Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Düşünseli.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Fia Righelli
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 469
Kayıt tarihi : 19/06/10
Lakap : Hell.

MesajKonu: Düşünseli.   Salı Ocak 22, 2013 9:58 pm

Buraya sonrasında bir şeyler konulacak.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Düşünseli.   Salı Ocak 22, 2013 10:07 pm


Kahverengi gözlerine yansıyan yeşil, derin derin solumasına neden oldu. Düşünceleri ormanın içinde kaybolmuş, onun kendini bulması için ağaçların gölgesine sığınmıştı. Ne kadar zamandır? Boşluğa göz gezdirdi. Ağaçların, yeşil semanın arasında orayı varlıkları ile dolduran dostlarına gülümsedi. Dudakları ince bir çizgi gibi kıvrılsa da gülümsediğini fark edecek, kaderini birlikte yazdığı birkaç isime çevirdi bakışlarını. Varlıklarını hiçbir zaman yok saymamıştı. Onları incetecek cesareti artık kendinde bulmuyordu. Belki de delice cesareti ile kaçtığı, kaçırdığı o yılları görmezden gelmeyi öğrenmeliydi. Yüzündeki gülümseme solup, ciddi bir ifadeye büründüğünde cübbesinin boyun bağını bağladı. Bedeninin titremesine alışkın değildi. Ağır ağır geçen zamanın onu hasta ettiğini biliyordu. Yine de çıplak ayakları ile onun gibi hastalıklara gebe yeşilliklerin üzerinde ilerledi. Cübbesinin kollarını altına alacak şekilde kendini sarmaladı. Başından, dağınık saçlarından ve çıplak ayaklarından başka bir şey görünmüyordu şimdi. Cübbesinin eteklerine mi yoksa büyük ağaçların altında onların gölgesine mi sığınmıştı? Bilmiyordu.

Silvanesti toprakları, ayakları altına serilmiş toprak… Ürkekliğine rağmen ağır ağır ilerlemesini söylüyordu. Beraber uyudukları alandan çok da uzaklaşmadan ne kadar ilerlediğini düşünmedi. Gözlerini yumdu bir süre, adımlarını hesap etmeden attı. Eski zamana inat, ilerisini düşünmeye ant içmiş bir cadı olarak birkez daha gözünü gökyüzüne diktiğinde içinden kopup giden endişelerin hiç bitmeyeceğini kabulleniyordu. Onun için değişmeyi göze alabilir miydi? Oysa gökyüzü değişmişti. Kısa kısa soluklarını ciğerine çekti ve bir anda hepsini dışarıya verirken başını hafifçe eğdi. Kendini boşluğa bırakır gibi gördüklerini yorumlamadan bakışlarını karşıya seçemediği karartıya dikti. Cezbedici silüet kulağına fısıldar gibi ona gel dese de bir süre yerinde bekledi cadı. Gözleri varlığını seçmişti seçmesine ama yaklaşmaya tereddüt ediyordu. Kimdi ki, onun gibi yalnızlığı seçen şafağın son anında karanlığa bürünen? Yutkunarak adım adım ilerledi. İlerledikçe artan detaylar içindeki tereddütün yok olmasına neden oldu. Değişmeyen mimikleri ile Fia Righelli’nin keskin bakışları üzerindeydi.

Gövdesinin yarısından eğilmiş bir ağacın üzerinde oturmuş Fia, ayaklarını toprağa deymek ister gibi aşağıya sallamıştı. Dengesini kollarından alır gibi elleri iki yanında olduğu yere sabitlenmiş ve sakindi. Aethra, çıplak ayaklarını çizen taşların acısını ilk kez hissederek kaşlarını çattı. Fia, burada tam olarak ne arıyordu? Aslında ne aradığından çok ne düşündüğünü merak ettiğini kendine itiraf etmek istemedi. Gözleri cadının üzerinde gezindi. Onu nehrin kıyısında karşıladığından beri Fia’ya ait ne varsa hiçbir zaman silinmediğini görmüştü. İçine işleyen cadının yanına doğru ağır hareketlerle yaklaştı. Ağacın eğimiyle alakalı olarak ondan biraz daha aşağıda kalacak şekilde ağaca tırmandı. Fia, sessizce varlığını kabullenmiş gibi gözleri ile onu takip ediyordu. Kendini sağlam olduğuna inandıran ağaca bıraktığında gözlerini Fia’nın derin anlamlar taşıyan gözbebeklerine çevirdi. “ Biliyor musun?” Gözlerini ileriye doğru çevirmeyi seçti. Başını hafifçe yana çevirdi ve Fia’nın gözlerinden uzaklaştı. “ Sanırım senin varlığın her zaman bana güven verdi.” Omuz silkti. Başını hafifçe eğerek toprağa ve çatlamış deliklerine baktı. Teninde de görünmeyen aynı izler var olmalıydı. “ Onun ve diğerlerinin yanında olduğun düşüncesi geriye bakmadan gitmemi sağlamıştı.” Şimdilerde her şey için yanıldığını biliyordu. Tahminleri, sırtını dayadığı gerçekler elinden uçup gitmişti. Varlıkları hep orada bir yerde kendini göstermiş olsa da, onunla birlikte bir şeylerin eksik kaldığını biliyordu.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Fia Righelli
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 469
Kayıt tarihi : 19/06/10
Lakap : Hell.

MesajKonu: Geri: Düşünseli.   Perş. Ocak 24, 2013 11:16 pm

    "Fia!"

    Saatlerdir hareket etmeden oturduğu küçük ağaç kovuğunda huzursuzca kıpırdandı, saçları sonbaharı anımsatan, büyük Hell kızı. Spring'in çın çın çınlayan sesinin neşesine bakılırsa, altı yaşından beri ok atan Fia'yı ava davet etmeye hazırlanıyordu kardeşi. Silvanesti'ye geleli bir aya yaklaşmıştı cadının ve neredeyse her gün Spring tarafından bu şekilde taciz ediliyordu. Yüz defa söylemişti ona, avlanmayacaktı: Righelli kibri öylesine sarmıştı dört bir yanını. Oysa içinden bir ses, bunun Righellilerin kandan gelen kibri olmadığını, Fia'nın ruhunu bir ağ gibi saran ve benliğini kemirmeye başlayan bir şey olduğunu söylüyordu. Zira Hogwarts zamanlarında, yoldaşlığın önde gelen ismiyken, onun sağ koluyken bile Fia'nın kibri salt kanından olurdu. İnsanlara henüz birinci sınıftayken vermeye başladığı emirleri ve kurduğu itaat ortamını göz ardı edersek, Hell kızının tüm egosu; zekası, yeteneği ve o kısacık on yedi yıllık hayatında başardıklarından ibaretti. Hepsini hak ediyordu. İnsanlara attığı her küçümser bakış, zehirli dişlerinin arasından tıslayarak süzülen her kelime, koridorlarda yürürken yüksek topuklularının öğrencilerde ve bakışlarını fark ettiğinde çenesini daha da dik tutmasına sebep olan profesörlerde bıraktığı etki... Hepsi Fia'nın kendisindendi. Ama şimdi, burada anarşinin yoğunluğunu ta ciğerlerinde hissettiği, asalarının işlevsiz kılındığı bu ormanda, ona bunları yapma hakkı veren hiçbir şey yoktu. Yıllardır süren manik depresifliğinin baharında, ağaç kovuklarına saklanarak rahatlamaya çalışıyordu. Bunun nedenini ise saatlerce düşünüyordu. Neden böyle olduğunu, neden bu hale geldiğini? Bir ay önce dimdik ayakta dururken, bugün nasıl böylesine kapana kısılmış hissedebilirdi ki? Sebepler ve sonuçlar gözünün önünde duruyor, her gece rüyalarına giriyor ve ona kehribar rengi gözlerinin altını süsleyen mor halkalar armağan ediyordu. Yine de Fia, gerçeği görmezden gelmeye devam edecekti.

    "Fia, Jake sana birkaç ok daha yaptı. Harikalar! Lütfen ortaya çık Hell, lütfen."

    Olduğu yerde homurdandı cadı. Aklına, İtalya'nın puslu ormanlarında babasıyla çıktığı av gezilerinden görüntüler doluştu. Henüz altısındayken eline tutuşturulan oku dikkatlica yaya yerleştirişi ve ufacık parmaklarının yayı çekip bırakmasını. Esnek ipin havayı titreştirip oku hedefe göndermesi ve hemen ardından bir kuşun cansız bedeninin toprağa düşüşü. Lomadriethiel gözlerini elleriyle kapardı. Fia ise sahibesine avını götüren bir kedi gibi götürüp ayağına atardı, kardeşine göre vahşet olan başarısını. Ve babasının gururlu kahkahası... O zamanlar nasıl da önemliydi Fia için o içten gülüş! Yumuşak, ağır başlı, mesafeli ama kesinlikle sevgi dolu. Öylesine bir ironiydi işte, Fia'nın şimdilerde Spring'e ve nefretle bakmamayı başardığı zaman Lomadriethiel'e gülümsemesi.

    "Gidiyorum Fia, okların ve yayın, çadırda."

    Söylene söylene uzaklaşmasını dinledi cadı kardeşinin. Kız sonunda gittiğindeyse olduğu yerden sürünerek çıktı. Üstünü silkelemeye lüzum görmeden ormanın derinliklerine doğru yürümeye başladı. Buradaki çoğu kişi onu hala aynı görüyordu. Öldürmek için asaya ihtiyaç duymadığını vurgulayan, buram buram tehlike saçan bakışları; kibirle ve nefretle çınlayan kahkahası, sanki hiç gitmemiş gibi, yaşanan her şey planın bir parçasıymış gibi kendinden emin yürüyüşü... Oysa burada, bu elden düşme cübbesinin içinde biri görse onu, her şeyi anlardı büyük ihtimal: Fia'nın içinde yaşadığı buhranlar...

    Ne kadar ilerlediğini, ne zaman buraya geldiğini ve ne kadardır bu eğilmiş ağacın üstünde oturduğunu bilmiyordu. Zira düşündüğü tek şey, maviyi hiçbir zaman sevmemiş olması ve yeşile duyduğu deli divane aşka rağmen, gökyüzünü artık sevmediğiydi. Yeşili seviyordu çünkü o özeldi. Çocukluğundan beri saplantılı olduğu ormanlarda bulurdu onu. Yılanının pürüzlü pullarında, yatakhanesinin duvarlarında ve Kara Göl'ün derinliklerinde sahip olurdu ona. Öyle gözlerini her yukarı çevirdiğinde çıkmazdı karşısına yeşil. Bazen günlerce göremezdi istediği tonu. Sonra, aniden çıkıverirdi karşısında: Kırmızıya çalan kehribarla buluşurdu koyu yeşil. Oysa şimdi; güneş, tam karşısında, batmaya yüz tutarken görüyordu onu. Elleri titredi. Ağacın yosunla kaplı yüzeyinde avuçlarını gezdirip, hayat çekilmişçesine beyazlaşan kemikli parmaklarını birbirine kenetledi. Yanı başında dikilen bedeni fark etmesi tam o anı buldu.

    Bakışlarını hiçbir telaşa lüzum görmeden Syrinx'e çevirdi. Cadı, ondan pek de farklı değil gibiydi. Zihninde dolanan düşüncelerin her biri yüzüne işlemişti sanki. Üstündeki eski cübbe, kimi yerde tozlanmış ve çamur bulaşmış; çıplak ayakları kirlenmiş ve birkaç yerden kanamaya başlamış, saçları Syrinx'e bir zerre olsun yakışmayarak dağılmıştı. Kızın yanına oturşunu izledi sakince. Gözleri birbirine değdiğinde gördüklerini idrak etmesi için aradan uzun zamanın geçmesi gerekecekti. Sanki, Syrinx'in varlığı onun hayatına hiç bir zaman etki etmemiş, bugün yaşadığı pek çok şeyi onun nefes alan, kanayan ve üşüyünce kızaran bedeni yüzünden olmamış gibi sakindi. Belki de anlıyordu onu ilk defa yahut asla anlamayacağını kabullenişiydi bu. Zira bunu çözmesi için de zamanı görevlendirecekti. Öylece izledi onu. Konuşmadan önce dolgun dudaklarını ıslatışını, sesinin titrememesi için harcadığı çabaya rağmen cümlesinin sonunda çatallaşan sesine tepki olarak verdiği küçük memnuniyetsiz mimiği, kahküllerinin arasından görünen kaşlarını çatışını... Sinirleri bozuluyordu, gözlerini biraz ilerideki ağacın pürüzlü yüzeyinde gezinen bir tırtıla odakladı.

    "Gidişini fark etmedim bile Syrinx." dedi umursamazca. "O kadar sessiz, vakitsiz ve tam da istediğim gibiydi ki, seni öldürme planlarını durdurmam gerektiğini birkaç gün sonra Demyx söyledi bana."

    Omuz silkti, dudak büktü. Boynunu esnetti aceleye getirmeden. Cadının buraya onu bulmaya gelmediğini biliyordu. Dahası, asla tam olarak başlayaman düşmanlıklarının burada son bulacağını ve ona dürüst olmaması için en ufak sebep olmadığını da biliyordu. Syrinx, Fia'nın ağzından çıkan her kelimeye muhtaçtı. Tıpkı Fia'nın varlığını yıllarca inkar ettiği cadıya içten içe ihtiyaç duyduğu gibi.

    "Onun gözlerinde acıyı görmeseydim, bunun gerçek olduğuna inanmazdım." Durdu. Vücudu sarı ve siyah tüylerle kaplı tırtıl yukarı tırmanmış, bulduğu küçük yaprağı kemirmeye başlamıştı. Yanındaki kızın daha ilgi çekici olduğuna karar verdi.

    "Ama işe bak Rouvas," sesi alaycı ve belki de bir nebze tehdit ediciydi. "Bugün ikimiz de buradayız. Tıpkı eski günlerdeki gibi!" Soluk pembe dudakları beyaz dişlerini gösterdi. Gülümsemekten çok, saldırmaya hazırlanan bir yırtıcıya benziyordu. Gözlerinde ise gizlemekten bir zerre olsun çekinmediği hayret ve hüzün vardı.

    Yıkılmıştı Fia. Hepsi bu. Yıkılmıştı. Onarıyordu kendini. Her seferinde. Defalarca yapmıştı bunu. Ve o denli güçlü görünürken dışarıdan, artık yapabileceği tek şey, onu anlayacağından emin olduğu tek insana kendini açmak olacaktı.

    "Gittin. Onu tamamıyla bana bırakarak gittin. Bana yeni düşmanlar bırakarak gittin." Kelimeler dudaklarından patlayarak çıkıyordu. Söylememeye ant içtiği tüm küfürleri edercesine rahattı. Duraksadı. Cübbesinin iç cebinden gümüş bir tabaka çıkardı. İçinden bir sigara alıp küçük kutuyu kızla arasına bıraktı ki, isterse alabilsin. Dudaklarına götürdüğü sigarayı kullanmayı çok sevdiği kibritle yaktı. Tütünün huzur veren gri dumanını ciğerlerine çekti. Dudaklarının arasından nikotin kokan ilk soluğu verdiğinde sesi fısıltıdan farksız lakin samimiydi: "Ve ne tuhaftır ki, senin gidişin benim için mütemadiyen sürecek huzur iken," Bir soluk daha aldı. Kelimeler boğazına dolanıyor, kendine dahi itiraf etmesi yıllarını alanları anlatmak zoruna gidiyordu. Görüşünü siyaha buladı, ellerini saçlarında gezdirdi. Sonunda o gücü kendinde bulduğunda siyaha çalan kahve gözlere kilitlenip yarım kalan cümlesini tamamladı: "Benim ölümüm oldu."
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Düşünseli.   C.tesi Ocak 26, 2013 8:10 pm


Hayatı boyunca yolun hangi tarafında yürüdüğünü sorgulamıştı. İlk önceleri bir deli olduğunu düşünmüş sonrasında ağır ağır, ilmek ilmek işleyen yeteneği kaderini belirlemişti. Endişeleri, umutlarını bastırmış ve görmek istediklerinin önüne büyük bir set çekmişti. Aethra, çizdiği sınırlarının dışına çıkmamışken ondan daha cesaretli olanlara minnetle bakıyordu. Hayatına giren her ismin kaderine bir şeyler eklemesi de sırf bundandı. Aile büyükleri, kuzenleri, ablası ve kardeşi canlanmasına neden olmuştu. Kan bağının verdiği sahiplenmeyi en çok Briareus’la yaşarken Baptiste’nin desteği, Euterpe’nin sağduyusu ve diğerlerinin kendine has tek bir özelliğiyle bile, onlar farkında olmadan, Aethra’yı sarıp sarmalamaları kötü günlerin sonunu görmesine neden olmuştu. Aethra, yalnızlığa kendini bıraktığında bile yalnız olmadığını bilecek kadar boyun eğmeyi göze almayan bir cadıydı. Onlar ve onun için gitmişken, ardında bıraktıkları birbirlerine bir şekilde bağlı kalmıştı. Bunda az da olsa payının olması her zaman Aethra’yı mutlu etmeye yetmişti. Şimdilerde Eritheia ve Jason’a gözlerini dikerken yüzüne yansıyan gülümsemeye engel olamaması onun hayatında kalan tek kibir kırıntılarıydı.

Zaman, Aethra’yı kendiyle beraber olgunlaştırmıştı. Asiliğinden uzağa fırlatılmış, avucunu dolduran dostlukları ve sağduyusu ile kalakalmıştı. Yaşadığı amaç, kendi değimiyle son evresine geçerken tüm netliği ile şekillenmişti. Bundan sonrası için yaptığı planları varsa da uygulamaya istekli bir Aethra yoktu. Düşüncelerini tek bir hedefe bağlamış ve her zamankinden daha sağlam kavradığı kumaşı kendine doğru çekiyordu. Gözlerini dikmiş Fia’ya bakarken parmaklarının ucundaki kumaşın ipeksi dokusunu sonuna kadar hissetti. Serpent’in geçmişten, gelecekten gelen ve varolan gücünün aksine Aethra’nın gücü etrafındakilerden ona yansıyanlarla perçinleniyordu. Fia, umursamazlıkla yıkanmış dudaklarını her oynatışında Aethra bunu daha da iyi anladı. Cadı, Aethra’nın gözünde hiçbir zaman düşman sıfatını kazanmamıştı. Onu öldürmeyi planladığını ulu orta söylemesi bu sıfatı hak ettiğini gösterse de Aethra’nın bakış açısı ile bu mümkün değildi. Belki Serpent adına, Fia’nın önünde bir engeldi vaktiyle ama Aethra onu değerli bulmuştu bir kere. Bu değerin Serpent’in gözüyle mi yoksa kendi gözüyle mi olduğunu kavrayamamış olsa da, şimdilerde biliyordu. Fia’nın varlığı adımlarını ve yönünü belirlemişti.

Önceleri gözlerini tek bir kareyi atlamak istemeyerek cadıya diktiği için kendine söylenirdi. Saçlarını, gözlerini ve unutmadığı mimikleri ile karşısında duran Fia’nın konuşmalarını şu anda sükunet ile dinlemesi olağandı. Rouvas kelimesi üzerine bastırıldığında ağacın sert kabuğu üzerinde oturduğu yer ona batarken omuzlarını dikleştirdi. Cadının gülümsemesi kendi dudaklarına da yansıdı. İnce bir çizgi ile kıvrılmış dudakları gerildi ve dişleri açığa çıktı. İçten bir gülümseme değildi belki ama zoraki hiç değildi. Göz kapakları ağır ağır hareket ederken cadının haklı olduğunu söyleyen sesi kendine ait değildi. Onca şeyden sonra Fia’nın gelişi ile tamamlanan ne varsa, Aethra’nın kabulüydü. Geçmişi sorgulamayı, onun içinde boğulmayı artık bırakmıştı. Bu yüzden konuşmanın son kısmını Fia ile yapıyordu. Cadının varlığını daima benimsemişti. Şimdi onsuz eksik kalacakları görmezden gelmeyi seçebilir miydi? Cadı, düşman dedikçe kaşları çatıldı. Mecazi kelimenin üzerinde bıraktığı etki, diğerlerinin kendi arkasından konuşulanlarla örtüşür gibiydi. Buna katlanmayı seçtiği için mi Serpent’in yanındaydı? Gözleri Fia’nın üzerinde gezinirken cevabın çok eskiden verildiğini biliyordu. Ortaya çıkan tabakanın üzerindeki zarif parmakları seyretti ve emin oldu. Eskiye ait sadece sözler kalmıştı.

Cadının sigarayı kavrayışı, dudaklarına götürüşü garip ve hayali bir senfoni ile Aethra’yı başbaşa bıraktı. Cadının dudaklarını okurken derin derin soludu. Onun huzura kavuşmasını Aethra’da dilemişti. Dilemekle kalmamış, yoldan da çekilmişti. Şimdi bunu tam anlamıyla yapamadığı için kendine kızıyordu. Zaafı sonucunda ayrılamadığı kaderine tekrar geri dönmüş ve aynı yolun engellerini aşmak için ant içmişti. Kendini eskisi gibi güçlü görmediğini bile bile yola ilk adımını atmıştı. Grimsi bir duman görüş açısını bulanıklaştırdığında Fia’nın sözleri yutkunmasına neden oldu. Elinden hiçbir şeyin gelmediğini söylemek yalan olurdu. İstese bazı kararlar alabilir ve onu uygulayabilirdi. Yine de aksi yönü tercih eden Aethra, bencillik yapmak pahasına kendine ait olmasını istediği şeyleri paylaşmayı reddediyordu. Ellerini ağacın sert kabuklarından uzaklaştırdı. Başını iki kolu arasına alarak sanki Fia’nın sözlerini sindirmek ister gibi sakin ve sessiz bekledi. Titremesi her yanını sarmıştı. “ Değiştiremeyeceğim şeyler oldu.” Başını kollarından kurtardı. Omuzlarını üzerinden tüm yüklerden kurtulmak pahasına silkti. “ Değiştirmek istemediklerim…” Duraksadı. İkisinin arasındaki sigara tabakasına uzandı. İki eliyle kavrayıp Fia’nın alması için ona doğru uzattı. Cadı şaşkın bir tavırla tabakayı kavrayıp diğer tarafa doğru koyduğunda Aethra ağır ağır bedenini sağa doğru bıraktı. Eğimli ağacın üzerinde yüzü gökyüzüne dönük uzandı. Bedeni ağacın kıvrımlarına alışmış gibi eğilirken gözlerini yukarıya dikti. Ağaçların arasından yeşil gökyüzünün yakıcı ışıkları göz bebeklerinin küçülmesine neden oldu. Göz kapaklarını kısarken sigaranın kokusunu ciğerlerine çekti. Kokusunu da, kendini de hiç sevmezdi. Başının döndüğünü hissediyordu. Gözleri yaprakları seçerken tepesinde Fia’nın bedenini de görebiliyordu. Ne yaptığını, nereye baktığını fark edemese de orada olduğunu biliyordu.

Göz kapaklarını yumdu ve kollarını yukarıya doğru kaldırdı. Sanki hayali bir şeyi tutar gibi parmaklarını sıkıp gevşeltirken göz kapaklarına yansıyan karanlığa hiç alışkın değildi. “ Bir seçim yaptım. Arkada kalanların seçimlerini, duygularını düşünmeden… Onların birbirlerine kenetlenmesini izledim, öyle de kaldıklarını gördüm.” Göz kapaklarını araladı ve kollarını kendine doğru çekti. Yüzünü silerken derin bir soluğu ciğerlerine bağışladı. Seçiminin ortasında kalan herkesden özür dilemek, üzüntüsünü sunmak ve onlara tekrar varlığını bensetmek istemiyordu. Geleceği, geçmişi ile yaşamak derdinde değildi. Tek öngörebildiği geçmişe ait, saygıydı. “ Bazı olaylar ben olduğum için, ben karar verdiğim için yaşanmadı.” Hafifçe boynunu kırdı ve saçları ağaçların kabuklarının arasına takıldı. Fia’nın yüzünü görmek için iki büklüm dışa dönük bir şekilde başını eğdi. Tersten bir bakışla Fia’nın saçlarını seçti önce. Onunda duyabileceği şekilde nefesini dışarıya verdi. “ Sende bir seçim yaptın. Bana rağmen ve ben yokken…” Duraksadı ve başını eskisi gibi rahat haline getirdi. Tekrar gözlerini gökyüzüne çevirmişti. “ Elinden bırakıp gelmek geldiyse, bunu sen seçmedin mi?” Fia’nın yüzüne bakmasına gerek yoktu şimdi. Görüntüsü ağaçların yaprakları arasında Aethra’nın gözleri önünde süzülüyordu. Hiç değişmemiş miydi? Hayır, herkes bir parça çocukluğundan geriye bırakmıştı ve kendi seçimleri ile boğuşur halde yollarında yürüyordu. Bir olmaya çalışarak…


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Düşünseli.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: