Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 İhanet, Sadakât

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Eurydice Orlov
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 220
Kayıt tarihi : 21/10/10
Yaş : 22

MesajKonu: İhanet, Sadakât   C.tesi Ocak 19, 2013 12:09 am

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]

[Linkleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christopher M. Graywood
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 22/12/12
Yaş : 26
Lakap : Karanlık Lord

MesajKonu: Geri: İhanet, Sadakât   C.tesi Ocak 19, 2013 12:38 am

Soğuk ve sisli gecenin ardında gökyüzünü perdeleyen yağmur damlalarının yere vuruş seslerinin eşliğinde, Lestrange kalesinin üst katındaki yatağına uzanmış, son toplantısından bu yana ne yapacağı üzerine derin ve bitmek bilmez düşüncelere dalmıştı. Gözleri kapalı, sırt üstü pozisyonda, en iyi düşünebildiği anlar olan bu ruhunu okşayan vakitlerini değerlendiriyordu. Dört Büyücü Turnuvası ile ilgili bir takım planları vardı. Oldukça kısa süre içerisinde gerçekleşecek olan bu büyük büyücü etkinliğine saldırıp, "Biz buradayız." mesajı verilmesi gerekiyordu. Kimliğini en uygun şekilde gizlemeli; ama Wigtown Wanderer'ın yeniden doğuşunu da göstermek zorundaydı. Esean ile görüştüğü o gece, onu sonunda tekrardan gelmeye ikna edebilmişti. Artık birlikte olacaklardı - yöneteceklerdi. Gençliklerinin ve birbirlerine olan zaaflarının ardından, olgun bireyler olarak kararlarını en doğu şekilde vermiş, örgütü güçlendirmekle kalmayıp, tekrar bir araya gelmişlerdi.

Birden bir alarm durumuna geçmişcesine yatağından hızlı bir şekilde doğrularak, hemen yanındaki şifonyerin üzerinde bulunan asasını kaptığı gibi kapıya doğrulttu. Ayak sesleri duyduğuna emindi. Kim olduğunu bilmiyordu; ama herhangi bir hizmetkarının gereksiz yere onu ve Esean'ı, birlikte kaldıkları bu odada rahatsız etmeyeceğini bilirdi. Soluk soluğa kalmış orta yaşlı bir büyücü kapıdan içeriye girdi. Elini sık sık göğsüne götürüyor, kalp atışını belirli aralıklarda kontrol ediyordu. Ağzından fısıltıya benzer iki kelime döküldü.

"Vampir... Burda..."

Gerisini dinlemesine gerek yoktu. Doğruca aşağıya doğru koşar adımlarla indi ve geniş taş holün ortasında bulunması gereken dikdörtgen masanın bulunduğu yerde, büyük güçlüklerle tutulmaya çalışılan birisini gördü. Hol oldukça boş görünüyordu. Her şey kaldırılmış; sadece duvarlarda asılı duran birkaç portre kalmıştı. Loş ortam birden bire aydınlatılmış, Lord Graywood için tam anlamıyla hazırlanmıştı. Vampir oradaydı, karşısında duruyor ve etrafını süzüyordu. Buz gibi bir ses ve korku dolu bir ifadeyle Chris bağırdı.

"ONU EVİMİN İÇİNE KADAR NASIL SÜRÜKLERSİNİZ?!" dedi.

Etrafında bulunan her bireyi teker teker süzerken, yüzlerinde oluşan dehşet ifadesini görmekten belli belirsiz bir haz aldı. Tüm bunlar sonuçlandığında cezalarını çekeceklerdi. Buraya, Lestrange kalesine bir yabancı ha?! Bir türlü çalışmak bilmeyen beyinlerinin, bir kez olsun işlemesini dilerdi. Kadını dikkatle süzdü. Wigtown Kasabası'nın yakınlarında ne halt ettiğini sanıyordu? Bunu ne olursa olsun öğrenecek ve konuşmanın sonunda büyük ihtimal onu öldürecekti.

"Ne arıyorsun burada vampir? Tez söyle, yoksa başka yollara başvurmak zorunda kalacağım!" dedi tiz ve aynı korku dolu ses tonuyla. Kadının neler söyleyeceğini bir an önce duymak istiyordu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Karakterin dış görünüşünün sürekli aynı kalmasını sağlayan bir iksirin etkisi altındadır.


Tequila:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eurydice Orlov
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 220
Kayıt tarihi : 21/10/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İhanet, Sadakât   C.tesi Ocak 19, 2013 6:20 pm

Varlığının tüm içgüdüleri bir anda zihnine yüklenirken duyuları iki kat daha keskindi. Başından beri tek başına avlanmaya çıkmanın henüz onu için güvenli olmadığı başına kakılmıştı, ama Eurydice'ın ölümlü hayatının yitirdiği andan bu yana vazgeçemediği özelliklerindeydi inatçılığı. Jezebel ve lordunun ona yapamayacağını söylemesi, kızda kamçı etkisi yaratmış, içindeki hevesi sadece daha fazla büyütmüştü. Şimdi, tadına baktığı sarışın çocuktan kalan kan izlerini kolunun kenarı ile silerken doymadığının farkındaydı. Damarlarını kavuran ateş, dişlerini dizginlemesi için biraz daha kırmızı ruha ihtiyacı olduğunu anlatıyordu kıza. Yeni biri daha lazımdı. İlk avında fark ettiği üzere, kanı taze oldukça kurbanının cinsiyeti hiçbir zaman önemli olmuyordu, ancak erkeklerin onu daha fazla cezbettiği de bir gerçekti. Ağaçların yapraklarını sallandıran bir hızla ormanı arşınlarken aklına gelen düşünce ile suratı asıldı. Bir hafta kadar önce lordu onu ödülsüz bırakmış, üzerine bir de ceza vermişti. Küçük bir kız gibi suratı kızgın bir şekle girmişti, ama saniyeler sonra gözlerinin önünde çakan flaşımsı parlak ışık birden yerinde çakılmasına neden oldu.

Dudaklarının arasından geceyi parçalayan acı dolu bir çığlık çıktı, vücuduna saplanan acı dolu iğneleri görmezden gelmek imkânsızdı. Kadın, gecenin karanlığının içinde güneş ışığının nasıl ortaya çıkabileceğini düşünmeye vakit bulamadan kulaklarına sesler, aynı anda da burnuna taze et kokusu geldi. Ancak yanık kokusu kendi teninden geliyordu.

"Saniyeleri bile kullanmasına izin vermeyin!"

"Engel büyüleri, Krghia!"

Krghia. Duyduğu ismi aklının bir köşesine kazırken beyni düşmanın izine rastladığını anladığı an öfke damarlarını silip süpürmeye başlamıştı. İki avuç işlevsiz et parçasına olan kızgınlığı açlığı ile birleştiğinde, yakıcı ışığın kaybolduğu birkaç saniyeyi fırsat bilerek fırladı ve en yakınındakini saptadı, hızını bozmadan sağ elini adamın göğsüne saplayıp ıslak bir sıcaklıkla atan kalbini parmakları arasında sıktı. Adamın gözlerine ölümünün getirdiği şaşkınlık otururken bileğinden akan kan kadını daha da öfkelendirdi ve sıradaki hedefini bulmak için gözleri etrafı taradı ancak ikinci kurbanını ele geçirmek için atıldığında görünmez bir duvara çarpıp acı içinde bağırdı, lanet herifler büyü yapıyorlardı.

Dakikalar sonra üzerinde yapılan büyüler etkisini gösterdi ve neredeyse elini ayağını kıpırdatamaz duruma geldi Eurydice. Aklında sadece lordu vardı, geri dönmediğinde kaçtığını sanacaktı belki de, ama Eurydice'ın bunu asla yapmayacağını bilmesini diledi. Ne istediklerinden tamamen bihaber, liderlerinin karşısına atıldığında kulaklarına dolan itaatkar ses, bilgi istediğinden bahsediyordu, ona lordunu soruyordu. Alaylı bir biçimde gülümsedi, eğer ona ulaşmak istiyorlarsa, önce kalbine kazık saplamaları gerekiyordu.

"Ne mi arıyorum? Bunu beni apar topar zaptedip, buraya getiren aptal süs köpeklerine sorabilirsin, insan. Gerçekten de bir bayana nasıl davranmanız gerektiğini bilmiyorsunuz, değil mi?"

Kalbini söken adamdan kalan kan damlalarını yaladı parmaklarından. Abartılı bir biçimde dilini parmak uçlarında gezdirirken alaycı gülümsemesi kayboldu.

"Ama merak etme, içlerinden birine nasıl terbiyeli olacağını öğrettim. Eğer şimdi beni serbest bırakırsan, diğerlerine de öğretebilirim, zira benden alabileceğin bir bilgi olmayacak."

Lorduma dokunamazsınız bile.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christopher M. Graywood
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 22/12/12
Yaş : 26
Lakap : Karanlık Lord

MesajKonu: Geri: İhanet, Sadakât   C.tesi Ocak 19, 2013 10:08 pm

Kadının ters bir şey söylemesini bekliyordu. Herhangi bir yanlış sözünün çok yavaş ve acı dolu bir ölümü getireceğinden habersiz orada öylece dikilmiş, bir anlam ararcasına etrafına bakınmaya başlamıştı. Nereye geldiğinden, ya da neye bulaştığından büyük ihtimal habersizdi; ama her olasılığın elenmesi gerekiyordu. Irkının vampir oluşu nedense Christopher'ı daha çok endişelendirmişti. Güven duymakta çektiği güçlüğü, bir de başka bir ırkın canlısına göstermeye çabalamak, büyük bir çölü, suyu bitmiş bir matarayla geçmek kadar zordu ona göre... Gerçi bir takım ittifak oluşumları içerisine girmek ve başka ırkları da, kendi amacı doğrultusunda yöneltmek yapılabilecek en mantıklı hareketti; ama bu şekilde değil. Habersiz, Wigtown Kasabası'nın çevresinde bir casus misali gezinmenin, hiç de kolay güven duyulabilir bir yanı yoktu. Onu buraya yollayan her kimse, bu bilgiyi edinmeden öldürmek ihtimaller dahiline bile alınamazdı.

Düşüncelerinin arasından kurtulmasını sağlayan alaylı bir sırıtış Lord Graywood'un kaşlarını bir anda çatmasına sebep oldu. Açık havada çakan bir şimşek misali çattığı kaşları bir yana, gözleri kısılmış, teni bembeyaz kesilmişti. Hemen ardından sözler döküldü. Bir yardımı dokunmadı. Karnında bir yerlerde, görünmez bir el yukarı doğru tırmanıyor, yavaşça onu boğmaya başlıyordu. Sonra bir bardak kaynar suyun, ağzından süzülürcesine midesine doğru kaymaya başladığını hissetti. Bu siniri, çıkarabileceği bir canlının karşısında bulunması büyük şanstı. Kendisine bakmakta olan birkaç müridinin korku dolu bakışları üzerindeyken asasını seyahat pelerinin iç cebine yavaşça soktu. Ne kadar sinirli olursa olsun, elleri en ufak titremiyordu... Kadınınkine benzeyen bir alaylı sırıtmayı yüzüne yerleştirmiş, üzerinde olan merak duygusu kabarmış bakışlar eşliğinde kadının tam önünde durdu. Aralarında ya on santim vardı, ya da yoktu. Elini kadının yüzüne doğru götürdü ve nazikçe kavradı. Çenesinden tuttu ve yavaş hareketlerle bir sağa, bir sola döndürdü. Mermer beyazı teni, avuçları içerisinde bir buz küpüne dokunmuşcasına kayıyordu. Oldukça pürüzsüz tene sahip bu kadın, ırkının özelliklerini en iyi şekilde taşıyordu. Alt dudağı hafifçe kıvrıldı. Tekrardan alaylı bir sırıtışın eşliğinde kadının okyanus mavisi gözlerine odaklandı ve sakin bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

"Çok yazık. Bu eşsiz cildi birazcık bozmak zorunda kalacağım, güzelim." ardından elini yüzünden çekti ve arkasını döndü. Birkaç adım attı. "Belki başka bir yerde karşılaşsaydık, seninle biraz eğlenebilirdim." gülümsemesi yüzünden silindi. Sağ elini, giydiği siyah cüppesinin sol iç cebine hızlıca daldırdı. Her şey çok kısa bir saniye dilimi içerisinde gerçekleşmişti. Oldukça sivri bir bıçak, sapından ucuna kadar kadının göğsünün biraz üzerini derinlemesine kesmişti. O kadar sert yapmıştı ki bunu, o an içerisinde oluk oluk kan, göğsünden aşağı dökülmeye başlamış, üzerinde giydiği kıyafeti koyu kırmızı kana bulamıştı. Bıçağı kadının yanağına götürdü ve kanı onun yüzünde temizledi. Kıpkırmızı yüzüne alayla baktı. Bu sefer pek de sakin olmayan bir ses tonuyla konuşmaya başladı. "SENİ KİM GÖNDERDİ?!" cevabını beklemeden hançeri tekrar savurmuş, kadının sağ omzundan aşağı doğru, bileklerine kadar başka bir derin çizik daha atmıştı. Bıçağı elinden bıraktı ve seri bir şekilde seyahat pelerinin içerisine koyduğu asasını çıkardı. İçinde kabaran sonsuz nefret dalgası eşliğinde büyülü sözcüğü bağırarak sarf etti. "Crucio!" Yaklaşık yarım saniyelik bir zaman diliminin ardından büyüyü sonlandırmış, asasını yavaşça indirmişti. "Tik tak güzelim, tik tak!"

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Karakterin dış görünüşünün sürekli aynı kalmasını sağlayan bir iksirin etkisi altındadır.


Tequila:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Eurydice Orlov
Vampir
Vampir
avatar

Mesaj Sayısı : 220
Kayıt tarihi : 21/10/10
Yaş : 22

MesajKonu: Geri: İhanet, Sadakât   Ptsi Ocak 21, 2013 11:12 pm

Adamın eline düştüğünü anladığından beri biliyordu başına gelecekleri. Belki de bu yüzden korkusu olması gerekenden daha da azdı, belki de bu yüzden umursamıyordu içinde bulunduğu durumu. Gözlerine gelen güzel çehre, Jezebel'in gülümsemesi ile ona gülümserken ölmeden önce tutunabileceği bir şeyler olduğu için sevindi, çünkü biliyordu ki eski ölümlü dünyasında, asla böylesine değer verdiği biri olmamıştı, eski kişiliği bu tür bir sevgisi kabul edecek kapasiteden yoksundu. Düşününce, girdiği mesleğin sebebini aramak için çok uzaklara gitmek gerekmiyordu. Nedenini bilmediği bir şekilde, acı veren bir biçimde, aşkın ne demek olduğunu çözmeden ölmüştü Eurydice. Sevginin sahteliğine tutunarak icra etmişti sanatını. Yanına kıvrıldığı her beden ne kadar da savunmasız olduğunu saklarcasına güven vermişti ona. Sonbahar kadar yalnız, savunmasızdı. Ama değişmişti. Gözleri karşısındaki beş para etmez bedenleri süzerken pişman olduğu tek şey o pis ellerinin ona değecek olmalarıydı. Onun dışında, ölümün gelişini huzurla karşılıyordu. Güzel bir kapanış yaratacaktı.

Adam klasik ve yıllanmış kötü adam numaralarıyla önce onun güzelliğinden dem vurup, sonra öfkenin kendisini ele geçirmesine izin verdiğinde, amatörlüğünü fark etti kız. Lordu böyle amatörlerin elinde öldüğü için kızacaktı elbet ona, onun sinirli yüzünü hatırladığında tekrar gerginliğin vücudunu terk ettiğini hissetti. Daha sonra, ardı ardına adam hançerini savurmaya başladı. Hançer tenine değdiği an kısık bir acı oluşuyor, ancak daha kan kesikten akmaya başladığı an iyileşmeye başlıyordu bedeni elbette, o yüzden bunun nasıl bir işkence olması gerektiğini çözemedi kız. Histerik bir kahkaha dudaklarından yükseliyordu ki, acı vücudunu kapladı, bu sefer diğerleri gibi zayıf olmayan bir acı. Kahkahası ciğerleri yırtan bir çığlığa dönüşürken etrafındaki adamların bile ürktüğünü görebiliyordu. Sonunda acı durdu, ama üstü başı kan olmuştu. Yine de, yaraları iyileşmişti bile. Dizlerinden güç alarak düştüğü yerden ayağa kalkarken yine küçük çaplı gülümsedi, ama saniyeler gülümseyişini daha da genişletiyor, deli kahkahalarına döndürüyordu.

"Küçük bıçağınızla beni ne kadar kesmeye çalışmayı düşünüyorsunuz, sör? Ben hiç kesik göremiyorum."

Kahkahası yavaşladı ve kıkırtılara dönüştü. Kendi başına mırıldanırken sesini yükseltti ve kollarını açtı genişçe, etrafındakilere seslendiğini belli edercesine.

"Sevgili aptal ve o aptalı izleyen aptallar! Karşınızda bir vampir var lanet olsun! Bir azı dişliyi kendi kanıyla korkutmayı mı planlıyorsun, sör?"

Kıkırdamaları yüzünden kelimeler ağzından zor çıkıyordu, ama kendisini zorladı.

"Vampirler? Vampirlere en çok ne zarar verir?!"

Sıkılmış bir edayla iç çekti, etrafındakiler oyununa katılmıyordu. Aslında kendisi de ne yaptığını çok biliyor değildi.

"İşiniz birkaç Lumos Solem'e bakıyor, ahmaklar. Aaaaah, lütfen o kadarını yapabildiğinizi söyleyin bana!"

Gözlerini kapadı ve zehrinin beyinlerine ulaşmasını bekledi. Saniyeler içinde sadık bir hizmetkâr olarak ölecekti.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Christopher M. Graywood
Şu anda Muggle'sınız. Lütfen rütbe başvurusunda bulununuz.
avatar

Mesaj Sayısı : 349
Kayıt tarihi : 22/12/12
Yaş : 26
Lakap : Karanlık Lord

MesajKonu: Geri: İhanet, Sadakât   Salı Ocak 22, 2013 1:06 am

Sessiz gecenin alacakaranlığını bir nebze olsun azaltan yıldızların ışıltısı altındaki görkemli Lestrange kalesinin duvarları bir vampir için, çok da can yakıcı bir konum sayılmazdı. Diğer insanlara yaptığı gibi rahatlıkla bir taraflarını kesmek, ya da işkence laneti uygulamak, en fazla bir çimdik etkisi yaratabilirdi. Nitekim, vücudunun çeşitli yerlerine açtığı derin kesiklerden çıkan oluk oluk kana rağmen, tekrar bakıldığında çoktan kendilerini onarmışlardı. Amacı, en ağır can yakma metodunu bir anda uygulamak falan değildi. Ağırdan alacaktı. Bunun keyfine varmak istediğini fark etti. Uzun zamandır, bunu yapmıyordu; aslında belki de biraz paslanmış bile sayılabilirdi. Kadın, sanki ne olacaklardan haberdar bir şekilde, onu gönderen her kimse, ihanetini asla göstermeyeceğine olan kararının sonuçlarına katlanmak için hazır ve nazır bir şekilde dayanılmaz acıların ardından, gerçekleşecek kaçınılmaz ölümü bekliyordu. Karanlık Lord, diline yerleştirdiği alaylı sırıtışın etkisiyle, içinde alevlenmekte olan öfkeye karşın son derece kayıtsız ve sakin kalabiliyordu.

Kadın kısa bir çığlık atmış olsa da, çabuk toparlanmış gibiydi. Aslında çığlık dahi atmasını beklemiyordu. Christopher'ı belli ki küçümseyecek, işe yaramaz biri olduğunu düşünecek ve canının bu denli yanmaya devam ederse sonsuza dek karşısında ayakta durabileceğini falan düşünecekti. Hiç beklemediği bir anda, kemik iliklerine nüfus edebilecek, baş döndürücü dayanılmaz bir acının ardından, gülen taraf Karanlık Lord olacaktı. Her ne kadar, bulundukları durum nedeniyle kahkahasını bastıramayıp, ona işini öğretmeye çalışacak birkaç kitap zırvalıklarından bulduğu bir büyüyü sarf etse de; hatta ve hatta ona 'aptal' diye seslenmiş olsa da, nedense yangına dönüşmesi gereken, alevlenmiş öfkesi, gittikçe küçülüyor ve yavaşça köz halini almaya başlıyordu. Uzuvlarını rahatlıkla kontrol altına aldığı o vakit, alaylı sırıtışı daha da genişledi. Etrafındaki birkaç müridin şaşkınla ona baktığını seçebiliyor, birkaçının aralarında fısıldaşmaya başladığını net bir şekilde görebiliyordu. Uyuşuk bir şekilde arkasını döndükten sonra adım atarken yüzünde son derece belirgin bir kayıtsızlık ifadesi vardı. 'Ah ah, hiç akıllanmıyorlar.' diye geçirdi içinden... Dişi Kan Emici ile aralarında açılan birkaç metrenin ardından tekrar yüzünü ona döndü.

"Tüh! Güzel olduğun kadar biraz olsun kafan da çalışıyordur diye umuyordum." dedi Christopher yüzünde oluşan koskocaman bir tebessümü bir anda soğuk bir simaya bıraktı. "Asla" asasını kaldırdı, "rakiplerini" keskin ve nazik bir bilek hareketiyle bir yan dönmüş 'sekiz' oluşturdu. Sonsuzluk ifadesini andıran bu rakamın çizgileri, transparan bir halden yavaşça matlaşıp, kor kırmızısı bir renge dönüşmeye başlamıştı. "küçümseme." sözlerini heceler gibi okuduktan sonra, havada asılı duran sembolün gittikçe parlamaya başlamasını bir süre seyretti.

"Altus Flamme!"

Büyülü sözcükleri söyler söylemez, havada asılı duran sekizin hatları daha belirginleşmiş, hızlı bir şekilde turuncu rengine dönmüş ve birkaç saniye sonra da, resmen yoğun bir alev halini almıştı. Yaklaşık on metre genişliğine, sekiz metre yüksekliğe sahip devasa alevli sembolü asasının bir hareketiyle kadına doğru yollamış ve içinden geçmesini sağlamıştı. Büyünün en kötü yanı, sıradan bir ateş büyüsünden daha etkili olmasına yol açan ve her saniye güçlenmesine sebep olan bir paradoksa sahip olmasıydı. Havada sürekli sekiz oluşturmaya benziyordu bu bir nevi... Sonu gelmeyen alev bulutundan farksız olduğu rahatlıkla söylenebilirdi; lâkin koca hole inanılmaz bir sıcak hava dalgası hakim olmuş, yalın ay ve yıldız ışıltısının üzerine güneşin doğuşunu andıran bir aydınlatma etkisi vermişti.

"Ben buna, Alevlerin Efendisi diyorum. 'Altus Flamme' Latin kökenli iki sözcüktür. Çevirisi ise 'Yüksek Ateş' anlamına gelir. Kendi buluşum. Üstelik sadece başlangıç etabındaydın kan emici. Eğer neden burada olduğunu söylemezsen, gece boyu şiddetlenen bu etapları çekmek zorunda kalırsın." bilgilendirici konuşmasının ardından, üzerine yolladığı alevlerden ötürü, tüm bedeni neredeyse kömür gibi kararmış kadına baktı. Onu öyle bir yakmıştı ki, öldürmek istememişti; ama bunun raddesine kadar getirmeyi amaçlamıştı.

Şimdi resmen gülümsüyordu.

_________________
[Resimleri görebilmek için üye olun veya giriş yapın.]
Karakterin dış görünüşünün sürekli aynı kalmasını sağlayan bir iksirin etkisi altındadır.


Tequila:
 
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
İhanet, Sadakât
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Karanlık Bölge :: Güney Ülkeleri :: Wigtown :: Lestrange Kalesi-
Buraya geçin: