Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Allison

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Allison   Paz Ocak 27, 2013 3:00 pm

Serpent Felis Leo x Collesius Adelanos Allison

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 1:31 am

Kasaba

Durmak bilmez yağmurun dindiğini gören bedenlerin, sevinç çığlıkları ve şükranlar eşliğinde sokaklara akın ettiği, mavi gökyüzünün temiz havasının kokusunu andıracak kadar güzel bir gün. Çamur içinde kalan çocuklarına kızan veya umursamadan çamura batan ailelerin, alışveriş, ticaret, sosyalleşme, huzur, kısacası mutluluk vaat eden Allah'a şükürlerini sunarak başladığı farklı gündü o gün. Yıldırım tarafından kızartılma korkusu bulunmayan bünyeler birer birer, derme çatma evlerini terk ederek sokaklara dökülmüş, ve başa geldi geleli tok karınlar, ve kalın giysiler temin eden sultanlarının, Allah'ın mucizesiyle kavuştuğu destansı sarayının önüne toplanmıştı. Yok olan medeniyetlerinin yeniden inşasında en büyük yardımı yapan, düzeni ve asayişi sağlayan silahlı sipahiler tarafından dağıtıldıklarında, mutluluklarına düşen gölge neredeyse anlık olmuştu, mucizevi güne dair yapılacak açıklama, güneşin zirveye ulaştığı öğlen saatinde yapılacaktı. Ahır hayvanları yabani çalıların kapladığı sokaklara salındı, birkaçı, gece düzenlecenecek ziyafete katık olması amacıyla kesilmiş ve kanları çocukların alınlarına sürülmüştü. Yorgun kahkahaların havalarda uçuştuğu barlarsa tıklım tıklımdı, sabah saati olmasına aldırmadan bira ve bilimum alkole sarılan, eşlerinin cızırdayan etlerle kendilerini karşılayacağının bilincinde, durum değerlendirmesi yapmak üzere toplanan kocaların aklı geleceklerindeydi. Başlarına gelen peygamberlerinin, kaos ortamını düzene acımasızca sokuşunu eleştirmiş olanların kırbaçlandığı meydana, sele rağmen yetişmeyi başaran nadir çiçeklerden toplayıp bırakmayı planlayanlardan, eleştirilerini mecburen kendine saklayıp, sakinliğin tadını çıkararak bir şans daha verenlere kadar geniş bir güruh, o gün, orada tek bir konuda hemfikirdi. Her geçen gün ölüm tehlikeleri azalıyordu, ve çevre ülkelerden aldıkları korkunç haberlere baklırsa hallerine şükretmeliydiler.

Tek bir beden hariç.

"Güzel bir gün, öyle değil mi?"

Islıksı bir fısıltı olmasına rağmen bu denli net, ve kan donduracak kadar korkutucu yükselen ses üzerine bardaki herkes bir anda, sesin kaynağına doğru dönüp gözlerini kıstı. Bacaklarını masanın üzerine atmış, dudaklarının arasındaki sigarayı tüttüren, başındaki kukuletadan ucu ucuna seçilebilen platin saçlı adam, bir yabancıydı.

"Tanrınızın lütfu güneşi bir kez daha görebilmek gerçekten nefis bir duygu, öyle değil mi? Yaşanmışlıkları unutmak, geçmişe en ufak bir utanç dahi duymadan çizgi çekebilmek için mükemmel bir gün."

"Sözlerini dikkatli seç yabancı, diyarımızda sapkın fikirlere yer yok."

"Sapkın fikirlerden kastın bağlı gözlerinizi çözen sözcükler ise eğer, söyleyeceklerim hoşunuza gitmeyecek." Derin bir nefes daha çektiği sigarasının tükenmiş izmaritini ahşap masa üzerinde söndürüp devam etti. "Çarpıtılmış din ile güdülen bir koyun sürüsü olarak otlamak ve çobanınıza tapınmak için uygun bir gün."

"Bu lafını bilmeyen şarlatana gününü gösterecek bir delikanlı yok mu!"

"Sessizlik!"
Yaşlı adamın haykırışı üzerine yükselen homurtuları bir bıçak gibi kesen sözcükle beraber ayaklandı, buz misali sözcükler yeniden, üç masa ötede uzun bir kargıyla karşısına geçmeye hazırlanan adamı ve diğerlerini dondurmuştu.

"Kötünün iyisine tamah edip, kendisine peygamber sıfatı veren adamın oyuncağı olmuş sultanınızın keyfi kararlarına gözü kapalı uymuyor musunuz? Geçen ayki kaosta kaçınız kırbaçlandınız? Nesillerdir devam eden savaşlarda kaçınız kardeşlerinizi kaybettiniz? Sen yaşlı adam, savaşa kaç oğul kurban verdin?"

Kıpkırmızı kesilen adamın sinir krizi ve akabinde başlayacak küfür dolu haykırışlarını yarıda kesen ses, kalabalığın ortasında, kukuletalı adamın göremediği bir yerden gelmişti.

"İki. İki oğlum ve babam can verdi."

"Onurlarıyla Mustafa! Kafirin kılıcıyla şehadete ulaştı! Gurur duymalısın!"

"Ne uğruna? Hangi amaç uğruna oğullarını kaybettin, ülkenin refahı mı? Savunması mı? Yoksa nesillerdir atalarınızın ticaret yaptığı, barış içinde yaşadığı komşunun zayıf anını fırsat bilen sultanın, ve sözde peygamberinizin emriyle gittiği yağmalama sırasında mı?"

"Onur-"

"Onur yalnızca, ölüme gözü kapalı gidecek kadar aptal olanlara inandırılan bir yalandır, sonucunda elinize geçen tek şeyse kandır, dostun mu düşmanın mı olduğunu ayıramadığınız kan. Boyun eğmekten bıkmadınız mı?"

"Peki ya mucizelere ne diyeceksin yabancı? Göz göre göre önümüze kanıt sunan peygambere nasıl olur da inanmayız?"

"Basit bir gözbağı ustası, çeşitli noktalarda ustalaşmış, ağzı laf yapan bir büyucü.

"Saçmalık!"

"Kutsal kitabınızda son peygamberinizin Muhammed olduğu yazmıyor mu?"

"Peygamber o kısmın değiştirildiğini söylüyor. Büyü denen saçmalık son bulalı çağlar geçti, buna inan-AAAH!"

Sağ eli quaffle tutar misali açılan adamın yarattığı aşikâr alevler, konuşması yarıda kesilen adamı tepeden tırnağa sarmış, ve saniyeler içerisinde, zarar vermeden kaybolarak, dehşetengiz çığlıkları bir anda susturmuş, yerini neredeyse akını dahi dolduracak kadar büyüyen gözlere bırakmıştı.

"Kandırılıyorsunuz, ve boyun eğmeye devam ederseniz her geçen gün bir başkasını kaybedeceksiniz." Duraksayarak yükselecek bir cevap bekleyen adam, hala şoktan çıkamamış kalabalığın sessizliği üzerine bir sigara daha yakarak seri hareketlerle tutuşturdu. İleriye doğru uzattığı eliyle yargılarcasına konuşmaya başladığında, haklılığın gürüldeyen alevleriyle neredeyse kör olmuştu. "Müslümanım diyene elinizde tuzlukla koştuğunuz sürece sömürüleceksiniz. İlk ayetinizi hatırlayanınız var mı, yoksa tanrınızın size yolladığı kitabın öpülüp başa konma ve üzerine el basılıp yemin etme dışında bir fonksiyonu yok mu?"

"Oku."

"Bana inanmıyorsanız, gözlerinize inanın." Cüppesinin cebinden çıkardığı antika saate bakarak vaktin geldiğini gördüğünde, hala dudaklarında tutuyor olduğu sigarasıyla çıkışa doğru yürüdü, kapının yanındaki pencerelerin birinin kenarına geçerek sarayı süzdü. "Öğlene son iki dakika. İki dakika sonra, güzel hava ve neşenizin bedelinin, sözde peygamberiniz tarafından, korkudan titreyen parmaklarınızdan alındığını göreceksiniz."

"Sen kimsin?"

"Kaos'un Lordu'yum."

Refleks olarak kıyametten arta kalan ganimetlerin arasında bulunan ve bara asılarak kamu hizmetine sunulan saate bakan güruh, aceleci adımlarla, adını defalarca duydukları yabancıyı şüpheli gözlerle süzerek, ve vaadinin yalan çıkması durumunda derisini yüzmeye yeminler ederek ilerledi. Akıllardaki şüpheye inatmışcasına esen tatlı rüzgar, ve kemikleri ısıtan güneşle ister istemez gülümseyen topluluk, öğlen vaktine eriştiklerinde sarayın önüne ulaşmıştı. Ne olduysa o an oldu, aniden çöken karanlıkla hiçbir şey göremez oldukları beş uzun saniyenin ardından, gözlerinin önüne çekilmiş bir perdenin ortadan kalkması misali aydınlanan güne bakakaldılar. Sarayın kraliyet katının balkonundan aşağı sarkan bir cisim, uzaklığına tezaten net olarak görünüyordu. Cisimden damlayan kırmızı sıvının ayaklarının dibine düşmesi, ilahi adaleti işaret edercesine acı, aynı zamanda masumiyeti sembolize edercesine ironikti.

Dökülen kan, başı kesilmiş bir bebeğe aitti.

Refah uğruna kurban edildiği aşikâr olan, belki bir demircinin oğlu, belki bir çiftçinin kızı olan, masum bir bebek.

Yetmiş metre kadar ötedeyse, öfkeli çığlıklar ve acılı ağıtlarla beraber evlerine dağılan, ve çok daha kalabalık, ve silahlanmış şekilde geri dönen topluluğun, kaosun ateşiyle alev alev yanmasını, ve saraya doğru taarruz etmesini izleyen zümrüt yeşili gözler ağır ağır kahverengiye dönüşüyorken, hafifçe kısalan bedenin omuzları, kol ve bacak kasları hatırı sayılır ölçüde genişliyordu. Platin sarısı teller en koyusundan siyaha dönerken kukuletasını geriye ittiren Collesius Allison'ın düşünceleri ise, sahte peygamber tarafından dahi tahmin edilemezdi.

Saray

"Ne cürretle lafımın üzerine laf edersin Sayid!"

"İnanıyorum ki sultanım, kardeşiniz Allah'ın emrettiği üzere attığınız adıma karşı çıkacak kadar cüretkâr davranarak, tepeden tırnağa hakkınız olan tahta göz dikiyor."

"Acınası, fakat etkileyici. İngiltere'de tutunamamana şaşmamalı büyücü, yine de kudretini büyüne değil de diline dayandırman ve cehaleti kendine siper edinmenden etkilendim. Seni kullanabilirdim."

"NE CÜRRETLE! NÖBETÇİLER, BU İTİ ZİNDANA TIKIN!"

"O kadar hızlı değil, sultan."

Hareketlerini anlamlandıramayan gözlerin şahitliğinde oval masaya tek bir sıçrayışta çıkan Sayid, kan kızılı cüppesinin üzerindeki paçavrayı fırlatıp atarak ellerini iki yana açtı. Divan odasının tüm kapıları, eriyen menteşelerin birleşmesiyle kapandığında tüm başlar panikle etrafı süzdü, sultan başını yeniden kaldırdığındaysa kardeşinin uysal bakışları yerine, ölümü dahi öldürebilecek kadar gaddar, ve en az tacındakı zümrütler kadar yeşil gözlerle karşı karşıya gelmişti. İhanetin Gözleri muazzam bir hızla çaktığı yeşil ışınların hemen ardından mekanı kuvvetle sarstı, tutuşan silahtarla başlayan muazzam bir ateş anaforu, odanın en dışından başlayıp çapı kat ederek merkeze doğru dönmeye ve hizmetkârların kaçmasına dahi fırsat vermeden kavurmaya başladı. Daralan çemberin ölümü olduğunu anlayan Sultan ise, dudakları haince kıvrılan bedene doğru parmağını kaldırarak, çaresizlikten uzak bir kuvvetle haykırıyordu.

"Yaradanım üzerine yemin ederim ki, soyum soyunu gömecek!"

"Bugün soyun kuruyor sultan."

Islıkvari fısıltının gümbürdeyen ateşi dahi geçerek eriştiği kulaklar, birkaç anın ardından tutuştu, imperius lanetiyle vurulmuş büyücü boş bakışlarla Serpent'ın yanına tırmandığındaysa, yanmadan, sultanın saçından tek bir tel koparmayı başarmıştı.

Gazap sona erdiğinde ellerini indiren büyücü, kağıt beyazı elini seri şekilde cebine atarak çıkardığı çok özlü iksir solüsyonunu, saç teliyle tamamladı, kendisine anlamsız bir mutlulukla sırıtan adama, son damlasına kadar içirdi. Şişmanlamasını izlemeye vaktin olmadığının bilincinde ardını döndü, sol elinin işaret parmağıyla çatırdatıp ardına kadar açtığı kapıdan geçerek karşı odaya ilerledi. İçeri girdi, gürültüden korkarak saklanmış üç kadını şimşek hızıyla öldürüp, ahşap beşikte sallanan bebeği, sultanın oğlunu boğazından yakaladı. Divan odasına girdiğinde ağlamaya başlayan çocuğu balkonun sınırına dek götürdü, masum gözlerine, günahsız ruhuna birkaç uzun saniye baktı. Sağlıklı olduğu kırmızı yanaklarından belliydi, büyüklüğüne bakılırsa yaklaşık dört aylıktı. Gülümsedi, minik ellerini ileriye doğru uzatarak kim olduğunu bilmediği adamı tanımak istercesine tutmaya çalıştı ve bir anda gözleri kocaman açıldı.

Yılanın bileğine bağlı gizli bıçak, sert bir şaklamayla açılmış, ve sırttan girerek, küçük kalbin içinden geçip, diğer taraftan çıkmıştı.

İhanetin Gözleri'yle başı gövdesinden ayrılan et parçası yere düştü, hemen ardınan çataldilinde yapılan çağrı, kül olmuş eşyaların boşalttığı mekanda yankılandı.

"Salazar, öğle yemeği."

Divan odasına giren devasa bir yılan, iştahla salgıladığı zehirli dişleriyle beslenmeye başladığında, küçük başı halatlı bir mızrağın ucuna saplayan Serpent, halatı pervaza usta bir düğümle bağladı, ve mızrak kısmını, anarşinin kudretiyle sallanması uğruna serbest bıraktı. Birkaç an sonra sürüngen de, sahibi de, kuvvetli bir şaklamayla, isyanın alevine bıraktıkları şehirden ayrılmıştı.

Silvanesti - Kamp Alanı

Meydandan elli metre kadar öteye cisimlenen beden, kendisinden önce kamp alanına varmış, ve asalarını dahi çekip etrafını sarmış yoldaşlarının ötesinden kendisini izleyen Collesius'a doğru çabuk adımlarla yürüdü. Gelişini ve kanlı cüppesini görenler yolunu açtı, ardından gelen kesin emirle, ne olduğunu anlamayarak, fakat yüreklerine su serpilmiş şekilde dağıldılar.

"Haberdarım, işlerinize dönün. Collesius, beni takip et."

Sabırsızdı, ve aynı sabırsızlıktaki suç ortağının takibinde, onları izleyen gözlerden uzaktaki av çadırına ulaşıp içeri girdi. Cüppesindeki kana aldırmayarak kendisine sarılan adama, küçük bir duraksamanın ardından sarılan soğuk kollarıyla, donmuş dudaklarından tek bir kelimeyi azat ederek sarılmıştı.

"Kardeşim."

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Collesius A. Allison
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 3351
Kayıt tarihi : 16/01/11
Yaş : 23
Lakap : Aydişi

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 2:09 am

İster gerçek ister düzmece toplumu belli kurallar altında toplayan her düzene hak veren bir yanı vardı, anarşizme nazaran toplumun yazılı ya da yazısız belli kurallar ve etmenler etrafında oluştuğu tezini savunurdu her zaman. Ama tüm bu despot düşüncelerine karşın bugün Leo ile hallettikleri iş Collesius'un adalete düşkün olan yanının bir temsilcisiydi, Leo olarak söylediği cümlelerinin kaçına inanıyordu. Onur... Yüzüne haykırmak istiyordu adeta, lanet olası duygunun dünyada var olduğunu ve asil bir kanda asla yok olmayacağını bağırarak ve tekrarlayarak ona söylemek. Peki neyi değiştirirdi? Büyücünün cümleleri gibi onurun insanı düşürdüğü durumları tecrübeyle kendi hayatında hatta bedeninde hala dahi taşıdığı izlerle sabit iken kendi içinde verdiği bu savaş niyeydi? SFL topluluğunu sevmiyordu, onlardan biri değildi ve asla olmayacaktı, olamayacaktı çünkü kanında amansız bir onur vardı. Yine de sarıldı, Leo'nun kollarını da hissetmesiyle birlikte ona olan samimiyetini bir kez daha hatırladı ve ondan çekinmemesi gerektiğini fark etti. Sol kolundan tutarak kendiyle ormanın derinlerine ilerlemesini istedi. Kendilerine yalnız yaprak hışırtıları, yıldızlar ve gecenin şahitliği kaldığında yavru bir bıçak ağzı gibi tısladı dili, en az o bıçak kadar yaralayıcıydı

"Daha ne kadar eski dostum? Anarşizmin yanan alevlerini bugün çöl ortalarına taşımış olabiliriz peki ya yarın? Asya'nın kıraç topraklarında, Rusya'nın hala Bolşevik kokan karlı saraylarında bu ihtilalin ateşini var edebilir miyiz?"

Geriledi, önce yavaş yavaş sonra arkasını döndü ve seri adımlarla ilerledi, başını ellerinin arasına aldıktan sonra sağ eliyle sağlam bir yumruk attı belki bin yıllık meşenin gövdesine. Elindeki kan kadim ağacın köklerine kadar indiğinde hızlı adımlarla büyücüye yaklaştı, sinirliydi ancak ona değil kendi düşüncelerine var oluşuna ve ideolojisine bu denli ters düşüşüne, aralarında üç adım kadar kaldığında ellerini görebilsin diye tersini ona doğru kaldırdı

"Anarşizmin lekesi ellerimden çıkmıyor. Ben bu düşünceye hizmet edecek biri değilim. Neden bu ormanda olduğumu defalarca sorguladım; Beni hayattan kopmak üzereyken sen buraya getirdin, biz birbirimizin yanında güvendeyiz, benim sana olan itimadım her zaman tam ancak anarşizmin gözümde beş kuruşluk değeri yok ben sadece güvendiğim insanın yanındayım. Ve artık düşünmeyi çoktan bıraktım, şu ağızlarda gevelenip duran yeni dünya düzeni yerine senin düzensiz dünyanı tercih ederim, belki birazda bu yüzden bu ormandayım."

Sinirle ve hışımla konuştuğunun farkındaydı. Ona karşı umarsız olabilirdi çünkü bir çok kez tartışmışlardı sadece bu kez durması gerektiği noktayı aşmış olabilirdi

"Özür dilerim. Benim bu ormanda müritlerin arasında yeminsiz bir şekilde dolanmama izin vermen sana olan itimatlarını azaltabilir, sanırım yeterince başına dert açtım."

Eğer büyücü ona yüzünü dönecek olursa gidecek bir yer düşünmemişti, öyle bir yerin varlığından haberdar diye değildi. Ondan ideolojisini almışlardı yani hayatını, kalbinde amansız bir lanet vardı ve anlamıştı onun karşısında olarak bir yere gelemeyecekti tek ümidi onun yanında bir şeyleri düzeltmekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 2:52 am

Gözünün önüne erişen kanlı deriye saplanmış kıymıklara kadar görebilen Serpent kılını dahi kımıldatmadan, sabırla dinledi. Kardeşi bilerek büyüdüğü çocuğun incelikle planlanmış kaderi üzerine götürüldüğü gün, ne yazık ki, Serpent'ın içinde şüphesiz gürüldeyen kaosun olgunlaşma dönemine denk gelmiş ve kraliyetin yalanlarıyla kandırılan, onurlu olduğuna, ve tahtın asıl sahibinin kardeşi olduğuna inandırılarak büyütülen Collesius'un, dünya tarihinin gelmiş geçmiş en mantıksız ideolojisiyle yetişmesine engel olamamıştı. Üstün ırkın varlığı, pohpohlanmış akrabalıkların üstün çıkma çabasından başka bir şey değildi, ve insan doğuştan sahip olduklarıyla övünmek ya da olamadıklarından utanmaktansa, icraatlarıyla yargılanmalıydı.

"Büyütüldüğün yalanların farkına varacak kadar büyüdün Collesius, bir kralın tohumlarının yeri geldiğinde bir tecavüzcününkinden daha kof çıkabileceğinin kanıtı, şu anda itinayla tahta yerleştirilmiş kardeşin gözlerinin önündeyken aptallığı bir kenara bırak."

Aynı sakinlikte, aynı kesinlikteki ses tonunun yaptığı vurucu etkiyle, aslanın yüzünde, yansıtmamaya çabaladığı öfkeyi görse de aldırmadı. İki eliyle adamın iki omzunu sıkıca kavrayıp devam ettiğinde tavrı sertleşmişti, geçmişiyle bağı olması ve kaybedilemeyecek kadar değerli olması, sakinliğini yitirmesine sebebiyet veriyordu.

"İtaatinin taahhütünde kabul edildiğin sarayda sana tiksintiyle bakanların gerçekten üstün olduğuna inanıyor musun? Gözlerini aç ve nerede olduğuna bak! Ölüm döşeğinde kıvrandığın sırada hangi biri sana derman olmak için en ufak bir çaba harcadı? Ölüyordun, ve ben olmasaydım dünya tahmin edemeyecekleri kadar büyük bir büyücü kaybedecekti. Bana bak Collesius! Safkan bir piç olmamla övündüğümü ne zaman gördün? Lanet olası aptal bir Slytherin gibi davranmayı kes!"

Sinirle ardını döndü, sol elini alnından saçlarına daldırıp yana doğru sabırsızca çekti. Dairesel şekilde attığı adımlarla başladığı yere dönene dek, fokur fokur kaynayan kanını dindirmeye çabaladı, ve yeniden göz göze geldiklerinde, cevap vermesine fırsat vermeden devam etti, bu sefer tıpkı ilk cümlelerindeki gibi soğuk ve netti.

"Hiçbir kusurlu insanın yarattığı hiçbir düzene tahammülüm yok. Başkalarını köleleştirmeyi, açgözlülükle her şeyi sahiplenmeyi ve doğayı yok etmeyi benimseyen bir ırkın getirdiği herhangi bir düzene müsadem yok. Bu yüzden yakıyoruz, bu yüzden harap ediyoruz. Her şey kaosa sürüklendiğinde tarihin başlangıcından beri medeniyete alt edilen doğanın, kendi kanunlarını kendisinin koymasına bir fırsat daha vermesi için."

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Collesius A. Allison
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 3351
Kayıt tarihi : 16/01/11
Yaş : 23
Lakap : Aydişi

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 3:11 am

Tuzak, görebiliyordu. Gözlerine baktığı büyücüyü uzun yıllardır tanıyordu, Serp Coll'u kendi yanına çekerek yaktığı dünyadan kardeşini kurtarmak istiyordu ancak zaten artık hep onun yanındaydı. Kurduğu tuzak gerçekten ince elenip sık döşenmişti ancak sonda düştüğü bir düğüm vardı, cümlenin sonunda yine düzen geçiyordu. Düzensiz bir dünyanın hayalini kurmak ütopikten öte tamamen ayrı bir saçmalık gibi gözüküyordu gözüne, her zaman ki tartışma konumunu aldı. Onla tartışmak dünyada tattığı en büyük hazdı

"Ben yetiştirilmedim Serp bunu sende biliyorsun. Yetimhanede işlediğin cinayette benim minik ve cahil parmaklarım var, o kan ellerimde iken hangi saray dürsturu beni yola sokabilirdi. Faşizm Serp, safkan ya da yarım kan şu s**timinin asasıyla büyü yapabilen herkesin yer yüzünde yaşayan her mahluktan üstün olduğunu nasıl inkar edebilirsin. Bu kadar güçlü olmamıza karşın neden saklanıyoruz?"

Kendi düşünceleri yine alevlenmesini sağladı, bir an çalışma odasında kurduğu ihtilal planları canlandı gözlerinin önünde, yapacakları, yıkacakları, sayısız eylemleri. Gözlerinde inanılmaz bir gücün aynası belirdi adeta yeniden inanmıştı davasına

"Kafatasçı değil! Bizim üstünlüğümüzü kabul eden her aciz mahluk yaşamını sürdürebilir, bizden çekinmelerine ya da korkmalarına gerek yok, gerekirse hizmetlerininde karşılığını verebiliriz. Benim ütopyama giden bir yol var Leo, peki ya seninkine?"

Yanına geçti ve yüzünü onla aynı kıstasa döndü yani ormana. Sesi açıklayıcı ve sakindi

"Şu atmosfer doğanın gerçek bir eseri değil mi? Doğanın kendi kanunları dedin. Hatırla, bu ormana insan varlığını kabul ettirebilmek için ne kadar uğraştın. Kabullen, doğanın değişmez iki kaidesi vardır; Doğal seleksiyon, bu bizimle hayvanlar arasında bir fark bırakır mı? İkincisiyse eylemsizlik Serp, doğa dünyada yaşamdan kaçmış ve ıssız noktalarda yegane kaidesinin eylemsizlik olduğu noktada insan ona en büyük düşmandır ve doğa onu aç bırakır, üşütür, ondan kurtulmak için her şeyi yapar bunu anla. Doğanın getirdiği kanun bizi hizada tutmaya yetmez."

Dostunun sadece kendini anlamasını istiyordu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 3:53 am

Yanına gelip ormanı süzmeye başlayan adamın son sözcükleri de sonlandığında, dikkatlice irdelenmeye lüzum bırakmayacak keskinlikteki sıfatlara dikkat etti Serpent. Dillendirenin bir muggle olduğunu hayal etti, ve gözünün önünde anında beliren zengin, elit ailelerden birine mensup bir para babasıyla karşılaştı. Büyü, para, kılıç, yiyecek... Her biri doğru yerde ve doğru zamanda gücü temsil ederdi.

"Doğa aynı zamanda besler, saklar ve korur. Senin yönünden baktığında vahşi bir hayvan, benim açımdan baktığında anne rahmi kadar kusursuz. Eylemsizliğine uyum sağladığında, onunla savaşmayı bıraktığında, onunla örtüşürsün Collesius. İnsanlığın en büyük yanlışı, tabiata savaş açmaktı."

Eli iç çebine gitti ve metal tablasını çekip çıkardı. Sona kalan iki dalın birini kendi dudağına yerleştirip diğerini aslana sundu, çalıntı zipposuyla alevlendirip derin bir nefes çekti. Ateşli bir tartışma ani bir şekilde felsefi bir münazaraya dönüşmüştü, ve tam tersi yönde yeniden hareket etmemesi için bir sebep yokken, platin saçlı adam sözlerini ihtiyatla seçti.

"Neden hayvandan bir farkımız olmalı? Kimsenin daha güçlü olmaya çalışmadığı bir dünya hayal et. Benim ütopyam bu, ve çizdiğim yol tepemizde, gökyüzünde. Bu yolda emin adımlarla ilerliyorum, ve desteğinle başarma gayesindeyim.

Büyüsüz bir dünyada bir hiç olduğumuzu kabul etmelisin, muggleların teknoloji adı verilen gelişmeleriyle yaşamlarını bizden daha zeki yollarla kolaylaştırdıklarından bihabersin. Saklanıyorduk, fakat korktuğumuzdan dolayı değil, dengeyi bozmak istemediğimizden görünmedik. Artık saklanmıyoruz, gördüğün üzere büyü her şekilde dünyayla iç içe, ve kaos hüküm sürene dek bu şekilde devam edecek."


Çok derin bir nefes, ciğerlerinde uzun uzun tutup burnundan verdiği dumanla, başına vuran hafif bir uyuşuklukla sözlerine ara veren Serpent, etrafına bakındığı birkaç saniyenin ardından sözlerine devam etmişti.

"Ormanla, ona uyum sağlayacağıma söz vererek anlaştım. Büyü kullanmıyor, canlı ağaçları kesmiyor, avlanarak veya toplayıcılık yaparak ihtiyaçlarımızı karşılıyoruz. Burada kardeşim, ütopyamın küçük bir kısmını görüyorsun."

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Collesius A. Allison
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 3351
Kayıt tarihi : 16/01/11
Yaş : 23
Lakap : Aydişi

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 4:03 am

Bunların hepsi bir tüme varıyordu ve gerçekten bu idealin olabilirliğine inanmaya başlamıştı. İnanmak şu raddeden sonra kendi açısından hiç bir şeyi değiştirmeyecekti çünkü o kendisine verilen şansı denemişti ve başarısız olmuştu şimdiyse sıra onun tam zıttı olan eşindeydi. Kardeşini desteklemekle ilgili hiç bir sıkıntısı yoktu ona minnet duyuyordu ancak hassas olduğu ve halledilmesi gereken sadece basit bir iki konu vardı. Onlara değinmeden önce sesi sorgulayarak çıktı

"Neden senin saflarında olmamı bu kadar önemsiyorsun Serp."

Öte yandan sigarayı içine çekerken gözleriyle bu öldürücü ziyafet için ona teşekkür etti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 4:22 am

İkna olup olmadığından emin değildi, zira Collesius, Serpent'ın kolay kolay okuyamadığı nadir poker yüzlerinden birine sahipti. İrdelemekse mantıksızdı, zamanla oturacak kavramları dayatmaktansa tecrübeye bırakmaksa akıllıca olandı. Sorusunu duyduğundaysa tek kaşı ağır ağır kalktı, sigarasından nefes çekerken dudakları kıvrıldı. Bakışları hala sabitti.

"Çünkü sen benim kardeşimsin. Daha ötesine ihtiyacın var mı?" Konuşarak verdiği nefesi görüşünü kısıtlasa da, tatmin olmayan adamın ısrarcı bakışlarını fark etmemek elde değildi. "Mantıken baktığımdaysa, benimle beraber gözünü kırpmadan girdiğin tehlikelerdeki yetenekle, elfleri dahi beraberce kandırabileceğimiz zekaya ve uyumluluğa sahipsin. Bu topraklarda yaşadıklarımız, teknik olarak asırlar önce gerçekleşse de dün gibi aklımda. Büyü gücün ortalamanın oldukça üzerinde, ve akıllıca savaşıyorsun. En önemlisiyse Coll, cesaretinin gözünü karartmasına izin vermiyorsun, bu seninle budala kardeşini, zekadan sonra ayıran en önemli çizgi."

Sonlanan izmaritini dizlerinin üzerine çöküp, düz sayılabilecek bir taşın üzerinde itinayla söndürdü. Ayaklandığındaysa, fısıltısı üzerine gözleri hafifçe, şüphe ile kısılmıştı.

"Daha önemli soruysa şu. Benimleyken, yoldaşlarımla da olabilecek misin? Fae, Freja, Melodie, ve diğerleriyle."

Nokta atışı yaptığının bilincinde olsa da gülümsemedi.

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Collesius A. Allison
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 3351
Kayıt tarihi : 16/01/11
Yaş : 23
Lakap : Aydişi

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 4:38 am

Büyücünün maddesel olarak söyledikleri dişini doldurdu ve bu ona yeterliydi artık kendini yük değil destek hissediyordu. Xavi'den bahsedilmesi her zaman canını sıkıyordu, parçalanmış ruhunun bir bölümü dünyanın sonuna kadar ikiziyle beraber kalacaktı, geceleri onun gözünden dünyayı görmeye devam edecekti bunun önüne her hangi bir tılsım ya da yemin geçemezdi. SFL elbette bir dinamoydu ve işleyen çarkların birine uyum sağlamazsa tüm balansı bozmuş olurdu ancak Serp'e olan itimadının çeyreği dahi hiç bir zaman örgüt için geçerli olmayacaktı

"Sanırım kurallar, benim sana verdiğim yemin bundan on yıl kadar önceydi hatta daha fazla. İkimiz bozuk süpürgeler üstünde snitch diye havaya attığımız bir erik parçasını kapmak için koşuşturduğumuz günlerdeydi, kan kardeşliği sanıldığı kadar basit bir şey değil, kanla verilen yemin en büyüğüdür."

Fae, Freja ve diğerleri, hepsiyle binlerce anısı vardı ancak hepsi kendisinin nasıl düşünceleri sahip olduğunu biliyordu lakin ormanda kulaktan kulağa çadırlardan birinde yattığı söylenirken buna hepsi gülüp geçmiş olmalıydı çünkü Coll dönmezdi. Sesi acizdi

"Yalnızca Jake, bana bir kod isim bul hikayemi ben uydurayım. İzin ver bir süre böyle idare edeyim."

Zamanın ne göstereceği hiç bir zaman belli olmazdı ama onun o işareti almaya ya da kimliğini açıklamaya hiç niyeti yoktu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Allison   Ptsi Ocak 28, 2013 4:44 am

Gizlilik, riskliydi ve yersiz yere açığa çıktığında güven kaybına sebebiyet verebilirdi. Yine de Serpent bu riski öyle ya da böyle alacaktı. Collesius akıllı oynardı, ve ikna olana dek dilediği şekle girmesi işleri kolaylaştırırdı. Büyücünün sırtına vurup kamp alanına dönüş yoluna girdiklerinde, düşüncelere dalmadan önceki son sözcükleri söylemişti.

"Rufus güzel isim."



-SON-

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Allison
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: