Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz...
Wigtown Wanderers'a Hoş Geldiniz!

Forumumuzda vakit geçirip, role play yapmak lütfen için üye olun.



 
AnasayfaSSSKayıt OlGiriş yap
Taşındık arkadaşlar! www.magusinvicta.com

Paylaş | 
 

 Kurukafa.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Kurukafa.   Perş. Ocak 31, 2013 10:11 am



Tatja Fahrõna & Syrinx Aethra Rouvas


Tatja ve Syrinx birlikte bir göreve çıkarlar. İksirler için en azından ormanın nimetlerinden yararlanılmalıdır. Tabi bu görev boyunca Tatja, Syrinx'e katlanmak zorunda kalır. Zaman hızla geçerken, buldukları bir şey Tatja'nın merakını uyandırır. O da ne?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Perş. Ocak 31, 2013 10:27 am

Sert bir rüzgar esti ve çadırın eteklerini hızla Aethra’nın yüzüne doğru savurdu. Cadı kurtulmak için başını hafifçe sağa doğru eğdi ve saçlarına değen kumaşın tekrar geri çekilmesi ile bir an başı da geriye doğru yattı. Saçları büyük bir ivme ile aşağıya doğru çekilmişti. Halsizce ellerini saçlarına götürdü ve cebindeki artık bozulmuş olan lastiği onları bağlamak için kullandı. Saçlarındaki tüm ahenk gitmişken, onları toplamak en iyi çözümdü. Elleri aşağıya doğru inerken iç çekti. Bakışları çadırın girişinden dışarıya çevrildi. Hava puslu gözüküyordu. Kumaşın yarısından ayrıldığı girişin köşesinde duran Aethra, yerdeki hafif tümseğe oturmuştu. İki bacağının arasındaki artık eskimeye yüz tutmuş botlarını çıplak ayağına geçirdi. İçinde bir kez daha sızlayan ayaklarına söylendi. Onu taşımak onların göreviydi. Tüm acıya rağmen dayanabildikleri kadar dayanmaları gerekiyordu. Günlerdir çıplak dolaştığı için çizik içindeki ayakları botların içinde uyuşmaya ilk dakikadan başlarken Aethra yüzünü buruşturdu. Alışkındı, her şeye. Omuz silkip kalkmaya hazırlanırken tanıdık birinin eli ona doğru uzandı. Kim olduğunu sorgulamaya bile gerek duymadan büyücünün eline uzandı ve hafifçe kendine doğru çekerek ayağa kalktı. Bir eli ile desteklediği tümsekten hızla uzaklaşıp büyücünün yanında dikildi. Üzerindeki ince kazağın bel kısmını çekiştirirken Serpent’in gözlerinin üzerinde olduğunu biliyordu. Kısık bir burun çekmesinin ardından Serpent’in zümrüt gözlerine bakabildi. Büyücü elini yavaşça sağ yanağına değdirirken Aethra gülümsedi. “ Solgun gözüküyorsun.” Yüzünün kireç gibi bir hale büründüğüne emindi. İnce ince titremelerini artık yadırgamıyordu. İç çekti ve yüzüne daha da kocaman bir gülümseme ile doldurdu. “ Ben iyiyim. Hem de çok!” Kolları Serpent’in beline dolandı ve ona sokuldu. Bir yandan titremesini idrak edemesin diye tonlarca dilekte bulundu. Serpent’in düşünceleri arasına zayıflığı veya hastalığı ile girmek istemiyordu. Sağlıklı görünmeli ve kimseye ses etmemeliydi. Oysa başını onun sert omzuna koyarken yüzündeki gülümseme onu kemiren düşüncelere yenik düşüp soldu. Gökyüzü ve bu yeni hava onun içindeki ruhu çekip alıyordu. Hastalığa kapılmasının nedeni artık bir anlam yükleyemediği karışık görülerinden mi kaynaklanıyordu bilmiyordu. Zaman ilerledikçe hayal ile gerçeği ayıramamaktan korkuyordu. Hem de çok, korkuyordu. Kollarını daha fazla birbirine kenetlerken soluklarını Serpent’in boynuna verdi. Sonrasında onun kokusunu ciğerlerine çekerken delirmenin eşiğine gelmediğini kendini söyledi. Bu düşünceye inanmalıydı. Kollarını gevşetti ve sakince Serpent’ten ayrıldı. İki elini birden omzuna götürüp, orada olmayan tozları silkeler gibi yaptı. Üzerindekinin yakasını düzelti ve tekrar büyücüye gülümserken ben iyiyim diye içinden geçirdi. İyi olmalıydı, zayıflık gösteremezdi.

Tam elini Serpent’in üzerinden yeni çekmişti ki, çadırın etekleri hızla bir kez daha savruldu. Bu sefer ki rüzgardan kaynaklı değildi. Tatja’nın hiçbir şeyden memnun olmadığını gösteren ifadesi Aethra’nın gülümsemesine neden oldu. Cadının kızıl saçları hızını alamayıp savrulurken, Aethra soru soran gözlerle cadıya baktı. “ Tatja!” Duraksadı. Dün, onunla eşleşmek istediğini söylemişti. Onu okuldan bu yana biliyordu. Sivri dilli bir cadıydı ve zekasını her zaman kendine savunmuştu. Onun bir Ravenclaw olduğu dönemleri hatırlatmak kendini maziye gönderdi. Günlerin hızla akıp gittiğine şahit oldu. Her şey çok değişmiş olamazdı! En azından cadının hali tavrı aynıydı. Kolundan çekiştirilmemek umuduyla yutkundu. “ Hazır mısın?” Derin bir nefes aldı. Cadının sert bakışları altında ezilmiş gibi bir adım geriledi. Sonrasında daha dün nehirde elleri ile ilk kez yıkamak zorunda kaldığı cübbesine doğru yöneldi. Kadife kumaşı omuzları üzerine atarken, onun kendini çabucak ısıtacağını biliyordu. Hâlâ nemli olan kısımları garip bir ürperti ile sarsılmasına neden oldu. Tatja’nın sabırsız bir of çektiğini işitti. Cadıya doğru tek bir adım attı ve ellerini iki yana açarak halini cadıya gösterdi. “ Bende hazırım, hadi gidelim.” Tatja’nın ona cevap vermesi eşliğinden çadırın çıkışına doğru yöneldi. Serpent’in yanından geçerken büyücünün eline kısa bir an dokundu ve gülümsemesinden ona da bahşetti. İyi olduğunu göstermek istiyordu ama bunu ne kadar becerebiliyordu ki; bilmiyordu. Çadırın eteklerini birkez da kendi savururken Tatja’dan bir adım geride açık havaya çıktı. Ayağındaki botlarla sadece bir saat yürüyebileceğini biliyordu. Belki de yarım saat sonra onları iplerinden bağlayarak boynuna asardı. Tatja’ya bu sefer hadi der gibi arkasını dönerken Aethra iç çekti. Tatja ile iyi geçineceğini umuyordu. O hep iyi geçinirdi. Demyx dışında herkesle…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tatja Fahrõna
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Kayıt tarihi : 01/12/10
Lakap : I-Lem

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Perş. Ocak 31, 2013 11:37 am

Beklemek, sıkıcı olan yapış yapış boğan kavram. Beklemek, bir zamanlar sevdiğin fakat artık yanında olmaktan nefret ettiğin şeylerle geçirilmemesi gereken bir kavram. Beklemek, insan ruhuna iyi gelmeyen, adeta zihne oyunlar oynatan lanetli bir kavram. Tıpkı kardeşi umut gibi bir atın gitmesi için sallandırılmış havuçtan farkı yok. Beklemek, ah, işte kalbini acıtan şeylerden biri buydu. En sevdiği kızıl renkten bile kaçmak istemesinin nedeni gelmişse, günler acımasız geçiyordu. Siyah gözlüklerini gözlerinden çıkardı. Buradaki kimsenin, Serpent'in bile bunları gördüğünü sanmıyordu çünkü bu küçük nesneyi anlamsızca sevmiş, olası bir münakaşada kırılmalarına içi elvermemişti. Aman, ne olacak artık. Mega müthiş çağımsı lanetten kurtuldum, hep okuduğum kitaplardaki hayatlar varmış! LANET OLSUN Kİ ELFLER VARMIŞ BİR GÖZLÜK MÜ KIYMETLİ? Üstünde oturduğu kırık dökük sandıktan yere indikten sonra gözlüklerini taktı ve koyu kızıl saçlarını biraz sertçe toplayarak yedek tokasını bileğine geçirdi. Okuduğu kitabı özenle kitap yığınının üst kısmına koyduktan sonra üzerini değiştirmeye karar verdi zira daha fazla oyalanırsa Syrinx'i bekletecekti, bekletmekten nefret ederdi. Şu dakikaya kadar çadırda kalmasının tek nedeni de yorgun görünen cadının biraz kendini toparlamasıydı. Narin cadıyı yanında götürüp de ona iyi bakamazsa Serpent'in ne yapabileceği hakkında fikrinin olmamasının yanı sıra, beraber gittiği insanlara zarar gelmesini sevmiyor adeta korkuyordu. Sandığı açarken bu düşünceyi zihninden sildi. Yarı yıpranmış ve yıpranmamış kıyafetleri vardı. Kendi giydiği kıyafetler buluşacağı cadıya da olacak kıyafetlerdi ve 'cici' görünen açık mavi bir gömlek ile siyah bir kazağı çantasına koydu. Kendisi için ise siyah bir gömlek, siyah bir pantolon ve koyu kırmızı bir kazağı uygun görerek giyindi. Sağ kolundaki avcunun hemen bitişiğinde olan asa dövmesine takıldı giyinmesi bittiğinde. Seni özledim eski dostum. İç çekerek ayakkabılarına baktı. Yeni edindiği ve henüz giymediği botu da çantasına koymuştu. Neden eşyalarını paylaşıyordu şu an emin değildi. Serpent ile birlikte olduğu için böyle yapması gerektiğini hissetmiyordu hayır. Sadece, konuşabilecek birine ihtiyacı vardı. Aynı yerdeydiler. Kimine göre cennet, kimine göre cehennem. Kişi kaybedemezlerdi. Kendisi de siyah uzun botunu giydikten sonra siyah çelikten yapılma bıçağını belindeki kabza kısmı olan yere taktı. Henüz adam gibi silah almış değildi.

Çadırından çıkınca gözlüklere anlamsızca baktıklarını az çok farketmişti ama kendi gözü başka birine takıldığında midesinin kaynayıp, acı bir bulantıya dönüşmek üzere olduğunu hissetmişti. Kısa kısa nefesler alarak bu hissi geçirdi ve bakışlarını kızıl saçlı büyücüden çekerek adımlarını da hızlandırarak Syrinx'in çadırına doğru gitti. Çantasındaki kıyafetlerini beğeneceğini umduğu gerçeğini düşününce bir an kendisşne şaşırdı. Çadırın önünde bir dakika kadar bekleyip kapısını hızla açtı ama karşısındaki manzarayı görünce girmese miydim ki yüz ifadesi kendini belli etmişti yüzünde. Syrinx ve Serpent arasında gidip gelen gözlerinin anlamsız dönüşlerini Syrinx kendisinin adını söyleyerek kesmişti. 'Syrinx, Serpent.'diyerek ikisini de selamladıktan sonra cadıya baktı. Giysilerine ve ayakkabılarına baktığında işe yarar bir şey yaptığını düşünmüştü. 'Hazır mısın?' diye sorduğundaysa sesinde gizliden gizliye bir endişe vardı ama aceleci ve kaba görünebilen dalışının verdiği etkiyle Syrinx'in bunu anlayabileceğini sanmıyordu. Belki Serpent anlayabilirdi, o da yılların getidiği tanımayla olabilecek bir şeydi. İkisine de bakarak iç çekti ve geldiği gibi çadırdan dışarı çıktı. Açık hava kendisini biraz rahatlatsa da şu an önceliği yanında olan cadının hayat kalitesini bir tık arttırmaktı. Syrinx yanına geldiğinde çantasından sigarasını ve kibritini çıkararak çantanın geri kalanını verdi. 'Başlamadan önce, içeri fırtına gibi daldığım ve dışarı çıkınca hatırladığım için kusura bakma, çantanın içindeki kıyafetleri ve botu senin için getirdim. Kıyafetler kalitelidir ama bot daha farklı bir evrenin, yani burada yapılma olduğu için rahat edeceğini umuyorum. Önce üstünü değiştir, ben buradayım. Dumandan takip edebilirsin.' diyerek siyah sigaralarından birisini dudaklarının arasına götürdü ve yaktı. İçine çektiği karanfilli duman biraz boğazını yaksa da içindeki şüpheleri yatıştırıyordu. Yapması gerektiği için yapamadığı diğer şeyleri düşündüğünde boğazı düğümlenmişti. Sigarasından sertçe derin bir nefes alarak bu düğümü çözdü ve öksürmemeyi başardı. Bugün kötü şeyler yaşamayacaklarını umarak gidiş yoluna doğru baktı ve sigarasını içmeye devam ederken Syrinx'in kıyafetlerle rahat etmesini gerçekten umdu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Perş. Ocak 31, 2013 2:15 pm


Cadı, elinde çantayı dikkatsiz bir hışımla karıştırırken Aethra gülümseyerek onu izledi. Nedense cadının tavırları Aethra’yı rahatlıyor, ona odaklanan gözler kendini es geçtiği için memnun oluyordu. Tatja varlığı ile gözleri doldurduğu aşikardı. Kızıl saçları ve gözlüğü ile bir hayli dikkat uyandırıyordu. Ona bakan kimse arkasına gizlenmiş cılız bir cadıyı seçemezdi. Yüzündeki gülümseme biraz daha şiddetini arttırırken Tatja çantasında aradığı şeyi nihayet buldu. Sigara ve kibrit ikilisini cadı avuçları içine alırken çantayı Aethra’ya doğru uzattı. İçindekileri merak etmesine rağmen bir an tereddüt etti. Tatja ona ne verebilirdi ki? Cadı ile aralarında sadece onu bilmekten başka bir ilişki bulunmadığı için kafasında birçok şeyi aynı anda tarttı. Yine de elini hızla çantaya yöneltip kavradı. İçine şöyle bir bakarken cadının sesi kulaklarına doğru ulaştı. Acelesi varmış gibi söylenen cümleler karşısında gözleri bir çantaya, bir Tatja’ya yöneldi. Sözlerinin bitiminde çok beklemiş de nihayet kavuşmuş gibi dudakları arasına sigarayı yerleştirmiş cadıya özendi. Belki de tavırlarının onu rahatlatmasının sebebi umursamaz görünmesiydi. Cadının sözlerini idrak etmesi zaman aldı. Bakışlarına şaşkınlık yüklerken kaşları havaya kalktı. Çantayı karnına doğru çekip kolları ile sararken başını eğdi. “ Tamam, olur. Biraz daha bekleyeceksin o zaman!” İçeriye tekrar girdi. Serpent’in daha gitmedin mi der gibi bakan gözleri arasında çantayı kolları arasından kurtardı. Yere çöktü ve içinden mavi gömleği ve siyah kazağı algılayana kadar dışarı çıkardı. Gömleği giymeye tereddüt etti ama kazağı, kendi kazağı üzerine geçirmeye karar verdi. Cübbesinin boyun bağını çözdü ve kazağın kollarını hızlıca buldu. Altında bir daha kazak olmasa fazlasıyla bol gelecek kazağın kollarını ince bir kademe oluşturacak şekilde kıvırdı. Çıplak ayaklarını, eski botları içinden çıkardı. Tatja’nın onun için getirdiği botlarla takas etti. Serin bir alana giren ayakları ona mı, Tatja’ya mı şükrediyordu bilmiyordu. Bağcıklarını bağlayarak bileklerine sabitledi. Ardından bir kez daha dikildi. Mavi gömleği çantaya gelişi güzel koyup, çadırda eski botları için kıyı köşe bir yer belirledi. Çadırdan çıkarken, sağ elini dudaklarına götürdü ve ufak bir öpücüğü Serpent’e doğru üfledi. Büyücüye göz kırparken çadırın kumaşını yüzüne doğru örtmüştü bile.

Tatja’nın dediği gibi önce sigara kokusunu takip etti. Çadırın etrafından döndü ve sonra birkaç adımlık mesafe uzaklıktaki bir ağaca sırtını yaslamış olan Tatja’nın dumanını keşfetti. Dudakları arasındaki sigarayı içine çekerken hafifçe titreyen sigaraya baktı. Eşleştiği kişinin Tatja olmasından memnundu. Kazağını belinden çekiştirerek cadıya doğru yaklaştı. Ayaklarındaki yeni botlar hareketlerini kısıtlamıyordu. Dahası ayaklarının uyuşukluğunu gidermişti. Derin bir nefes alıp, sigaranın kötü kokusunu ciğerlerine çekmemeye çalıştı. Yine de hafif bir öksürük eşliğinde Tatja’ya yeni halini gösterdi. “ Denedim. Giysiler için sağol.” Siyah kazağı çekiştirmeye devam ederken, çantayı Tatja’ya doğru uzattı. “ Sadece kazağı ve botları giydim. Süpermiş.” Duraksadı. Ayaklarına baktı. Evet, memnundu. Omuzları düştü ve tekrar cadıya doğru çevirdi bakışlarını. Üşüdüğünü söylese bu hava da mı diye çıkışabilirdi. Hava bazı açılardan çok güzel ve sıcaktı ama Aethra titriyordu. Dudaklarını kemirdi ve söylemeye karar verdi. “ Kimseye bahsetme ama şu aralar biraz titriyorum. İki kazak beni ısıtır diye düşündüm.” Gülümsedi. Kimseye derken bu durumdan sıkıldığını göstermek istemişti. Hasta olduğunu duymalarını istemiyordu. Titremelerine şahit olmalarını istemediği gibi ama tüm açık yürekliliği ile Tatja’ya şimdiki durumunu dillendirmişti. Onun bir başkasına söylemek isteyip, istemeyeceğini düşünmeden. Umursamadığını fark etti. Tatja, bunu kendine saklayacaktı. Bundan zerresine kadar emindi. Yutkundu ve ağacın ardına doğru ilk adımını attı. Orman’da yol bulmak Aethra’nın işiydi. Sonuçta burada yaşamaya başlayanlardan daha uzun süredir bu ormanlardaydı. Ağaçların arasında yürümeye başlarken arkasından gelmeyi beklediği adım seslerini işitmediğinde geriye döndü. “ Hadi Tatja, bir an önce gidelim.” Cadı ağzındaki sigarayı eline almış ve dumanı hâlâ tüterken ona doğru yaklaştı. Yüzünde Aethra’nın okuyamadığı bir şeyler vardı. Sanırım ona söylenip söylenmeme arasında kalmıştı. Yanına yaklaşırken, homurdanıyor olmalıydı. Hasta biri ile yola çıkıyordu ve aklına onunla ne yapacağına dair düşünceler gelmiş olmalıydı. İç çekti ve olduğu yerde cadının ona yetişmesini bekledi.

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tatja Fahrõna
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Kayıt tarihi : 01/12/10
Lakap : I-Lem

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Perş. Ocak 31, 2013 3:00 pm

Sigarasını içerken bakışları dalgınca yerdeki küçük taşları izliyordu. Sigarayı dudaklarıyla kavramıştı ve dalgınca gömleğiyle kazağının kollarını kıvırmıştı. Sağ kolundaki asa dövmesi rünleri andırıyordu, narin bir çizimi vardı ve kendi dünyasının insanlarına aykırı gelen iki kelime yazılıydı. Başka bir dildi, kendi incili olarak aldığı Yüzüklerin Efendisi'nde kullanılmış bir dildeydi. Yazan kelimelerin karşılığı Sadakatsiz Bilge idi. Kendi asasının bir varyasyonuydu ve burada büyü yapmaları yasak olduğundan böyle bir çözüm bulmuştu. Sadakatsiz Bilge'nin alt tarafında etrafında rünümsü semboller olan siyah bir el işareti vardı. Sembollerin rengi koyu kırmızı, koyu mavi ve koyu yeşildi. Bunu kimseye söylememişti, bedeninde neden taşıdığını kendisi dışında tek bir kişi biliyordu ki şu an ikiziyle birlikte hayatta kalışını borçlu olduğu kişinin ta kendisiydi. Sağ kolunda şimdilik herhangi başka bir işaret görünmüyordu. Sol kolunda uzun zamandır kendisiyle birlikte olan başka bir işaret vardı. Platin saçlı çocuğun, Serpent Felis Leo'nun herkes için seçtiği o güzel işaret. Kendi ölümü de olabilirdi belki ama hala ona, Serpent'e bir yaşam borcu varken onun emirleri dışına çıkmayacağını biliyordu. Son zamanlarda biraz dengesiz bir profil çizmiş olsa da Serpent'in kendisini az çok anladığını tahmin ediyordu. Kararlarını sorgulamaktan çok sadece mantıklı nedenler beklemişti ve ne olursa olsun bu huyundan vazgeçmeyeceğini biliyordu. En sonunda onun ellerinde ölmeyi de pek istediği söylenemezdi aslında. Sigaradan derin bir nefes daha çekti. Şu an burada, tanıdığı neredeyse hemen hemen herkesten uzakta zaten ölüyordu. Her gün onu görmek, kaderin kendisiyle geçtiği en büyük toşşiklerden biri olmalıydı. Bozulmuş olan bazı şeylerin düzeltilmemesi gerektiğine inanıyordu ve bunu savunmak için elinden geleni de yapacaktı fakat her gün dip dibe olmak onu oldukça geriyordu. İçine çektiği dumanı sertçe üfledi. Büyücüye dair bütün düşünceleri silindiğinde bakışları sağ koluna indi ve el şeklindeki dövmeye baktığında içi titredi. Hail Sithis, Night Mother. Nikolai. Yaşlı ve becerikli kurt geldi aklına. Onu anımsamak hem şükran hem de üzüntüyü aynı anda yaşatarak dengesini bozuyordu. Sigarasından bir nefes daha alırken pamuk filtrenin parmakları arasında büzüştüğünü hissetti. Yaşlı diyerek kellesi uğruna takıldığı büyücüyü anımsayınca hafif bir gülümseme dudaklarını kaplamıştı ama kulaklarına çalınan küçük öksürük ile büyücüye dair tüm düşüncelerini zihninden uzaklaştırarak yeşil gözlerini gelmekte olan cadıya yöneltti.

Kazağını çekiştirerek gelmesi içinde tanımlayamadığı, cadıdan küçük olmasına rağmen garip bir ablalık içgüdüsünü harekete geçirmişti belki de. Yeşil gözleri narin cadıyı izlerken esen hafif rüzgar bir anlığına gözlerini kapamasına neden olmuştu çünkü gözüne toz girmesinden nefret ederdi. Cadının yeni giysileri hakkında beğeniyle konuşması son günlerde içinde bulunduğu karanlık ruh halini dağıtmaya yetmişti ve neden daha önce konuşmadıklarını merak etmişti. Ufak bir gülümseme yeniden dudaklarında belirecekken Syrinx'in omuzlarının hareketi ve ifadesi gülümsemesini engellerken hafif bir endişeye kapılmasına neden olmuştu. Cadının kendisine olan itirafını duyduğunda zihni yardım edecek bir şey düşünmeye başlamıştı bile. 'Buranın havası herkes için kolay alışılır değildir. İki kazaktansa üç kazak iyidir, bir dakika.'diyerek hançerini çıkardı ve kendi kazağının ön tarafını düz bir çizgiyle keserek onu garip bir ceket haline getirdikten sonra çıkarıp Syrinx'e giydirdi. İtiraz edebileceği ihtimalini umursamamıştı bile. Hançerini yerine tekrar yerleştirdikten sonra sigarasını söndürdü. Kendisinden önde gitmeye başlayan cadıyı takip ederken etraftaki seslere de dikkat ediyordu ve olası bir tehlikeye karşın yanındaki cadıyı nasıl koruyabileceğine dair planlara başlamıştı bile. Yaklaşık otuz sessiz dakikadan sonra dikenlikli ve değişik değişik bitkili bir yere gelmişlerdi. Tatja bir an eğilerek iki tür bitkiyi kopararak çantasına koydu. Bitki örtüsünü dikkatle incelerken bakışları arada beraber geldiği arkadaşına yöneliyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Syrinx Aethra Rouvas
Cadı
Cadı
avatar

Mesaj Sayısı : 1986
Kayıt tarihi : 21/06/10

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Cuma Şub. 01, 2013 3:13 pm


Bu nasıl bir duyguydu ki? Güven… Cadının aykırı olan her ayrıntısının Aethra’da yarattığı etkisi buydu. Ondan bir parçada olsa çekindiğini hissetmesine rağmen ona yaklaşmaya göze alacak bir yönü vardı. Tatja’nın hançerine yönelmesi Aethra’yı yarım adım geriletse de cadının kazağı ile uğraşması onu şaşırtmaya yetti. Üstündeki kazağın ön tarafından keserek lime lime ettiği ipleri gün yüzüne çıkardı. Ağzını itiraz kelimeleri ile açacağı sırada ona doğru gelen Tatja, tüm kelimeleri yutmasına neden oldu. İtaatkar bir şekilde kollarını kaldırdı ve cadının onu giydirmesine izin verdi. Olanlar Aethra’yı gülümsetirken, yolculuğun bir hayli iyi geçeceğini düşündü. Önündeki ipleri narin parmakları ile birbirine bağlarken kazağı üzerine sabitledi. Kısık bir sesle durum üzerine konuştu. “ Teşekkür ederim.” Cadının teşekkürünü umursamış olduğunu düşündü. Biraz sonra ondan birkaç adım ilerde yürürken kemiklerinin bile ısındığını hissediyordu. Titremesi ise geçmemişti. Bunun üşümekten kaynaklanmadığını o anda anladı. Bunu ona yapan havanın ta kendisiydi. Soluyor ve hücreleri ölüyordu. Gözlerini uzun süreli yummaya korkarak adımlarını yavaşlattı. Tatja’dan uzaklaşmak istemiyordu. Cadının yola çıkma amacına uygun bir şekilde bitkileri süzdüğünü fark etti. Bir süre onu izlerken yanına aldığı sapında sedef işlemesi olan hançeri onu koruyan kınından çıkardı. Ucu bir hayli küçük olmasına rağmen bir hayli keskin olan hançer babasından kalmıştı. Onu yanında buraya getireceği kimin aklına gelirdi ki? Şans eseri Godric’s Hollow’a gittiği o geceden bir saat öncesi eskileri yad etmiş ve cübbesinin cebine kütüphaneden çıkarken atmıştı. Hayat tesadüflerle dolu dedi içinden ve gülümsedi. Kaderinin sadece kendi elinde olmadığını biliyordu. Elindeki hançere baktı. Belki de bu hayatın zorluklarını atlatacağına dair bir işaretti. Hançerin sapını tüm parmakları ile kavrarken önünde ayrık otlarına doğru çömeldi. Her yerde yetişen ayrık otları hem kolay bulunur, hem de birçok iksirin ana maddesini oluştururdu. Otları kesmek için yaprakların tepesinden sol eliyle kavradı. Büyük bir demeti sağ elindeki hançer ile kesip beline bağladı heybeye attı. Kamp alanına tekrar geri döndüğünde otları birbirinden ayırırdı. Ayrık otları ile işi bittiğinde mavi ve mor yaprakları ile gözalıcı bir çiçek dikkatini çekti. Bitkibilim derslerinden hatırladıklarını tartmanın vakti gibi gelmişti. Çiçeğin saplarının zehirli olduğunu biliyordu. Oysa üzerindeki polenler çok işe yarardır. Çiçekleri, kesmek için ise saplardan kurtulmalıydı. Hançeri yere bıraktı ve heybesine koyduğu ıvır zıvırları kontrol etti. Görülerinden sonra sakinliğe ihtiyaç duyduğunda içtiği iksir şişesini çıkardı. Birkaç gün önce içindekileri bitirmişti. Kendini baskı altında hissetti ve derin bir nefes aldı. Heybesine birkez daha dönerken yanından ayırmadığı eldivenlerini bulmuştu. Eldivenlerini eline geçirerek çiçeğin sapını, ona zarar vermeden tuttu. Hançeri bir kez daha iş başındaydı. Hançerini kavradı ve sert sapa sürte sürte, çiçek ile sapı ayırdı. Çiçekleri şişeye nazikçe koyarken sığabildiği kadar çok çiçeğin sığması gayretindeydi. Yaralanma iksirlerinde kullanıldığını düşününce, polenler önemliydi. Şişeyi iyice kapadı ve belinden sarkan heybeye attı. Eldivenleri çıkarmamaya karar vererek ayağa kalktı. Gözleri başka başka yararlı otlarda, henüz solmamış çiçekler arıyordu. Hayat tamamen yok olmadan Silvanesti Ormanları’ndan yararlanmalıydılar.

Cadı işine kendini öyle vermişti ki, Tatja’dan uzaklaştığının farkında bile değildi. Bedeni ağır ağır halsizleşirken bir çok bitki türü heybesini doldurmuş belinden baskı uygulamaya başlamıştı. Son bir gayretle yerde öylece yatan koca bir kütüğün üzerinden atlamaya kalktı. Botları mı ağır gelmişti? Bir anda yere doğru çekilen ayakları onun hareketlerini kısıtladı. Sağ ayağı kütüğe çarptı ve tökezledi. Tökezlemenin etkisi ile öne doğru savruldu ve kendini büyük bir boşluğa düşerken buldu. Yüzükoyun kapaklandığını yüzüne çarpan sert bir cisimle algıladı. Dudaklarından koca bir ah çıkarken sol eli gayri ihtiyari alnına gitti. Elini alnına bastırdı ve çektiğinde parmak uçlarını boyayan kendi kırmızı kanını buldu. Onu bu hale getiren cismi görmek için bakışlarını yere doğru çevirdi. Kemik! Bir an ne olduğunu algılasa da tam karar verememişti. Gözleri yer boyunca ilerledi. Toprağa yarısı batmış bir halde birçok kafatası ve kemikle aynı yerde yatıyordu. Aman Tanrım! Gözleri kocaman açıldı ve hızla yerden kalktı. Bulunduğu oyukta geri geri giderken bağırıyordu. “ Tatja!” Tahminleri onu öylesine atılan bedenlerin çürümeye bırakıldığını söylüyordu. Burada her ne varsa çürümüş geriye kemikleri kalmıştı. “ Tatja!” Yine bağırdı. Ormandaki herkesi, ona yabancı olan her şeyi uyandırmayı göze alarak. Nedense bulunduğu ortam ona gerginlik yüklemişti. Titremeleri hızlanmıştı. Sırtını topraktan duvara dayadı. Ayağa kalmak istese de yapamamış kemiklerin üzerine oturmak zorunda kalmıştı. “ Tatja, lütfen yardım et!” Buradan hemen çıkmalıydı. Yoksa boğulacaktı, nefessiz kaldığını hissediyordu. Gözleri ağır ağır kapanıyordu. Görülerin ne zaman geleceği belli olmazdı ve ayıkken buradakilerin hayalini görmek istemiyordu. Onlara ne olduğunu bilmek istemiyordu! Yutkundu ve gözleri önüne düşen perdeyi daha fazla geciktirmedi. Göz kapakları iyice açılmıştı ve karşıya bakıyordu. Transa geçmiş Aethra, göğüs kafesi hızla inip kalkarken burada ölüme bırakılan insanların o son anlarını görmeye başladı. Kendine gelene kadar Tatja’yı, etrafını algılayamayacak kadar geçmişe gitmişti. Geçmiş kan ve korku ile boyandığında Aethra açık gözlerine yansıyan görünün altında ezilmeye başladı. Soluksuz kalana kadar görmeye devam edecekti ne de olsa…

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Tatja Fahrõna
SFL
SFL
avatar

Mesaj Sayısı : 224
Kayıt tarihi : 01/12/10
Lakap : I-Lem

MesajKonu: Geri: Kurukafa.   Paz Mayıs 05, 2013 11:55 am

Bitkileri tanımaya çalışmak oldukça yoğunlaşmasını gerektirdiği için bir an kendini bile unutmuştu. Aslında Gerçek hayattan sıyrılmak kendisi için iyi bir şey olarak görülebilirdi çünkü kimseye söylemese de içini ezen büyük siyaha boyalı duygular zihnini etkilemeye yakınlaşmıştı. Yere düzgünce çömelmiş bir şekilde hançerinin ucuyla bitkileri incelerken bir tutam kırmızı saç gözünün önüne düşmüştü. Kırmızı telleri gördüğü an cadı kıpırdamadan durmuş ve zihninin lanet olası teorilerini dinlemeye başlamıştı. Hançer bitkiler için, hançer düşmanlar için. Ben de başkaları için bir düşmanım. Onların hançerlerini kabul edebilirim, benimkini değil. Zihnine bu düşünceyi yerleştirmeyi başardıktan sonra içindeki burukluk duygusuyla saç tutamını kulağının arkasına aldıktan sonra çantasından çıkardığı sigarasını dudaklarının arasına götürerek yaktı. Boğazını yakan dumana aldırış etmeden aradığı bitkilerden bir miktar keserek kesesinin içine attıktan sonra dumanı havayla buluşturdu. Bakışları gökyüzüne yönelirken Syrinx'in dumandan rahatsız olduğunu hatırlayarak kendisine kızıp sigarayı söndürdükten sonra kendisini farketmiş midir diye omzunun gerisinden baktı. Gözleri irice açılırken midesine yumruk yemişçesine ayağa kalktı. Lanet olsun Tatja, bir kıza sahip çıkamadın mı? Doğrulup hızlı adımlarla ilerlerken her yöne bakmaya çalışıyordu. Aklına onlarca şey gelirken kötü olasılıkları düşünmek daha çok paniklemesinden başka bir işe yaramıyordu doğrusu. Kalbi delicesine korkuyla atarken yarım saniyeliğine durup kısa ve sert bir şekilde nefes alıp verdikten sonra hızlıca yürümesine devam etti ama onu bulacağına, zarar görmemiş bir halde bulacağına inandırdı kendini. Serpent beni öldürecek, kesinlikle öldürecek. Müstahak bana zaten. Nasıl bir gerizekalıysam. Bitkibilime çalışmış olsaydım Syrinx'i kaybetmezdim. Hmm. Bu da ne?

Büyükçe bir kütük görmüştü ve kütükle ilgilenmesinin nedeni üzerine küçük bir parça kumaşın bulunmasıydı. Syrinx'in üzerine geçirdiği kazaklardan bir tanesi gibi duran kumaş parçasına bakarken kılık kıyafet dikiş konusunda yetenekli olmamasına sevinerek kütüğün üstünden geçtikten sonra etrafa bakarken aşağı da bakmış bulundu. Yüzü beyazlarken kendisine dikkat etmeden aşağı atladı ama açısını kızın tepesine binmeyecek şekilde ayarlamıştı. Yere ulaştığında sağ ayak bileğindeki acıyı hissetse de bunu umursamadı. Yine panikleyerek derin nefesler aldı ve bu esnada ortalığı samrış olan o dehşetli kokuyu aldı. Çürümüşlük, unutulmuşluk belki de terkedilmişliği barındıran bu ağır havanın Syrinx'in zarif bünyesini olumsuz etkileyeceğini düşünerek kızın yanına korkuyla yaklaştı. Kızın gözleri kendisini görmüyor gibiydi ve göğsünün hızlı hızlı inip kalkması bir görünün eşiğinde olduğunu beyan ediyordu. Yerdeki kurukafaları ve kemikleri kıza baktıktan sonra farketmişti. Açık mezar mı? Bulundukları yerdeki kemik oranına bakarak kendisini biraz günahkar hissetti düşündüğü şey için. Yapabileceği bir şey yoktu, kızı açık havaya ulaştırmalıydı. Bulduğu bütün dal ve kemik parçalarını toparlayarak çantasındaki ip yığınıyla sağlam olmayan bir merdiven niyetine kullanılacak yığın haline getirmeye çalışmıştı. Syrinx'i kucağına alacaktı ve eğer dengesi bozulursa düştüklerinde kız kendi üzerinde olduğu için hasar görmeyecekti. Umarım Syrinx'i ulaştırdıktan sonra tek başınayken düşüp kafanı kırarsın Tatja. Sürekli birilerini kaybetmekten başka bir halta yaramıyorsun. Syrinx'in hafif bedenini nazikçe kucağına alarak yapmış olduğu sağlam olmayan yığında güç bela ilerledi. En tepeye vardıklarında gözleri endişeyle kucağındaki cadıya indi ve yine düzgün toprak zemine kavuşmayı başardıklarında kızı kütüğün üzerine oturttu. Çantasında bulunan küçük su şişesinden bir miktar suyu ellerine dökerek cadının yüzünü ve dudaklarını hafifçe ıslattı. Görü bitene kadar beklemesi gerektiğini düşünüyordu. Sol kolunu cadının omzuna atarak yalnız olmadığını hissettirmeye çalışarak sarıldı.

'Beni duyamıyorsun biliyorum.' derken sesi titremeye başlamıştı. Burnundaki yanma hissi gözlerinin sulanmasına neden olurken hissettiği tüm korkular toplu bir şekilde bedenini ele geçirmeye başlamıştı. 'Küçükken buraya taşınan yetimhanedeydim ben de. Bir gün bakıcılardan biri tarafından neredeyse öldürülecekken Serpent beni kurtarmıştı. Hogwarts'a adımımızı attığımız zamana kadar yanındaydım, okulun ve farklı binalarda olmanın bu bağı koparmayacağını düşündüm hep ve bir söz verdim.

Şimdiye kadar sevdiğim insanlardan çoğunu kaybettim. İkizimi mesela, hala okulda biliyorum ama iyi olduğunu ümit edebiliyorum. Bir büyücü var, hatta bizim kampımızda. Onu da sevmiştim, anlamsız kıskançlıklarım ve ondan uzak hissettiğim için kendi içimde bocalamalarım sonucunda kaçmayı tercih ettim. Geçen yıl turnuvaya katıldığımda sanırım ölmeyi ummuştum. Ah, konuyu dağıttım özür dilerim.
' dedikten sonra gözlerinden yanaklarına süzülen yaşları durduramamıştı. Güçlü olmaya çalışarak nefes aldı.

'Verdiğim söz şuydu Syrinx. Ne olursa olsun son anıma kadar Serpent'e yardım edecektim. O, bunu ona hiç söylememiş olsam da, gerçekten abim veya ne bileyim ona eşdeğer güçlü bir birey olarak gördüğüm bir kişi ve bu seni de hayatım pahasına koruyacağım anlamına geliyor. Evet, demin koruyamadım. Özür dilerim. Kendine gel, lütfen. Görücülerden hep korkmuşumdur, hep oraya takılı kalacaklarından korkmuşumdur. Güçlü görünen salağın teki olduğumu artık biliyorsun. Lütfen.' dedikten sonra sağ eliyle gözlerini sildi. Kendi gözyaşlarının yanındaki cadının yüzüne de damladığını görünce kendi zayıflığına kızarak yavaşça cadının yüzünü sildi. 'Yalnız değilsin Syrinx.'diye fısıldadı sonra. Cadının uyanmasını beklerken yüzündeki tüm rengin gittiğini hissedebiliyordu. Bulundukları ortama kim gelirse gelsin zayıf görünmesini umursamayacaktı aslında. Fyodor bile gelse umursamayacaktı çünkü şu anki korkuları zayıf görünmesinden doğacak utancı hissetmesini engelleyecekti.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Kurukafa.
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Wigtown Wanderers'a Hoşgeldiniz... :: Silvanost :: Orman-
Buraya geçin: