Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Uzun zaman sonra.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Lómadriethiel Righelli
SFL
SFL


Mesaj Sayısı : 537
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 24

MesajKonu: Uzun zaman sonra.   Ptsi Ocak 14, 2013 8:38 pm

Cadı, başını önüne eğmiş gözlerini kapatarak iç güdüleriyle ufak adımlar atıyordu. Her zamanki halinin aksine kızıl bukleleri birbirine karışmış, gözlerindeki boyalar yanaklarına bulaşmıştı. Sanki yüzyıllarca yaşamaya mahkum bir ihtiyar gibiydi; umutsuz ve ölümü arzulayan. Bir yandan da ufacık bir çocukken babasının annesine bağırdığını gördüğünde hissettiği korkunun kokusunu alıyordu içinde bir yerlerde. Değil başını kaldırıp kendi yıkılmış, hayaleti andıran suretiyle yüz yüze gelmeye, aldığı nefesi verirken çıkan sesi duymaya bile cesareti yoktu. Çıplak ayaklarının soğuk mermerde dolanmasının sebebi de bu korkuydu. Zaman kavramını çoktan yitirmiş, ilk günden bu güne tekrarladığı kelimeler ve gözlerini nereye çevirse karşı karşıya kaldığı bedeni dışında pek bir şey anımsayamaz olmuştu. Uzamış biçimsiz tırnaklarıyla süslenmiş uzun parmakları kolunun üzerindeki kabuk bağlamış yaraların arasında tertemiz kalmayı başaran işaretin üzerinde geziyordu. Bu aynalı labirentte gözlerini açtığı ilk günde o işarete duyduğu umudu, inancı çoktan unutmuştu.

Serpent Felis Leo'ya ettiği yemin üzerine Hogwarts'ın güvenli, sıcacık kollarından çıkıp hiç bilmediği, iliklerine kadar donduran bir soğuğun içinde bulmuştu kendisini. Bir kaç gün bir handa konaklamış, gözlem yapmıştı. Her tarafı örümcek ağıyla kaplanmış barın üzerinde iki bardak bira içmişti tehlikeden habersiz. Dikkatsizce tabureden kalkmış bir zamanlar biranın yanında aldığı tozu hatırlamıştı. Gıcırdayan tahta merdivenleri tırabzanlara tutunarak çıkmıştı. Bu yüzyılda bu merdivenler demişti içinden odasına doğru haşeratlardan tiksinerek yürürken. Büyülenmiş sırt çantasının etrafından dolanıp kendini yatağa bırakmıştı. Küçük bir çocukken olduğu gibi başı henüz yastığa değmeden uyumuştu Hell kızı.

"Lómadriethiel Righelli. Buraya Serpent Felis Leo adına geldim. En son dışarıda olduğumda döküntü bir handa uyuyordum. Labirente nasıl geldim hatırlamıyorum. Fia adında bir ikizim ve kardeşim Spring var. İtalyan'ız sanıyorum. Çatalağız'ım. Bir yılanım vardı. Adı Ceasar mıydı? Hayır. Zeus. Tarçına alerjim var. Slyhterin'deydim."

Geldiği günden bu yana aklında kalan sadece bunlar olmuştu. Ne Fia'nın ne Spring'in ne de Serpent'ın yüzünü hatırlayabiliyordu şimdi. Zihninin ona oyun oynadığına emindi anılarını düşündüğünde. İlk önce seslerini unutmuştu onların ama hatırladığında siluetlerine uygun tonları bulabiliyordu. Zamanla onu da yitirdi, anılarının büyük parçalarını kaybettiği gibi. Yavaşça çizikler içinde kalmış dizlerinin üzerine çöktü Lómadriethiel. Çaresizliği her zerresinde hissederken sert bir rüzgar esti. Yaratığın gelmeden önce estirdiği rüzgarlardan. Ayağa kalkmak ve kendisini savunmak için vücuduna emir vermeyi denedi ama yapabildiği sadece asasını çıkarmak oldu, mermer zeminin üzerinde. Yaratık geniş kanatları, biçimsiz yüzüyle insan siluetinde belirdiğinde istemsizce tısladı Hell kızı. "Lanet olsun." Cadıya bir asır geçmiş gibi gelen süre sonunda kendisininkinden başka bir sesin varlığıyla irkildi. O tınının aynanın sir yüzeyine çarpıp kulaklarında yankı bulmasının tadını çıkardı teninin ürpermesine aldırmadan. Devasa sayılan bir yılan Lómadriethiel'i tutsak eden yaratığın üzerine ilerlerken cadı ruhunda canlanma hissetti. Bir umut, kendisininki dışında bir beden. Uzakta gördüğü devasa yeşil yılanın kıvrılmasıyla kolundaki işareti yeniden hissetmesi bir oldu. İşaretten başlayıp tüm vücuduna yayılan güçle birlikte Zeus'a yardım etti onun kendi yılanı olduğunu anımsamadan.

Gözlerini bir kez daha aynı labirentte açtığında gördüğü yılanın, yaratığın yok oluşunun tamamen rüya olduğuna neredeyse emindi ta ki başının etrafında dolanan gümüşi renkli yarı saydam engereği görene kadar. Lómadriethiel, bir süre büyülenmişçesine onu izledi. Onun kimin patronusu olduğunu düşünmek için kendisini zorlamadı, sadece engerekten yayılan güven duygusuna ruhunu teslim etti. Labirentte kendisini unutacak kadar zaman geçirmeden biraz önce Lómadriethiel de patronus yapmayı denemiş, Fia'ya, Spring'e veya herhangi birine ulaşmaya çalışmıştı ancak patronusu hayaleti andıran şeffaflıkta çıkmış, aynalardan kurtulamadan yok olmuştu. Şimdiyse o şeffaflığı bile yaratamayacak kadar güçsüzdü. Engerek sabırsızlanmaya başladığında Hell kızı onu izlemek yerine neden orda olduğunu sorgulamaya başlamış, peşinden gitmek için ayaklanmıştı.

Temiz hava, dizlerine değen çimler. Çok değil, bir iki adımının ardından kendisini bahar kokusunun içinde buldu. Tenindeki yaraları beyaz zemin dışında görünce bedeninden utandığını hissetti. Hiç bu kadar çirkin olmuş muydu bilmiyordu. Belki de elleri hep bu kadar yaralıydı. Ruhunu yeşille doyurduğunda başını yukarı kaldırdı biraz mavi görmek umuduyla fakat maviden önce gördüğü kumral saçlar, biçimli çehre havadaki bahar kokusuyla eşleşti. Zihninin gerilerinde gizlediği birkaç anıya tanıdık geldi bu eşleşme.

"Pardon, sizi daha önceden görmüş müydüm?"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Uzun zaman sonra.   Salı Ocak 15, 2013 12:46 am

"Hep aynı şeyi görüyorum. Çok, manasız."
"Özlüyorsundur."
"Hayır. Yani evet özlüyorum ama, bu değişik."
"Rüyalar gerçek olmaz Spring. Büyüdün. Farkında değilsin."
"Olmaz, doğru."

Spring, ellerini siyaha boyamış olan kömürü yüzüne açıkça vurulan düşüncelerden rahatsız olduğunu aynı belli ederek bıraktı. İşaret parmağını ovuştururken gözlerini Reanna'dan almıştı. Kucağındaki parşömen parçasına çizmeye çabaladığı kadın figürünü buruşturdu ve yanan ateşe doğru fırlattı. Suratındaki huzursuz ve şüpheci ifade kabaran göğüs kafesinin altında yatanı da etkiliyordu. Sıkıntıya girdiği zamanlarda olduğu gibi yine alamadığı derin nefesler, her seferinde soluk borusunun tıkandığı hissi cadıya kalbinin atmayı bıraktığını düşündürüyordu. Kısa ve kesik kesik nefeslerle idare etti bir süre. Vücudunun bir kısmını ele geçirmiş olan kalbi ve geri kalan kısmını ele geçirmiş olan beyni arasında soğuk rüzgarlar esiyordu. İki taraf, hayli yorgundu. Fakat cadı, pes edemiyordu. Hangi tarafa yenik düşerse düşsün canı acıyacaktı.

"Nereye?"
"Yürüyüşe."

Reanna, ateşin başında dikilmiş elindeki uzun ince dalla ateşi körüklüyordu. Spring'in hareketlendiğini görür görmez yapıştırmıştı soruyu. Nezaket gösterip onu da kısa olacağını düşündüğü yürüyüşüne katmayı çok isterdi fakat, düşünmeye ihtiyacı vardı. Güneş son demlerini yaşarken cadı ciğerlerini patlatacak kadar zorluyordu. Diyaframına doldurmaya çabaladığı oksijenin nedense kendisine sınırlı sunulduğunu düşündü. Her nefeste sınıra kadar alıyordu sanki, daha fazlası yasak gibiydi. Duraksadı ve elini, attığını bir türlü hissetmediği kalbinin üzerine koydu. Ağır ağır soludu yine havayı ciğerlerine doğru. Nefes almanın bile zorlaştığı günlerin ne zaman son bulacağını bilmiyordu. Üzerinde hissettiği büyük yük, cadının küçük bedenine fazlaydı. Lomadriethiel'in nerede olduğunu hala bilmiyordu. Peki ya öğrendiği zaman, ne yapması gerekecekti? Tüyleri ürperdi. İçten içe istediği şey, onun hiç bir zaman çıkıp gelmemesi olamazdı. Kaşları çatıldı. Elini kalbinin üzerinden indirdi. Kendisine, bunu anlık olsa dahi düşündüğü için fazlaca kızmıştı. Ablasının ölmesine razı olabileceğini ne zaman kendi ruhuna işlemeye başlamıştı. İçindeki canavardan ilk kez tiksindi. Omzuna dökülmüş saçlarını ensesinden havalandırarak sırt kısmına düşmelerini sağladı. Attığı iki adımdan sonra tekrardan duraksamıştı. Kafasını hafifçe sola çevirdi. Kendisi dışında biri daha yürüyordu sanki. Reanna'nın onu takip etme olasılığı olmadığını biliyordu. Cadının, kendisini bu kadar önemsemediğinin farkındaydı. Bir adım daha... Yaprakların ezildiğini duyabiliyordu. Bir hayvan değildi bu. Kuvvetli adımlarla arşınlamamıştı ormanı. Spring, sola doğru bir adım attı. Önündeki koca ağacın gövdesi görüş açısının genişlemesine izin verdiği sırada ince bir vücut takıldı gözlerine. İlk olarak saçlarını gördü. Kısa ve kendisinin saçlarından daha kızıl saçlara sahip biriydi. Gözlerini kıstı, görüşünü daha da netleştirmeye çabaladı. Bacakları beyninin verdiği emirle beraber hareketlendi.

Rüyasını ve rüyasında yüzünü bir türlü göremediği cadının saçları kadar kızıl olan saçları da anımsadı. Bozuk bir sesle eski anıları hatırlayan, hatırlatmaya çalışan biriydi. Lomadriethiel olduğunu kendisine itiraf edemediği ve rüyasında gördüğü siluetin yüzünün netleşeceğinden korktuğu için geceler boyu uyumamayı denedi. Uyumamak için, uzun karanlıkta kurtun yanında yatarken onun aldığı gürültülü nefeslerle, sayıkladıklarını dinledi. Yüz hatlarını beynine kazıdı. Neredeyse her gece sadece yapabileceği en güzel şeyi yapıp onu izledi. Fakat sonucunda yine uyuyakaldığı iki, üç saatte sinsice kendisini saran rüyalar, her seferinde aynı oldu. Hatırına düşenlerle yavaşladı adımları, az önce ardı dönük olan cadıyla yüz yüze gelmişlerdi.

"Pardon, sizi daha önceden görmüş müydüm?"

Spring'in kıstığı gözleri yavaş yavaş yaşlarla dolmaya başlamıştı. Neye üzüleceğini, şaşıracağını kestiremedi. Sevinç, o an için çok uzaktı. İki adım daha attı bağları çözülmüş dizlerinin yardımıyla. Almayı unuttuğu nefesini iki dudağı arasından soludu. Ardından yutkundu. Başı hafifçe aşağıya eğilmişti. Gözleri cadının beyaz tenine takıldı. Yaralar içindeydi. Ellerine kaydı bakışları. Titreyen elleriyle cadının ellerine uzandı. Avuçlarının içine aldığı ellerin dokusunu hatırladı bir an. Gözlerinden ağır ağır süzülmüştü yaşlar. "Ben," Bir adım daha yaklaştı cadıya. Ellerini bırakmıştı. Ona sarılırken gözlerini kapamasına rağmen bir şekilde kurtulup yanaklarında yol yapan göz yaşlarını engelleyemiyordu. "Aman tanrım!" Sevinç çığlığı gibiydi. Mutluluk, geç de olsa patlak vermişti. Ruhunun dört mevsim yaşadığını ikinci kez hissediyordu. Aldığı derin nefesle, cadının kokusunu içine çekti.

"Hayatında benim kadar bir de Fia'yı görmüşsündür sadece."

Aklından geçen bir sürü soru vardı. Neredeydi, ne yapmıştı, nasıl bu hale gelmişti ve nasıl buraya geri gelmişti. Hayır, nasıl geldiğini sormayacaktı. Serpent çağırdı, diye düşündü. Ondan başkası Lomadriethiel'i bulup girdiği delikten çıkarmış olamazdı. Daha önce neden yapmadı, diye sordu bu sefer kendisine. Bilmiyordu. Sorgulama Hell. Beyninde yankılanan emre itaat etti. En azından bir süre, sevinci yer edene kadar sorgulamayacaktı. Kollarını gevşetip cadının gözleriyle gözlerini buluşturduktan sonra ellerinin tersiyle yanaklarını sildi. Spring'in gözleri Lomadriethiel'in tenindeki yaralarda gezerken sevincin, üzüntünün ve şaşkınlığın arasına endişeyi de kattı. Henüz durduramadığı göz yaşları akmaya devam ederken bir yandan da güldü. "Berbat görünüyorsun." Dudakları arasından çıkan kelimelerden sorgulayıcı tavrı açıkça seçiliyordu.

-Daha yazarım aslında ama çok uykum var. Cevap vermemiş olursan devam ederim Aylinim.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lómadriethiel Righelli
SFL
SFL


Mesaj Sayısı : 537
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Uzun zaman sonra.   Paz Ocak 27, 2013 5:29 pm

Başını gökyüzünün uçsuz maviliğine çevirdiği her seferinde nefes almanın güçlüğünü hissediyordu tüm bedeninde. Üzerine kapatılmış bir fanus vardı sanki, hiç lekesi olmayan neredeyse görünmez bir fanus. Huzurdan, özgürlükten ziyade hapsolmuşluk hissinin etkisindeydi. Sanki labirentten hiç çıkmamıştı, orada doğmuş orada büyümüştü. Aynalarda gördüğü yansımalarına başkalarının isimlerini vermişti belki de. Zihni, ona küçük oyunlar yaparak başka bedenler göstermişti. Rüzgarda hafifçe titreyen incecik beden de gördüğü rüyalardan biriydi belki. Emin olamadı. Lómadriethiel dizlerinde güç bulduğunda usulca ayağa kalktı. Gözleri önce uzun ve güçlü gövdeli ağaçlarla dolu ormana sonra da karşısında beyaz yanaklardan süzülen yaşlarda gezindi. O yaşların benzerlerinin, neredeyse karşısındaki cadıyla benzer tondaki teninde aktığını henüz hissetmiyordu.

Duyduğu huzur verici yumuşak tınıyla birbirine karışan bahar ferahlığı Lómadriethiel'i içinde bulunduğu kaybolmuşluk hissinden çekip çıkardı. Üzerlerini örttüğüne inandığı fanusa rağmen özgür olabileceğine inanıp daha rahat nefes almaya başladı. İki kardeş birbirine sarıldığında Lómadriethiel, tenindeki yaraların, onun teninin pürüzsüzlüğü üzerinde fazlasıyla yabancı durduğunu düşünüyordu. Ne kadar zamandır ondan uzaktı hala hatırlamıyordu Hell kızı. Geçen zamanda Spring'in korkusunu, Fia'nın yalnızlığını düşünmemişti hiç. Labirentte aklından geçen tek şey onların anılarını kaybetmemek ve oradan çıkmak olmuştu. Serpent onlara bir açıklama yapmış mıydı yoksa öylece kaybolmasına, Righellilerin acı çekmelerine izin mi vermişti? Zihnindeki binlerce soru içinde Spring'in gözyaşları üzerindeki kirlenmiş, pek çok yeri yırtılmış bluzuna akıyordu hala. Labirentten sonra onu ilk gördüğünde anımsayamamış ancak tanıdığı isimlerden biri olan Fia'yı duyduğunda gerilerde sakladığı bilgilerinin su yüzüne çıkmış olmasına utanıyordu.

Lómadriethiel, cadı kendinden uzaklaşıp tam karşısına geçtiğinde onun yüzündeki ışıl ışıl gülümsemesine karşılık veremeyecek kadar yorgun hissetti, eskiden gözyaşı döktüğünde uykusunun gelmesi gibi. Yine de kendini zorladı fakat yaptığı sadece yorgunlukve acıyla yüzünü buruşturmak oldu. Bedenindeki her kas, yeniden temiz havayla buluşmanın keyfini çıkarmanın yanında yıllardır bir kutuda aynı pozisyonda beklemiş gibiydi. Bir mumyadan farkı yoktu cadının labirentte. Dudaklarını yavaşça kıpırdatarak, uzun zamandır konuşmamış olmasının verdiği cızırtılı ve fısıltıyı andıran bir sesle konuştu.

"Daha iyi göründüğüm zamanlar olmuş muydu Spring?"

Sesindeki cevabın evet olmasını bekleyen ton cümle sonuna doğru yok oldu. Spring'in bu kadar şaşırtıcı şeyi kaldırabilecek durumda olup olmadığını düşünmeden konuşmuştu. Uzun zamandır ortada olmayan kardeşini görmesinin şokunun üstüne hafızasındaki noksanlığı belirtmişti. Üstelik bunu hiç kimsenin bilmesini istemediğine emindi çünkü Spring'le ilgili bile fazlasıyla anısı yoktu korumayı başardığı, güvenebileceği. Hatırladığı sadece onun doğumuna kadar olan süreçti. Her geçen ay annesinin karnının büyümesini, Fia ve kendisinin onu hasta zannetmesini, öleceği konusundaki düşüncelerini. Daha sonra babasının ilgisinin birden kendisinden o küçük bebeğe kaymasını nasıl kıskandığını anımsıyordu. İkizlerden Fia daha çok İtalya'yı yönetmek amacıyla yetiştirilmiş, daha sert olması, taviz vermemesi öğütlenmiş olanıydı. Zira o, Lómadriethiel ve Spring'den başka birine değer vermemeyi de böyle öğrenmişti. Fakat Lómadriethiel ona ziyade babasının küçük oyuncağıydı. İlgiyi kaybetmeye alışkın değildi. Dudaklarının etrafındaki kasları yavaşça hareket ettirip yüzünde çirkin duran bir gülümse oluşturabildiğinde Spring'in Hogwarts'a gelmesini anımsadı yavaş yavaş. Hala tanıdığı çocuktan farkı var mıydı onun? Bu zamana kadar neler yaşamıştı, Fia neredeydi, birini sevmiş miydi ve SFL'e neler olmuştu hepsini öğrenmek istiyordu. Elini yavaşça Spring'in koluna doğru uzatıp " Ben yokken neler oldu?" dedi. Hell kızının ayakları artık onu taşıyabilecek güçte olmadığından bir kayalığın üzerine oturdu usulca.


Kısa ve geç olduğu için özür dilerim o.o
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Uzun zaman sonra.   C.tesi Şub. 09, 2013 8:50 pm

Lomadriethiel'e ait çaresiz gözler Spring'in gözlerine kilitlenmişti. Hell kızının eski asi halinden eser yoktu sanki. Bitap düşmüştü. Kim bilir nereden, nasıl buralara kadar gelmişti. Spring'in koluna doladığı eli güce muhtaçtı. Kardeşinin sönmüş gücünün yerine gelmesi için toparlanmaya çabaladı. Spring, kollarına verdiği tüm gücü, Lomadriethiel'e harcıyordu. Hell kızı bir kayalığın üzerine oturduğunda Spring dizlerinin üzerine çöktü. Ablasının hemen dizlerinin önünde bulmuştu kendisini. Ellerini cadının diz kapaklarının üzerine yerleştirdiğinde gözleri, ona olan sevgisini ve hasretini bas bas bağırıyordu. Bir kaç dakika nefes almasına izin verdi ablasının. Hell kızları, her zaman birbirlerine muhtaç olmuşlardı. Sadece birbirlerine. Cadının sorduğu soruların hepsini birer birer aklına yerleştirirken, hepsine özenle cevaplar seçip aklının bir köşesine koydu. Fakat, cevapları zikretmek yerine, onu kampa taşımayı ön planda tutuyordu. Kampa ulaştıklarında, cadı gücünü topladığında Spring olan biten her şeyi tek tek anlatabilirdi. Dudaklarını araladı. "Yine her zamanki gibi kusursuz olacaksın. Ama ilk önce kampa gitmemiz gerekiyor. Dur, sana yardım edeceğim." Ayaklanmak üzereyken Lomadriethiel'in güçsüz baskısını sol omzunda hissetti. Mecali olmayan cadının ayakları üzerinde bile duramayacağını fark etti. Birilerini çağırması ya da birilerinin onları tesadüfen görmesi gerekiyordu. Etrafına bakındı bir süre. Parmaklarını cadının diz kapağının üzerinde ritmik şekilde oynatırken çaresizliğini yansıtmamaya çabaladı, stresle gülümsedi. Derin bir nefes alıp "Su ister misin?" diye sormuştu. Kendisine ters ters bakan cadıya tamam dercesine kafasını salladı. Artık yere tamamen oturmuştu. "Fia, iyi." Yalan söylemeye başlamıştı bile. Cadının öldüğünü ve sonrasında dirildiğini ona nasıl birden bire söyleyebilirdi ki? Derince bir nefes aldı ve devam etti. "Kampta, diğerleriyle beraber. Serpent, Syrinx, Fae, Fre-" Bir an duraksadı. Oldukça geç idrak ettiği şeyin kardeşinin hafızasını kaybetmiş olduğu olması içler acısıydı. Gözleri öyle bir açılmıştı ki görüş açısı bile genişlemişti cadının. "Sen, beni hatırlıyorsun değil mi?" Yutkuna yutkuna ve tane tane çıkmıştı kelimeler ağzından. Ellerini kendisini kast ederek göğüs kafesine bastırdı. Kardeşinden duyacağı cevap bulunmaz bir taş niteliğindeydi. Kulaklarında duyduğu kalp atışı, Spring'i iyice yenilgiye sürüklüyordu. Gözlerini kırpıştırarak kendisine yanıt veren cadıya düşük kaşlarının altından baktı. "Kaos başladı. Hogwarts'ta isyan çıktı. Savaş Lomadriethiel. Neredeyse hepimiz burada topladık. Bakanlık bizi fellik fellik arıyordur. Her şey, çok değişti. Sana hepsini burada anlatmam imkansız. Kamptan gereksiz uzağız. Oraya gittiğimizde her şeyi daha iyi anlayacaksın."

Kendisini durdurmak isteyen cadıya bu sefer izin vermemiş ve kolunun altına girip onu olduğu kayalıktan kaldırmıştı. Belinden ve bileğinden kavradığı cadı, öylesine zayıflamıştı ki, sol yanında herhangi bir ağırlık hissetmiyordu Spring. Onu, kucaklayıp taşımayı çok isterdi, yorgun argın yürütmek yerine. Ancak o kadar güçlü kollara henüz sahip değildi. Yürüdükleri iki dakika boyunca, kamptaki herhangi birini görmeyi diledi cadı. Korkularından çok uzaktı, sevincine boğulmuştu. Fakat, çok geçmeden benliğini saran korkuyla yüzleşmek durumunda kalmıştı. Yürüdükleri kısa sürede, kendisine sevdiği adamı hatırlatacak binlerce iz görmüştü ormanda. Sanki Silvanesti ona ait gibiydi. Adımları ağırlaşırken kafası yere eğik, yaprakları izleyen kardeşine baktı. Jacob, onu görünce ne olacaktı. Zorlukla yutkundu. Gözlerini kapayıp mantığını dinlemeye çabaladı. Kalbinin sesinden başka bir şeyi o an duymuyordu kulakları. Attıkları dört ya da beş adımdan sonra kampa giden yoldan çıkmışlardı. Ona, ablasına ne yapacaktı? Bir yere götürüp botunun içine sıkıştırdığı bıçakla kızın şah damarını kesebilirdi belki. Düşüncesi tüylerini ürpertirken sevdiği adamı kimseyle paylaşmayacak olmak cadıyı tahrik ediyordu. Serpent, bunu öğrenirse ki onu buraya belli ki liderleri çağırmıştı küçük Hell kızına asla acımazdı. Lomadriethiel'in herkes için kendisinden daha değerli olduğu fikrini düşündü. Herkes için daha değerli olması değildi sorun. Sadece tek bir kişiyi istiyordu. Jake'in sadece kendisini sevmesini istiyordu. Belki psikopatlık, delilik derecesindeydi hisleri, fakat bunun böyle olması için gerekirse dünya üzerindeki tüm dişileri gözünü kırpmadan öldürebilir, ya da bu uğurda ölebilirdi. Düşünmeyecekti. O an ne yapması gerekiyorsa yapacaktı. Lomadriethiel'e kıyabilir miydi? Göz bebeklerindeki titremeyi şakaklarındaki ağrıyla hissetmişti. Derin bir nefes aldı. Sesindeki soğuk, tüm ağaçlardaki yaprakları yere indiricek kadar netti. "Jacob da kampta." Yüzsüzlüğün bu kadarı! Kendisi de böyle düşünüyordu. Yaptığından utanmamaıştı. Kendisinden vazgeçilme ihtimali içindeki canavarı kırbaçlıyordu. Acımasız, hoyrat ve bir o kadar da kibirliydi. Kıskançlık duygusunu daha önce nerede böylesine salt biçimde tüm organlarında hissettiğini bilmiyordu. Diğer tüm kıskançlık krizlerinin, kapris oluşu o an gün gibi bir gerçekti. Jacob'un Hell kızının dönüşünden haberi olmazsa aklı karışmayacaktı. Sadece ardında bıraktığı bir anı olacaktı Lomadriethiel onun için. Belki de onu öldürdükten hemen sonra parçalara ayırıp silvanestinin dört bir yanına dağıtsa, kardeşini katlettiği hiç bir zaman ortaya çıkmazdı. Tüm vücudunu titreten kalp ritimlerine rağmen uzattığı yolu, kampa doğru dönerek değiştirmişti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Lómadriethiel Righelli
SFL
SFL


Mesaj Sayısı : 537
Kayıt tarihi : 14/06/10
Yaş : 24

MesajKonu: Geri: Uzun zaman sonra.   C.tesi Şub. 23, 2013 10:38 pm

Muhtemelen baktığı gökyüzü, dokunduğu çimenler ve üzerinde oturduğu taş gerçek değildi. Lómadriethiel yorgun düşmüş, soğuk mermerlerin üzerine yığılmıştı. Tüm gördükleri zihninin ona daha önce defalarca yaptığı oyunlardan başka bir şey değildi. Spring yoktu. Biraz sonra gözlerini açacak, kendisiyle birlikte ayağa kalkan sayamadığı kadar çok bedenle karşılaşacaktı. O labirentten hiç kurtulamayacaktı Hell kızı. Belki de herkes onu çoktan unutmuştu. Belki de arada bir Lómadriethiel için bir şeyler yapıyorlardı. Onun için dua ediyorlardı belki. Tam Fia'ya göre bir iş, dua etmek. Dudakları yavaşça yukarı doğru kıvrıldı. Fia, ikizi, onu hiç affetmeyecekti; kendisi ve Spring'i sonsuza dek yalnız bıraktığı için. Lómadriethiel'den intikam almak için cadının hiç hoşlanmadığı tavırları sergileyecekti muhtemelen. Acımasızca birkaç kuş avlayacak, sonra onları tamamen temizlemeden kabaca yiyecekti; çocukken kendisini defalarca kızdırdığı gibi. Bakışlarının buluştuğu Spring'in gerçek olmamasını kaldırabileceğini düşünmüyordu artık. Bedeni, ruhu o labirentte öyle çok yorulmuştu ki hayallere tahammülü kalmamıştı cadının. Bakışları cadının porselen beyazı teninde, ardından özlem dolu gözlerinde dolandı şuursuzca. Gerçek. Gerçek olmak zorunda.

Spring'in zihninde dolanan sorular, anılarından çok daha berrak bir şekilde ortadaydı. Neredeydi bu zamana kadar, ne yapıyordu, neden bu hale geliyordu ve en önemlisi neden hiç bir şey söylemeden ortadan kaybolmuştu. Cadının dudaklarından şimdi soruları dökülse Lómadriethiel cevap veremeyeceğine neredeyse emindi. Ne uğruna anılarını kaybedecek düzeye gelmişti, anımsayamıyordu. Belki Serpent'ı bulsa ondan bir açkıklama alabilirdi. En azından olay sırasını hatırlamasına yardımcı olabilirdi.

"Elbette seni hatırlıyorum birtanem. Buraya gelmem biraz zorlu oldu. Değişik tipte insanlarla karşılaştım. Hiç büyü güçleri olmamasına rağmen bana fazlasıyla iyi davrandılar, açıkçası Mugglelardan böylesini beklemezdim. O... Gümüşi engerekle buluşup buraya ışınlanmam uzun sürdü. Yani, ben iyiyim. Endişelenme."

Sözcükler, kendisini olduğundan daha iyi göstermek için fazlasıyla sakin ve gereğinden fazla yavaş dökülmüştü dudaklarından. Onu rahatlattığına, kelimeleri doğru seçtiğine emin değildi. Lómadriethiel'i kurtaran gümüşi yaratığa ne dendiğini bile anımsayamıyordu. Cadının bunun üstünde durmayarak sorusuna cevap vermesiyle fazla düşünmedi Hell kızı. Açıkçası beyni her zamankinin aksine yavaş çalışıyor, algısını zorlaştırıyordu. Lómadriethiel yorgunluğu Spring'in açıklamasında hissediyordu. Zihninde cisim bulan her kelime gözünde başka bir sahne canlanmasına sebep oluyordu. Alevler içinde, harap olmuş Hogwarts. Kaçan öğrenciler, SFL ve engellemeye çalışan profesörler. Kahkaha attığı, huzur bulduğu koridorların paramparça oluşu. Kaos, sanki Lómadriethiel ordaymış gibi gözünün önünde, cadının canını yakıyordu. Biraz önce Spring'in aklında dolandığını düşündüğü sorular şimdi Lómadriethiel'in zihnindeydi. Kaç kişiyi kaybetmişlerdi, nasıl kaçmışlardı, bakanlık tarafından yakalananlar var mıydı, hepsini merak ediyordu fakat en çok merak ettiği Wood ve Serpent'ın karşılaşmasıydı. İki ezeli düşman belki de tüm bunlara sebep olan öfkeleri.

Oturduğu taştan Spring'e tutunarak zorla kalkmasının ardından adımlarını ona uydurmaya çalıştı bir süre, gözlerini yere indirip. İçindeki, çoğu zaman hiç susturamadığı kadın dırdırı eden sesi durmadan sağ sol diye adımlarını kontrol ediyordu. Başka bir şey düşünmeliydi Hell kızı, yoksa labirentten kurtulmasına sevinemeden çıldıracaktı, tek düze zihnini işgal etmiş bu ses yüzünden. Sağ, sol. Bakışlarını yerden Spring'e kaydırdı Lómadriethiel. Sessizlikten faydalanarak ondaki değişimi algılamaya çalıştı. Boyu, onu son gördüğü zamankine oranla çok da değişmemiş olmalıydı çünkü cadının pek de güvenilir olmayan anılarına göre boy atma yaşını çoktan geçmişlerdi onlardan uzaklaştığında. Saçlarının rengi anılarındakine oranla daha da açılmıştı. Açık havadaki kamptan kaynaklandığını tahmin etti, bir süre renginin değişip değişmediği konusunda tereddüt yaşasa da. Fakat kardeşi, en çok tavırlarıyla ve bakışlarıyla değişmişti. Lómadriethiel bulanık hafızasına rağmen onun çocuksuluğunu, neşesini hiç unutmamıştı. Şimdi, o halini sadece kendisini onun karşısında bulduğu zaman görmüştü. Onun dışında gözlerinde özlemin yanında sorular, yaşadığı acılar ve fazlasıyla acımasızlık vardı. Kaosun ya da kaybettiklerinin acısıyla büyümüştü Spring. Onun yanında olamadığı için kendisinden nefret etti cadı. Kendisine huzur veren, Spring'in neşesini kaybetmesinden dolayı suçluluk duydu. Fia da değişti mi diye düşünmeden edemedi. O zaten acımasızdı. Acaba kaos onu nasıl etkiledi? Lómadriethiel, arkadaşlarının, ailesinin kendisine karşı hala eskisi gibi hissedip hissetmediğini merak etti. Gidişini nasıl karşıladıklarını, döndüğünde ne tepki vereceklerini tahmin etmeye çalışırken Spring'den onun ismini duydu.

Jacob.

İtinayla koruduğu anılarının büyük kısmını kaplıyordu çocuk. Korkuyu ve yalnızlığı hissettiği çoğu zaman onun güvenli kollarında uyuduğu anı hatırlayarak gözlerini kapatırdı Lómadriethiel, fakat buna rağmen Jake'i düşünmekten de aynı itinayla kaçınmıştı. Labirentte tutsak edildiği ilk anlarda onunla gelecekleri konusunda hayal kurmanın iyi geleceğini düşünmüştü. Zamanla o hayaller, Jacob'ın Lómadriethiel'i başkasının kollarında görmesiyle oluşan öfkesinin canlanmasıyla son bulmaya başlamıştı. Beraber oldukları süre boyunca onun için hep hayal kırıklığıydı Hell kızı. Ortadan kaybolmasını nasıl yorumlamıştı Jake, tahmin bile edemiyordu. Bardağı taşıran son damla. En fazla bir kaç gün kendisine öfkelenmiş, sonra da yok saymıştı muhtemelen. Adını duymak, Spring'in hissedeceği şekilde bedeninin ürpermesine sebep olmuşken kampa doğru attıkları her adım kalbinin boğazında atmasına, içinin sıkılmasına sebep oluyordu. Bütün o süre boyunca Jacob'ın onu arayıp aramadığını, Serpent'ın ona gerekli bilgileri verip vermediğini düşünüp durmuştu Lómadriethiel. Artık hafızası puslu bir hal almaya başladığında ise herhangi birinin onu aradığı umudunu çoktan yitirmişti. Şimdiyse zor alıştığı unutulma düşüncesinin beden bulmuş halini görmeyi istemiyordu. Canı yanacaktı. Adımları yavaşladı. Spring'e biraz daha sıkı tutunarak "Onunla karşılaşmaya hazır değilim Spring. Aslında herhangi birini görmeye hazır değilim. Kampa gitmesem olmaz mı?" dedi, sesinin titrememesini sağlamak için yoğun çaba harcayarak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Spring Winchester
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 743
Kayıt tarihi : 11/01/11

MesajKonu: Geri: Uzun zaman sonra.   C.tesi Şub. 23, 2013 11:51 pm

Dişleri, alt dudağını parçalamak için takılmıştı canına. Ağlamamak elde değilken kendisine nasıl dizginleri vurduğunun bilincinde değildi. Neye bu sitemin? Susmak bilmeyen o dingin ses yine tetikliyordu cadıyı. Tek derdi, sitemi aslında kendisi ve kafasında bir türlü bitiremediği o korkunç düşünceleriyle sorularıydı Spring'in. İhanet, hayatını tamamen ele geçirmişken sağlam duruşunun destekçisi kibir her gün, her dakika sızlayan hatta çığlık çığlığa bedeninden kopmak isteyen vicdanını bastırıyordu. Susturarak nereye kadar ilerleyeceği bilinmeyen veryansınını bir kez daha avcunun içine hapsedip sıktı cadı yumruğunu. Ablasına gerdiği o zayıf kanatları çökecek gibi titredi bir an için. Kendisinin ve aynı zamanda bir zamanlar ablasının da ömrü olmuş büyücünün adını duymasıyla ürperen Lomadriethiel'e ayak uydurarak ürperdi Hell'in bedeni. Ses tonunda hissettiği sızı, bedenini sarmalayan eti lime lime ediliyormuş gibi acıtmıştı. Geçecekti. Elbet bir gün her şey su yüzüne çıkacak ve hepsi atlatılacaktı. Fakat, o güne kadar ve o gün de dahil olmak üzere acısı, her gün tazelenecekti. Isınmış bir demir parçasının her gün aynı yere bıraktığı iz kadar sızlayacaktı eti ve ruhu. Sakinleşmek adına aldığı nefeslerin boğazına dizilip orada kalmasını sağlayan Lomadriethiel'in verdiği cevap olmuştu.

Unutamamanın izlerini taşıyan ablasına titreyen göz bebekleriyle baktı kaçarak. Duraksadığında nefesinin de göz bebeklerinden bir farkı kalmamıştı. Titrek nefesi yorgun bedenini tazelemekten geri kalmadığında bir kez daha yoruyordu. Hayatın omuzlarına bindirdiği yük her geçen saniye artarken bu kadar acıyı ne zaman hak ettiğini kestiremedi. Yorgunluk öyle ağırdı ki artık bedenine dizindeki bağlar çözülmek üzereydi. Bir bıçağın oluşturduğu kesik gibiydi Lomadriethiel'in hayatından çıkışları. Bir anda unutulmaya mahkum edilmişti onu sevenler. Bunu başaramayan bir tek Spring olmalıydı. Uzunca bir süre hayatının zorluğunu basite indirgemeye çabalamıştı. Haliyle uzunca bir süre de bocaladı. Belki de tam alışacağı sırada, çabalarının sonuçsuz çıkması mı itiyordu onu karanlığın en siyahına yoksa aydınlanması gereken noktada daha da dibe batmasına sebep olan duyguları mı, kararsızdı. Kararsızlığın işe katıldığı yerde ise varlığıyla herkesi huzursuz edeceği fikriyle ölüm giriyordu kanına. Düşüncelerinde canlanabilen tek çıkar yoldu belki ve zayıflığının yegane belirtisiydi.

Adımları tekrardan ağırlığıyla atılmaya başlandığında Lomadriethiel'e nasıl söyleyeceğini kafasında canlandırmaya çalıştı. Jacob'un tekrardan çıka gelen sevgilisini gördüğünde ona karşı olan duyguları belki de depreşecek ve Spring ile hiç bir şey yaşamamış gibi ardını dönüp gidebilecekti. Peki ya kendisi? Yaşadığını olduğu yerden bir anda söküp atabilecek kadar kuvvetli miydi ya da onu atamasa dahi tek başına sürdürecek kadar ağır bir yük yüklenebilecek miydi? Hayır, ne pahasına olursa olsun, ihanet etse dahi bunu bir şekilde bilmeliydi ve sorular zihnine doluşurken duygularını açığa vuracağı vakit, kurtun elini tutmasını istediğini adı gibi biliyordu. Günü geldiğinde Lomadriethiel'in karşısına tek başına bir zavallı gibi dikilip karşılıksız bir aşk yaşadığını söylediğinde kızın vereceği tepkiyi değil, yaşayacağı o büyük hayal kırıklığının seviyesini merak ediyordu. Kendisini bir daha affedebilecek miydi?

"Olmaz. Serpent seni bekliyordur. Ama istersen kampa gittikten sonra kendini toparlayana kadar kimseyle görüşmemeni sağlayabilirim."

Nasıl sağlayacaktı? Herkesi geçmişti fakat, Jacob onun geldiğini öğrendiğinde çılgına dönerdi elbet ve bir anda hayatından çıkıp giden cadı hiç beklenmedik bir zamanda ya da beklense dahi gelmesi umulmadığı o anda var olunca hesap sorardı ya da sormak isterdi. Spring de sevgilisinin başkası için delirdiği bir anda ve oldukça şiddetli gücünün altında ona engel olabileceğini düşünmüyordu. Hatta onu engelleyecek tek kişi olan Serpent'in de bunu yapıp yapmayacağından şüpheliydi. Sessizliği korurlarken kampa hayli yaklaştıklarını fark etmişti Spring. Adımları tamamen sürünür hali almış olan Lomadriethiel'i dinlendirmek için yol boyunca belki yüzüncüsünü gördükleri koca ağaçlardan birinin köklerine doğru ilerledi.

"Az kaldı, biraz dinlenelim."

Lomadriethiel'i özenle yere oturturken fazlasıyla dikkatli davranmıştı. On beş dakika önce düşündüğü, ablasını öldürme fikri nasıl olmuştu da gelişmişti? Cadının bitkin oluşu ve öylesine hırpalanmış görüntüsü bile Spring'in içini acıtmaya yetiyordu oysa. Lomadriethiel'in yanında kendisine yer edindi ve ona sarılabildiği kadar sarıldı. Cadıdan ömrü boyunca gördüğü o şefkati bir daha göremeyecek olmanın düşüncesi beynini kemiriyordu. Hain damgasının dost olarak gördüğü tüm yoldaşları tarafından kendisine yaftalandığı zaman ne derece dışlanacağı umurunda değildi. Umurunda olan tek şey, ailesiydi. Lomadriethiel ise, Fia ve babasından bile önce geliyordu Spring için. Derin bir nefes alırken kardeşinin saçlarının arasına gömdüğü burnu çocukluk yıllarından aşina olduğu kokuyla doldurdu ciğerlerini. Kapanan gözleriyle öptü cadının saçlarını. Küçükken kızıl olan saçları kumrala dönüşmüştü Spring'in. Çocukluğunu ve neşesini hatırladı. En son ne zaman Lomadriethiel ile karşılıklı gülüştüklerini anımsamak ise o kadar kolay olmamıştı. Yutkundu. Titrek sesi alaycı bir tonla karışmıştı. Trajikomikti.

"Eğer bir daha kaybolmazsanız büyük bir aile saadeti yaşamayı düşünüyorum."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Uzun zaman sonra.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» South Park ne zaman bitiyor ? Kesin bakın..

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: