi edemeyecekti. Hadi bakalım Jake, kendini neyin içine soktuysan, çıkarmasını bil. Onu yalnız mı bırakmalıydı? Yalnız anlarda, özellikle gecelerdeki düşüncelerin faydadan çok zarar getireceğine şahitlik etmiş olsa da kararsızdı. Yeniden yavaşladı, birkaç adım sonraysa durdu, sağ eliyle gözlerini kapatıp düşündü. Sorun Etta değildi, sorun kıskançlık da değildi, sorun her şeyin üst üste gelmesi ve birikmiş duyguların dışavurumuydu, ve histerik bir kriz geçirmişcesine ağlamasına ramak kalmış Spring'e nasıl yaklaşacağını bilemiyor, vereceği tepkiyi kestiremiyor, ve birkaç gece sonrasında ortaya çıkacak dolunayın kendisine getirdiği agresif, saldırgan ruh halini dengede tutup tutamayacağından emin olamıyordu. Yalnızca birkaç adım uzaktaydı. "Sakinleş." Dinleyebileceğini sanmıyordu. Kızın yanına kadar eriştiğinde, omuzlarının yaprak gibi titrediğini gördü. Bunu ona yaşattığı için kendine ne kadar hakaret etse azdı, onu teselli etmesi, ona sarılması gereken son kişi olduğunu bile bile, uzun kollarıyla narin bedeni sardı. Saçlarını öptü, kokusunu ciğerlerine çekerek nabzını düşürdü kurt. Yine omuzlarından, ağır ağır çevirerek yüz yüze geldi, eğilmiş başını çenesinden tutup kaldırdı, gözlerinin önüne düşen saçlarını iki yana ayırdı. Hafifçe şişmiş, yaşlı gözlerle dahi çok güzeldi, iki avucuna aldığı yanaklarının sıcaklığı ve yumuşaklığını hissedebiliyordu.

"Ne hissettiğini biliyorum, fakat aynısını hissedebilmem mümkün değil. Ne olursa olsun yanında olacağımı bil, O... O geri dönse bile. Beni istemesen bile."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Ptsi Mart 18, 2013 7:36 pm

Kalın dalda oturan sevgilisinin iri vücudunu ormanın zeminine attığını duydu. Yerin sallandığına yemin edebilirdi cadı. Bir kaç koca adımla ezilen yaprakların hışırtısını duydu ve ardından yine sessizliğe gömülmüştü Silvanesti. Gözlerini ayakkabılarının ucuna iliştirmiş orada tutmaya zorlarken tırnaklarıyla uğraşıp aklında ve içinde oluşan o koca boşluğun kendisini yutmasını engellemeye çalışıyordu. Ne zaman böyle sert tepkiler verse ardından ruhunda büyük bir boşluk oluşuyordu. Yine aynı durum söz konusuydu ve yine yarattığı patlamayı haklı kılacak bir sebep arıyordu. Az önce neye kükrediğini unutmuş gibi durulmuştu birden, her zamanki gibi. Sanki iki gözü iki çeşme olup ağlayan kendi değilmiş gibiydi. Yanaklarında yol yapan gözyaşları dindiğinde Jake'in sesini duymuştu.

~

"Küçük Hell buradaymıııııış."
Saçlarının arasına dalan koca elin kafasına uyguladığı baskıyla irkilip boynunu eğmeye çabaladı. Büyücünün elinden kurtulmaya çalışırken elindeki kalın kitabı hızla oğlanın göğsüne doğru vurdu.
"Rahat bırak beni!"
Duyduğu neşeli kahkahayla beraber gözleri parıldamıştı. Koca parmakların arasından kurtardığı saçlarını elleriyle nizamına sokarken gülmemek için kendisini tutuyordu. Uzunca süre saçları arasında kalan suratına yerleştirmeyi sonunda başardığı ciddi ifadeyle beraber çehresini Jake'in görebileceği şekilde kaldırdı.
"Sana artık tahammül edemiyorum Winchester! Lomadriethiel'in hatrı olmasa seni şuracıkta felç ederdim. Öyle yaşamak hoşuna gider mi acaba koca bebek!"

~

Sinirli görünmek için fevkalade rol yaptığı o zamanları mumla arıyordu cadı. Çünkü artık, neşeli gibi görünmeye çalışmaktan göbek çatlatıyordu her dakika. Hayatının merkezinde yaşanan koca depremlerin şaheseri olan kardeşleri sayesinde her şey değişiyordu. Yaşadığı tüm değişimlerin en büyük getirisi; o günlerde saçlarının arasına dalan koca parmakların şimdi cadının çenesine nazikçe dokunuyor oluşuydu. Sevgisi öylesine yoğundu ki neredeyse nefreti adımlayacaktı. Derin bir nefes aldı. Titreyen gözbebekleri büyücünün koyu kahve gözlerine dokunduğunda yanaklarının kızardığını hissediyordu. Kendisine olan tüm öfkesini büyücüden çıkaracak kadar delirmişti. Tek bir tık kalmıştı belki de onu incitmeye. Kendini frenleyebilmiş olması mucizeydi. Kendisiyle yaşayacağı, yaşadığı mütereddit duruma omuz silktiğinde büyücü, cadının yüzünü avuçları arasına almıştı. Ses tonundaki sıcaklığı ve samimiyeti özümsediğinde dudaklarına yansımayan gülümseme hala nemli olan gözlerinde yer etmişti. Lomadriethiel'in dönmesini göz önüne alarak konuşan büyücünün sözlerine ne kadar güvense de kardeşi, günü geldiğinde ikisinin karşısına çıkarsa şayet sözlerin kifayetsiz kalacağının farkındaydı Spring. Buna rağmen sıkı sıkıya tutunduğu sözlerle Jacob'a güvendi. Kafasını genç büyücünün omzuna yerleştirdi. Şah damarının üzerinden yayılan güven verici kokuyu soluyorken "Özür dilerim." demişti. Sesindeki durgunluk bir parça da pişmanlıkla birleşmişti. Tüm siniri kendisine aitti aslında. Dudaklarını büyücünün boynuna yaklaştırdı. Bıraktığı minik busenin ardından gözlerini kapamıştı. Buraya gelmeye, onu bulmaya karar verdiği anda beynine empoze ettiği düşünceyi tekrar oraya yerleştirdi. Anı yaşa Spring, sadece anı. Huzurun vücudunu baştan ayağa sardığını hissediyordu. Vücudunu büyücünün vücuduna yasladı. Biraz daha öyle duracak olsa ayakta uyuyabilirdi.

"Seni seviyorum."
Dudaklarının arasından çıkan kelimelerle kapalı olan gözleri aniden açılmıştı. Fakat vücudunun, kendi söyledikleriyle irkildiğini fark ettirmemeye özen göstermiş ve milim kıpırdamamıştı. Bu kadar basit bir söz öbeği değildi ki bunu bir anda söyleyebilmişti. Winchester'ın kokusunu bir kez daha ciğerlerine hınca hınç doldururken gözlerini tekrardan kapamıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Paz Mayıs 19, 2013 3:06 am

Omzundaki başın gözlerinden azad edilen damlalar, duygu karmaşası ve içgüdü çatışmasıyla harlanarak yanan ruhunu sakinleştirmeye yetmişti. Jacob, hala tutuyor olduğu bedenle beraber geriye uzandı, başını bir milim bile kımıldatmadan ona ayak uyduran sevgilisinin sözcükleri bir kez daha zihninde yankı buldu. Yaşamı boyunca elde ettiği her şeyi dişiyle tırnağıyla kazanmış genç adam için şans, kendilerini talihsiz adleden işe yaramazların uydurduğu bir yalan, içerleyen vicdanı susturan bir yalandı, fakat şans kavramının diğer yüzüyle daha önce karşılaşmamış olması, zihnindeki bu görüşü o an, kurumuş yaprakların üzerinde değiştirmişti. Jacob şanslıydı, ona sahip olduğu için, yanında uzanıyor olduğu için, dört direkli karyolasının tepesini boş bakışlarla izlediği anlardaki hayallerini yaşıyor olduğu için. Tanıştığı günden beri yıldızının barıştığı Spring'i bir an dahi gözünün önünden ayırmak istememişti, gerek mutluluklarında, gerek üzüntülerinde yanında olmak, her ne kadar kendi ayakları üzerinde sapasağlam durabileceğini bilse de destek olmak amacıydı. Lâkin şu an fark ediyordu ki, söz konusu desteğin, tıpkı şans gibi, fark edemediği bir tarafı daha vardı. Yıkılmaz, yorulmaz savaşçı, cesur anarşist Winchester, eğer ilkbaharı yanında olmasaydı, taştan sandığı benliği, rüzgarda uçuşan toz taneleri misali dağılır giderdi. Derin bir nefes aldı, fakat soluğu, derinlerine daldığı düşüncelerinden sıyrılamadı. Boştaki eli karnına erişti, parmakları gururla taşıdığı savaş yaralarının üzerinde gezindi. Ölüme birçok kez yaklaşmıştı, lâkin hiçbiri Gryffindor Ortak Salonu'nun yıkımı sırasındaki kadar yakın olmamıştı. Ravenclaw'ın yardımı gelene dek, tamamiyle azınlık olmalarına rağmen kayıp vermeden çıkmış olmaları, bir arada olmalarının dirayetine bağlıydı. İşaret parmağının ucu derince bir kesiğin üzerinden geçtiğindeyse, anıları bir yıldırım misali çarptı, yarasına son gücüyle bastıran parmakları, yeniden, gözlerinin önüne serdi. Durdurulamayan akışın verdiği acı gözlerini karartırken, sıcak sıvının hissiyatıysa, her nasılsa, sol omuzundaydı. "Onun döktüğü her damla gözyaşı, damarlarımdan akan her damla kan.

Zihninin kontrolünü tamamen ele geçirmiş olan geçmiş, bu kez de hatalarını bir bir yüzüne vurmaya başladı. Biri diğerini kovaladı, ve hiçbir zaman yapmış olmaması gerekenlerden, hiçbir zaman yapmadıklarına kadar ilerledi. Ya onu kaybetseydi? Ya gerçekten, bulduğu en kıymetli hazinesini kaybedebilecek kadar aptal olabilseydi? Belki başka biriyle, belki de başkalarıyla, sözde özgürlüğünün verdiği maymun iştahıyla, onun değerini fark edemeyip yanlış adımlar atsa, yanlış sözler söyleseydi? Travmatik bir ilişkiden çıkmış olduğu gerçeğini mazereti sayarak kalbini kırsaydı? Bir sahil kasabasının ahşaptan iskelesinde, mesafeli tavırlarla konuşup, yerlilerin diktiği aptal bir heykeli tartışıp, içini dökme, hatta sarılma fırsatı dahi bulamadan uzaklaşan adımlarını izlemek zorunda kalsaydı? Örgüt toplantılarında gözlerini gözlerine dikse dahil, bir kez bile göz göze gelemeseydi? İhtimaller birbirlerini kovalamaya devam ettikçe boğazından yükselen hırlamaları kontrol edememeye başladı. Dolunay yakındı, kararan gözleri batmakta olan hastalıklı güneşi gördüğünde şüpheye düşen yüreğiyle tüyleri diken diken oldu, tanıdık titremelerin yanlış zamanda nüksetmesi, kalbinin merkezindeki duygu anaforunu kontrol edememesinden kaynaklıydı. Sakinleşmeye çalıştı, dışarıya henüz renk vermemişti, ve Spring'i huzursuzlandırmaya niyeti yoktu. Derin nefesler aldı. Hayır, Jacob bunları yapacak kadar aptal değildi. Lanet olsun, sahil namına gördüğüm tek şey kara göl! Saçmalamayı kes Jake!"

"Eğer olur da bir gün katlanamayacağın bir yanlış yaparsam beni terk et. Seni, seni hak etmeyecek kadar çok seviyorum Spring."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Salı Haz. 11, 2013 4:46 pm

Gözlerini kapamış, kendisini Jacob'a teslim etmişti. Çimlere beraber uzandıklarında sakinliğe ulaşan ruhu, yanındaki gencin o an verdiği iç savaştan habersizdi. Fakat, bedenen öylesine yakınlardı ki sevgilisinin kıpırdattığı elinin hangi yöne gittiğini gözleri kapalıyken bile öyleyebilirdi. Jake, yaraları üzerinde gezdirdiği elini sonunda sabitleştirdi ve Spring'in ağlanmasına tamamen son verecek o kelimeleri söyledi. Kumral cadı ister istemez gülümsemişti. Sanki az önce ağlayan, çocuk gibi mızmızlanan kendisi değildi. Gözlerini açtı. Elini kurtun karnında duran elinin üzerine koyup kaydırdı. On dakika önce yaşadığı patlamanın üzerini örtmeye çabalıyordu. Hızlı hareketlerle olduğu yerden kalkıp büyücünün taş gibi sert olan karnının üzerine oturdu. Dağınık saçlarını toplamak için kafasını öne eğdi. Jacob'un suratına değen saçlarını tepede birleştirerek kalınca bir topuz yaptı cadı. Artık kendi saçıyla saçlarını tutturmayı iyice öğrenmişti. Hafif dağınık kalan koca topuzu bir süre onu idare edecek gibiydi. Acıyan gözlerini birkaç kez kırpıştırdı ve suratına kocaman bir gülümseme yerleştirdi. Jacob'un gözlerindeki bakışın henüz ne olduğunu çözememişti. Sevgiyle dolu değillerdi o an. Daha çok korku vardı. Spring gencin suratına nazaran ufacık kalan ellerini büyücünün yanaklarına yerleştirdi. Derin bir nefes aldı ve hafifçe eğildi Jacob'a doğru.

"Sen öyle bir şey yapmayacaksın. Bunları konuşmaya gerek olmadığını bize zaman gösterecek."

Silvanesti'de yaşamak zordu. En kararlısı bile dengesiz, en mutlusu bile mutsuz, en cesuru bile korkak oluvermişti. Ölüm korkusu, hapsedilme korkusu, en acıtanı da birilerini kaybetme korkusuydu. Daha önce birbirini sevmeyen bir çok arkadaşını bir arada görme şansına burada sahip olmuştu Righelli. Normalde bir köpeği bile her daim karanlık bir ortamda, çiğ etle beslediğiniz zaman gözünü kan bürürdü. İnsan olarak kalmaya çalışan bir topluluk gibiydi Leo’nun askerleri ormanda. Birbirlerine tüm zıtlıklarına, tüm zorluklara rağmen sıkıca kenetlenmişlerdi. İnsanlıklarını kaybetmemek için direniyorlardı. Hayvanların derilerini yüzerken bile birbirlerinin gözlerinin içine gülümsemeyi öğretmişti Silvanesti onlara. Günün her saati karanlık olduğu söylenebilecek olan ormanda gün ışığına hasret kalmış olsalar bile, yaktıkları ateşin aydınlığıyla güneşlenecek kadar neşe dolulardı aslında. Birbirlerine destek olup yansıtmadıkları karamsarlıklarını yakıyorlardı her seferinde. Silvanesti’de yaşamak gerçekten zordu, ama zor olduğu kadar da eğitmişti her birini karanlık orman. Arada bir olan çatlaklar da ruhlarının hala hayatta olduğuna, yani iyiye işaretti. Bu yüzden suratındaki gülümsemesiyle sevgilisinin içini ısıtmaya çabalıyordu Spring tam o an. Tekrardan eğilip büyücünün burnuyla elmacık kemiğinin bağlandığı noktayı öptü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Jacob Liam Winchester
Kral Kurt
Kral Kurt
avatar

Mesaj Sayısı : 818
Kayıt tarihi : 21/06/10
Lakap : The Incredible Hulk

MesajKonu: Geri: Tenimdeki Çığlık   Paz Haz. 23, 2013 11:57 pm

Üzerine eğilen meleğin kokusunu ciğerlerinin derinliklerine çekerek alveollerine kadar hissetti, bir kez daha, ve bir kez daha. Parçalamadığı bir şeyden bu kadar haz alabileceğine inanamıyordu, dönüştüğünde et ve kanla tatmin ettiği ruhu, yalnızca birkaç nefesle doyabiliyorken Spring Righelli'yi solumadan edemiyordu. Gözlerini kapadı, sevgilisinin sözcüklerini işitti, ardından da öpücüğü gelmişti. Hala kapalı tuttuğu gözlerle düşüncelere dalma yolunda ilerliyordu, her ne kadar istemese de önce beyni, ardından yüreği kararacak, en olanaksız ihtimalleri dahi düşünerek, elinde olmadan dert edecekti, biliyordu. Jacob, kafalarına şu anda düşme ihtimali bulunan bir meteor olduğunu biliyordu, ve bu ihtimal mikroskopla dahi görülmeyecek kadar küçük olsa da tasa yapabiliyordu. Onun yanında, bir zamanlar olduğu karakterden fersahlarca uzaktaydı genç kurt, tedirgindi, fazlasıyla temkinliydi, kimi zaman önce çıkmasına dahi engel olabilecek kadar kuvvetli bir koruma içgüdüsüne sahipti. Spring'in kaybının düşüncesi adamı titretiyordu, yalnızca nefesi dahi yetiyorken öpücükleri, sıcacık teni, bir nehir misali akan saçlarıyla eşsiz bulduğu dişi hayatından çıkmamalı, ömrü boyunca yanında olmalı, ve yalnızca onun olmalıydı. Kendinin dahi duyamayacağı kadar kısık sesle hırladı, Malcolm, Jesus, Demyx, ve Jason gibi bilimum erkeğin silüeti gözlerinin önünden geçti, hatta Serpent'ın bile. Anarşiyi getireceklerini vaat etmiş bir grubun içerisindeydiler, kaos özgürlük demekti, ve kaosta herkes, istediği her şeyi alırdı. Hangi birinin neyi isteyeceğini nerden bilebilirdi? Kudretinin yetmeyeceği bir kuvveti hayal etti, rakibi altında ezildiğini, boğazına bastırılan bir çizmeyi, ve göğsüne saplanan bir kılıcı. Kaybetmeyi kaldıramayan karakterinin, kanlar içinde uzandığı yerdeki son nefeslerinde, Spring'e bir başkasının sahip olduğunu gördü. Karanlık yüzünün kimliği önemli değildi.

Lanet olsun, ne saçmalıyorsun sen?

Dünyaya döndü, sırtına batan ağaç kökünün sızlattığı etini, ardından üzerindeki bedenin tatlı ısısını hissetti. İki eliyle tuttuğu yüzü kendisine yaklaştırıp, paranoyak dudaklarını dudaklarına bir kez daha kenetledi. Pek yakında, Serpent'ın verdiği emir üzerine diyarı terk edeceğinden hala habersiz olan Righelli kızıyla, huzurlu anlarının son demlerini paylaştı.

"Benimsin."


-SON-
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tenimdeki Çığlık
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: