Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Küçük Böcekler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Tatja Fahrõna
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Kayıt tarihi : 01/12/10
Lakap : I-Lem

MesajKonu: Küçük Böcekler   Salı Ocak 29, 2013 9:48 pm

Birkaç saat öncesine kadar düzgün toplanıp, kıvrılıp tokayla tutturulan kızıl saçlar esen rüzgarın ve sahibinin sabırsız adımlarına maruz kalmıştı. Genç kadının seri hareketleri ve toprak tabakanın yer yer yükselip alçalmasını umursamayan seri adımları nedeniyle havalanıp düşe düşe, yavaş yavaş tokadan kurtulmayı başarmış birkaç tutam kızıl saçlardı. Hava ne olursa olsun artık umursamayan ve en fazla soğuktan iliğim kurur düşüncesine sahip olan zihni nedeniyle üzerine giydiği siyah gömleğini şefkatli bir anne gibi okşayacaklarken cadının düşünceleri nedeniyle narin kırbaççıklar gibi çarpmışlardı siyah kumaşa. Gevşemiş topuz her adımda sarsılmaya başlamıştı, her adımda açılmaya, özgürlüğe daha yakın olduğunu hissedip coşkulanmışçasına adımlara uyum göstermeye başlamışlardı. Yüzüne tatlı tatlı esen rüzgarı bile katıksız düşman belleyebilecek bir ruh halinde olduğundan bu küçük, zevk alınası ayrıntıyı farketmemişti. Normalde olduğundan daha da beyazlaşmış yüzünde donuk bir ifade vardı. Üşümesini hissetmiyor olabilirdi ama üşüdüğünü belli edecek bir titreme hissi vardı bedeninde. Bembeyaz bir yüzün üzerinde bulunan iki yeşil ve donuk bakışa karşıdan herhangi bir canlı baksa ürperir miydi bilinmez ama cadı, bazı hayaletleri tek bakışıyla yakmaya gidermişçesine bakıyordu. Adımlarını hızlandırdı, oynayan bir taşa yamukça basarak bileğini burktuğunda ah bile demeden biraz aksayarak yoluna devam etti. Zihninde gerçekleştirdiği konuşma nedeniyle kendisinin bilemediği ama aslen bir saat geçen bu yürüyüşün ve burkulmanın etkisiyle bileği acısa da şu an acıyı hissettiği esas yeri kalbine yakın bir bölgeydi. İki donuk göz o ifadesini kaybederek sessiz bir öfkeyle doğruldu ve bunu hakedecek yapıya bakmaya başladı.


Lanet olası günlerin katili olan o binayı yeniden görmek midesine sert bir yumruk yemişçesine tiksintiyle doldurmuştu kendisini. Buraya bırakıldığında muhtemelen üç yaşındaydı. Üç. Sihirsiz zavallı muggle insanların çoğunun bile içinin acıyıp en azından şimdi bakalım büyüyünce işimize yarar dediği yaşta çocukların gözüne bir tek iğne sokmadığı kalan beyinden çok zihinsel hastalıklı merhamet barındırmayan muggleların sahip olduğu, Azkaban Ruh Emicileri'nin bile kendi gözünde daha bir şefkatli görünmesine neden olan elinde mızrağı eksik şeytanlarıydı onlar. Orada uyandığı her güne lanet ederken, her an bir sebepten ötürü yersiz cezalandırılmayı beklerken geçirdiği günleri unutamazdı. Bu cezalandırmalar her yürlü boktan sebeple olabilirdi zira gülümsesen bile bunu hakkında kötü düşünmeye yorabilip gerekli şeyi, bir tokat bazen de daha serti, vermekten kaçınmayan gardiyanlardı onlar. Bu acıtan şeyler ruhuna kadar dokunamamıştı, sessiz bir kişilik olarak görünme maskesini geliştirmiş olsa da bir gün cesaretini toplayıp ciddi olarak onları eleştirdiğinde bedeninin hissettiği acı bile ruhuna o kadar dokunamamıştı ama o günün kendi hayatında bir önemi vardı. Platin saçlı çocukla ilk düzgün etkileşimleri bu noktada olmuştu. Büyücü olduklarını beyan eden çağrıda yine onun yakınındaydı, binaları farklıydı evet, göğsündeki armanın rengi farklıydı ama geçmişine ihanet etmeyen birinin sessiz sözü, sessiz yemini olan şeye bağlı olarak yine onun yanında kalmıştı...

...Zindanlarda ona, Serpent Felis Leo'ya kısmi, yarı nazik bir şekilde küçücük bir isyan edişi olsa bile onu takip etmeyi kesmemişti. Boynundaki elini hissedebiliyor, kavrayışın ürpertisini unutamıyordu. Evet, normal bir Ravenclaw olsaydı o sırada bayılabilir, ağlayarak affetmesini dileyebilirdi ama kendisinde bu özellikler pek bulunmamıştı. Evet, yapmamalıydı belki ama içinde daha fazla tutamamıştı ve büyücünün bunu bilmesini istemişti. Kendisini gereksiz bir et parçası olarak görmemesini dilediğini beyan etmişti. Bunun şüphesi halen daha içindeydi, halen daha bu becerememişlik duygusu kalbine çökmüş bir şekilde beklemekteydi. Bazen, belki de yeşil renklere bürülü bir formaya sahip olmadığımdan mı diye düşünmekten alıkoyamıyordu kendisini ama nedenin bu olmadığını az çok kestirebiliyordu. Öfkeli görünen yeşil gözlerindeki ifade biraz hüzünlüye döndü ve dibine kadar girmeyen kimsenin göremeyeceği küçük gümüş simcik diye adlandırılabilen parıltıları göz kapakları kapattı. Bu binaya hala içi ısınamamıştı. Her gördüğünde gardını alamadığı o küçüklük zamanları aklına geliyor ve şu an olsa o kadınları nasıl bağırtarak gözlerindeki ışığı alacağını düşünmeden edemiyordu.

'Peki ya hala bu başaramamışlık hissi ne olacak sayın Leo.' diye mırıldandı. İç çekerek gözlerini açtı ve soğuk binayı izlemeye başladı. Zihnine bir tık daha kazımaya niyetli birinin görüntüsündeydi.


Serpent Felis Leo gelebilir veyahut gelmeyebilir de. No kitty.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Serpent Felis Leo
SFL Lideri
SFL Lideri
avatar

Mesaj Sayısı : 2958
Kayıt tarihi : 20/06/10
Yaş : 26
Lakap : Kaos'un Lordu

MesajKonu: Geri: Küçük Böcekler   Çarş. Şub. 13, 2013 12:55 am

Gece karanlığında soğuk rüzgarların arasından yükseldiğinde kan donduracak bir kahkahanın yankılandığı çadırda gözlerini kırpmadan karşısındaki iki büklüm bedeni izledi. Uzun süredir beslenmemiş vahşi bir hayvanı andıracak kadar zayıf olan bünyenin kemikleri, derisini kaplayan kadife cüppesinin ardından dahi sayılabilirdi, histerik öksürüklerle sarsılmayı normal karşılıyor, bunlar spazma dönüştüğünde dudaklarında hissedeceği sıvı için halihazırda cebinde bekleyen beyaz mendilini kullanıyordu. Nitekim kullandı da, bir damlasını toprağa düşürerek, çenesine kadar silip doğruldu. Sıkı sıkıya dayandığı Magius'un Asası'nı çadırın merkezindeki en kalın direğe -erişebileceği uzaklığa- dayayıp, rahat sayılabilecek koltuğa kuruldu, ince ince titreyen bedenini ısıtmak için önce efsunlu şömineyi, sonrasında bir buçuk metre kadar ötedeki büyük masanın üzerindeki mumu yakıp arkasına yaslandı. Geriye attığı kukuletasının ardında, dar omuzlarına kadar uzanan bembeyaz saçlar ve altın rengi bir teni saklıyordu, kum saati göz bebekleri ışığı yakaladığındaysa sonunda, zümrütlere odaklandı, ve kahkahasının sebebini açığa vurarak, ıslık misali fısıltısıyla konuştu.

"Ejderhaları getireceğin dünyan belki de komodo ejderi zehriyle ölen müritlerine uygun değildir."

Kulakları endişeli bir öneri duyuyor, lâkin zihni, karşısındaki bedenin kendisini patavatsızca alaya aldığını biliyor ve işin dramatik kısmıysa, ona hak veriyordu.

"Belki de Lestat'a gereğinden fazla güvenmişimdir."

"Ah... Elbette. Aşkla koklaşan diğerlerine güvenmen daha doğru olurdu öyle değil mi?"

Eşsiz elf şarabının antik şişesini kavrayan ince parmaklar, narin kadehlere kan kırmızısı sıvıyı ağır ağır doldurdu. Sözü nezaketle kesilen adam, aldığı yudumun ardından bekletmeden devam etmişti.

"Çok değerli diyerek önüme sunduğun fransız dişiden hiçbir hamle göremedim. Lloyd oğlanıyla trajik aşk hikayesi tadında kurlaşmaları dışında vaat edebileceği ne var? Zekası mı? Porsuğun geri döndüğünü biliyorsun, gözünü kırpmadan öldürmesi gerekirken iplerini verdiği kalbine göre, tam da basit bir dişiden beklenildiği gibi dengesizce davranıyor. Righelli'ler toparlanma aşamasında, sağ kolunun koynuna giren hariç. Son görevinin ardından gruba hiçbir fayda sağlamayan Malcolm ve içip dağıtmalardan, sevişmelerden avlanmaya vakit bulamayan Pierretta. Silvanesti'nin büyüsüne kapılıp doğa keşfi ve hazine avına çıkan Fyodor ve ona eşlik eden sözde şahin gözlü Melodie. Demyx hala dönmedi, devriyelerde Jacob yalnız, ve sürüsüne feodal bir düzen kurmak üzere. İşe yaramaz, her biri! Bu çukurda sonsuza dek saklanmayı planlamadığını biliyorum, buna rağmen yakınındakiler zamanı geldiğinde sana arka çıkmaktansa dibe sürükleyecekler."

"Çevremde olup bitenlerin farkındayım."

"Müdahale etmemek için sağlam bir sebebin olmalı." aldığı ikinci yudumla sözü bir kez daha kesilen Majere, kadehi dudaklarından ayırdığında doğrularak Serpent'a yaklaştı. "Kış yaklaşıyor. Tanrı'lar çok yakın, ve geldiklerinde çökecek tufanlara Silvanesti ağaçları dahi dayanmaz. Yola çıkmalısın Kaos."

"Kuzeybatıya."

"Kuzeybatıya. Gece yaratıklarının yuva bellediği Silvanost'a, Yıldızlar Kulesi'ne. Şehri ele geçirdiğinde, diğerleri donarken elflerin duvarlarının ardına sığınabilirsin."

"Orman büyüye asla izin vermez Majere, hele ki yıkım için. Sayımız az, bir kısım yeterince hazır değil."

"Savaş kapında, sen istesen de istemesen de."

Çenesine kadar yükselttiği sıvının kokusunu ciğerlerine çekti, ağır ağır indirerek masaya bıraktı. Dirseklerini masanın üzerinde sabitleyip, birleşmiş elleriyle yüzünü kapadı. Hafifçe sızlayan başına ek, sızlayan gözleri düşünmesine dahi engel olurken, zihninde dönen anaforu sakinleştirmekte başarısızlığa uğradı. Bir karar almak zorundaydı, ve bu karar yüksek ihtimalle çoğunu ölüme götürecekti. Konuşmalarının başında Raistlin'in yaptığı analizi bir kez daha, derinlemesine düşündü. Yaralarının iyileşme sürecinde ortadan kaybolması, diğerlerinin alışık olmadıkları yeni hayatlarına uyum sağlaması için zorluk teşkil etmişti etmesine, lâkin adaptasyona harcadıkları odakları daha ileriyi görmelerine keskin bir engel olmuşken yeni bir mücadeleye girmeleri intihar sayılırdı. Geleceği hayal etti, Aethra'nın görülerinde can çekişen bedenleri, tir tir titreyerek uykuya dalan yoldaşlarını, ve bu durumda onları korumaktan yoksun kalan bedeninin yüzünü soğukla yakan rüzgarda dimdik, fakat çaresiz duruşunu bir bir izledi. Yapılması gereken kesindi.

"Silvanost'a gidiyoruz."

"Efendim, misafirimiz var."

Çadırın arka kısmından sürünerek masaya tırmanan hayvanın başını avucuna aldı, gözlerini dikey göz bebeklerine odakladı. Uzun, dümdüz saçların dalgalanmasını izledi, yürüdüğü patikanın ötesinde duyduğu sesi, şarkıyı işitti.

Bu sesi tanımıyordu.

Gözlerini açtığında asla yanmamış mumun yanındaki kadehi bir kez daha kaldırıp, karanlığın ardında, şöminenin olması gereken noktaya odaklanarak ilk yudumunu aldı.

Rivendell

Ezilen yaprakların tatmin edici sesi kulağına bir fısıltı eşliğinde eriştiğinde, kendisine doğru dönen bakışların sahibine odaklandı. Uzun süreli yokluğun özlemi hissedilir dereceye eriştiğinde, kendisine doğru esen rüzgarla kızın kokusuna kadar alabiliyordu Serpent. Tek kelime etmeden yanına erişti, narin omzu kibarca çevirerek güneyi, korunun sınırında, en yüksek ağaca asılı duran bedeni işaret etti.

"Pek kıymetli müdürün asılı bedenine her baktığımda bu histen kurtulmak için attığım ilk adımı görüyorum. Hoşgeldin Tatja." Neredeyse omzuna gelen kızı kendine çekerek sarıldı, ayrıldığında hastalıktan eser kalmamış göz bebeklerini dikkatle süzdü. "Silvanesti sana yaramış."

_________________


It's all about Littleflair:
 


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tatja Fahrõna
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Kayıt tarihi : 01/12/10
Lakap : I-Lem

MesajKonu: Geri: Küçük Böcekler   Cuma Mayıs 03, 2013 3:31 pm

Bir insanın hayatta yürümek için iyi olan ya da kötü olan patikayı seçmesi için önemli olan yıllarda harcanan zamanını düşündükçe göğsünün ortasında yayılmış olan keyifsizlik hissi başkaldırıyordu. Dudaklarını ince bir çizgi alıncaya dek birbirine bastırdığını kulaklarına gelen sesi algılayana kadar farketmemişti bile. Yüzünde şaşkın bir ifadeyle sesin geldiği yöne doğru dönerken salaklığını farketti. Şaşırmasının mantıklı bir hamle olmadığını biliyordu ama kendisi, Tatja Fahrõna, her zaman aykırı biri olmayı tercih etmişti. Hogwarts'ta bulunduğu yıllarda bir Slytherin kadar gösterişli olmamıştı. Saçma cesareti onu Gryffindor'a koyacakken ihtiyar kumaş şapkanın muhtemelen kendine has bir espri anlayışıyla Ravenclaw'a seçmişti. O binaya uygun değildi ve en önemlisi mavinin o tonlarından hazzetmemişti. Hogwarts'la ilgili düşünceleri içindeki karanlık hissi daha da yoğunlaştırırken bu konuyla ilgili son düşündüğü şey muggle hayatında da, büyücü hayatında da okullar konusunda başarısız olduğu ve iki binayı da berbat halde gördüğüydü. Omuzlarında hissettiği kavrayışı reddetmeden genç adamın kendi bedenini çevirmesine izin verdi. Kendi anlamsız hayatı ne derece lanet bir hal alırsa alsın son saniyesine kadar bu adamın yanında olacaktı, olmak zorundaydı. Güçsüz olduğu zamanlarda korunduğunu unutmamıştı ve her ne kadar dengesiz bir cadı olarak tanımlansa da kendisine yapılan iyilikleri unutmazdı. Dudaklarında acı bir gülümsemeyle kendisine işaret edilen yere baktı. Cansız bedene normalden daha uzun süre bakmıştı. Ne hissettiğini anlamaya çalışıyordu. Acaba pek sevgili ölü müdür hayatının böyle sonlanacağını hiç düşünmüş müydü? Ölmeden önce yıllar öncesini hatırlayabilmiş miydi? Cehennemin derinliklerinde yanarken çocukların çığlıklarının onu terketmemesini umarak bakışlarını Serpent'e çevirdi. Büyücü kendisine sarıldığında hafifçe sarılarak karşılık verip kendisini geriye çekti. Silvanesti ile ilgili olan cümleyi duyduğunda gülümseyerek yere baktı bir an.

'Kesinlikle daha huzurlu. Onlardan ayrı bir yolda yürüdüğüm için cezalandıralacağımı söyleyerek ahkam kesen budalalar yok. Gerçi, nereye gidersem gideyim bir iki hatam sürekli beni takip ediyor. En azından daha güçlüyüm. Başka seçeneğim de yoktu aslında.' dedi gayet samimi bir tonla. Bir an duraksayarak buruk bir gülümsemenin dudaklarını kontrol etmesine izin verdi ve başını iki yana salladı hafifçe. Sadece güçlü görünmeye çalıştığının farkında olan birine karşı güçlüymüş gibi davranmanın saçmalığın daniskası olduğunu bildiği için 'utangaç' bir şekilde rastgele gözüne ilişen bir ağaca baktı birkaç saniyeliğine. 'Sen nasılsın? Yanınıza gelmekte biraz geciktiğim için üzgünüm.'diyerek büyücünün gözlerine bakıyor doğrudan. Beklemediği bir anda arkasından gelen seslerden korkabilirdi. Kendisinden daha güçlü kişilerle kavga ederken de korku hissedebilirdi ama kesinlikle karşısındaki büyücüden korkmayacaktı. Yani genel olarak her gününü ondan korkarak geçirmeyecekti. *Ne de olsa ilk arkadaşımsın Serpent. Ayrıca kolumdaki işaret olmasa bile sana karşı sorumluluklarım var. Muhtemelen sorumsuz olduğumu düşünmüşsündür.*
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Küçük Böcekler
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Yetimhane-
Buraya geçin: